Yorumla.Net  


Geri Git   Yorumla.Net > Muhabbet > Hayata Dair..

Hayata Dair.. Hayata dair küçük hikayeler, tavsiyeler özlü sözler.. Hepsi bu bölümde..

Yorumla.Net Forum'a Hoşgeldiniz

! FORUMDAN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLUN !


Yeni Konu Gönder  Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 05-25-2007, 12:02 PM   #11 (permalink)
Üye Bilgileri
tatil MOD'unda:))))
 
Majeure kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Oct 2006
Şehir : İstanbul
Mesaj: 27,279
Blog Başlıkları: 6
Rep Gücü: 6000
Rep Puanı : 211596
Rep Seviyesi: Majeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure Repstar
Varsayılan




BU KONUYA YORUM YAPMAK İÇİN HEMEN ÜYE OLUN
170.000 UYE YORUMLARINIZI OKUSUN


Merhaba,

Aşağıdaki alıntı hafta ortasında gittiğim, yaklaşık bir yıldır ayrı olduğum gönül dostları ile bir arada olma olanağı yakaladığım toplantıda en önemli çağrılı tarafından açılış konuşmasının başında okundu.


“Siz en güzel ve en güçlü varlıksınız.

İnsan olmaktan kıvanç duyun.

Her şeyi kendi içinizde arayın, bulacaksınız.

Kendinizi, başkalarını ve yaşamı sevmeyi öğrenin.

Sevgiye zaman ayırın ve onu başkaları ile paylaşın.

Yaşam sevgi,

Sevgi yaşam demektir.”

Yaklaşık üç buçuk saat süren sevgi yüklü söyleşi, konuk konuşmacının “hepinize sevgi için barış diliyorum” temennisi ile sona erdi. Sıkça yaşamı, kendimi, hayatı sorgulayarak nedenlere ve niçinlere yanıt aramayı sürdürdüğümü, içinden çıkılmaz gibi görünen hayal kırıklıkları ardından çıkış yollarını zorlarken “Hayatın artık benim için yapabileceği bir şey kalmadı mı ?” sorusundan çok mutlaka hayatın benim adıma yapacakları olmalı diye önce kendi üzerime yürüdüğümü bilirsin. Bu toplantı sonrası oturup biraz düşündüm ki; eğer hayatın benim için yapabilecekleri varsa (ki mutlaka var) ve ben bunu istiyorsam (elbette bütün yüreğimle) benim de hayata, insanlara, yaşama, aşka, sevgiye, dostluğa, umuda, değerlere, aydınlığa, mutluluğa, müziğe, şiire, çiçek, böcek, kuş aklına gelebilen her canlıya, denize, rüzgara, yağmura, geceye, akıp giden güne kısaca hayata dair bildiklerim, yaşadıklarım, duyumsadıklarım, önemsediklerim olmalı ki hayattan bir şey isteme hakkını görebileyim kendimde.

İnsanın hayatla ilişkisi, insanın insanla ilişkisine benziyor. İyi hazırlanabil ki hayat sana gülebilsin. Hayatına güzellikler sun ki hayatın bunu daha büyük güzelliklerle sana geri verebilsin. Aradaki farkın ise kendi hayatının, insanlar kadar nankör olmaması. Biraz daha incelikli hayatın sana geri dönüşü. Belki de bu hayatını sadece senin, kendinin belirleme hakkının olmasından kaynaklanıyor. Bu ve benzeri düşüncelerle cebelleşip yoğunlaşırken bir yandan eski dergileri karıştırıyorum bir yandan da gecenin duru sessizliğini dinliyorum. Değişmez iki yoldaşım var yanımda. Kahvem ve kısa Samsun marka sigara paketim. Kağıt, kalem onlar yoldaştan da öte ben oldular git gide.

Elime 97 yılı Aralık ayına ait bir dergi geçiyor. Çoğu zaman şaşırmışımdır. İletişim yalnızca tanıdık insanlar arasında sağlanmıyor. Kimi zaman hiç sağlanmıyor da denebilir ya!!!

Nasıl oluyor, apansız bir dergiye uzanıyorsunuz ve hiç tanımadığınız biri gece yarısı sizinle aynı düşünceleri paylaşan satırlarla yalnızlığınıza “merhaba” diyor gülümseyen harfler, yüreklendiren kelimeler, düşündüren cümlelerle.

Bir süre yazılanlara göz gezdiriyorum. Uzun zamandır neredeyse iç içe, alt alta olduğumuz

hayatımızın benim /senin adına yapabileceği ne çok şey olduğunu görüyorum. Peki hayatın senin adına yapamayacakları?

Kulak vermek ister misin hayatın senin için yapamayacaklarına?

Neden yapamayacağına?

Şimdi bu da nereden çıktı dediğini duyar gibiyim. Ne kadarını önemsersin, ne kadarı aklında kalır, kulağına küpe olur bunu bilemem ama, ben yazmaya değer buldum. Gerisi sana kalmış. Yalnız unutma hayat bu, şakaya gelir yanı yok anlayacağın. Sonra sana dönüp “üzgünüm senin için yapabileceğim pek bir şey yok” deyiverir.

Sen istersen iki üç dakikanı ayır da bir göz at, hayat sana ne zaman “senin için yapabileceğim pek bir şey yok” demekte!!!!

“Akıllı, zeki görünme abukluğuna aldanıp, salaklığın aslında bahşedilmiş bir meziyet olduğunu es geçiyorsan, hayatın senin adına yapabileceği pek bir şey yok demektir.”

“Ciddi imajlarla denize açılıp, akvuryumdaki balık kadar mizahtan anlamıyorsan, hayatın senin için yapabileceği bir şey yok demektir.”

“Aşk için aşk, metozori aşk, alkol üstü aşk, çetrefilli aşk, üçlü, beşli aşk gibi girdapları tercih edip, kendi halinde, usul usul geliveren yaratıcı aşkı ıskalıyorsan, hayatın senin için yapabileceği bir şey yok...”

“Pencere önü çiçeği olarak kalmakta direnip, insanı insan yapan içindeki çocuktur gerçeğini atlıyor ve kendi yaşam öykünün kahramanı olmayı beceremiyorsan, hayatın senin için yapabileceği pek bir şey yok demektir”

“Her soruya bir yanıt bulma telaşına kapılıp, müziği kendi ruhun, şarabı kendi kanın, kadını/erkeği kendi güzelliğin için damıtmıyorsan, hayatın senin için yapabileceği pek bir şey yok demektir”

“Sana sunulanları unutup, şeytanla girdiğin işbirliği ile nankörce davranıp meleklerle dans etmeyi, Tanrıyı ense kökünde hissetmeyi pas geçiyorsan hayatın senin için yapabileceği pek bir şey yok demektir...”

“Az seçilmiş yollarda yürümekten vazgeçip, herkesin yürüyebileceği düz, sapa olmayan yolları adımlamayı seçiyorsan....

Kritikleri tokatlamaktan korkup, bedenindeki enerjiyle çekip gidiyor, az ama renkli yaşayan bir tutku kelebeği kadar olamıyorsan....

Herhangi bir rant uğruna türlü olmazlıklar yapıp, kendi karanlığını kendin yaratıyorsan hayatın senin için yapabileceği pek bir şey yok dostum”

“Bir fahişenin sadece bir fahişe olduğunu düşünüp, aslında herkesi kendini temize çekme telaşı içinde yargıladığını unutuyorsan....

Dünde nedamet, yarında umut arayıp, bu günü yaşamayı yok sayıyorsan ve hatta zamanın dışına taşmayı beceremiyorsan.....

Başkalarının karanlığına kadrolu sokak lambası olup, kendi haleni karatıyor, gün günden tükenen sadece sen oluyorsan, hayatın senin için yapabileceği pek bir şey yok”

“Hazzı başka bedenlerde arayıp, bazen sadece kendi saçını okşamakla, kendi sırtını sıvazlamakla, kendi dizine yatmakla yetinemiyorsan....

Mutluluğun hep başka yerde, senin dışında olduğunu düşünüp, içini ihmal ediyor ve hatta sırt üstü uzanıp yaldızlı kumsala yıldızlı gökyüzünü seyrederek sigara dumanından halkalar yapmayı aklına getiremiyorsan....

Her şeyle oyun oynamaya kalkıp, kendinin ve başkalarının hayatını bir kumar gibi görüyorsan ve oyunun sadece kumarda olduğunu unutuyorsan, hayatın senin için yapabileceği pek bir şey yok...”

“Arzu tramvayında kaçak bir yolcu gibi her tutku durağında bir kez inip, sabrı, özeni, özveriyi en azından bir kez bile denemiyorsan.....

Sokaklar kadar ıssız yalnızlıklarla baş başa yaşamayı göze alıp, gecenin tül rengi hafifliğinde sana açılan bir yüreği ihanetlerle, terk edilmelerle bir başına bırakabiliyorsan...”

Ve..........

“Asıl yaratının, kendini bulmanın çelişkilerde olduğunu unutup, yaratılmışlarla ve şimdiki senle idare etmeye çalışıyorsan, hayatın senin için yapabileceği pek bir şey yok demektir......”

İçinde kendi kendinle yaptığın konuşmalarda, başkalarının onurunu koruyamıyorsan, birini, bir insanı ya da her neyi seviyorsan ve bunu diğerlerini harcayarak yapıyor üstelik de ne yaptığının ayrımına varamıyorsan, herhangi bir konuda bir kez kara verdin mi bütün seslere, olasılıklara ve hatta en iyi temellendirilmiş bir karşı çıkışa bile kulakların tıkalıysa ve bunu da güçlü bir karakterin işareti olarak kabul ediyorsan..

İçindeki kötünün en iyi olduğunu söyleme yürekliliği gösterdiğin zamanı hayatının en büyük dönemi olduğunu kabul edip bu övgüden hoşlanıyorsan ruhundaki boşluğun farkına varmadan,

boş bir gururla neyi iyi yapabiliyor da onun senin için en zor şey olduğunu kabul edip, işte bu benim anlayışım diyorsan hayatın senin için yapabileceği pek bir şey yok demektir.

Evet işte böyle sevgili dost. Bir kısmı alıntı, bir kısmı düşünürlere ait, bir kısmı da benden. Çoğaltılabilir, arttırılabilir, neden hayatın senin için yapabileceği pek bir şey yoklar .....

O zaman ne yapmalı insan hayat bu denli elini eteğini çektikten sonra üstünden?

Hayat, üzgünüm senin için yapabileceğim pek bir şey kalmamış dediğinde....

Örneğin;

Toplamalı bavulları insan

Yeter mi peki bavulları toplamak? Ya sonrası? Bavulları topladıktan sonraki yolculukta haftaya buluşmak üzere şimdilik hoşça kal...

Seni öperim, yüreğini de..............





Majeure Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-25-2007, 12:02 PM   #12 (permalink)
Üye Bilgileri
tatil MOD'unda:))))
 
Majeure kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Oct 2006
Şehir : İstanbul
Mesaj: 27,279
Blog Başlıkları: 6
Rep Gücü: 6000
Rep Puanı : 211596
Rep Seviyesi: Majeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure Repstar
Varsayılan

BU KONUYA YORUM YAPMAK İÇİN HEMEN ÜYE OLUN
170.000 UYE YORUMLARINIZI OKUSUN


Merhaba,

Sana son yazdığımda “Hayat, üzgünüm senin için yapabileceğim pek bir şey kalmamış” dediğinde hayat, bu denli elini eteğini çektikten sonra üstünden “ne yapmalı?” diye sormuştum. Bu hafta bavulları topladıktan sonraki yolculuğa çıkacağız birlikte. Şimdi geçen haftaki gönül olculuğumuza kaldığımız yerden devam edelim istersen .


Örneğin; toplamalı bavulları insan, diye bitirmiştim .

Ve.........

Birgün hesaplamalı telefonların hiç çalmayacağını, Uzakta çok uzakta sevgi dolu bir elin, yüreğin, beynin gece yarısı yazılan mektupları yollamayacağını birgün hesap etmeli. Tül perde arkasından insan yolu gözlemekten vazgeçmeli, hayatın bir bumerang gibi geri döneceğini kendine düşünmeli insan.. İhanetlere, terk edilmelere, birbaşına bırakılmalara hazırlıklı olmalı, hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde, başını dayayacak bir omuz arama isteğinden vazgeçmeli. Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı. Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin, ofisin, otel odalarının en görünen yerlerine, “Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz” dizeleri ile başlamalı güne. Telesekretere “Şu anda size yanıt verecek kimse yok” notları bırakmalı. Cep telefonları kapsama alanı dışına alınmalı ya da açılmalı iki saniye “na müsait bir durum, akşam arayayım” deyip atlatmalı. Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı gitgide, haklıyım, haklıyımın onurunu paylaşmalı tek bir kadehle. En sessiz gecelerde “yaptığım en doğrusuydu” ile teselli bulmalı insan. Soğuk duvar diplerinde sessizce ağlamaya alışmalı, kendinle hüzünlenip, kendinle sevişmeyi sürdürmeli soğuk geceler boyu. Hep hazır tutmalı sırt çantasını, kırık dökük yalnızlıkların tek başına dimdikliğiyle. Alışmalı yalnızlığa, hayatın yapabileceği pek bir şey kalmadığında ve yazabilmeli tek kelimelik yazgısını.........



Bunların bir kısmı “sevgisizlik” derlemelerinden, bir kısmı yine benden. Çok şükür ki hayatın benim için yapabileceği pek çok şey var. Bunu gönül rahatlığıyla ve içtenlikle söylediğime inanmalısın. Hem de o kadar çok olduğuna inanıyorum ki buna ömrümün yetmeyeceği gibi bir endişe de taşımıyor değilim. İnsana duyduğum sevgiden ötürü çokça saf sayılıyor, özverili olduğumdan kimi insanlar kuşku ile bakıyor olsalar da bana, bağışlayıcı olduğum için her seferinde aynı yanlış davranışların tarafımdan kabul göreceği inancını hâlâ taşıyor olsa da bir çok insan, başkalarına güven duygumu her şeye rağmen korumamı aptalca nitelendiriyorlarsa da, benim bunlara gülüp geçtiğimi “Eh!! Bu sizin kendi düşünceleriniz” diyerek doğru ve güzel bildiğim yaşam okyanusuna yol alıyorum pupa yelken. Elbette başkaları gibi, herkes gibi, çoğu insanın yaptığı gibi ben de karşımdakilerin olası yanlışları çerçevesinde onlara hakaret edebilirim, kızıp köpürebilirim, aldatabilirim. Ama bir türlü beceremediğim bir şey bu. Daha doğru bir söyleyişle yapmak istemediğim ve yapmadığım... Sen de biliyorsun hayatı ve insanları seviyorum. Bu nedenle hayata sunabileceğimin en iyisini vermemden doğal ne olabilir? Hayatımı anlamlandıran her insana, her nesneye, her olaya da verebileceğimin en iyisini sunmaya çalışmak oluyor bütün çabam. Nasıl düşünüyorsam, öyle yaşamak oluyor.



Hayat bana, iç huzur, mutluluk, sağlık, özgüven, hoşgörü, bereketli bir yürek, sabır, sevecenlik, inanç, umut, anlayış, neşe, hüzün, gözyaşı, içtenlik, dünyada görebildiğim, düşünebildiğim, tadabildiğim, dokunabildiğim, uyumsayabildiğim güzellikler olarak geri dönüyor.



Bardaktan boşanır gibi yağan yağmurun altında saatlerce yürüyebilmenin tadından tut da, güneşin doğmasında ve batmasındaki kızıl alevleri izleyebilmeme kadar, Çeşme'de bir bardak tavşan kanı çayı yudumlarken aldığım keyfe kadar binlerce güzellik olarak geri dönüyor hayat... Zamanın olur da bir deniz kıyısına yolun düştüğünde en önce kumsala inmeni ve oradaki güzellikleri seyre dalmanı salık veririm. Kumsala indiğinde mini minnacık çakıl taşlarına bir bak. Görmeyi bilirsen, her bir çakıl taşındaki ayrı form, renk, dokuya şaşırabilirsin. Eğer görmeyi başarabilirsen o taşların hangi nedenden ötürü avuçlarında olduğunu da anlayabilirsin.



Şimdi sen de inanıyorsun değil mi hayatın senin/benim için yaptığı/yapabileceği ne çok şey olduğuna? Yapmadı gibi görünenlerde ise mutlaka benim bir ihmalim söz konusu olmalı. Ya da biryerlerde yanlış yapmış olmalıyım, yanlış kurgulamış olmalıyım birşeyleri ki, geri tepki verip zaman zaman elini eteğini çeker gibi olmuş. Belki de dost bildiği beni sınamaya kalkmıştır. Bakalım hangi açmazlardan, çirkinliklerden güzellikler çıkarmaya çabalayacağım diye. Yoksa yenik mi düşeceğim sıradanlığa. Unutma ; “Sen /ben en güzel en güçlü varlıksın, her şeyi kendi içinde ara bulacaksın!!!”



Kim ne yaparsa yapsın, kim ne denli uğraşırsa uğraşsın nefreti, kavgayı, bencilliği, yağmalamayı, sevgisizliği öğrenmeye niyetim yok. İstersen bir önceki söyleşimizin başına dön ve bir kez daha oku hayatın senin için yapabileceği pek bir şey yoklar listesini. Çünkü istiyorum ki hayatın senin için de yapabileceği pek çok şey olsun.Ve bunu gerçekten istiyorum, gerçekten ve yürekten... Ayrıca hayata bana seni merhaba lama fırsatı verdiği içinde müteşekkir olduğumu söylemeliyim. Sana bir soru sorsam, gecenin bu saatinde yanıtlaman zor olabilir belki. Ama kendini dingin , sakin, huzurlu hissettiğin kendini içine açtığın bir zaman dilimini seçtiğinde belki sorumun yanıtını verebilirsin.



Gerçekte soruyu ben sana soruyor değilim. Sen kendi kendine soruyor olacaksın. Yanıtını da kendin vereceksin. Bak şimdi soruların sayısı artarsa tepki vermek yok. Hem yanıtlamama gibi bir özgürlüğün de var. Nasılsa kendi endinlesin. Hazır mısın?



-Hayatın adına bu güne dek ne yaptın sevgili dostum?

-Ve hayatın buna karşılık neler sundu sana?

-Hayatın adına ne yapmadın da, hayat senden neleri esirgedi ?

-Hayatın adına yapabileceklerin olmalı değil mi?

Ve hayatının senin adına yapabileceği pek çok güzellik olmalı...



Hani ben hep yinelerim ya; sende olanı vereceksin arkadaşım diye, hayatta böyle inan, kendinde olan her şeyi verecektir sana. Yeter ki senin için yapabileceği şeyler için kapını aralık tutabil....



Kendi güzelliğin için damıtmakla başla bir kadını/erkeği ..................................(bu kısmı senin doldurman için boş bıraktım). Haydi al kağıdı ve kalemi eline, başla kendi güzelliğin için damıtacaklarının listesini yapmaya..



Hayat,

Bir anlam sığlığı gibidir

Ne varsa alıp gider.

Hayat,

Bir anlam çığlığı gibidir

Ne varsa verip kalır...



Hayatla kal, seni öperim, yüreğini de.............




Majeure Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-25-2007, 12:03 PM   #13 (permalink)
Üye Bilgileri
tatil MOD'unda:))))
 
Majeure kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Oct 2006
Şehir : İstanbul
Mesaj: 27,279
Blog Başlıkları: 6
Rep Gücü: 6000
Rep Puanı : 211596
Rep Seviyesi: Majeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure Repstar
Varsayılan

BU KONUYA YORUM YAPMAK İÇİN HEMEN ÜYE OLUN
170.000 UYE YORUMLARINIZI OKUSUN


Merhaba,

Bir mektup boyu, birkaç satır arası aşk ve sevgiden bahsedelim mi bu gece yarısı; ne dersin? Çokça unuttuğumuz, yaşamımızın her evresinde olan ve bizim var dediğimiz oysa yaşarken bunu bile yanlış yaşadığımız ama doğru sandığımız aşktan ve sevgiden..... Korintos lulara Mektuplar 13’den bir alıntı ile başlayıp devam edelim bakalım nerelere varacak bu haftaki aşk ateşimizi tutuşturan sevda yolculuğumuz.


K. Mektuplar 3’den kısa bir bölüm şu şekilde; “İnsanların ve meleklerin dilleri ile konuşsam, ama sevgim olmasa; ses veren bir pirinç çalgı ya da gürültü çıkaran bir zil durumuna düşerim. Peygamberlik etme yeteneğim olsa, tüm gizleri ve bilgileri bilsem üstelik dağları yerinden oynatabilecek iman bütünlüğüne sahip olsam; ama sevgim olmasa bir hiçim. Sahip olduğum her şeyi sana yardım olarak versem, bedeni sana adasam ama sevgim olmasa bu bana hiçbir şey kazandırmaz. Sevgi sabırlıdır, iyilikle davranır, kıskançlık tanımaz. Sevgi büyüklenmez, böbürlenmez, utandırıcı bir şey yapmaz; kendi çıkarını gözetmez, içerlemez, kötülüğün hesabını tutmaz. Haksızlık karşısında sevinmez, gerçek karşısında sevinir. Sevgi her güçlüğe dayanır, her şeye inanır, her şeyden umutlanır, her duruma katlanır. Çocukken, çocuk gibi konuşur, çocuk gibi düşünür, çocuk gibi akıl yorardım. Olgunluk döneminde çocukluğa özgü davranışları geride bıraktım. Çünkü şimdi aynada bir bilmece görür gibi görüyoruz. Şimdi kalıcı olan inanç, umut ve sevgidir. İçlerinden en üstünü ise SEVGİ dir.”

Bundan yaklaşık iki bin yıl önce İsa, öğretisi için yola çıktığında bir bildiği vardı elbet “Size sevmeyi buyuruyorum” derken.. Şimdi bakalım ünlü, ünsüz, yarı ünlü bir çok insan ne buyurmuşlar bu konuda.. Not olarak ilave edilenlerse en ünsüz kişi tarafından kaleme alınmıştır. Biline....

** “Dalgalar üzerinde kendimden geçtiğimde seyrettiğim yalnız Tanrı değildi. Ben bir kadını ve onun tebessümünün mucizesini de görüyordum. (Chateaubriand)”

NOT: Ancak seven bir kadının tebessümü mucize yüklüdür. Ve bu mucizeyi ancak onu seven erkek görebilir. Becerebilseydik hepimiz mucizeler yaratabilirdik. Ancak ne yazık ki bizler yalnızca birer insanız (N. K.)

** “Sevgilime gecenin uzun, siyah saçlarını verdin; gözlerine yıldızların yakıcı güzelliğini koydun; vücuduna ayın mahzun solgunluğunu saldın. Ey Tanrım göğü dudaklarıma yaklaştırmak istedin değil mi? (Mevlana)”

NOT: “Çoktandır yok göğe bakmaklığım” şeklinde bir dize düşmüşüm belirsiz bir tarihte. Değiştirmenin zamanıdır; “Göğü kucaklayıp getirdim sana” mı demeli acaba?. (N.K)

** “Aşk, birisine şiddetle sarılma, onunla aynı yerde olma özlemidir. Onu kucaklayarak bütün dünyayı dışarıda bırakma arzusudur. İnsanın ruhuna güvenli bir sığınak bulma özlemidir. (Orhan Pamuk)”

NOT: Üç –beş ayrı kentte, üç-beş ayrı bedene, üç- beş ayrı aşk sunduğunu sanmak insanın kendine yaptığı en büyük eşek şakasıdır. Aşksa şaka kaldırmaz. (N.K)

** “Aşk bütün ezgilerin en güçlüsüdür. Ruhumuzda tatlı duygular uyandırır. Kadın değerli bir müzik aletidir. Onu kullanacak erkeğin titrek sesler veren tellerini tanıması ve nasıl tutulacağını, nasıl kurulacağını, telleri üzerinde parmakların ne yolda gezdirileceğini bilmesi gerekir. O aleti anlamayan kimse değerini bilemez ve onu çalamaz. (Balzac)”

NOT: Zavallı piyano, keman, arp ....... .vs......

Kulak ver bakalım arpın sesini duyacak mısın? Birçok hüzünlü gün ve gece de kendi akordunu kendi yapan kimbilir kaç arp, keman, piyano; en güçlü ezgisini onu çalana armağan etti... (N.K)

** “Hiç sevilmemiş olmak bir kadın için felakettir. Önce sevildiği halde sonra sevilmemek ise bir hakaret teşkil eder. (Montesquieu)”

NOT: Bir erkek içinse sevginin bu iki hali de hem felaket, hem hakaret, hem de; ne demek efendim, hiç olur mu öyle şey demek....(N.K)

*** “Aşk kapıyı çarpıp çıkmaktır. Aşk bir bavulla paspas üstünde kalmaktır. Sokaklarda turlamaktır. Aşk; karısı, kocası ve onlarla birlikte evi ara-başı olmayanların lüksü. Kaybedecek birşeyleri olmayanlar tadar aşkı, bedel ödemeyecekler. Aşk o zaman kolay, o zaman kaçınılmaz. Her şeye rağmen aşk yine de var. Ve her şeye rağmen bir tek yalnızlar kaçamıyor aşktan. (Çiğdem Anat)

NOT: Ne hoşça kal diyenden kaçabildim....

Ne merhaba diyenden. (N.K)

** “Unutma ki

Her seven adsız bir kahramandır.

Unutma ki

İnsan, sevdiği ve sevildiği kadar insandır. (Ü.Yaşar Oğuzcan)”

NOT: Bütün adsız kahramanların şerefine kaldırıyorum kadehimi ve de insanlara.

Ki ötekiler

Zaten yoktular......(N.K)

** “Tek bildiğim

Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni...... (Ü.Yaşar.Oğuzcan )”

NOT: Ben de bir seni sevdim

Ama en çok; sende olan seni, sende olan, seni.... (N.K)

** “Hiçkimse hiçbir zaman çok sevildiğinden yakınmamıştır. (Tolstoy)

NOT: Haydi herkes yanıldı diyelim. Tolstoy da yanılıyor olmazdı herhalde.....(N.K)

** “İnsanı, insan olarak düşünün, dünyayla ilişkisi de insanca olsun; o zaman sevgiyi yalnızca sevgiyle değiştirebilirsiniz, güveni güvenle. (Karl Marx)”

NOT: Marx bunu gerçekten söylemiş. Senin duymamış olman şaşırtıcı.

Duydunuz da;

Duymazdan mı geldiniz yoksa ? (N.K)

*** “Kadınların artık sevmediği erkekler, kadınların zaten sevmeye hiç değer bulmadığı erkeklerdir” (Na. Ka.)

Bu deyişlerden daha yüzlercesi var ki birkaç mektup sayfasına sığdırılacak gibi değil. Ben bir cümle ile yetineyim bu akşam. Bilirsin benim deyişlerim bir başladı mı sonu gelmek bilmez.

Sana sevgi yolunda küçük hatırlatmalarla devam edeyim istersen. Bütün büyük sevgiler, sevgi istemezler. Çünkü sonuçta her insan kendi hayatını kendi için yaşar, kendi kendinin yaratısında. Bu yaratı cesaret ister çokça. Bunun için sevgi her insanın harcı değil. Kendi kendini yaratamadığında insan, seviyorum dediği hiçbir şeyi de yaşatamaz artık..... Hem sevgim olmayacak, hem de yaşamaktan bahsedeceğiz öyle mi? Seni severim bilirsin....

Senin hatırını kırmayacağımı da. Fakat, senin hatırın için sevgisiz olmak ve de yaşamaktan bahsetmek sevda olmadan !!!

“Sevgi vazgeçebilir sevgiden...

İnsan vazgeçebilir insandan

Sevgi insanlardan vazgeçebilir

İnsanlar sevgiden vazgeçebilir”

Böylece bu dört seçeneğin ötesinde dünyadaki beş milyara yakın insandan geriye insan ve de sevgi de kalmayacağından elbette dünya da kederlenecek, kendi etrafında dönmesini durduracak....

Elbette kederlenecek. Ters bile dönmeye başlar inan. Olur mu ya.... Olur mu kardaş... Olur mu yoldaş..... Sevgisiz bir dünya mı; durdurun inecek var.....

Giderayak bir iki söz de Nazım Ustadan.

“Sevdiğin müddetçe

Ve sevebildiğin kadar sevdiğinde

Her şeyini verdiğin müddetçe

Ve verebildiğin kadar özgürsün....”

NOT: Yukarıda (Na.Ka) şeklinde not düşerek yazdığım son cümle aslında şu şekilde.

“KADINLARIN ARTIK YAZMADIĞI ERKEKLER

KADINLARIN ZATEN YAZMAYA HİÇ DEĞER BULMADIĞI ERKEKLERDİR”

Bu hafta da sevgimle kal. Seni öperim, yüreğini de..




Majeure Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-25-2007, 12:04 PM   #14 (permalink)
Üye Bilgileri
tatil MOD'unda:))))
 
Majeure kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Oct 2006
Şehir : İstanbul
Mesaj: 27,279
Blog Başlıkları: 6
Rep Gücü: 6000
Rep Puanı : 211596
Rep Seviyesi: Majeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure Repstar
Varsayılan

BU KONUYA YORUM YAPMAK İÇİN HEMEN ÜYE OLUN
170.000 UYE YORUMLARINIZI OKUSUN


Merhaba Sevgili,

Biz ne kadar biziz? Ne kadarımız biz ?

Geride kalan yılların biriktirdikleri, göz ardı ettiğimiz sevdalarımız, sevdiklerimiz, terkettiklerimiz, yalnızlıklarımız yaşadıklarımız, ertelediklerimiz, kırdıklarımız, çokça unuttuklarımız, her sabah yeniden başlayan galibi olmayan savaşlarımız...

Biz bu kadar mıydık? Hep bu kadar mı olduk?


Yüreğimizde yurt tutan bir hüznün kaçınılmazlığında sessiz ağlamaların o dayanılmaz kolaylığına mı kaçtık? Yaşamla ölüm arasındaki bu sonlu serüvende daha doğarken alnımıza kazılı yazgıya mı teslim ettik yolumuzu, yönümüzü, yerimizi?

Bu yüzden mi “yaşamak” dendi mi bir yürek koyduk yanı başına? Bu yüzden mi “yürek” dendi mi bir yaşam türkülendi?

Sanıyordum ki her yaşanan sevda kalıcı, sanıyordum ki zorluklarına ve acılarına karşın anlamlı... Neydi gecelerce hasretini yazdığım; o varla yok arasında gidip gelen ince çizgide? Gülen bir çocuğun en masum bakışlarında yakalayabilmek dünyayı, bir özlemi büyütebilmek özgür bir uçurtmanın mavisinde... Sahte olmayan anlamlar yüklemek yaşama, gözbebeklerimden aynalara yansıyan en derinlerimde saklı heyecanların tatlı esrimeleri...

Sıkışıp kaldığım geçmişimle yanıtı olamayan bir sürü soru ile başbaşa kalmam şimdi, terkedilmişliğe, aldatılmaya alışamayışım bir türlü... Ben bu kadar mıydım? Hep bu kadar mı oldum ?

Gün geldi; yitirdiğin dünle avunduğun zamanların yer aldı yaşamında. Uzayıp giden o geceler boyu küçücük dünyan koca bir yalnızlığa kucak açtı adınını her andığında onanmazlar yaralar aldığın eskimiş sevdalar...

Gün geldi; yenilgilerin içinde yargıladın kendini. Gerilmiş yüzler, tehlikeye düşmüş aşkların, güçsüz ve utangaç sözde dostlukların, geçici oldukları oranda zenginleştirdi seni.... Ömrün boyunca yaşadığın pek çok sondan biriydi bu; tıpkı “sisyphe” gibi bir kayayı durmaksızın bir dağın tepesine dek yuvarlayıp çıkarıyordun sessiz ve gösterişsiz... Söyler misin sevgili; mutlu muydun Sisyphe kadar? Sen bu kadar mıydın? Hep bu kadar mı oldun?

Biliyor musun sevgili sen ve ben hep aynı yalnızlıktan yola çıktık. Bir farkla. Ben gücümü yenik tuttum sana karşı ama ruhumu dimdik... Hiçbir şey beklemeksizin sevdim seni, en koyu umutsuzluğunun tam ortasında iç mahzenlerini aydınlatan bir küçük ışıktım... Neden sen? Neden sen beni bu hale getiriyordun? Neden başkası değilde sen? Neydi senin sırrın?

Şimdi bu soruların yanıtlarını vermeliyim kendime... Yıllar boyu yaşadığım yalnızlığın ancak yaşayabilenlerce anlaşılabilir bir duygu olduğunu düşünürken... Senden sonra sevgili ben artık eski ben değilim derken... Ne tuhaf, yıllar sonra seni hâlâ ilk günün anısı ile dipdiri anımsamak, yeniden sorgulamak duyguları, seninle yüklü bir sevdanın ilk sabahında sana uyanmak aynı zamanda... Hiçbir şey ummaksızın, dahasını istemeksizin... Bir daha hiç gelmeyecek güzellikleri özlemelerle sarıp sarmalamak, bu özlemi sımsıcak içimde hissetmek. Kimi zaman deli rüzgarların peşi sıra kuru bir yaprak gibi sürüklenmek, kimi zaman kanadı örselenmiş bir martının sesinde eskiden kalmış hüzünlü bir ezgiye dalıp gitmek... Sevdamız bu kadar mıydı? Hep bu kadar mı?

Hoşçakal,

Seni öperim, yüreğini de...




Majeure Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-25-2007, 12:06 PM   #15 (permalink)
Üye Bilgileri
tatil MOD'unda:))))
 
Majeure kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Oct 2006
Şehir : İstanbul
Mesaj: 27,279
Blog Başlıkları: 6
Rep Gücü: 6000
Rep Puanı : 211596
Rep Seviyesi: Majeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure Repstar
Varsayılan

BU KONUYA YORUM YAPMAK İÇİN HEMEN ÜYE OLUN
170.000 UYE YORUMLARINIZI OKUSUN


Merhaba,

Sana satırlar boyu yazdıktan sonra beraber olduğumuz iki saat içerisinde konuşacak çok fazla konu bulamamamızın nedeni sözcüklerle birbirimizi yaralamamak için miydi? Yoksa gerçekten tükenmiş miydi söylenecek sözlerimiz? Yazmaktan, konuşmayı unutmuş olduğumu söyledin. Konuşmak kelimelerden çok duyarlılık içerisinde algılamakla ilintili değil mi?


Belki de; o zaman diliminde, bu güne dek yaşadıklarımı kendi bulunduğum yerden görmem sonucu yaşamımdan sızacak kelimelerin gerçekleri görünür kılmaktan çok, karanlığa boğacak olmasından duyulan endişe idi konuşmayı olanaksız kılan. Sözcükleri zincir vurmam, özgürlüklerini kısıtlamam.

Hepimizin çeşitli olaylar karşısında farklı duyumsamalarımız ve algılamalarımız var ve bunun böyle olması da son derece doğal.. Yıllar boyu senin perspektifinden görmeye, yaşadıklarınla, yaşamadıklarınla, yapabildiklerinle, yapamadıklarınla ve hatta güçlülüğün içerisindeki güçsüzlüğünle anlamaya çalıştım seni. Kendi bulunduğum yerden seni görüp, duyumsamak ve değerlendirmek yerine çokça koşulların içerisinde ne olup ne olmadığındı önemli olan. Ve senin kendini bu ne olup, ne olmadığınla bana sunuşunu kabullenmek: Bu ister bir düşünce olsun, isterse bir eylem, bir davranış.

Her insanın yaşamı içerisinde yaşamadığı duygular vardır. Yaşamadığı duygular, birliktelikler, mekanlar, ortamlar. Bu yaşanmamışlıklar sonraları kimi insanların yaşamını olumsuz etkiliyorsa o zaman oturup düşünmek gerek. “Ben birçok şeyi yaşamadım ama” gibi ölçüsüz bir yaşam öngörüsü ardına sığınmaya kalkmadan. Söyler misin bana, hangimiz her şeyi istediğimiz, dilediğimiz biçimde yaşadık? Her şeye sahip olduklarını söyleyen, ‘her duygu yoğunluğunu bir süreç içerisinde yaşadım ben’ diyen insanlara dön bir bak. Mutlaka eksikli bir yanları vardır. Yaşamaktan yana birşeyleri eksiktir hep. Hele duygudan yana bu çok daha çeşitlilik gösterir. Sanma ki sevgi, aşk ve sevişmenin verdiği hazzın en yüce, en kutsal yükselişine varmış insanlar birçok şeyi yaşamışlardır. Ve bu onları sonsuz mutlu kılmıştır. Sor bak böyle olduğunu sandığın insanlara, aldığın yanıt “Ben de birçok şeyi yaşamadım ki” olacaktır.



Bilirsin ahlaksal dar görüşlerim yoktur. Bu nedenle insanların yaşamlarını ve bu doğrultuda sürdürdükleri, daha doğrusu bir biçimde edindikleri ahlaksal yapıyı da yargılama hakkını kendimde hiçbir zaman görmedim. Bu senin için de geçerli. Tanrının bahşettiği bir akıl varsa, kişilerin nasıl yaşamak istedikleri, nasıl bir ahlaksal yapı ile yaşamlarını devam ettirmeleri de tamamen onlara kalmış. Nasıl bir fahişeyi, fahişelik yaptığı için küçümsemek, aşağılamak ve hatta ahlaksız olarak yargılamak hakkına sahip değilsem, “kaldı ki bu kelime toplum içerisinde gerçek anlamı ile para karşılığı karşı cinsle birlikte olan kadın anlamında kullanılmakta” fahişe yaftası yapıştırılan bu kadınların dışında, fahişelik yapanları da bu seçimlerinden ötürü oturup yargılasak mı acaba? Şimdi şu insan yanı ağır basan minicik beyinlerimizle hangi yaşamı yargılayacağız? Var mı böyle bir hakkımız? Benim yok!. Benim karşı çıkabileceğim tek şey, yaşama biçimime, dünya görüşüme, iç huzuruma yönelik, yani bana yönelik her türlü yalan, incitme, örseleme, tehdit, aşağılama......



Şimdi bu ne demek oluyor biraz açalım istersen?

Senin ya da bir başka insanın, herhangi bir zaman diliminde yaşaması gerektiğinin çok sonraları fark ettiği bir duygu yoğunluğunu o zaman diliminde yaşayamamış olmasından ötürü kendi iç dünyasında meydana gelen (dış dünyasında da meydana gelebilir) bir takım istekler sonucu olagelen davranış biçimlerinin sebep, sonuç ilişkisi benim yaşantımda onulmaz yaralar açmışsa, dengelerimi bozmuşsa, taşlarımı yerinden oynatmışsa, üstelik de benim bu oluşumla aptal yerine konmam sağlanmışsa karşımdakine (sen ya da öteki) neden arkadaşım, dostum, yoldaşım desem, alacağım yanıt “ben bir çok şeyi yaşamadım ama” olmayacak mı?



Ey arkadaşım, dostum, yoldaşım senin birçok şeyi yaşamamış olman, sana beni örseleme, aldatma, onanmaz acılara, çelişkilere, iç sıkıntılarına salma, dengelerimi sarsma hakkını veriyor mu diye sorsam bu kez.... Eh bir de sormaya kalksam......



Ben hiç yaşamadım diyebilirim, ancak bazı insanlar aynı zaman dilimi içerisinde benzer duyguları farklı iki üç insanla yaşayabildiklerini söylüyorlar. Ben daha çok insanın kendini kandırması olarak nitelendirsem de (kapalı bir perdenin arkasında oynanan dramdan farksız gibi geliyor ya da bir tiyatro eserini gözlerinde kara bir bant, kulaklarında tıkaç olduğu halde seyretmek gibi) kimileri bunu bazı şeylerin yaşanmamışlığı ile bağdaştırıyor.



Senin ya da bir başka insanın benimle ilişkisi olabildiğince açık ve meşru olmalı oysa. Meşru derken anlatmaya çalıştığım toplumsal bağlamda değil, beyinsel, düşünsel ve eylemsel anlamda.



Umarım sen de...



Hoşça kal seni öpüyorum, yüreğini de




Majeure Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-25-2007, 12:06 PM   #16 (permalink)
Üye Bilgileri
tatil MOD'unda:))))
 
Majeure kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Oct 2006
Şehir : İstanbul
Mesaj: 27,279
Blog Başlıkları: 6
Rep Gücü: 6000
Rep Puanı : 211596
Rep Seviyesi: Majeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure Repstar
Varsayılan

BU KONUYA YORUM YAPMAK İÇİN HEMEN ÜYE OLUN
170.000 UYE YORUMLARINIZI OKUSUN


Merhaba ,

Özlemelerle geçen bir haftanın ardından sevgiyle merhaba !..

Kente yağmur düştüğünde, okaliptüs ağaçları sonbaharın hüzünlü şarkısını fısıldıyordu ilk vedayla. Yıldızlara ve yollara açılan fallarla kuytu sütunların arkasında kaybolan zaman, bütün ihtimalleri boşa çıkarıyordu. Sevdalar, hüzünler, ayrılıklar hep bu gri mevsimde yağmur yerini değiştirmeksizin yaşanıyordu. Derken, bir açılıp bir kapandı gece bütün unutulmazlardan geçerken. Gideceğini biliyordum. Birkaç ay öncesinden hazırlamıştım kendimi, bu ne kadar süreceği belli olmayan sensizliğe.


Sesler, kokular, soluklar bir başka zamana ertelenecekti çaresiz. Akşamlar - gelmeyeceğini bilerek seni beklemekle - geçecekti artık... Henüz bu ayrılığın zor olan yanının sensiz eve geri dönüşüm olacağını bilmeden son kez sarıldık birbirimize. Bu en uzun ayrı kalacağımız ve artık kendi hayatlarımızın yeni başlangıçlarına yol alacağımız bir zamana sürüklüyordu ikimizi.

O gün yağmurun ardından yaseminler bir başka kokuyordu, bu kent hasretten öldürecekti beni. Bütün bunlar olup biterken senin bana ilk merhaba deyişinin yine bir sonbahara rastladığını düşündüm. Hayatıma girdiğin o Ekim gecesi sana ilk sarıldığımda, yanaklarına ilk kondurduğum öpücükte hasretin kapımı çalacağı günler o kadar uzaktı ki. Bir ışık gibi dolmuştun uzun ve esmer gecelerime. Benim için önemliydin. Seninle aramızdaki ilişki - hesapsız, koşulsuz, sevgi yüklü, dikkatli ve özenliydi - hep. Beni güldürdüğün, açmazlarını, çıkmazlarını yalnızlıklarını paylaştığımız akşamlarımız henüz tazeliğini yitirmemiş görüntüler. Ben hep senin için vardım, hep var olan olacaktım. Sen bunu bilmenin güvencesiyle karşı koyabildin belki de fırtınalarına, içindeki gök gürültülerine med-cezir zamanlarında...



Bir akşam şiddetle tartıştık. Ben çok sinirliydim. Hayatın, yaşamın, geleceğin üzerine karar vereceğin çok önemli bir yol ayrımındaydın. Tek başına vermek istiyordun bu kararı, haklıydın da ilk kez yaşanıyordu aramızda bu kadar uç noktalara varan bir tartışma. İkimiz de çok üzülmüştük ama ikimiz de gururumuza yenilip geri adım atmamayı tercih etmiştik. Şimdi ne kadar anlamsız geliyor bana ve şimdi yokluğunla birlikte ne kadar da üzücü... Oysa, aramızdaki sevgi tartışmadan da sorunları kolayca çözülebilecek kadar güçlüydü. O zamanlarda bir gece ölümden bahsettin bana, militan bir

umutsuzlukla - kendime kavuşacaktım - dedin. Hüzünle dokundum yüzüne; - Bana yapacağın en büyük ihanet, habersizce gitmendir ölüme - dedim; asırlar kadar uzak gözlerine bakarak.



Şimdi rahatça söyleyebilirim; çok korkutmuştu o sözlerin beni, bu kadar yabancılaşmamalıydık oysa birbirimize, paylaştığımız bunca yıldan sonra o geceyi hiç yaşamamış olmayı isterdim.



Oysa sen, sen de seversin beni biliyorum!...



Bir daha gelsem bu dünyaya biliyorsun ki bu ömrü yine seninle yaşarım ben. Gözümün çifte bebeği bilsen ne çok özledim seni. Bilsen, iki el kavramış yüreğimi parça parça!....

Şimdi düşlerimde bin karmaşık anı, sokaklarda bin uzun yağmur, yığılıp kalıyor üstüme akşamlar. Sonrası düşlerime giriyorsun gizlice, yağmurlarla çıkıp gelecek gibi çaresiz kalıyorum böyle gecelerde. Ah gözümün çifte bebeği, sen gideli hüzün solukları kirpiğimin ortasında üç iri damla.Yalnızlık ağır, yokluğun zor. Kime sorsan dört yanım kan.



Yolları vuruyorum yalnızlığıma...

Daha yolların başındayız sevdiğim...

Ağlasam olmaz, söylesem olmaz...

Dönülmez yolların başında... Şimdi; iki hasrete ad oldu güneyde Akdeniz’e

uzanan bir ada ...



Hoşça kal ,

Seni öperim, yüreğini de...




Majeure Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-25-2007, 12:07 PM   #17 (permalink)
Üye Bilgileri
tatil MOD'unda:))))
 
Majeure kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Oct 2006
Şehir : İstanbul
Mesaj: 27,279
Blog Başlıkları: 6
Rep Gücü: 6000
Rep Puanı : 211596
Rep Seviyesi: Majeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure Repstar
Varsayılan

BU KONUYA YORUM YAPMAK İÇİN HEMEN ÜYE OLUN
170.000 UYE YORUMLARINIZI OKUSUN


Merhaba,

Dün akşam üzeri 19.30‘a doğru ofisten çıkmış, arka caddeden yürümeye başlamıştım ki; karanlığın sakinliği, hele hele gündüz kol gezen trafik karmaşasından sonra caddelerin bu yalın ıssızlığı adeta elini uzattı bana. Adımlarım sahile doğru çekti beni. Sahil boyunca yaklaşık kırk beş dakika süren bu akşamsefam havanın serinliğine karşın oldukça keyifliydi.....




Bir kıyı bankına oturdum, yüzümde denizin tuzu, gözlerimi hafifçe yumdum. Annem, bana küçüklüğümde anlattığı bir masalı yeniden anlatıyordu. Ben o masalın benim masalım olduğuna inanmıştım hep...



“Bir adam ve bir kadın birbirlerine çılgınca aşık olmuşlardı” diyordu annemin sesi. Başımı dizlerine dayadığım, hayatımın en kaygısız yıllarıydı. “Ve sevgililer yoksuldu” diye devam etti annem. “Sahip oldukları en büyük zenginlikti sevgileri ve birbirleri için var oluşları...... Noel yaklaşıyordu. Sevgililer birbirlerine hediye almayı düşlüyorlardı. Ama yoksuldular.



Adamın, dedesinden kalan çok değer verdiği bir saati vardı. O Noel gecesi, sevgilisinin güzel saçlarını düşünerek, çok güzel bir gümüş tarak alabilmek için dedesinden kalan saati satmaya karar verdi. Kadının sevdiği erkeğe Noel hediyesi alacak parası yoktu. O da yaşadığı yerin en büyük tüccarına giderek, güzelim saçlarını sattı. Eline geçen parayla sevdiği adamın dedesinden yadigâr kalan saatine altın bir köstek aldı. Ve Noel gecesi buluştular. Kadın sevdiği adama; sattığını bilmediği saati için aldığı altın kösteği armağan etti. Adam ise sevdiği kadına, saatin kösteğini alabilmek için sattığı sırma gibi saçlarını taraması için bir tarak.”



Bu masalı her dinlediğimde ağlardım. Yine ağladım, göz pınarlarım kuruyuncaya dek...



Büyüklerin masalları, çocukluğumda anlatılan masallar gibi yaşanmıyordu. Yetişkinliğimin yılbaşı akşamları da çocukluğumdaki gibi değildi.. Bugün yeni yılın ilk sabahı. Umutlarla, sevdalarla, sevinçlerle geçeceğini dilediğim yeni bir yılın... Sen dün akşam sevdiklerinle neyi paylaştın bilmiyorum ama, ben yüreğimdeki sevgiyi paylaştım seninle ve tüm sevdiklerimle..



Hayat acımasızca akıp giderken, hiç olmazsa önümüzdeki bir yılı gel benim yapmaya çalıştığım gibi yaşamaya çalış... Sevinçleri tıkırdat, sevecenlikleri yokla... Öfke, kin, kıskançlık, kinden oluşan duygular senfonisini sustur... Adı, varlığı kim olursa olsun izin ver, izin ver ki bunun yarattığı sevinç ardına takılıp yaşadığın her an’a seninle birlikte gelsin... Umut et, hayâl kur. Ve bu umudun yaşatıcılığında yaşamın gizini yakala... Kendini ödüllendir. Zor bir iş başardığında iki yudum şarap eşliğinde de olsa kendini kutla. Kendini mutlu hissettiğin bir günün akşamında bir buket çiçek al kendine. Sevgini, özverini, duygularını bunların tümünü kişilere, umutlarını kendine yönelt. Güneşi teninde hissetmek gibi, denizin tuzunu tatmak gibi, gün batımını huzurla seyretmek gibi, keskin poyraza karşı yürümek gibi, sabahın o en erken saatinde denize karşı iyi demlenmiş bir bardak çayı yudumlamak gibi, mini minnacık iki çift kolun bedenini sarması gibi, özlendiğini bilmek gibi, sevildiğini hissetmek gibi, dokunulmak gibi küçük keyifler olsun yaşamında... Belki de beni ileriye doğru saymaya iten inanç bu. Yarın da her şeyin şu geçen an’dan daha iyi olacağı umudu. Oysa çoğumuz şimdiki zamandan gözlerimiz bağlı geçeriz. Çok çok yaşamakta olduğumuz şeyleri sezebilir, tahmin edebiliriz. Ancak daha sonraları gözlerimizin bağı çözüldüğünde ve dünü incelediğimizde yaşamış olduklarımızın anlamını kavrarız. Peki yaşayacak olduklarımızı sezinlemek daha güzel bir dünya bağışlamaz mıydı? Bu yılı, bir gümüş tarak ve bir altın köstek tadında çocukluğumdaki masallar gibi yaşayacağım ben? Ya sen?




Majeure Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-25-2007, 12:08 PM   #18 (permalink)
Üye Bilgileri
tatil MOD'unda:))))
 
Majeure kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Oct 2006
Şehir : İstanbul
Mesaj: 27,279
Blog Başlıkları: 6
Rep Gücü: 6000
Rep Puanı : 211596
Rep Seviyesi: Majeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure Repstar
Varsayılan

BU KONUYA YORUM YAPMAK İÇİN HEMEN ÜYE OLUN
170.000 UYE YORUMLARINIZI OKUSUN


Merhaba sevgili dost,

“Kibrit çakıyorsun karanlıkta badem çiçeklerini görmek için

Ve mart dizelerinde tedirgin bir sarnıç gemisi gözlerin

Bir iş açacaksın sen başımıza yangın mı olur

Artık bahar mı? “


Can Yücel’den hayatımızın bir bölümünü anlamlandıran dört dize ile merhaba demek istedim sana bu hafta. Hayat, süreci içerisinde bizlere bazı mesajları iletmeye devam eder. Kimilerine gözlerimizi ve kulaklarımızı kapatır önemsemeden geçer gideriz. Ancak öyle anlar vardır ki durup bir kez daha yaşamın neresinde olduğumuzu sorgulamamız gerektiğini belki de son kez hatırlatırcasına dikiliverir karşımıza. Çok sevdiğin, önemsediğin, senin için değeri hiç bir maddesel değerin üzerine olmayan sayıları az olan insanlar vardır hayatında. Bilirsin ki; onlar hep var olmuşlardır. Ne zaman girmiştir yaşamına, nasıl geçmiştir zaman hiç anlamamışsındır.. Onu özenle beslediğini biliyorsundur sadece ve senin için ne denli önem taşıdığını... Birgün apansız ellerinden kayıp gidiverdiğini görmek, işte o anda yaşadığın çaresizlik, onun yerinde olabilme isteğinin dayanılmazlığı, gözlerinden sessizce yuvarlanıveren göz yaşların, onun gözlerinde gördüğün hayattan vazgeçiş çağrısı susmakla konuşmak arasındaki o tedirgin sarnıç gemisi gözler...



Haydi diyorum yazacaksam şimdi...



Yavaşça ellerini ellerimle tutuşum geliyor usuma ,, bir kez daha yüreğimin en derinlerinde hissedişim yüreğini.. Gözlerine bakmakta yaşadığım cesaretsizlik, o anda ondan kaçmak, uzak olmak istedikçe daha çok bağlanmak o gözlerdeki çağrıya...



Haydi diyorum sarılmalısın yaşama.. Gideceksen ertelemelisin bir başka zamana ama kalacaksan şimdi... Elllerine dokunduğumda kanadı kırılmış bir martının acı çekişindeki titremeyi, çırpınışı hissetmek ve ilk kez bir “keşke”nin koynuna sığındığım o olmaz olası an.. O, yaşamaktan bu denli nefret ettiğim, utanç duyduğum zaman...



Ne düşünüyordu, beyninin kıvrımlarında hayatı durduran akış onu nerelere sürüklüyordu, kimi suçluyordu içten içe, kimdi işte tam o anda aklına takılı kalan kimse? Gücüm olsaydı, ellerimden ona yeni bir hayatın can damarını akıtabilseydim, ona çekip gidiverdiği dün kadar yakın zamanı verebilseydim yeniden.. Bu güçsüzlükten de nefret ettim gitgide. Tanrı var mıydı? Varsa neredeydi? O niye ben değildim? Niye tanrı kadar güçlü değildim? İçimdeki bu karşı konulmaz isyan, yüreğimde yayılmasını engelleyemediğim bu duygu yoğunluğu, kendimin bile inanmadığı bu hain pusu yavaş yavaş iliklerime dek esir alıyor beni.. Elerimde anımsamadığım zamanlardan kalan eskimiş dualar, o her zaman içimi dağlayan sessiz akıtılan yaşlar şimdi bir mucize dileniyor Tanrı’dan...



Hayır diyor; ”Mucizeler hiçbir zaman gerçek olmaz “ Her cümlesinde daha da dilsizleşen bir sessizlikle.. Yüzünden eksik olmayan o sevecen gülümsemesi, yüreğinin yüzüne vuran o tanımlanamaz coşku yerini çoktan “bana ne oluyor böyle “ sorgulamasına bırakmış bile.. Anlaşılan o ki; benden daha çaresiz, benden daha çocuk yüreğiyle çırçıplak. Yine de benden daha güçlü hayat onu alıp giderken.. Benden daha güçlü.. Ben parçalanıyorum..



Bilmiyorum kızgın mı, kırgın mı? Bilmiyorum söylemek istedikleri dilinin ucunda mı, doğru kelimeyi mi arıyor yoksa? Bilmiyorum ne düşünüyor; uzaklardaki sevdiklerini mi, kısacık yaşamından gelip geçenleri mi, her hece kaybolup gidiyor bilinmez zamanlar ardına takılıp...



Ben kimim, o neden burada, derin bir kuyuda olan kim şimdi o en dipsiz, en karanlık, ulaşılmaz geceler kadar koyu.. Hep orada mı kalacak? Hep orada mı kalacağım? Haydi diyorum sevmelisin yaşamı... Vazgeçeceksen ertelemelisin bir başka zamana ama seveceksen şimdi....



Ellerine dokunuyorum sıcak, biçimli, yumuşak ellerine... ellerim yanıyor, canım acıyor, canı acıyor.. yüreğini yakıyor anlıyorum gözlerindeki hüzünden, yüzüne düşen gölgeden, bir iç çekmesinin getirdiği anlamsızlıktan anlıyorum ki; kırgın...



Bir daha hiç kendi kelimeleri olmayacak mı? Bunu düşünüyorum... Gözleri bir tek bana anlatıyor ne demek istediğini.. Hadi bağır diyorum dök içindekileri.. Kendi kelimelerinle haykır, bağır bağırabildiğince..



Bu suskunluk diyorum, bu suskunluk doğru değil.. Doğru değil bu kadar uzak olmak kendinden.. Zaman yok diyor vakit tamam... Şimdi susmanın durağında, yolları ardına almış öylece gülümsüyor.. Susacaksam şimdi susmalıyım diyor gözleri tanıdık bir filmin yeni versiyonlu senaryosunda...



Boşuna bu kaçışın diyorum, alıp başını gitmeye kalkman.. Hayat hep yeni oyunlarıyla çıktıkça karşımıza böylece bırakıp gidecek misin diyorum... Hani yenilmek yoktu... Hani hayat hep oyunlar oynamaya kalkarken dalga geçecektin onunla.? Dur bir düşüneyim dercesine başına götürüyor elini... Sonra anlamsızlığını kavramış gibi bir boşveeer işaret ediyor kelebeği andıran parmakları.. Alıp bambaşka yerlere götürüyor kendini, görünmez bir martı kanadı maviliğinde...



Bak diyorum daha kır çiçekleri toplayacaktın, ıslak çimenler arasında yürüyecektin, lacivert denizlerin tuz tadı değecekti teninin güneş tanığı bronzluğuna... Bir küçük sandal olacaktın daha bir o yana bir bu yana salınan ılık lodosların dalgalandırdığı denizlerde...



Daha doğru kelimelerle küçük adımlara sözün vardı, şiirler okuyacağın sevdalar olacaktı hayatında hiç gözyaşı değmemiş gözleriyle sarıp sarmalamayı bekleyen seni dört dizelik de olsa... Bir iş açacaksın sen başına yangın mı olur, artık susmak mı denir adına?



Haydi diyorum susacaksan ertelemelisin bir başka zamana... Konuşacaksan şimdi....



Hoşçakal




Majeure Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-25-2007, 12:08 PM   #19 (permalink)
Üye Bilgileri
tatil MOD'unda:))))
 
Majeure kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Oct 2006
Şehir : İstanbul
Mesaj: 27,279
Blog Başlıkları: 6
Rep Gücü: 6000
Rep Puanı : 211596
Rep Seviyesi: Majeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure Repstar
Varsayılan