Pazar günlerinin piyasa vakitlerinde, Ortaköy, Etiler, Bebek, Hisar, Moda ve bu gibi yerlerde "hava atmaya" çıkan birçok insanın aklından neler geçiyor dersiniz? Refaha tapınma ve ardından gelen derin memnuniyetsizlik yüzünden, kim yanındakiyle (dostu ya da sevgilisi) sahiden ilgilenebilir? Kimsenin kimseyi tanımak için emek harcamaya zamanı var mıdır? Yoksa hayat, buralarda başka bir yüzünü mü gösterir?
Kentin rahatlama, tüketim ve gösteriş yerleri buralar. Hayat bütün hafta insanları ekonomi ve iş kurallarıyla, derinleşen sorunları ve gelecek korkusuyla sıkıştırırken, hafta sonları buralarda bir başka yüzünü gösterir.
Hayatın o gülümsüyor gibi gözüken yüzüne, insanlar, koşarak giderler. Zenginlik, zevk ölçüleri ve mutluluk olanaklarının nereden nereye geldiği, buralarda açığa çıkar. Kültürün riyakâr yüzü buralarda. Daracık kotlarının içinde ateşli genç bedenler, azgın bir erotizm, küstah ve gösterişçi şıklık. En yeni ve en değişik formalarının içindeki insanların yüzlerinde vahşi bir gurur okunur. Sürücülerinin ruhunu edinmiş merhametsiz ve pahalı arabalar; özgürlüğü, asiliği değil, snop bir böbürlenmeyi vurgulayan parlak cilalı motosikletler; giysilerde neonlar gibi yanıp sönen markalar; şapkalar, takılar, yüzlerde ifadeyi ortadan kaldıran kaprisli makyajlar. Herkes kendi refahını teşhir etmek için gelir sanki buraya. Ancak çok kişinin, tek tek bu görüntü, imaj ve gösteriş yarışına tahammül etmesi mümkün değildir. Farklı, üstün görünebilene tahammül edilemez. Gösteriş, küstahlık ve kendini beğenmişlik derin ve marazi bir memnuniyetsizliğe dönüşür hemen...
Bu refaha tapınma ve ardından gelen derin memnuniyetsizlik yüzünden, gözler, bir uzaktaki, farklı gözükendedir. İnsanlar birbirlerine pahalı, zevkli ve haz veren oyuncular gibi gözükür. Bu ölümcül mukayesenin en göz alıcı nesneleri, genç kızlar ve kadınlardır şüphesiz... Genç. diri, pervasız, göz alıcı... Doyumsuzluklar ayaklanır ardından... Kimsenin kimseyi tanımak için emek harcamaya zamanı yoktur. Zaman, akıp gider insanlarla birlikte. Görüntüler ve imajlarda anlaşmak yeterli sayılır. Vefa duygusu, kendini adamak, bağlanmak yoktur. Bu göz alıcı, kışkırtıcı ve ruhsuz güzellik, gün boyunca rahatça doyurur insanları. Zaten böyle bir iklimde aşk, zehirli ve yok edici bir fikir gibi dolaşmaktadır ortalıkta. Anılar, hayaller ve vazgeçilmez olanın ruhuna değil; bu gösteriş dünyasına, bu pırıltı ve zenginlik ayinine tutku duyulur artık.
Herkes bu ayinin kahramanı olmak ister; bir özgürlük, bir siyasal mücadele, bir yolculuk kahramanlığı değildir bu. Bu kahramanlık, yetersizlik acılarını dindirecektir sanki. Kimse, başka acı çekmek istemez. Başka her fikrin üzerinden sadece şöyle bir dokunulup geçilir. Bu ayine kendini kaptırmış insan, ölüm düşüncesini tamamen unutur. Para ve eşyadan başka hiçbir şey biriktirmek istemez.
Bu duygu, ona kıskanç bir can sıkıntısı getirse de, ayine koşulsuz katılabilmek için benliğini unutmaya çoktan razıdır. Çünkü, kendisine sunulanla ilgilenmeyip içine baktığında, açgözlü, muhteris, zevk düşkünü biri olduğunu hisseder aslında. Bu duyguyla şu an yüzleşebilmesi, ona çok güç ve çok sıkıntı verici gözükür. Kendisinden kopup gittiğini düşündüğü o rengârenk dünyadan geri kalmamak, onun ta içinde olmak, kendisi olmamaya (kendisi kim?) çoktan hazırdır zaten.
Kendisini yetersiz hissetmesine neden olan, biraz da benliğinin bu pasif direnci değil midir? Bu gösteriş ve zevk ayininden pek de mutlu olamayacağını içten içe duyuran, bu geri kalmış, bu "gözü geçmişe takılı" benliğini susturmak ister artık.
Bu yaz günleri, piyasa vakitlerinde, Beyoğlu, Ortaköy. Etiler, Bebek, Hisar, Moda gibi yerlerde "hava almaya" çıkan birçok insanın aklından neler geçiyor dersiniz? İnsanların, akıl, kültür ve eğitim düzeyleri ne kadar farklı olursa olsun, duygular dünyası şaşırtıcı derecede birbirine benzer aslında. Ve ne tuhaftır ki en çok da duygular, istekler, beklentiler hakkında yalan yanlış şeyler söylenir...
Ruhumun тam orta yerinde…GüLümsediğim küskünLükLer var