Güneş Göz yaşlarımı üfledi
Güneş gözyaşlarımı üfledi avuçlarımdan.Başka ülkelerin başka memleketlerinden karıncalar ayaklandı.Şehir şehir aranılan bir yaz vardı,köşe bucak beklenen.Ve bütün bunların yanında ağır ağır gelen acelesiz bir yaz.Kelebekler çiçekleri doyumsadı,martılar sahilleri. İnsanların içlerinde bir coşku vardı olabildiğince gürültülü.Ama bu sesleri sadece kendileri duyuyorlardı.
Kimse duymasındı.Beklenen birşeyler vardı.Avunulan işler.Sayılan günler.Sessiz ve sakindi insanlar.Her yüz birşeyleri sessizleştiriyordu.Yoksa doğal davranmak olağan dışı mıydı?Normal olan,sadeleştirmek miydi hayatı?Sadeleştirmek miydi gördüklerini,görmek istediklerini?
Hayatın hiç abartısı yok muydu?Tozmamalı mıydı yollar?Hiç gidilmedik yerlere gitmek de mi yanlıştı?İçinden geçtiğin günler ille de son kullanma tarihinde atılmalı,yakılmalı mıydı?Çerçevelere sığdırılmaya çalışılan o büyük günler,o büyük mutluluklar illa fotoğrafın arkasına atılan tarihlerde mi kalmalıydı?Bütün heyecanlar çocukluk yaşlarına sıkıştırılıp,kapakları kapatılmalı mıydı?Deniz köpüklerini tutmaya çalışmak sadece o yıllara mı mahsustu?
Bütün kahkahalar çocukken yapılan uçurtmaların kuyruklarına mı düğümlenmişti?Yoksa mavilere aşık uçaklarla mı havalanmıştı tüm sevinçler... Bütün kırlangıçlar aynı şarkının aynı nakaratında uçmaya başlıyorlardı,uçuk mavi gökyüzünün derin bakışlı ayrılıkları gibi uzakta.
Sanki görünmezlik iksiri içmişti hezeyanlar.Pabuçlarını giymemişlerdi ayaklanan karıncalar.Sessiz sedasız yürüyorlardı. Birde martılardan dinlemek vardı denizin kokusunu.Yelkenlilere sormak vardı rüzgarın anlattıklarını.Onlarında anlamadıkları şeyler var mıydı? Çözülemeyen durgunluklar kocaman bir girdap oluvermiş;gözyaşları hiçbirşeye tutunamadan yuvarlanıyordu feryad-figan.
Gitgide sessizleşen mevsimler derin bir iç çektiriyor,arkalarında bir sürü üç nokta ve bir sürü soru işareti bırakıyorlardı.O,şehirleri yerle bir eden hortum gibi yutuvermişti mevsimleri zaman. Hiç yorulmadan,gribe yakalanır gibi yakalanıvermişti insanlar suskunluğa.Ceviz ağacından sandıklara kilitlenmişti kelimeler.
Bütün piknik sepetleri tadımlık eğlencelerle doldurulmuştu.Yeşil çimenlere bir sürü mutluluk serpildi ve toprağa emanet edildi gülümseyen yüzlerin resimleri. Gidenler nedense hiç dönmüyor;bekleyenlerse usanmadan bekliyorlardı.Kapılar defalarca açılıp kapanıyor,ama bir kişi uzaklaşıyordu.Uzaklaşanlar hep özleniyordu.
Kapılar hep sessiz mi kapatılmalıydı?Ve odaların ışıkları hiç yakılmamalı mıydı?Karanlıklara kapanan lambalar aslında uykusuzluğun en yakın dostuydu. Her gece üzerine ağlanılıp ıslanan ve balkona mandallanan bir vurdumduymazlık vardı.Anahtarları bulunamayıp bir türlü açılamayan kapılar vardı.Anahtarların mı aklı karışmıştı yoksa içeri girmek istemeyen ellerin mi?
Geceleri duyduğum en güzel ses anahtar sesiydi.En hüzünlü ses de karanlıkla başlayan uykunun sesi.Öğlen olsa da bir türlü başlayamadığım günlerim vardı.Bir de gelmesini hiç istemediğim yazlarım.Gitmesini hiç istemediğim sevinçlerim...
Ağır ağır gelen acelesiz bir yaz vardı.İyi ki de acelesi yoktu.Sevinçlerim hala buradaydı.Sabah ve akşam gibiydi sevinçlerim.Elleri ellerimdeydi.Bu yaz her yazdan farklı olsundu.Derin bakışlı ayrılıklar girmesindi aramıza.Işıklar hiç sönmesindi
alıntı
"PaPaTyAm" (kankim) YOSHİMATO
|