![]() |
|
|
|
#11 (permalink) |
|
2. DÜZELTİLEBİLİR ÇÖLLEŞME SORUNLARI
Sürekli/Dönüştürülebilir arazi kayıplarının yanında yanlış arazi yönetimleri nedeniyle ortaya çıkan en önemli sorun “Erozyon”dur. Erozyon doğal etkilerden çok, özellikle programsız arazi kullanımlarının sonucunda başlatılan ve sürekli gelişen bir olgudur. Ormanların plansız ve kaçak kesimler ile malzeme veya yakacak sağlanması amacıyla kullanılmak üzere yok edilmeleri ve yanlış yerleşim politikalarının neden olduğu ormansızlaşma (aşırı otlatma ve özellikle yangınlar), Anadolu’da yüzlerce yıldır sürmektedir. Son yüzyılda nüfus baskısıyla hızlanan ormansızlaşmanın sonucunda ortaya çıkan çölleşme, hem geleneksel olarak doğru kullanılan arazilerin kaybına hem de hidrolojik döngünün başka bir deyişle yerel iklimlerin değişimine yol açmaktadır. Örneğin son yıllarda sel ve heyelanlarla oluşan can kayıplarında artış bulunmaktadır. Bu hızlı ilerleyen bozunum, özellikle kıyı bölgelerimizde, turizmin artışı ve böylece betonlaşmanın katkısıyla kıyı kumullarının ve dağlık ekosisteme ait makilik arazilerin kentleşme veya sera yapımı için kullanımına neden olmaktadır. Söz konusu bu ekosistemlerin üzerinde yüzlerce yıl boyunca sürdürülen çevre dostu geleneksel kullanımla, bir zeytin- keçiboynuzu– fıstık çamı- incir- bağ ve daha sonra daha alçak yüzeylerde bu gruba katılan turunçgiller tarım ve orman ekosistemleri oluşmuştur. Söz konusu tarım ve orman ekosistemleri, son yıllardaki kontrolsüz biçimde tarıma açılan alanlar nedeniyle erozyona duyarlı duruma dönüştürülmüşlerdir. |
|
|
|
|
|
|
#12 (permalink) |
|
ÇÖLLEŞMEYİ ÖNLEME VE ETKİSİNİ AZALTMA YÖNTEMLERİ
1. RİSK ALANLARININ SAPTANMASI VE HARİTALANMASI Türkiye topraklarının genel durumu, haritalama çalışmaları ile ortaya konulabilmektedir. Topraklarımızın geçmiş yıllardaki değişimlerinin tespiti, çölleşme ile ilgili sorunların kalitatif olarak gösterilmesi, arazilerin planlanması, toprak kaynaklarımızın israf edilmeden kullanılmasını hedefleyen projelerin uygulamaya konulabilmesinde, haritalama çalışmalarının önemi büyüktür. Yapılan toprak etütleri ve envanter çalışmaları sonucunda tespit edilen çoraklık, drenaj, taşlılık, erozyon vb. sorunların ülke topraklarında kapladığı alanların haritalanması sonucu, bir havza veya bölgede uygulanacak amenajman tedbirlerinin tespitine ve yapılacak çalışmalarda önceliklerin ortaya konulmasına imkan verecektir. 1.1. Yapılan Haritalama Çalışmaları Ülkemizin tümünü kapsayan ilk “Toprak Etüt Haritası”1943 yılında Prof. Kerim Ö.Çağlar ve arkadaşlarınca hazırlanmıştır. İkinci toprak etüt haritası, Amerikalı toprak etüt uzmanı Harvey Oakes ve arkadaşları tarafından 1954 yılında gerçekleştirilmiş, sonuçta “Türkiye Toprakları” ve 1:800.000 ölçekli toprak-su, bitki örtüsü ile ana kaya arasındaki ilişkiyi gösteren “Türkiye Umumi Toprak Haritası” yayınlanmıştır. Daha sonra 1955 yılında Adana ovasında temel toprak etütlerine başlanılmış, 1:10.000 ölçekli hava fotoğrafları kullanılarak toprak sınıflamasına (seri, tip ve safhalara kadar ayrılarak) tam anlamıyla yer verilmiştir. Yapımına 1966 yılında başlanan ve 1:25.000 ölçekli topoğrafik haritaların kullanıldığı, Amerikan sınıflandırmasına göre yapılan “Türkiye Geliştirilmiş Toprak Haritası” 5 yıllık bir arazi çalışması sonucunda tamamlanmıştır. Bu etütten yararlanılarak 26 temel havzayı kapsayan 1:200.000 ve 67 İlimizin her biri için1:100.000 ölçekli, İl toprak varlığını, toprakların sorunlarını, kullanım şekillerini, kullanmaya uygunluk sınıflarını ve sınıflara göre kullanmada yapılması gereken değişiklikleri gösteren “İl Toprak Kaynağı Envanter Raporları ve Haritaları” hazırlanarak yayınlanmıştır. İyi detaylandırılmış bu çalışmaların ışığı altında, 1981 yılında, çölleşmenin en önemli parametrelerinden birisi olan erozyonun ülkesel düzeyde boyutunu ortaya koyan 1:100.000 ölçekli kalitatif nitelikte “Türkiye Erozyon Haritası” gerçekleştirilmiştir. Bu haritalamanın devamında 1987 yılında Türkiye için 1:100.000 ölçekli “Toprak Amenajman Haritası” hazırlanmıştır. |
|
|
|
|
| Sponsored Links |
|
|
|
|
#13 (permalink) |
|
Bu çalışmalara paralel olarak, 1957-1982 yılları arasındaki 60 meteoroloji istasyonunun 25 yıllık yağış diyagramları analiz edilerek ülke yağışlarının “R Yağış Erozyon İndisi” belirlenerek, yağışların “Erosiv Potansiyelleri”ni gösteren “İsoerodent Haritaları” oluşturulmuştur.Yapılan bu çalışma ile toprak ve su kaynaklarının geliştirilmesine ait yatırımların projelendirilmesi ve özellikle havza veya tarla bazında yapılacak toprak koruma çalışmalarında alınacak önlemlerin belirlenmesi için önemli hidrolojik veriler sağlanmıştır.
“Türkiye Topraklarının Erodibiliteleri”, 1:25.000 ölçekli toprak haritalarından yararlanılarak alınan toprak örnekleri ve abaklar vasıtası ile belirlenmiş, 1:100.000 ölçekli toprak haritalarına Büyük Toprak Grubu ve derinlik itibariyle ayrı ayrı işlenmiştir. Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerde etkin, erozyon olayının sınıflandırılması amacı ile, PAP/RAC/UNEP, DGCONA (İspanya Çevre Araştırma Genel Müdürlüğü) ve FAO işbirliği ile 1992-1994 yılları arasında yürütülen bir uluslararası projede, ülkemiz de Erozyon Haritalama çalışmalarına girmiş ve KH-AAE’nce (KöyHizmetleri Ankara Araştırma Enstitüsünce, Batı Akdeniz Münferit Havzaları içerisinde yer alan “Eşen Çayı (yaklaşık 3000 km2) ve Çayboğazı Havzalarında” 1: 100.000, 1:200.000, 1:400.000 ölçekli olarak “EROZYON HARİTASI” belirlenen uluslararası kriterlere göre oluşturulmuştur. Ayrıca Akdeniz ülkeleri ile Avrupa Topluluğu ülkelerinde uygulanmakta olan metodolojiler ve yeni teknolojiler kullanılarak, 1996 yılında, T.E.M.A Vakfı desteği ile KH-AAE ve Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) işbirliği ile 1996 yılında, yaklaşık 5.000 km2 lik alana sahip Dalaman Havzası’nın da “EROZYON HARİTASI” hazırlanmıştır. |
|
|
|
|
|
|
#14 (permalink) |
|
1. 2 Güncel Modeller Kullanılarak Yapılabilecek Haritalama Çalışmaları
Bugüne kadar yapılan erozyon sınıflaması kalitatif niteliktedir. Sınıflamada pedo-genetik faktörler ve bitki örtüsü durumu dikkate alınmıştır. Günümüzde özellikle erozyon durumu ve erozyon riskini ortaya koyan metodolojiler giderek ağırlık kazanmaktadır. Bu metodolojilerden birisi Avrupa Topluluğuna üye ülkelerce uygulanan erozyon riski ve arazi kalitelerini belirleyen CORINE modelidir. Bu modelde, · Toprak aşınım duyarlığı (erodibilite= aynı koşular altındaki toprakların erozyona karşı nısbî duyarlılığıdır) · Aşındırıcı etken (erosivity) · Topoğrafik durum ve · Bitki örtüsü indisleri dikkate alınarak “Erozyon Risk Değerlendirmesi” yapılmaktadır. Önemli diğer bir erozyon haritalama metodolojisi ise, İspanya’nın geliştirdiği PAP/RAC/UNEP (Öncelikli Eylem Planı) Uluslararası teşkilatının katkılarıyla ülkemizin de katılımı ile pilot havzalarda uygulanan ICONA yöntemidir. Bir havza veya bölgede, su erozyonunun mevcut durumunu ve erozyon riskini kalitatif (Nitelik) olarak haritalama için kullanılır. Burada; · Arazi kullanımı, · Bitki örtüsü yoğunluğu, · Fizyografik birimler (topografya ve eğim) ve · Lito-pedolojik birimler (jeoloji ve toprak) dikkate alınarak, ilk etapta Koruma Düzeyleri ve Erozyona duyarlılık haritaları, daha sonra bu iki haritanın çakıştırılması ile de “Erozyon Durum Haritası” hazırlanmaktadır. Bir havza veya bölgede, erozyondan etkilenmeyen (durağan) alanlar ile, erozyondan etkilenen (Durağan olmayan) alanlarda uygulanan, aktif erozyon özelliklerinin sistematik haritalanmasında diğer bir ifadeyle, potansiyel erozyon derecesinin ve erozyon riskinin kalitatif olarak haritalanmasında FAO (Birleşmiş Milletler Gıda Tarım Teşkilatı) Metodu kullanılır. FAO Metodu; bir havzada mevcut ve aktif olan erozyonu değerlendiren ve kalitatif olarak tanımlayan haritalama metodudur. Bu yöntemin prensibi, hava ve/veya uydu fotoğraflarını yorumlama ve arazi gözlemlerinden yararlanılarak, yeni bir yoruma dayalı olarak potansiyel erozyon haritalamasını tamamlayıcı nitelikte erozyonun haritalanmasıdır. |
|
|
|
|
|
|
#15 (permalink) |
|
Hazırlanan haritaların, geçen süre içersinde güncelliğini büyük ölçüde yitirmesi nedeniyle, bu haritaların kısa bir süreçte yenilenmesi zorunludur. Bunu gerçekleştiren araç CBS (Coğrafi Bilgi Sistemi) tekniğidir. Bilgisayar tabanlı bu sistemde haritalar sayısallaştırılarak bilgisayar ortamına aktarılır. Bu yeni teknolojinin kullanılması ile; güncel özellikler veri tabanı içerisine kolaylıkla ilave edilebilir ve istenilen ölçekteki haritalar kolaylıkla alınabilir. Ülkemiz erozyon haritalama işleminde CBS tekniklerinden yararlanma konusunda oldukça yenidir. Ancak bir yandan haritaların kısa süre içerisinde hazırlanması gerekirken, diğer yandan haritalama işlemlerinde uygulanan metodolojiler de önem kazanmaktadır. Dolayısıyla haritalama işlemlerinin “Metodolojide Birliktelik” sağlayacak biçimde düşünülmesi gerekmektedir. Böylece haritalama metodolojisinde sağlanan birlikteliğin, gelişen teknoloji ile desteklenmesi neticesinde, çok daha hassas ve çok daha çabuk, kısa sürede “EROZYON HARİTALAMASI” na ulaşılması sorununun çözümü mümkün olacaktır.
|
|
|
|
|
|
|
#16 (permalink) |
|
2. ARAZİ KULLANIM PLANLAMASI
- Arazi Kullanım Prensip ve Ölçütleri: Halen kullanılmakta olan AKK (Arazi Kullanım Kabiliyetleri) yaklaşımımdan vazgeçip parametrik ölçütler ve Avrupa Birliği’nin temel aldığı (UNEP/EEA, 2002 ölçütlerine göre) SAY’ın başka bir deyişle ekosistem yönetim yaklaşımının uygulanması. - Arazi Kullanım Politikalarının Uygulanabilir Duruma Getirilmesi. - Su Kullanım ve Toprak İle Mera Yasalarının Oluşturulması gerekmektedir. |
|
|
|
|
|
|
#17 (permalink) |
|
3. KURAKLIK VE ÇÖLLEŞMENİN İZLENMESİ
Kuraklık ve Çölleşmenin P/Pet indisinin değişimiyle izlenmesi: Söz konusu izleme yaklaşımı arazide başka bir deyişle çalışılan havzalarda iklimin ve jeomorfolojinin değiştiği alanlara tartılı lizimetre yerleştirilerek alınan Pet değerlerinin yıllık yağış ortalamalarına oranlanmasıdır. Bu yönteme ek olarak mikroklimatik yöntemlerden herhangi birisi de kullanılabilir. Söz konusu yöntemlerin en yaygın olarak kullanılanı Bowen Oranı Enerji Denge Yöntemi– BREB–, Bitki Özsuyu Akım Ölçümleri, ile Bitki Taç Odacığı Yöntemleridir. Kuraklık ve Çölleşmenin Erken Uyarı Sistemleri Kullanarak İzlenmesi : Kuraklık genel olarak suya ihtiyaç duyulan zamanlarda su eksikliğine neden olacak şekilde yağıştaki azalmalar veya yağışın normalin altına düşmesi ile önemli hidrolojik dengesizlerin oluşması ve buna bağlı olarak ta arazinin doğal üretkenliğinin olumsuz yönde etkilenmesi olarak tanımlanır. Bununla beraber suya dayalı aktivitelerin yağıştaki bu eksiklikten etkilenme zamanı ve süresine göre kuraklıkla ilgili çeşitli tanımlar ortaya çıkmıştır. Kuraklıkla ilgili yapılan araştırmalar 4 ana kuraklık çeşidini ortaya koymuştur. Bunlar: meteorolojik, tarımsal, hidrolojik ve sosyo-ekonomik kuraklıktır. Kuraklık ile ilgili tanımlarda en bariz sorunlardan biri kurak dönem süresi boyunca yağış eksikliğinin; yeraltı suları, su rezervuarları, toprak nemi, kar kütleleri ve akımlar gibi farklı su kaynaklarına nasıl etki ettiğidir. Burada en önemli sorun yağış eksikliğinden kaynaklanan kuraklığın bu kaynaklar üzerindeki etkisinin süre ve şiddetlilik açısından farklı olmasından kaynaklanmasıdır. Bu durumda kuraklığın izlenmesi açısından yağıştaki eksikliğin farklı zaman ölçüleri (dilimleri) içinde sayısal olarak ifade edilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu amaçla dünyada kuraklığın izlenmesi için çeşitli indeksler ve indikatörler geliştirilmiştir. |
|
|
|
|
|
|
#18 (permalink) |
|
ÇÖLLEŞME KONUSUNDA KURUMLARIN VE STK’LARININ YAPMIŞ OLDUĞU ETKİNLİKLER
Ülkemizdeki doğal kaynakların (arazi, toprak, su, orman, mera vb.) yönetiminde ve bu kaynakların sürdürülebilir kullanımında yasalar çerçevesinde sorumluluk alan, proje ve programlar ile çeşitli uygulama modelleri teknikler geliştiren, arazi kullanımı, erozyon, çölleşme gibi konularda kamu oyunun bilgilendirilmesini ve bilincinin artırılması gibi konularda etkinliklerde bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile üniversiteler ve diğer sivil toplum kuruluşlarının bu alandaki görev ve sorumlulukları: 1. TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞININ ETKİNLİKLERİ 1.1. Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü (TÜGEM)’nün Etkinlikleri: TÜGEM’in arazi yönetimi ve çölleşme konularıyla doğrudan veya dolaylı ilgili görevleri aşağıda belirtilmektedir: Çayır-Mera: -Çayır, mera, yaylak ve kışlaklar ile umuma ait otlak ve çayırların tespit, tahdit ve tahsisi ile ilgili çalışmalar, -Devletin hüküm ve tasarrufu altında veya özel mülkiyette bulunan çayır meraların kalkınma planları ve hedefler doğrultusunda geliştirilmesi amacıyla imar, ıslah ve ihya tedbirlerini almak, kurallara uygun kullanımını temin etmek, -Ekolojisi uygun olan bölgelerde ve marjinal alanlarda çok yıllık yem bitkileri üretimi ve yapay mera kurulması çalışmaları yapmak. Yem Bitkileri Üretim ve Planlama: -Ülke hayvancılığının ihtiyacı olan kaliteli kaba yem ihtiyacının giderilmesi, silaj yapımının yaygınlaştırılması çalışmaları -Nadas, sulu, kuru tarım alanlarında kalkınma planlarında gösterilen hedefler doğrultusunda ülke ekolojisine uygun yem bitkileri ot üretimi ve tohum üretimini geliştirmek için gerekli projeleri hazırlamak. Havza Geliştirme: -Sektörler arası dengenin sağlanması ve ülke ekonomisi açısından mutlak ihtiyaç duyulan alanların, Mera Kanunu'nun 14 üncü maddesine göre tahsis amacını değiştirmek, -Tahsis amacı değişikliği yapılan meralardan eski haline getirilmesi mümkün olanların geri dönüşüm ilkelerini belirlemek, -Mera Kanunu'nun 14 üncü maddesi ile ilgili teklifleri incelemek ve görüşleri hazırlamak, -Ülkesel düzeyde ve havza bazında toprak ve su kaynaklarının korunması, havzaların ıslahı ve geliştirilmesi amacıyla ilgili kuruluşlarla ortak projeler hazırlamak, uygulanmasını temin etmek, -Erozyonu önleyici çalışmalar yapmak, ilgili kuruluşlarla ortak projeler hazırlamak, hazırlanan projelere katkı sağlamaktır. Tarım ve Çevre İlişkileri: -Tarım arazilerinin sınıflandırılması ve değerlendirilmesine esas standart ve kriterleri oluşturmak, -Bu standart ve kriterlere uygun olarak tarım arazilerini sınıflandırmak, koruma, geliştirme ve planlı kullanma ilkelerine uygun olarak ekolojik, ekonomik ve çevresel zarar ve kayıpların önlenmesi için tarım arazilerinin kullanım planlarını yapmak, yaptırmak ve bu konuda diğer ilgili kuruluşlarla işbirliği yapmak, -Tarım arazilerinin kullanım politikalarının Avrupa Birliği arazi kullanım politikaları ile uyumlu hale gelmesi için gerekli çalışmaları yapmak, -Tarım arazilerinin korunması ve kullanılması ile ilgili mevzuatı hazırlamak ve uygulanmasını sağlamak. Arazi Değerlendirme: -Tarım arazilerinin amacına uygun kullanımını sağlamak, -Tarım arazilerinin korunması ve geliştirilmesine yönelik uygulanmış veya planlanan projelerin tarımsal üretime etkileri yönünden incelenmesi ve değerlendirilmesi için ilgili kuruluşlarla işbirliği yapmak, yatırım önceliklerinin belirlenmesine yardımcı olmak, -Yerel idareler ve çiftçi örgütleri ile birlikte koruma ve verimli kullanıma yönelik plan ve projeler hazırlamak, hazırlatmak ve bu projelerin uygulanması için girişimde bulunmak, - Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ile ilgili olarak Bakanlık görev alanına giren hususları uygulamak ve uygulatmak, -Tarım arazilerinin korunması ve kullanılmasına dair mevzuat uygulamalarını izlemek ve değerlendirmek. Arazi Bilgi Sistemleri: -Ülke tarım arazileri varlığını belirlemek ve envanterini yapmak, -Hava fotoğrafı, orijinal topoğrafik haritalar veya uzaktan algılama tekniklerinden yararlanarak tarım arazilerinin nicelik ve niteliğini belirten, manuel veya bilgisayar ortamında ihtiyaç duyulan ölçekte haritalarının yapılmasını sağlamak, -Tarım arazilerinin değerlendirilmesi ile ilgili lokal, bölgesel veya ülke çapında projeler hazırlamak ve uygulamasını yapmak, yaptırmak. |
|
|
|
|
|
|
#19 (permalink) |
|
1.2. Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü(TAGEM)’nün Etkinlikleri
Toprak erozyonu ve bozunumları en fazla tarım arazilerinde ortaya çıkmaktadır. Bunun dışında kalan araziler (korunmuş olanlar dışında) belli ölçülerde tahribata uğramış çok meyilli ve bozuk mera şeklindedir. Bu durumda tarım topraklarının bilinçli kullanımı, toprakların elden çıkmaması yönünden birinci olarak düşünülmesi gereken önlemdir. Bu bağlamda Tarım ve Köy İşleri Bakanlığına bağlı Araştırma Enstitülerince tarım arazilerinin sürdürülebilir kullanımı yönünde çalışmalar sürdürülmekte ve 1996 yılından bu yana, toprak yüzeyinde bitki artıklarının bırakılmasını ve ekim nöbeti uygulamasını esas alan sıfır toprak işleme, işlemesiz tarım veya azaltılmış toprak işleme sistemleri konularında araştırmalar yürütülmektedirler. Bu anlamda sıfır işleme sistemi, toprakların sık sürümlerle yapısını kaybetmemesini sağlamakta, böylece çölleşmeyi hızlandıran etkenleri azaltmakta veya ortadan kaldırmaktadır. İşlemesiz tarım teknikleri (sıfır toprak işleme- azaltılmış toprak işleme) ile yüzyıllardır bilinçsiz bir şekilde sömürülen topraklarımızın korunması ve verimliliğinin sürdürülmesi, aynı zamanda da geleneksel sistemde yer alan sürüm maliyetlerinin azaltılarak ülke ekonomisine katkı sağlanması planlanmıştır. Bu amaçla Nadas-Buğday, Baklagil-Buğday ve Buğday-Buğday ekim nöbeti sistemlerinin uygulandığı bölgelerde geleneksel sistemlere alternatif olarak sıfır ve azaltılmış toprak işleme çalışmaları başlatılmış ve halen yürütülmektedir. İşlemesiz tarım tekniğinde anız artıkları toprak yüzeyinde tutularak, bir yandan toprağın su ve rüzgar erozyonundan korunması sağlanırken, diğer yandan da toprak organik madde miktarının arttırılması hedeflenmiştir (Türkiye topraklarının %87’ si organik maddece fakir). Yine işlemesiz tarım tekniği ile ağır bünyeye (Türkiye topraklarının %92’ si tınlı ve killi tınlı) sahip olan topraklarımızın iyileştirilerek su tutma kapasitesinin yükseltilmesi de sağlanmış olacaktır. Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü’nce (TARM), Haymana ilçesinde sıfır toprak işleme ile ilgili yapılan bir araştırma sonucunda, bu sistemin bölgede uygulanabilir olduğu belirlenmiştir. Elde edilen olumlu sonuçların çiftçilere tanıtımı amacıyla adı geçen Enstitünün Hollanda Büyükelçiliği desteği ile yaptığı çalışmalar halen devam etmektedir. Ayrıca bozulan toprak yapısının düzeltilmesi, verimliliğinin artırılması için yapılan çalışmalar, ekim nöbeti ve yeşil gübreleme, bitki artıklarının (anız ve sap) değerlendirilmesi çalışmaları da sürdürülmektedir. |
|
|
|
|
|
|
#20 (permalink) |
|
TAGEM Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü bünyesinde Coğrafi Bilgi Sistemleri ve Uzaktan Algılama Bölümü, 1997 Haziran tarihinden itibaren faaliyetlerini yürütmektedir. Bu Bölüm, bitki, toprak, su ve diğer doğal kaynakların etkin bir şekilde yönetimi ve kullanılmasını planlamak amacıyla faaliyet alanına giren konularda projeler üretmekte ve uygulamaktadır.
Bölümün Görevleri; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından belirlenen amaç ve konulara uygun olarak, tarım ve çevre korumasıyla ilgili bilgileri toplayıp değerlendirmektir. Türkiye içindeki tarımsal alanların dağılımlarının belirlenmesi, agro-klimatolojik veri toplanması, su kaynaklarındaki değişimin ve kirliliğin izlenmesi gibi konular bölümün görevleri arasındadır. Bu kapsamda aşağıda özetlenen faaliyetler sürdürülmektedir: * Uydu Görüntüleri Kullanarak İl Bazında Tarımsal Alanların Belirlenmesi Projeleri Bu tip projelerde arazi verileri LANDSAT uydu görüntüleriyle birlikte değerlendirilerek öncelikle ildeki tarım alanı, orman, mera, yerleşim yeri gibi belli başlı arazi kullanım türleri belirlenmektedir. Daha sonra her bir tür içerisinde yoğunlaşılarak bu alandaki alt sınıflar oluşturulmaktadır. Uydu Görüntüleri Kullanarak Gaziantep İlindeki Tarımsal Alanların Belirlenmesi; Gaziantep, Diyarbakır, Şanlıurfa, Adıyaman, Kahramanmaraş İllerinde Uzaktan Algılama ile Pamuk Ekiliş Alanlarının Tespiti; CBS ve Uzaktan Algılama Teknikleri Kullanılarak Ankara İlinde Tahıl Ekim Alanlarının Tesbiti Projeleri örnek olarak verilebilir. |
|
|
|
|
![]() |
| Tags: col |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|