Yorumla.Net


Geri Git   Yorumla.Net > Spor > Futbol

Futbol Dünyadan ve Ülkemizden Futbol Haberleri

En Büyük Kim?

Futbol Kategorisindeki En Büyük Kim? konusu; Avrupa'nın En Büyüğü: Platini! Kaynak : yorumla.net - Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir. Uye Olmak Icin Tiklayiniz... Muhteşem aktif futbol kariyerinin ardından UEFA Başkanı oldu; Fransız efsane Michel François Platini. ...

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 18-11-2008, 15:10   #1 (permalink)
Profil
FB ®h † # İçerdöver
 
DHeMLy-CHaY kullanıcısının avatarı
 
Giriş: 30.06.2006
Şehir : Antalya
Mesaj: 89,736
Konular: 21405
Şukella : 2,580
Blog Başlıkları: 31
Rep Gücü : 22522
Rep Puanı: 2242854
Seviye : DHeMLy-CHaY İtibar düzeyini kapadı
DHeMLy-CHaY kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Varsayılan En Büyük Kim?



Avrupa'nın En Büyüğü: Platini!
Kaynak : yorumla.net - Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir. Uye Olmak Icin Tiklayiniz...


Muhteşem aktif futbol kariyerinin ardından UEFA Başkanı oldu; Fransız efsane Michel François Platini. UEFA Başkanlığı'nı İsveçli Lennart Johansson'dan devralan 51 yaşındaki eski Juventuslu futbol efsanesi şimdi de Avrupa Futbolu'nu yönetiyor.





(Ajansspor Dış Haberler Servisi)

Yapılan seçimlerde İsveçli Lennart Johansson’dan UEFA başkanlığı’nı devralan 51 yaşındaki eski Juventus ve Fransa milli takımı orta saha yıldızı Michel François Platini’yi sizler için mercek altına yatırdık. Platini’nin dillere destan futbol kariyeri, teknik adamlık süreci ve UEFA Başkanlığı’na kadar uzanan futbol yöneticilik macerası sizler için Ajansspor.com’da.

FUTBOLCULUK KARİYERİ
.::Nancy (1972-1979)::.
Platini Metz’in genç takımında başladığı futbol kariyerindeki ilk transferini 1972 yılının Eylül ayında gerçekleştirdi. Ilk dönemde yedek bekleyen Platini yeni takımıyla Valenciennes karşısında Ligue 1 kariyerine startı verdi. Geçirdiği sakatlıklar kendisini göstermesine engel oldu. Mart 1974’te sol kolıunu kıran Platini takımının ligden düşmesine engel olamadı. Daha sonrasında da Nancy birinci lige döndüğünde Platini askerliğini yapmak için orduya katıldı. Platini aktif futbol yaşantısındaki ilk büyük başarısını Nice ile oynadıkları Fransa Kupası finalinde kaydettiği golle takımını şampiyon yaparak elde etti.

.::St.Etienne (1979-1982)::.
Michel Platini kariyerinin ilk pırıltılarını burada verdi. St.Etienne 1979/80 sezonunda UEFA Kupası’nda PSV’yi 6-0, 7980/81’de de Hamburg’u 5-0 mağlup etti. Bu maçlarda Platini takımın en önemli oyuncusu olarak sahadaydı ve galibiyetlerde önemli rol üstlendi. Platini ve St.Etienne 1981’de Fransa Ligi Şampiyonluğu’nu yakaladı. 1981’de fransa Kupası’nda Bastia’ya, 1982’de de yine finalde PSG’ye kaybettiler.

.::Juventus (1982-1987)::.
Platini efsaneleşeceği Torino ekibi Juventus’a 1982 yazında geldi. 1984 ve 1986 yıllarında Serie A Şampiyonluğu’na ulaşan başarılı Fransız, 1984’te Kupa Galipleri Kupası ve Avrupa Süper Kupası, 1985’te Avrupa Kupası ve Dünya Kulüpler Şampiyonluğu zaferlerini elde etti. Platini 1982/83, 1983/84 ve 1984/85 sezonlarında Serie A gol krallığını da yakaladı. Başarılı oyuncu 1984 ve 1985 yıllarında World Soccer Dergisi tarafından Yılın Oyuncusu seçildi. Platini 1985 Heysel Faciası’nda da sahada yer alan oyuncular arasındaydı. Platini 1986 Meksika Dünya Kupası’nın ardından bir yıl daha Juventus için oynadı ve sonra aktif futbol yaşantısına nokta koydu.

.::Platini ve Fransa Milli Takımı::.
Platini milli takım kariyerine 26 Eylül 1973’te başladı. 1975 yazında da askerlik görevini yerine getiren Platini ülkesi için olimpiyatlarda da mücadele etti. 1976 Montreal Yaz Olimpiyatları’nda mücadele eden Platini turnuvaya 4-0 kazandıkları Meksika maçındaki iki golüyle başladı. Fransa çeyrek finalde Doğu Almanya’ya yenilerek turnuvaya veda etti.

Fransa’nın Parc de Princes’te 16 Kasım 1977’de 3-1 kazandığı Bulgaristan maçı Michel Platini’nin milli takımdaki oyun kuruculuk görevinin başladığı karşılaşma oldu. Bu galibiyet Fransızlara Arjantin’de düzenlenecek 1978 Dünya Kupası biletini de getirdi. Michel Platini İtalyanların ünlü kalecisi Dino Zoff’u harika serbest atışlarıyla geçince İtalyan oyuncu avcılarının da gözüne girmeyi başardı. İspanya 1982 Dünya Kupası elemelerinde Platini artık milli takımda kendisiyle özdeşleşecek “10” numarayı giyiyordu.

Platini 1984 Avrupa Şampiyonası’nda ev sahibi Fransız takımının kaptanıydı. Fransa bu turnuvada kaptanının başarılı performansı ve mükemmel golleriyle şampiyonluğa ulaştı. Platini grup mücadelesinde Belçika ve Yugoslavya karşısında “Mükemmel” hat-trickler (kafa-sağ ayak-sol ayak) yaptı.

TEKNİK DİREKTÖRLÜK KARİYERİ
Platini 1 Kasım 1988’de Henri Michel'in yerine Fransa Milli Takımı’nın başına geldi. İtalya 1990 Dünya Kupası elemeleri takım için kabus gibiydi ve tüm konsantrasyon İsveç 1982 Avrupa Şampiyonası içindi. Fransa bu süreçte 19 maçlık yenilmeme performansına da imza attı. Ancak turnuvaya ilk turda veda eden Horozlarda Platini görevinden ayrıldı.

YÖNETİCİLİK DÖNEMİ
Devam etmekte olan bu süreç son olarak UEFA Başkanlığı’na kadar uzandı. Michel Platini Fransa’da düzenlenen ve Horozların şampiyonluğuyla sonuçlanan 1998 Dünya Kupası’nın da organizasyon komitesindeydi. 1988-1990 yılları arasında da UEFA Teknik Gelişim Komitesi için çalışan Platini 2002 yılından sonra da UEFA ve FIFA Üst Yönetimleri için görev aldı. 2006 yılından beri FIFA Teknik ve Geliştirme Komitesi Başkanlığı’nı yürüten Platini aynı zamanda Fransa Futbol Federasyonu İkinci Başkanı. Temmuz 2006’da son UEFA Başkanı İsveçli Lennart Johansson’a karşı başkanlık kampanyası yürüten Fransız efsanesi Michel Platini bugün Almanya’nın Duesseldorf kentinde yapılan seçimlerde UEFA’nın yeni başkanı oldu.

__________________







DHeMLy-CHaY Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'da Paylaş
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-11-2008, 15:10   #2 (permalink)
Profil
FB ®h † # İçerdöver
 
DHeMLy-CHaY kullanıcısının avatarı
 
Giriş: 30.06.2006
Şehir : Antalya
Mesaj: 89,736
Konular: 21405
Şukella : 2,580
Blog Başlıkları: 31
Rep Gücü : 22522
Rep Puanı: 2242854
Seviye : DHeMLy-CHaY İtibar düzeyini kapadı
DHeMLy-CHaY kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Varsayılan

Futbolun "Büyülü Numaraları"..


Bir çok krampon, futbol sahasında yazdıkları tarihle efsaneler arasında yer almayı başardı ve başarıyor. Bazıları ise o kadar özel ki formaları bir daha giyilmemek üzere rafa kaldırılıyor ve sonuna kadar sadece O'nun adıyla anılıyor.





Kuzey Amerika’da eski sporculara saygı vazgeçilmez bir durumdur. Her takımın eski efsane sporcularına ayrılmış bir Ünlüler Salonu (Hall of Fame) bulunur.

Tarih yazan bu oyuncular takımları için gösterdikleri başarılı performansın onuruna giydikleri formanın numarası emekliye ayrılarak taçlandırılırlar. Dünya sporunda bu gelenek her oyuncuya değil, üstün başarılara imza atmış efsanelere uygulanır. Bu vefa örneği NBA tarihinin efsane ismi Michael Jordan ve ünlü NHL oyuncusu Wayne Gretzky ile başlamıştır. Chicago Bulls tarihinde bir daha hiçbir oyuncu “23” numaralı formayı giymeyecek. Aynı durum Edmonton Oilers’in “99” numarası için de geçerli.

Bu gelenek ilerleyen yıllarda futbola da geldi. Eskiden sahaya çıkan oyuncular 1 ve 11 arasındaki numaraları taşımak durumundaydı ancak 90lı yıllarda bu kural değişti ve her oyuncu kadroda sabit bir numara taşımaya başladı. Bazıları efsane oldu, o oyuncunun adıyla anılmaya başlandı.

Renklere olan sadakat kahramanlık statüsünde bilindik bir yoldur. Milan’da 20 muhteşem yıla imza atan Franco Baresi’nin “6” numarası oyuncunun 1997’deki emekliliği sonrası Rossoneri tarafından tedavülden kaldırıldı, o sezondan sonra Milan’da kimse “6” numarayı giymedi.

Milan şimdi benzer bir seremoniye hazırlanıyor. Sırada efsane kaptan Paolo “Il Capitano” Maldini’nin “3” numarası var. Kulübün İkinci Başkanı Adriano Galliani oyuncusunun önemini 2005 Ocak’taki “Maldini bu kulübün tarihini temsil ediyor, O emekli olduğında “3” numara da emekli olacak” sözleriyle dile getirdi. Paolo Maldini ise konuyla ilgili olarak “Bu kulüp bana her zaman çok büyük vefa örneği gösterdi. Bundan çok büyük mutluluk duyuyorum ve itiraf etmek gerekirse bunun olmasını hep ummuştum” dedi. “Il Capitano”nun emekliliği sonrası “3” numaranın San Siro taraftarının vazgeçilmezleri arasına gireceği kesin.

Milano’nun diğer ekibi Inter’de ise benzer durum sadece efsane oyuncu Giacinto Facchetti için uygulandı. Eylül 2006’da hayata gözlerini yuman efsane oyuncu ve eski başkan Facchetti’nin “3” numarası emekliye kaldırıldı. 1961 ve 1978 yılları arasında Inter formasını 634 kez giyen Facchetti milli takımda da büyük başarılar yakalamıştı. Milli takımdan arkadaşı Gianni Rivera “Facchetti çok büyük oyuncuydu ancak daha da büyük adamdı. Hayatını futbola adamıştı” sözleriyle efsaneye olan hayranlığını dile getirdi. Inter’de 2006/07 sezonuna “3” numaralı forma ile başlayan Arjantinli Nicolas Andrés Burdisso efsane numaranın emekliye kaldırılmasının ardından “16” giymeye başladı.

İtalya Serie A’da benzer forma efsaneleri var. Örnek vermek gerekirse; Romalı “6” yani Aldair veya Cagliarili “11” yani Gigi Riva sayılabilir.

MÜKEMMEL "10"
Bunların aksine kariyerinin sadece son 4 sezonunda Brescia forması giymiş olan, 1993 FIFA Dünya’da Yılın Oyuncusu ve Altın Top sahibi Roberto Baggio kulübün tarihine geçmeyi başarmıştır. Daha önce Serie A’da önemli bir başarısı bulunmayan Brescia Divino Codino’nun (Robeto Baggio) gelişiyle 2001/02 sezonunda UEFA Kupası’na katılmaya bile hak kazandı. Efsane oyuncu kariyerindeki 452 maç ve 205 golün ardından 2004 yılında kramponlarını rafa kaldırmaya karar verince Brescia’daki “10” numaralı forması da kulüp tarafından Baggio’nun adıyla emekliye ayrıldı.

“10” deyince akıllara gelen bir başka efsane de Diego Armando Maradona. Arjantin milli takımı resmi FIFA organizasyonları dışında (Bu organizasyonlarda kadrodaki oyuncular1-23 arasında sıralı olarak numaralandırılmak durumunda) bu numarayı kimseye vermiyor. Arjantin futbol idollerinden Mario Kempes eski takım arkadaşı Maradona’yla ilgili olarak “10 numarayı dünyadaki en büyük oyuncular giyer ve eminim Arjantin gelecekte yeni bir Diego yaratacak” dedi. Maradona da bu konuda takım arkadaşına katılıyor aslında. El Matador, sadece Lionel Messi’yi izlemek için para ödemekten yakınmayacağını belirterek belki de Arjantin Milli Takımı’nın yeni “10” numarasını açıklıyor, yani Tangocular’ın yeni Maradona’sı.

Sadece milli takımı değil, Napoli de ona tapıyor. O olmasa sıradan bir takım olmaktan öteye gidemeyecek Napoli, Maradona ile yakalamadık başarı bırakmadı. O Napoli şehrine sadece Serie A ve İtalya Kupası zaferleri değil, UEFA Kupası başarısı da hediye etti. Günüzümde şehirde Napoli ve “10” deyince aklına Maradona’dan başkası gelebilecek bir insan yok. Herkes onun büyülü ayaklarıyla bunu yarattığının farkında.

EBEDİ İTİBAR VE 12. ADAM
Futbol tarihinde forma numarasını emekli etme durumu hep böylesine başarı ve mutluluk hikayeleri sonunda olmadı. Bazı hazin olaylar da buna sebep oldu. 2003 yılında Kamerun ve Kolombiya Milli Takımları arasında oynanan Konfederasyon Kupası yarı final maçında Marc-Vivien Foé’nin trajik ölümü sonrası Lens “12”, Lyon “17”, Manchester City ise “23” numarasını Kamerunlu oyuncuyu anabilmek adına rafa kaldırdı. Benzer durumlar Chievo’da “30” numara ile Kongolu Jason Mayle için, Brescia’da da “13” numara ile İtalyan Vittorio Mero için uygulandı.

Celtic taraftarı 1 Kasım 2006’da konuk oldukları Şampiyonlar Ligi Benfica deplasmanında efsane oyuncu Miklos Feher’e saygılarını açtıkları pankartla dile getirdi. Pankartta Portekizce 'Feher: Nunca caminharas sozinho' (Feher asla yalnız yürümeyeceksin) yazıyordu. Macar yıldızın “29” numarası da 25 Ocak 2004’deki ölümünden sonra Benfica tarafından emekli edildi.

İskoçların bu davranışı sonrası dünyada birçok kulüp taraftarını da “12” numarayla adlandırdı. Oyunun vazgeçilmezi olan taraftar dünya üzerinde Lens, Feyenoord, Portsmouth, Norwich City, Malmo ve Zenit St Petersburg başta olmak üzere birçok kulüp tarafından “12. Adam” olarak tanımlandı. Yunan ekibi Panathinaikos ise bu geleneği taraftarına “12” yerine “13” numarayı vererek farklı bir boyutla devam ettirdi. Yunan ekibi en ateşli taraftar grubuna Apostolos Nikolaidis Stadı’nda “13” numaralı kapıdan girilen yerler ayırdı.

Bazı forma numaraları taşıyanlarıyla özdeşlemiş olsa da sonrasında da aynı numarayı giyip benzer başarılar yakalayabilmiş isimler var. İşte Fransa Milli Takımı örneği, Michel Platini ve Zinedine Zidane. Bu iki “10” numaradan hangisinin diğerinden daha iyi olduğunu söyleyebilecek kimse yok. George Best, Bryan Robson, Eric Cantona, David Beckham veya Cristiano Ronaldo. Bu “7” numaralardan hangisi diğerinden daha büyük? Göz ardı edilemeyecek tek gerçek bu yıldızların farklı numaralar giymiş olsalar bile büyük başarılar yakalayabilecek kapasitede olduklarıdır.
__________________







DHeMLy-CHaY Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'da Paylaş
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-11-2008, 15:11   #3 (permalink)
Profil
FB ®h † # İçerdöver
 
DHeMLy-CHaY kullanıcısının avatarı
 
Giriş: 30.06.2006
Şehir : Antalya
Mesaj: 89,736
Konular: 21405
Şukella : 2,580
Blog Başlıkları: 31
Rep Gücü : 22522
Rep Puanı: 2242854
Seviye : DHeMLy-CHaY İtibar düzeyini kapadı
DHeMLy-CHaY kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Varsayılan

Lyon'un örnek alınacak hikayesi!


Fransa'nın gururu Lyon geride kalan hafta sonunda peş peşe altıncı kez şampiyon olarak Avrupa'nın büyük liglerinde bu başarıya ulaşan ilk ve tek takım oldu. Lyon'un zaman içinde "süreklilik" sayesinde gelen bu başarısı her kulübe örnek olması gereken ince detaylarla bezeli!





(Ajansspor Dış Haberler Servisi)

PEŞ PEŞE 6: LYON!
43. 051 kişilik muhteşem Stade de Gerland’ı kullanan OL, ya da daha çok bilinen adıyla Lyon 1899’da Lyon Olimpik Üniversitesi olarak kuruldu ve 1950’de tam anlamıyla bir kulüp oldu. 2000’li yıllara gelene kadar Fransa İkinci Ligi’nde bile daha çok kupa kazanan Lyon günümüzde Avrupa Futbolunun “patronları” olarak bilinen G14’lerin bir üyesi. En son başarısını Fransa’da peş peşe 6. kez şampiyonluğa ulaşarak yakalayan Lyon’un son dönemlerde başlayan önlenemez yükselişinin hikayesi!

Fransa’da 2006-2007 sezonunda Olympique Lyon şampiyon oldu ve Avrupa’nın büyük ligleri arasında peş peşe 6 şampiyonluğa ulaşan ilk ve tek takım olmayı başardı. Bu büyük ligler arasında yer alan Fransa, İtalya, Almanya ya da İspanya ile İngiltere’de başka bir takım böylesine bir beceri bugüne kadar sergileyemedi.

Fransa’da ligin tamamlanmasına 6 maç kala bu başarıya imza atan Lyon açtığı 17 puanlık farkla, kimsenin kendisini yakalayamayacağının garantisini verdi ve yeni bir rekor kırmayı başardı.Lyon’un yıllardır devam eden bu başarısının sırrı nerede saklı?

Letonya’dan Skonto Riga takımı Avrupa’da peş peşe şampiyon olma rekorunu 2004’te 14. kez şampiyon olarak kırdı. Ancak Letonya Ligi ile Avrupa’nın Devleri’ni kıyaslamanın imkanı yok!

Norveç’ten Rosenborg’un da peş peşe 13 şampiyonluğu bulunuyor ama bırakın Norveç’i İskoçya Ligi bile Avrupa’nın Dev Beşlisi’nden çok uzak bir lig ki orada da Rangers ve Celtic’in peş peşe 9’ar şampiyonluğu bulunuyor.

Tartışmasız bir şekilde Lyon'un bu başarısı diğerlerinden çok daha üstün bir başarı. Ne de olsa Lyon kendi liginde olduğu kadar Avrupa Şampiyonlar Ligi’nde de her zaman adından söz ettiren ve “şampiyonluk” unvanı yakıştırılan bir ekip.

Lyon Şampiyonlar Ligi’nden üç kez çeyrek finalden elendi!

SABIR EN BÜYÜK ERDEM!
Bu başlık, isim Roman Abramovic değil ve bir anda bir ligi yakacak kadar çok paranızla transfer yapamıyorsanız, herkes için geçerli!

Şu anda Lyon Başkanı olan Jean-Michel Aulas takımı yaklaşık 20 yıl önce Ocak 1987’de devr aldı.

O, hayalarini süsleyen Fransa Ligue 1 şampiyonluğu için tam 15 yıl bekledi.

Lyon 2. Lig’deyken kulübün başına geldiğinde bir yazılım firmasında başkanlık yapan Aulas, Lyon’u 2. Lig’den 4 yıl içinde çıkartacağını ve Avrupa Kupaları’na katacağına söz verdi.

1988’de Aulas takımın Sportif Direktörü olarak Bernard Lacombe’yi atadı. Aynı dönemde Lyon’un eski futbolcularından ve şu anda da Fransa Milli Takımı’nın çalıştırıcısı olan Raymond Domenech de takımın teknik direktörü oldu.

Domenech anında takımı birinci lige taşıdı.

Aulas'ın 4 yıl içinde geleceğini taahüt ettiği Avrupa Kupaları’nda mücadele etme şansı da aynı zamanda geldi. Ancak Lyon’un UEFA Kupası serüveni Trabzonspor’a toplamda 8-4 ile elendiklerinde son buldu.

1991-1992’de ise Lyon küme düşmekten ancak 2 puanla kurtulabildi.

AVRUPA’DAN BİR ONUR LİSTESİ
Skonto Riga: 1991-2004 (14)
Rosenborg: 1992-2004 (13)
Celtic: 1966-1974 (9)
Rangers: 1989-1997 (9)
Juventus: 1931-1935 (5)
Real Madrid: 1961-1965 & 1986-1990 (5)


Lyon’un kayda değer bir kupa kazanması için 10 yıl daha beklemesi gerekti ve Mayıs 2001’de Fransa Lig Kupası’nı kazandılar. Bu onların 1973’te kazandıkları Fransa Kupası’ndan beri müzelerine giden ilk değerli kupa oldu.

Lig şampiyonu olmadan önceki 3 yılda ise Lyon iki kez üçüncü sırada ve 2001’de de ikinci sırada kaldı.

Ancak sonraki sezon, ligin son gününde Lyon Fransa Ligue 1 şampiyonu olmayı başardı. O gün 1 puanla önlerinde yer alan Lens’i 3-1 yenerek tam bir final havasındaki maçı kazanıp şampiyon olmanın gurunu tattılar.

Lyon’un zaman içinde yakaladığı başarısındaki sır kesin olarak Aulas tarafından sağlanan süreklilik ve Sportif Direktör Bernard Lacombe’nin çalılmalarıyla geldi.

Ne de olsa 1980’lerden beri Lyon’u aynı isimler idare ediyor. Aules Başkan ve Lacombe da Sportif Direktör!

Lyon istenilen, arzu edilen neticeleri alamadığında da bir arada kalmayı başararak sonraki yıllarda gelecek başarıların da alt yapısnı hazırlamayı başararak çok güzel bir örnek oluşturdu.

ÇALIŞTIRMA BECERİSİ!
Lyon’un Aules yönetiminde birçok teknik direktörü oldu.

Domenech, Fulham’ın eski Beşiktaş’ın şimdiki Fransız efsanesi Jean Tigana bu isimlerden bazıları. Ancak bu aralar Rangers’da bulunan Paul le Guen ile Jacques Santini ve şimdiki teknik direktör Gerard Houllier Lyon’a büyük başarılar kazandıran isimler olarak ön plana çıktı.

Santini 2000’de geldi. İki yıl içinde de en önemli kupayı Lyon’a kazandırdı. Santini ardından da Franda Milli Takımı’nın başına geçerek Lyon’dan ayrıldı.

Le Guen, Santini’nin yerine gelen isimdi. Ama ne isim: Le Guen peş peşe gelen 3 şampiyonluğun mimarı oldu.

Ancak 2005 yazının başında Lyon’un başına gelen tecrübeli futbol adamı Houllier belki de Aules’ın Lyon’u taşımak istediği bir sonraki adımın ilk ismi oldu.

Birçoklarına göre Houllier zaman içinde Lyon’un Şampiyonlar Ligi’nde arzuladığı kupayı kazanmalarını sağlayacak.

Santini ile başlayan Le Guen ile devam eden ve Houllier ile süslenen Lyon bugün kesinlikle Avrupa’nın Devleri arasında anılıyor!

SAHA DIŞINDA DA LYON!
Peş peşe Fransa Ligue 1 şampiyonu olan Lyon her seferinde Şampiyonlar Ligi’nde de başarı yakaladı. Lyon bu başarılarının yanında finansal anlamda da çok büyük bir güç haline gelmeyi başardı.

Geride kalan iki yılda Lyon önemli isimlerini kaybetti. Michael Essien ve Mali orta saha oyuncusu Mahamadou Diarra bunlardan bazıları. Ancak Lyon’un finansal gücü her zaman yükselmeye devam etti: Lyon 2006’dan beri yılda 250 milyon dolar çeviren bir güç olurken, bu sayede de en iyi Fransız futbolcuları rahatlıkla kadrosuna kattığı gibi, yetiştirdikleriyle de para kazanmayı her zaman sürdürdü.

Diarra, Nantes’dan alınan 23 yaşındaki Jeremy Toulalan ile yer değiştirildi. Lyon’da ortaya koyduğu futbol ve gelişimle de Fransa Milli Takımı’nda Claude Makelele'nin devamı olarak anılmayı başardı.

Lyon’un bu yükselişine ayak uyduramayan Fransız devleri Paris Sanit German, Marsilya ve Monaco’nun en büyük eksiği Lyon’u tamamlayan “devamlılık”tan yoksun olmaları oldu.

Ne de olsa Chelsea gibi zengin kulüplere oyuncu satmayı başaran, kendi oyuncularını yetiştiren ve sürekli para kazanarak en iyi Fransız oyuncuları alan Lyon bir de “süreklilik” sağlayarak ezeli rakipleri karşısında muhteşem bir üstünlük kurmayı başardı.

“Eğer iyi bir Fransız oyuncuysanız 2000’lerden beri Lyon’dan başka bir takımda oynamak kesinlikle istemezsiniz!”

YETENEKLERİ DE KEŞFEDİYORLAR!
Parası ve gücü sayesinde istediğini alabilen Lyon aynı zamanda muhteşem bir “araştırma” ekibinin de sahibi. Lyon, Brezilya’dan birçok yeteneği ele geçirmiş olmanın keyfini, ekibi sayesinde yaşıyor.

Brezilya’da çok iyi bir “araştırma” ekibi bulunan Lyon’un bu ekibi Lyon’da 90’larda oynayan ilk Brezilyalı olan Marcelo tarafından kuruldu ve geliştirildi.

Sportif Direktör Lacombe ile “tandem” çalışan Marcelo ne kadar iyi bir yetenek avcısı olduğunu da kısa sürede kanıtlamayı başardı.

Lyon’un zaman içinde yakaladığı ve devam ettirdiği başarısında, Brezilyalı defans oyuncuları Cris ve Cacapba ile orta sahanın yıldızı Juninho ve golcü Fred’in payı büyük!

Özellikle de Juninho ne kadar önemli bir alışveriş olduğunu birçok kez kanıtladı. Üzerine düşenden çok daha fazla gol kaydeden Juninho orta alandaki yetenekleri ve muhteşem serbest atış gol ortalamasıyla Lyon’un vazgeçilmezlerinden biri oldu.

O’nun geldiği ilk sezonda Lyon’un ilk lig şampiyonluğunu yakalamış olması da kesinlikle bir tesadüf olamaz.

DİLLERE DESTAN LYON AKEDEMİSİ!
Lyon’un yakaladığı başarılarda, Fransa’nın en iyi futbol akademilerinden birinin sahibi olmasının da payı çok büyük.

Özellikle ilk dönemde gelen başarılarda Lyon’un kendi yetiştirdiği gençlerin payı yadsınamaz. Günümüzde Fransa’nın en iyi akademisi Lyon’un olmayabilir ama hala en azından kendilerine yetecek kadar yetenekli gençleri yetiştirebiliyorlar!

2 ya da 3 yılda bir yeni isimleri sahneye çıkartan Lyon’da şimdi de Hatem Ben Arfa ve Karim Benzema’nın sahalara damga vurması bekleniyor.

Karim Benzema şimdiden Sylvain Wiltord ile kıyaslanmaya başladı bile!
__________________







DHeMLy-CHaY Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'da Paylaş
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-11-2008, 15:11   #4 (permalink)
Profil
FB ®h † # İçerdöver
 
DHeMLy-CHaY kullanıcısının avatarı
 
Giriş: 30.06.2006
Şehir : Antalya
Mesaj: 89,736
Konular: 21405
Şukella : 2,580
Blog Başlıkları: 31
Rep Gücü : 22522
Rep Puanı: 2242854
Seviye : DHeMLy-CHaY İtibar düzeyini kapadı
DHeMLy-CHaY kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Varsayılan

Yüzyılın takımı Real Madrid!


1902'de kuruldu ve hep en gözde ekipler arasında yer aldı. İlk zamanlarda Los Merengues'ti, sonra Los Blancos oldu. 1970lerde Los Vikingos diye anıldılar, günümüzdeyse herkes onları Los Galácticos olarak biliyor. Işte FIFA'nın da 2000'de yüzyılın takımı seçtiği Santiago Bernabéu Devi, Real Madrid..





(Ajansspor Dış Haberler Servisi)

Moncloa’da Pazar sabahları aralarında maç yapan Institución Libre de Enseñanza öğrenci ve öğretmenleri 1895 yılında Football Sky Kulübü’nü kurarak Madrid’e futbolu getirdiler. 1900’de kulüp New Foot-Ball de Madrid ve Club Español de Madrid olarak ikiye ayrıldı. Bölünme devam etti ve 6 Mart 1902’de Sociedad Madrid FC kuruldu. Kulübün ilk başkanı Juan Padrós Rubió; ilk sekreteri Manuel Mendía; ilk yatırtımcısı ise José de Gorostizaga’ydı. Kulüp kurulduktan sadece 3 yıl sonra 1905’te ilk zaferine Copa Del Rey’de ulaştı. 1920 yılında da kulübün adı İspanya Kralı tarafından verilen asalet nişanı sebebiyle Real Madrid olarak değiştirildi.

.::Santiago Bernabéu::.
Santiago Bernabéu Yeste 1945 yılında kulübe başkan olmadan önce takımda kaptanlık, menajerlik ve yöneticilik gibi görevler aldı. Santiago Bernabéu 70 yıllık Real Madrid macerasında İspanya İç Savaşı sonrası kulübün yeniden yapılanmasını sağlayarak tarihe geçti. Kulübü her seviyede geliştirdi ve organize etti. Kulübün her branşına ayrı teknik ekip vererek Raimundo Saporta gibi taktisyenlerin yetişmesini de sağladı.

1953 yılında Alfredo Di Stéfano’yu renklerine bağlayan Santiago Bernabéu dünyanın ilk uluslararası takımını kurdu. Ferenc Puskás, Francisco Gento, Héctor Rial, Raymond Kopa, José Santamaría, Miguel Muñoz, Amancio, Santillana, Juanito, José Antonio Camacho gibi dünya yıldızlarını başkente getirdi.

1955 yılında gazeteci Gabriel Hanot’nun fikri ve Real Madrid Başkanı Santiago Bernabéu’nun desteğiyle İspanya, Fransa, Portekiz ve İtalya’dan kulüplerin katıldığı Copa Latina doğdu. Paris’te Ambassador Hotel’de Bedrignan ve Gustav Sebes’le buluşan Santiago Bernabéu bugünkü adıyla UEFA Şampiyonlar Ligi’ni kurdu. Real Madrid bu süreçte İspanya ve Avrupa’nın en önemli kulübü oldu.

Yerel başarılar..
1950'lerin başlarında kurulan muhteşem takım lige damgasını vurdu. 1954 yılında 20 sene aradan sonra ilk La Liga şampiyonluğu geldi. Real Madrid 1954 ve 1959 yılları arasında sadece bir kez Athletic Bilbao’ya şampiyonluk kaptırdı. Real Madrid 1961-1980 arasında 14 şampiyonluk yaşadı. Bu süreçte efsane oyuncular Jose Antonio Camacho, Uli Stielike, Santillana ve Juanito Real Madrid forması giydi. Hugo Sánchez, 'Quinta del Buitre' - Emilio Butragueño, Manolo Sanchís, Martín Vazquéz, Míchel ve Miguel Pardeza gibi yıldızları barındıran kadro 1986 ve 1990 arasında 5 kez üst üste şampiyon oldu.

Uluslararası başarılar..
Real Madrid’in Avrupa çapındaki başarıları da lig zaferleriyle doğru orantılı artıyordu. Alfredo Di Stéfano ve Ferenc Puskás önderliğindeki ekip 1956 ve 1960 arasında peşpeşe 5 Avrupa zaferi yaşadı. 1960’ta Hampden Park’taki 7-3’lük unutulmaz Eintracht Frankfurt zaferi tarihe kazındı. 1966 yılında finalde Partizan Belgrade’ı 2-1 yenen takım sadece İspanya doğumlu oyunculardan kuruluydu. Real Madrid 2 kez de UEFA Kupası’nı kazandı.

1996 yılında Başkan Lorenzo Sanz takımın başına İtalyan Fabio Capello’yu getirdi. Raúl, Fernando Hierro ve Fernando Redondo gibi yıldızların arasına Roberto Carlos, Predrag Mijatovic, Davor Šuker ve Clarence Seedorf da eklendi. 1998’de Jupp Heynckes’in çalıştırdığı Real Madrid 32 yıllık Avrupa Şampiyonluğu hasretini finalde Juventus’u Predrag Mijatovic’in golüyle 1-0 yenerek noktaladı. Vicente Del Bosque 2000 ve 2002’de takımı Avrupa’nın en büyüğü yapmayı başardı.

Quinta del Buitre Yılları..
1980'lerde İspanyol Futbolu’na damga vuran Real Madrid kökenli jenerasyona “Quinta del Buitre” adı verildi. Bu jenerasyonun en karizmatik ve önemli yıldızı Emilio Butragueño’ydu. “Quinta del Buitre”nin diğer önemli üyeleri ise Manolo Sanchís, Martín Vázquez, Míchel ve Miguel Pardeza’ydı. Real Madrid Teknik Direktörü Alfredo Di Stéfano bu gençlere ilk 11’de şans vererek yıldız olmalarını sağladı. “Quinta del Buitre” Real Madrid’in 1980'lerin ikinci yarısında Avrupa’nın en iyi takımı olmasını sağladı.

Florentino Pérez Dönemi..
Florentino Pérez Temmuz 2000’de Real Madrid Başkanı oldu ve seçildikten sadece 8 gün sonra Barcelona’nın yıldız Portekizlisi Luis Figo’yu başkente getirdi. Claude Makélélé, Albert Celades, Flávio Conceição, César Sánchez, Pedro Munitis ve Santiago Solari gibi yıldızlar Figo’yu izledi.

Beklentilerin çok yüksek olduğu 2000/01 Sezonu Avrupa Süper Kupası’nda Galatasaray karşısında alınan 2-1’lik yenilgiyle başladı. Toledo yıldızlar topluluğunu Copa Del Rey’den eledi. Boca Juniors Intercontinental Finali’nde Martin Palermo ve Riquelme’nin golleriyle 2-1 kazandı. Şampiyonlar Ligi macerası da Yarı Final’de sona erdi. Real Madrid bitime 2 hafta kala La Liga’da şampiyonluğunu ilan ederek ligdeki 28. zaferine ulaştı.

Florentino Pérez Dönemi’nde Zinédine Zidane (2001), Ronaldo (2002) ve David Beckham (2003) gibi yıldızlar Bernabeu'ya geldi. Pérez'in yeni taktiği altyapı destekli "Zidanes y Pavones"i (Zidane ve arkadaşları) oluşturmaktı. İşe yarayan bu taktik kulübün finansal anlamda da devleşmesini sağladı. Florentino Pérez şok bir kararla Vicente Del Bosque'nin kontratını yenilemedi ve 2003/04 Sezonu için takımın başına Portekizli Carlos Queiroz getirildi. Portekizli’den umduğunu bulamayan Real Madrid kısa zamanda değişiklik kararı aldı ve takımın başına eski oyuncusu José Antonio Camacho’yu getirdi. Defansı göbeği 45 milyon € karşılığında Arjantinli Walter Samuel ve İngiliz Jonathan Woodgate’le takviye edildi. Aralık 2005’te Brezilyalı Vanderlei Luxemburgo takımın yeni teknik direktörü oldu. Takıma gelen yıldızların sonu gelmiyordu; Julio Baptista (20 milyon €), Robinho (30 milyon €) ve Sergio Ramos (30 milyon €) ancak başarı da gelmiyordu.

Ramón Calderón Dönemi..
2 Temmuz 2006’da Ramón Calderón istifa eden Florentino Pérez’in yerine başkan oldu ve takımın başına Fabio Capello’yu getirdi. Eski yıldızlarda Predrag Mijatovic de Sportif Direktör oldu. Fabio Capello gelirken yanında Juventus’tan Fabio Cannavaro ve Emerson’u da getirdi. Ruud van Nistelrooy, Mahamadou Diarra ve José Antonio Reyes de kulübe kazandırıldı. Kaká, Cesc Fabregas ve Arjen Robben için yapılan girişimler sonuçsuz kaldı. Takımın gençleştirme politikası Ocak Ara Transfer Dönemi’nde yeni yıldızları başkente getirdi; Marcelo (6.5 milyon €), Gonzalo Higuaín (13 milyon €) ve Fernando Gago (18 milyon €).

Başkan Ramón Calderón’un eleştirilerine maruz kalan David Beckham sezon sonu için Los Angeles Galaxy’yle anlaştı. Bayern Münih Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali’nde Avrupa defterini kapadı. Capello’dan beklentiler çok büyüktü. Transfer dedikoduarının da arkası kesilemiyordu, Avrupa’da her yıldızın adı Real Madrid’le anılır olmuştu.

9 Haziran 2007: Tanrı Real Madridli!..
Bu tarih aradan yıllar geçse de unutulmayacak. La Liga’da 37. haftada Real Madrid La Romerada’da Real Zaragoza ile mücedele ederken Nou Camp’ta da Katalan Derbisi; Barcelona-Espanol maçı vardı. Gözler sahada, kulaklar ise diğer maçtaydı. Real Madrid geriye düşmüş, Barcelona ise Arjantinli yıldızı Lionel Messi’nin elle attığı golle derbide öne geçmişti. La Liga’da şampiyonluk Barcelona’ya doğru gidiyordu, ancak Tanrı müdahale etti. Real Madrid’in La Romerada’da 2-2’lik beraberliği yakaladığı anda Nou Camp’ta da Espanol beraberlik golünü kaydetti. Artık şampiyonluk yeniden başkente yönelmişti.

Real Madrid Avrupa’da yaşadığı hayal kırıklığını geride bırakarak La Liga’ya asıldı ve son dönemde gösterdiği muhteşem performansla 30. zaferini yakaladı.

Müze kupalarla dolup taşıyor..
La Liga: 30
1931/32, 1932/33, 1953/54, 1954/55, 1956/57, 1957/58, 1960/61, 1961/62, 1962/63, 1963/64, 1964/65, 1966/67, 1967/68, 1968/69, 1971/72, 1974/75, 1975/76, 1977/78, 1978/79, 1979/80, 1985/86, 1986/87, 1987/88, 1988/89, 1989/90, 1994/95, 1996/97, 2000/01, 2002/03, 2006/07

Copa Del Rey: 17
1904/05; 1905/06; 1906/07; 1907/08; 1916/17; 1933/34; 1935/36; 1945/46; 1946/47; 1961/62; 1969/70; 1973/74; 1974/75; 1979/80; 1981/82; 1988/89; 1992/93

Supercopa De Espana: 7
1988: 3-2 vs. Barcelona
1989: Copa del Rey ve La Liga Şampiyonu olarak direkt aldı
1990: 5-1 vs. Barcelona
1993: 4-2 vs. Barcelona
1997: 5-3 vs. Barcelona
2001: 4-1 vs. Zaragoza
2003: 4-2 vs. Mallorca

Copa de la Liga: 1
1984/85: 4-3 vs. Atlético Madrid

UEFA Şampiyonlar Ligi: 9
1955/56: 4-3 vs. Stade de Reims
1956/57: 2-0 vs. Fiorentina
1957/58: 3-2 vs. Milan
1958/59: 2-0 vs. Stade de Reims
1959/60: 7-3 vs. Eintracht Frankfurt
1965/66: 2-1 vs. Partizan
1997/98: 1-0 vs. Juventus
1999/00: 3-0 vs. Valencia
2001/02: 2-1 vs. Bayer Leverkusen

Intercontinental Kupa: 3
1960: 5-1 vs. Peñarol
1998: 2-1 vs. Vasco da Gama
2002: 2-0 vs. Olimpia Asunción

Ibero-American Kupa: 1
1994: 4-3 vs. Boca Juniors

UEFA Kupası: 2
1984/85: 3-1 vs. Videoton
1985/86: 5-3 vs. Köln

Avrupa Süper Kupası: 1
2002: 3-1 vs. Feyenoord

Latin Kupası: 2
1955: 2-0 vs. Stade de Reims
1957: 1-0 vs. Benfica

Başkan: Ramón Calderón
Futbol Direktörü: Predrag Mijatovic
Teknik Direktör: Fabio Capello
Yardımcı Antrenör: Italo Galbiati
III. Antrenör: José Antonio Grande
Kondisyoner: Massimo Neri
Kaleci Antrenörü: Franco Tancredi
Basketbol Direktörü: Antonio Martín Espina

Eski yıldızlar..
1910lar – 1940lar
Ricardo Zamora, Jacinto Quincoces, Jaime Lazcano, Manuel Olivares, Santiago Bernabéu
1940lar – 1970ler
Pahiño, Miguel Muñoz, Francisco Gento, Alfredo Di Stéfano, Héctor Rial, José Santamaria, Raymond Kopa, Ferenc Puskás, Didi, Amancio, Pirri, Manuel Sanchís
1970ler – 1990lar
Amancio, Pirri, Vicente Del Bosque, Mariano García Remón, Miguel Ángel González, José Antonio Camacho, Günter Netzer, Paul Breitner, Santillana, Ulrich Stielike, Juanito, Rafael Gordillo, Miguel Porlán 'Chendo', Manuel Sanchís H., John Metgod, Emilio Butragueño, Rafael Martín Vázquez, Míchel, Paco Buyo, Jorge Valdano, Hugo Sánchez, Bernd Schuster
1990lar
Paco Buyo, Hugo Sánchez, Emilio Butragueño, Manuel Sanchís H., Miguel Porlán 'Chendo', Fernando Hierro, Ricardo Rocha, Gheorghe Hagi, Robert Prosinecki, Michael Laudrup, Iván Zamorano, Fernando Redondo, Clarence Seedorf, Predrag Mijatovic, Christian Panucci, Davor Šuker, Fernando Morientes, Christian Karembeu, Bodo Illgner, Nicolas Anelka
2000ler
Manuel Sanchís H., Fernando Hierro, Albert Celades, Steve McManaman, Esteban Cambiasso, Claude Makélélé, Flavio Conceiçao, Fernando Morientes, David Beckham, Santiago Solari, Geremi, Michael Owen, Luís Figo, Thomas Gravesen, Zinedine Zidane, Ronaldo, Jonathan Woodgate

Real Madrid her sezon ortalama 65.000 kombine satıyor. Sezonluk bilet sahibi olabilmek için öncelikle kulüp tarafından desteklenen bir taraftar grubuna veya direkt olarak kulübe üye olmak gerekiyor. Şu anda kulübün desteklediği dünya üzerinde 1.800 ayrı taraftar grubu var.

REAL MADRID VE “EN”LER..
İlk gol 13 Mayıs 1902 Arthur Johnson: Barcelona 3-1 Real Madrid
En çok forma giyen Manuel Sanchís Hontiyuelo: 712
Ligde en çok forma giyen Manuel Sanchís Hontiyuelo: 524
Kral Kupası’nda en çok forma giyen Santillana: 84
En golcü Alfredo Di Stéfano: 307
Kral Kupası’nda en golcü Santillana: 49
Avrupa Kupaları’nda en golcü Raul González: 56* (Hala oynuyor)
En çok kupa kazanan Francisco Gento: 21 kupa
Avrupa’da en farklı galibiyet 1961/62: Real Madrid 12-0 Boldklubben 1909
Avrupa’da en farklı mağlubiyet 1988/89: Milan 5-0 Real Madrid
La Liga’da en gollü maç 1959/60: Real Madrid 11-2 Elche
__________________







DHeMLy-CHaY Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'da Paylaş
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-11-2008, 15:11   #5 (permalink)
Profil
FB ®h † # İçerdöver
 
DHeMLy-CHaY kullanıcısının avatarı
 
Giriş: 30.06.2006
Şehir : Antalya
Mesaj: 89,736
Konular: 21405
Şukella : 2,580
Blog Başlıkları: 31
Rep Gücü : 22522
Rep Puanı: 2242854
Seviye : DHeMLy-CHaY İtibar düzeyini kapadı
DHeMLy-CHaY kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Varsayılan

"Top yuvarlaktır!"


'Berlin Mucizesi' Joseph Herberger yakaladığı başarılarla futbol antrenörlüğünde yeni bir çığır açtı ve 1954 Dünya Kupası'nda ilk şampiyonluğunu yakalayan Almanya'nın başarısının mimarıydı. "Top yuvarlaktır" ve "Maç 90 dakikadır" sözleriyle futbol literatürüne geçti.





‘Berlin Mucizesi’ Joseph Herberger yakaladığı başarılarla futbol antrenörlüğünde yeni bir çığır açtı ve 1954 Dünya Kupası’nda ilk şampiyonluğunu yakalayan Almanya’nın başarısının mimarıydı. Futbol antrenörlüğündeki alışılmış çizginin ötesine geçmeyi başaran Herberger, II. Dünya Savaşı sonrası yeni Almanya takımının yaratıcısı olarak kabul edilir.

Çoğunlukla ‘Sepp’ adıyla tanınan Herberger erken yaşta babasını kaybedince, 6 çocuklu bir işçi ailesinin en küçük çocuğu olarak 14 yaşında hayata atılmak zorunda kaldı. Herberger metal fabrikasında işe girmeden önce birçok inşaatta günlük işlerde çalıştı.

Hayatın tüm zorluklarıyla çok erken yaşta tanışan Sepp’in futbol aşkıysa eksilmiyordu. 17 yaşında şehrin takımı Waldhof Mahhheim’la sahaya ayak bastı.

1916 yılında orduya çağırılan Sepp 2 yıl cephede ülkesine hizmet ettikten sonra Waldhof formasına geri döndü. Daha sonra bir açıklamasında orduda edindiği tecrübeleri dile getiren Sepp “Orada savaşmayı ve ayakta kalmayı öğrendim” dedi.

Sadece 3 kez milli takıma çağırılan Sepp, Panzerler’le ilk maçına 1921’deki 3-3’lük Finlandiya maçında çıktı. Kulüp kariyerinde şehrin diğer takımı VfR Mannheim’e geçen Sepp yasadışı ödeme aldığı gerekçesiyle amatör branştan bir sene men edildi.

Sepp VfR’ye 1925’te Güney Almanya şampiyonluğunu getiren golü de kaydetti. Sepp aynı yıl 28 yaşındayken Hollanda karşısında 3. Ve son kez milli takım formasını giydi.

Tennis Borussia’yla anlaşan Sepp 1926 yılında Berlin’e taşındı ve 30 yaşında bu şehirdeki Fiziksel Eğitim Üniversitesi’nde teknik direktörlük diploması için okula yazıldı. Bölümünün en parlak öğrencileri arasında mezun olmayı başaran Sepp bitirme tezi olarak futbolda performans arttırmaya yönelik çalışmalar üzerine bir çalışma yaptı. Sepp mezuniyetinin ardından Duisburg’daki Batı Almanya Spor Birliği’nde 4 yıl çalıştı.

1936 Olimpiyatları’nda iyi bir performans sergileyemeyen Almanya’nın başına getirilen Herberger, yarattığı yeni takımla Fransa 1938’de başarılı bir performans sergilese de dönemin politik oyunları Sepp’in oturtmaya çalıştığı oyun yapısına balta vurdu. Savaş yılları sportif aktivitelere engel olsa da Sepp bu süreçte bulduğu her fırsatta oyuncularıyla temasa geçmeyi ihmal etmedi. 1950 yılında resmen milli takımın başına yeniden getirilen Herberger takımı yeniden yapılandırmakla görevlendirildi.

1950 Dünya Kupası’na alınmayan Almanya aynı yılın Kasım ayında 8 yıllık aranın ardından sahalara döndü. Savaştan beri ilk maçına çıkan Almanya bu 90 dakikada İsviçre’yi 1-0 mağlup etti. Karşılaşma Stuttgart’ta 115.000 taraftar önünde oynandı.

Kaptan Fritz Walter önderliğindeki Alman takımı başarılı bir performans sergilese de İsviçre’de düzenlenen 1954 Dünya Kupası’nda bekleneni veremedi. İlk turda dönemin ‘Muhteşem Macarlar’ına 8-3 kaybeden Almanya eleştirilerin hedefi oldu. Herberger bu konuyla ilgili bir açıklamasında “Bu yenilgi kenar yönetim olarak bizlerin stratejik bir hatasından kaynaklandı” dedi.

Herberger’in güçlü karakteristik yapısı eleştirileri duymazdan gelmesini ve takım için çalışmasını sağladı. İlerleyen süreçte alınan istikrarlı skorlar hem bu eleştirileri kesti hem de Sepp’in mükemmel bir taktisyen olarak değerlendirilmesini sağladı.

Herberger’in ünü her geçen gün yayılıyordu. Özellikle rakiplerin zayıf yönlerini kaydettiği defteri merak konusuydu. Herberger’e ait “Top yuvarlaktır” ve “Maç 90 dakikadır” sözleri futbol literatürüne geçti.

4 Temmuz 1954 tarihiyse Alman futboluna yazılmıştır. Soğuk ve yorucu bir kışın ardından dönemin ‘Muhteşem Macarlar’ıyla karşılaşan Almanya ‘Berlin Mucizesi’ni yarattı.

Oldukça otoriter bir yapıya sahip olan Herberger oyuncularının ruhlarını okşamayı ve onları motive etmeyi de biliyordu. 1954 Dünya Kupası’nda milli takımımızı 4-1 yendikleri mücadelede sonraki Macaristan maçını düşünen Herberger yaptığı 8 değişiklikle as oyuncularını dinlendirmeyi ihmal etmedi. Almanya bu taktiğe rağmen ‘Muhteşem Macarlar’a 8-3 yenilmekten kurtulamamış olsa da, Herberger oyuncularına verdiği yeni oyun yapısıyla dünyanın sayılı taktisyenleri arasına girmeyi başardı.
__________________







DHeMLy-CHaY Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'da Paylaş
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-11-2008, 15:12   #6 (permalink)
Profil
FB ®h † # İçerdöver
 
DHeMLy-CHaY kullanıcısının avatarı
 
Giriş: 30.06.2006
Şehir : Antalya
Mesaj: 89,736
Konular: 21405
Şukella : 2,580
Blog Başlıkları: 31
Rep Gücü : 22522
Rep Puanı: 2242854
Seviye : DHeMLy-CHaY İtibar düzeyini kapadı
DHeMLy-CHaY kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Varsayılan

Yeşil Dev: Boston Celtics!


16 şampiyonlukla NBA tarihinin en başarılı takımları arasında gösterilen Boston Celtics üstüste 8 kez şampiyon olarak tekrar edilmesi imkansıza yakın bir başarıya da imza attı. Eski günlerine dönmeye çalışan Celtics bu sezon çok iddialı..





Massachusetts'de yer alan National Basketball Association (NBA) takımı Boston Celtics kazandığı 16 şampiyonlukla NBA tarihinin en başarılı takımları arasında gösteriliyor.

NBA'da üstüste 8 kez şampiyon olarak tekrar edilmesi imkansıza yakın bir başarıya da imza atan Celtics bugünlerde geçmişine dönebilmek istiyor. Sezona yaptığı flaş transferlele giren Celtics 2007/08 Sezonu'nda oldukça iddialı..

Boston Celtics, 1946 yılında NBA kurulmadan önce bu ligin kurulmasına öncelik eden iki ligden biri olan Basketball Association of America (BAA) ligi takımı olarak kuruldu. Daha sonra bu ligin ülkenin diğer takımı ile birleşmesi sonrası NBA'in ilk takımlarından biri durumuna geldi.

1956 yılında Bill Russell'ı kadrosuna katan takım bu oyuncunun önderliğinde önemli başarılara imza attı. Bill Russell'lı ilk sezonda Final'de St. Louis Hawks'ı 7 maç sonunda geçerek ilk şampiyonluklarını kazandılar. Bir sonraki sezon 1957'de yine aynı takımla karşılaştılar ve 6 maç sonunda finali kaybettiler. Ancak daha sonra bir daha lig tarihinde başka bir takımın başaramadığı bir dönem başladı ve Celtics 1959'dan başlarayak 8 şampiyonluk üstüste kazandı. Bu başarılar 1959'da Minneapolis Lakers'ı süpürerek 4-0 kazanılan seri sonrası başladı. 1967'de bir yıllık aradan sonra 1968 ve 1969'da finalde yine Lakers'ı geçerek iki şampiyonluk daha kazanıldı. Bu arada NBA tarihinin en başarılı koçlarından Arnold Auerbach 1966 yılındaki şampiyonluk sonrası emekli oldu ve takımın başına Bill Russell geçtmişti. 1969 yılındaki şampiyonluk sonrası Bill Russell'da emekli oldu ve muhteşem dönem sona erdi.

1974'e kadar takım istediği başarıları elde edemedi. 1974'de finalde Milwaukee Bucks, 1976'da ise Phoenix Suns'ı eleyerek iki şampiyonluk daha kazanan Boston Celtics bu sezondan sonra yeniden yapılanmaya girdi.

İki yıl süren yeni kadro kurma süreci sonrası Celtics, 1980'lere Larry Bird, Robert Parish ve Kevin McHale'li yeni bir kadro ile girdi ve bu kadro ile 5 kez final oynayıp 3'ünü kazandı. Bu dönemdeki ilk şampiyonluk 1981'de geldi. 1984 ile 1987 arasında 4 kez üstüste final oynadı ve 1984 ve 1986'da iki şampiyonluk daha kazanıldı. Bu dönemde Lakers ile 2. kez çok iddialı rekabet yaşandı. bu rekabetin bir diğer boyutu ise Larry Bird ve Magic Johnson arasındaydı.

Maçlarını 160 milyon $'a malolan ve 30 Eylül 1995'te açılan TD Banknorth Garden'de (Kısaca The Garden) oynayan Boston Celtics'i Doc Rivers çalıştırıyor. Takımın sahibi Wycliffe Grousbeck sezon başında Ray Allen ve Kevin Garnett gibi süper yıldızları kadroya dahil ederek özlenen maziyi yeniden canlandırmak istiyor.

NBA Şampiyonlukları: 1957, 1959, 1960, 1961, 1962, 1963, 1964, 1965, 1966, 1968, 1969, 1974, 1976, 1981, 1984, 1986

Unutulmaz Oyuncular: Bill Russell - Larry Bird - Bob Cousy - Kevin McHale - Robert Parish - Danny Ainge - Antoine Walker
__________________







DHeMLy-CHaY Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'da Paylaş
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-11-2008, 15:12   #7 (permalink)
Profil
FB ®h † # İçerdöver
 
DHeMLy-CHaY kullanıcısının avatarı
 
Giriş: 30.06.2006
Şehir : Antalya
Mesaj: 89,736
Konular: 21405
Şukella : 2,580
Blog Başlıkları: 31
Rep Gücü : 22522
Rep Puanı: 2242854
Seviye : DHeMLy-CHaY İtibar düzeyini kapadı
DHeMLy-CHaY kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Varsayılan

'Kırmızı Şeytanlar': ManU!


1878'de kurulan 'Kırmızı Şeytanlar' son senelerde gösterdiği çıkışla uzun süre rakipsiz kaldı ve pek çok şampiyonluk kazandı. İç saha maçlarını Old Trafford'da oynayan takımın başlıcaları 16 Premier League ve 2 Avrupa şampiyonluğu olmak üzere sayısız başarısı var.





1878'de bir işçi kulübü olarak kurulan 'Kırmızı Şeytanlar' son senelerde gösterdiği çıkışla uzun süre rakipsiz kaldı ve pek çok şampiyonluk kazandı. İç saha maçlarını 76212 kapasiteli Old Trafford'da oynayan takımın başlıcaları 16 Premier League ve 2 Avrupa şampiyonluğu olmak üzere sayısız başarısı var.

İlk olarak Newton Heath (L & Y.R.) F.C. adıyla 1878 yılında kurulan takım işçilerin bir kulübü olarak kurulmuştur. Finansal sorunlar üzerine 1902 yılında bir işadamı tarafından satın alındı ve adı Manchester United olarak değiştirildi.

İkinci Dünya Savaşı sonrası takımın başına Sir Matt Busby'ı getiren takım çok iyi bir kadro kurmuş ve 1956 ve 1957'de üstüste iki şampiyonluk kazanmıştır. Ancak şok edici bir gelişme olmuş ve Münih'de takımın uçağı düşmüştür. Takımın 8 oyuncusu bu kazada ölmüş ve birçok oyuncusu sakatlanmıştır (6 Şubat 1958). Herkes takımın çökeceğini düşünürken Busby sakat oyuncularından ve gençlerden yeniden bir rüya takım kurmuş ve 1965 ve 1967 iki kez İngiltere şampiyonu olmuş ve 1968 'de Avrupa Kupası'nı kazanan ilk İngiliz takımı olmuştur.

Bu tarihten sonra uzun süren bir duraklamaya giren takım 30 seneye yakın İngiltere şampiyonluğu görmememiştir. Bu başarısız dönem takımın başına Sir unvanı alacak başka bir menejer gelen kadar sürecektir.

1986 yılında Alex Ferguson takımın başına geldiğinde mazisi başarılarla dolu ama eski günlerini arayan bir futbol takımı bulmuştur. Nitekim takımı toparlaması oldukça uzun sürmüş ve 1993'e kadar şampiyonluk görmemesine rağmen kendisine sabredilmiş ancak daha sonra kulüp için rüya gibi sezonlar yaşanmıştır. Takımın bu süre içinde kazandığı başarılardan bazıları; 11 sezonda 8 şampiyonluk, aynı sezonda Premier League şampiyonluğu ve FA Cup şampiyonluğu ve Avrupa şampiyonluğu alan tek takım olması vardır.

Futbol kulüpleri içinde en başarılı halka arzlardan birini geçmiş dönemlerde gerçekleştiren Manchester United hisslerini 2005 yılı içine Amerikalı işadamı Malcolm Glazer sahip olmuş, taraftarlarca yoğun bir şekilde protesto edilmiştir.

FA Premier League Şampiyonluğu: 1908, 1911, 1952, 1956, 1957, 1965, 1967, 1993, 1994, 1996, 1997, 1999, 2000, 2001, 2003, 2007
Championship Şampiyonluğu: 1936, 1975
FA Cup Şampiyonluğu: 1909, 1948, 1963, 1977, 1983, 1985, 1990, 1994, 1996, 1999, 2004
Carling Cup Şampiyonluğu: 1992
UEFA Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu: 1967/68, 1998/99
Kupa Galipleri Kupası Şampiyonluğu: 1991
Kıtalarası Kupa Şampiyonluğu: 1999
Avrupa Süper Kupası Şampiyonluğu: 1991

UEFA'nın 5 yıldız verdiği ilk İngiliz stadyumu olan Old Trafford, yenilenen Wembley Stadyumu tamamlanana kadar 76.212 kapasitesiyle İngiltere'nin en büyük futbol stadyumuydu. Sir Bobby Charlton tarafından bu stada Rüyaların Tiyatrosu lakabı verilmiştir. 1910 yılından beri; Manchester United'ın stadıdır. Ama 2.Dünya Savaşı sırasında stadın bombalanması nedeniyle 1941'den 1949'a kadar Manchester United, maçlarını Manchester City ile Maine Road'da oynamak zorunda kaldı.
__________________







DHeMLy-CHaY Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'da Paylaş
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-11-2008, 15:13   #8 (permalink)
Profil
FB ®h † # İçerdöver
 
DHeMLy-CHaY kullanıcısının avatarı
 
Giriş: 30.06.2006
Şehir : Antalya
Mesaj: 89,736
Konular: 21405
Şukella : 2,580
Blog Başlıkları: 31
Rep Gücü : 22522
Rep Puanı: 2242854
Seviye : DHeMLy-CHaY İtibar düzeyini kapadı
DHeMLy-CHaY kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Varsayılan

We are the best; Nottingham Forest!


1865 yılında kurulan ve peşpeşe kazandığı iki Avrupa şampiyonluğu ve tarihi geçmişiyle sadece İngiltere'nin değil, tüm Avrupa'nın en köklü kulüpleri arasında gösterilen Nottingham Forest bugünlerde eski performansından hayli uzakta olsa da ebedi bir çınar..





1865 yılında kurulan ve peşpeşe kazandığı iki Avrupa şampiyonluğu ve tarihi geçmişiyle sadece İngiltere'nin değil, tüm Avrupa'nın en köklü kulüpleri arasında gösterilen Nottingham Forest'in bir ilginç özelliğiyse Premier League devlerinden Arsenal ve Liverpool'un zamanında bu kulüpten aldıkları forma desteği sebebiyle hala kırmızı-beyaz renkleri kullanıyor olmaları..

Bir numaralı ezeli rakipleri Notts County’den (dünyanın en eski futbol takımı) 3 sene sonra 1865'te kurulan Forest maçlarını 30.602 seyirci kapasiteli City Ground'da oynuyor. Bugünlerde eski performansından hayli uzakta olduğu gözlenen Nottingham Forest'in tarihiyse muhteşem zaferlerle dolu..

'Koca Kafa' lakaplı Brian Clough’ın önderliğindeki Forest 1976-77 sezonunda birinci lige çıkmayı başardı. Ertesi sezon ise, inanılmaz bir olayın altına imza atarak Forest takımı şampiyon oldu.
"Kırmızlar" bununla da kalmayıp, 1978-79 sezonunda İsveç temsilcisi Malmö’yü final maçında mağlup ederek Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasını kazandı. Forest 1979-80 sezonunda, dünyanın en iyi kalecilerinden biri olan Peter Shilton’un büyük payıyla Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası final maçında Hamburg’u 1-0 mağlup ederek bir sene önceki "Avrupa Şampiyonu" ünvanını korudu. Rüya dönemininin rüya kadrosunda Shilton ile birlikte sağ bek Viv Anderson, orta sahada Martin O’Neill, ve kanatlarda da John Robertson ve golcü Trevor Francis göze çarpıyordu. Francis aynı zamanda İngiltere’de transferi 1 milyon £ üzerinde olan ilk oyuncuydu.

'Koca Kafa' bir şeyi söyledi mi gerçekten söylemiştir..
Birkaç saat sonra Avrupa şampiyonu olmak için sahaya çıkacak olan Forestlı oyuncuların heyecanları yüzlerinden okunuyor olsa da Koca Kafa'nın onlara gerekli enerjiyi sağlayacak konuşmayı yapacağından hepsi emindi. Lobiye inen Brian Clough takımın santrforu Garry Birtles'ı gördü ve "Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası finaline çıkacağız ve sen traş olmamışsın. Odana geri dön ve traş ol" diye çıkıştı. Garry Birtles da öyle yaptı ve odasına çıktı. O gece Nottingham Forest, bu yüzden Şampiyon Kulüpler Kupası Finali'nin başlamasına 45 dakika kala Münih Olimpiyat Stadı'na gelebildi.

Clough’ın ardından takımı 3 yıl çalıştıran Frank Clark kadroya kattığı Dean Saunders gibi iyi oyuncularla sezona iyi başlamak istedi. Ancak bu transfer bile ardarda gelen yenilgileri engelleyemedi ve Clark’ın işine son verildi. Clark’tan sonra Dave Bassett başa geçti. Bu dönemde de kadroya Celtic’ten Pierre van Hooijdonk dahil edildi, ancak Forest ligi sonuncu sırada bitirmekten kurtulamadı. Nottingham ekibi 1997-98’de 2. lig şampiyonu olarak Premiership’e geri döndü ancak sıkıntı verici gelişmelerden de bir türlü yakasını sıyıramadı. Hooijdonk ve Kevin Campbell’ın yaptıkları bir "grev" sonucu yine düşüş yaşandı. Campbell Trabzonspor’a satıldı, bunun üzerine Hooijdonk ise oynamayı hepten reddetti. Ancak Hooijdonk bir süre sonra yine sahalara dönmesi de bir fayda etmedi ve Bassett'ta Ocak 1999’da Forest’tan kovuldu. Ve bir daha da Premiership’i göremediler…

Bassett yerine David Platt takımın başına geçti. 1999-2001 arasında çalıştıran David Platt, finansal kaynakları sınırlı olan kulübe, büyük umutlarla transfer edilen ancak beklenen sonuç alınamayan Gianluca Petrachi ve Salvatore Matrecano gibi transferlere büyük harcanması sonucu kulüp bir kısmını hala ödediği borca girdi.

Forest’ın başlıca ezeli rakipleri, kendi yöresinde bulunan Notts County ve Derby County takımlarıdır. Leicester City taraftarlarının ise, tarihinde 2 kez Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nı alan Forest’a karşı tek taraflı bir nefreti bulunuyor. Leicester City taraftarları Forest'tan nefret ediyorlar ancak Forestlılar Leicester'a karşı herhangi bir nefret beslemiyorlar. Sebebi ise, Forest'ın tarihlerinde Leicester’a karşı 3-0’dan büyük hezimetlerin yaşamamasıdır.

Fair-play ölmedi, Nottingham'da yaşıyor!..
İngiltere'de düzenlenen Carling Kupası dünyada eşine az rastlanan bir centilmenlik örneğine sahne oldu ve gerçek bir fair-play örneği yaşandı. Leicesterlı oyuncular, Nottingham Forest kalecisi Paul Smith topu filelere gönderirken, sadece seyrettiler ve alkışladılar.
Leicester takımının teknik direktörü Gary Megson, bu jestin 28 Ağustos'ta oynanan ilk maçta, oyuncusu Clive Clarke'ın kalp krizi geçirmesinin ardından oyunun durdurulduğu sırada Nottingham Forest'ın 1-0 önde olması nedeniyle yapıldığını söyledi. Leicester, 1-0 mağlup başladığı karşılaşmayı 3-2 kazanarak, kupada tur atlamayı başardı.
__________________







DHeMLy-CHaY Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'da Paylaş
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-11-2008, 15:13   #9 (permalink)
Profil
FB ®h † # İçerdöver
 
DHeMLy-CHaY kullanıcısının avatarı
 
Giriş: 30.06.2006
Şehir : Antalya
Mesaj: 89,736
Konular: 21405
Şukella : 2,580
Blog Başlıkları: 31
Rep Gücü : 22522
Rep Puanı: 2242854
Seviye : DHeMLy-CHaY İtibar düzeyini kapadı
DHeMLy-CHaY kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Varsayılan

Bir efsane: Merseyside Derbisi!


Bir tarafta Liverpool, diğer tarafta Everton. İngiltere'nin en önemli eşleşmeleri arasında gösterilen Mersyside Derbisi. Futbolun anavatanı İngiltere'den tarihi bir eşleşme. Anfield Road ve Goodison Park'ta ezeli rekabet, ebedi dostluk!..





İngiltere'nin Merseyside Bölgesi'nin en başarılı iki kulübü Liverpool ve Everton arasındaki rekabet uzun yıllara dayanıyor. Ülkedeki diğer derbilere oranla çok daha dostane bir ortamda geçen maçlarda karnaval havası esiyor.

İki takım da oldukça zengin bir tarihe sahip. Sadece iki kez küme düşen Everton 100 yıldan fazla ülkenin en üst liginde mücadele etti ve bu alanda kimse eline su dökemiyor. Everton 9 lig şampiyonluğunun yanında 5 FA Kupası ve 1 de Avrupa Kupa Galipleri Kupası'nı müzesimde bulunduruyor. Liverpool ise 18 kez kazandığı lig şampiyonluğuyla ülkede bu alanda rekortmen. En çok Avrupa şampiyonluğuna ulaşan İngiliz takımı olan Liverpool bu zaferi 5 kez tattı.

Bugüne kadar lig, FA Kupası, Lig Kupası ve çeşitli organizasyonlarda 203 kez karşılaşan Merseyside ekiplerinden Liverpool 77. Everton ise 64 kez kazandı. 62 maç ise berabere sona erdi.

Derbiden notlar:
1941/42 ve 1951/52 Sezonları arasında Liverpool'la 14 kez karşılaşan Everton hiç kaybetmedi.
Liverpool 1970/71 ve 1984/85 Sezonları arasında Anfield'da konuk ettiği Everton'a hiç yenilmedi.
1899 ve 1920 yılları arasında Anfield'a 16 kez konuk olan Everton hiç kaybetmedi, 10 maçtan galibiyetle ayrıldı.
1932/33 ve 1936/37 Sezonları arasında Liverpool Anfield'da oynanan 5 maçı da kazandı.
1908/09 ve 1914/15 Sezonları arasında Everton Anfield'da rakibini peşpeşe 7 kez mağlup etti.
1935/36 Sezonu'nda rakibini Anfield'da 6-0 yenen Liverpool en farklı derbi galibiyetine imzasını attı.
1932/33 Sezonu'nda Anfield'da 7-4 Liverpool galibiyetiyle sona eren mücadele iki takım arasındaki en gollü derbiydi.
Evertonlu Neville Southall bu derbide en çok forma giyen isim. Derbinin en golcü oyuncusuysa 25 golle Liverpoollu Ian Rush.
Derbinin seyirci rekoruysa 18 Eylül 1948'de 78.299 kişiyle Goodison Park'ta kırıldı.

Bir sezon içinde derbiyi hem Anfield Road, hem de Goodison Park'ta kazanmaksa takımların en önemli hedefleri arasında. Liverpool bu başarıyı 11 kez, Everton ise 7 kez sağlamış durumda. 1999/00 sezonu bu konuda çok ilginç bir hikayeye sahip. Anfield Road'daki ilk maçı 1-0 kazanan Everton'un, Goodison Park'taki mücadelenin son dakikasında bulduğu gol hakem Graham Poll tarafından iptal edilince Everton 8. dubleyi kaçırdı. Poll daha sonra yazdığı biyografisinde yanlış karar verdiğini itiraf etti.

İki takım arasında sıkı bir rekabet olsa da kariyerleri boyunca hem Liverpool hem de Everton forması giymiş bazı isimlere rastlamak da mümkün;
Nick Barmby (Everton - Liverpool)
Fred Geary (Everton - Liverpool)
Dave Hickson (Everton - Liverpool)
David Johnson (Everton - Liverpool)
Bill Lacey (Everton - Liverpool)
Steve McMahon (Everton - Liverpool)
Darren Potter (Everton - Liverpool)
Billy Scott (Everton - Liverpool)
Abel Xavier (Everton - Liverpool)
Gary Ablett (Liverpool - Everton)
Peter Beardsley (Liverpool - Everton)
David Burrows (Liverpool - Everton)
Alan Harper (Liverpool - Everton)
Ben Howard-Baker (Liverpool - Everton)
Don Hutchison (Liverpool - Everton)
Johnny Morrissey (Liverpool - Everton)
Jimmy Payne (Liverpool - Everton)
Kevin Sheedy (Liverpool - Everton)
Dave Watson (Liverpool - Everton)
Sander Westerveld (Liverpool - Everton)
__________________







DHeMLy-CHaY Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'da Paylaş
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-11-2008, 15:13   #10 (permalink)
Profil
FB ®h † # İçerdöver
 
DHeMLy-CHaY kullanıcısının avatarı
 
Giriş: 30.06.2006
Şehir : Antalya
Mesaj: 89,736
Konular: 21405
Şukella : 2,580
Blog Başlıkları: 31
Rep Gücü : 22522
Rep Puanı: 2242854
Seviye : DHeMLy-CHaY İtibar düzeyini kapadı
DHeMLy-CHaY kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Varsayılan

Ezeli rekabetin tadı başka oluyor!


İster milli, ister kulüp takımları bazında olsun ezeli rekabet her zaman seyir zevki ve heyecan açısından daha çok tercih edilen karşılaşmalar oluyor. Bir Barcelona-Real Madrid, Boca Juniors-River Plate veya İngiltere-Almanya maçı heyecanla bekleniyor...





Sporun özünde yarışmacı ruh var, oyunun amacı rakibini alt etmek. Futbolda ezeli rekabetler bu ruhun en açık şekilde dışa vurulduğu mücadeleler oluyor. İster milli, ister kulüp takımları bazında olsun taraflar arasında bir geçmişe dayanan çekişme sportif anlamda da ezeli rekabeti yaratıyor.

Kulüp bazındaki ezeli rekabetler genel olarak aynı şehrin takımları arasında oluyor. Derbi adı verilmiş bu mücadelelerde şehrin iki takımı karşı karşıya gelirken, belki de komşu olan ancak farklı takımları destekleyen insanlar da karşı karşıya geliyor. Örnek vermek gerekirse çok uzağa gitmeye gerek yok, Galatasaray-Fenerbahçe mücadelesi dünyanın sayılı derbileri arasında...

Kulüp takımları arasında bölgesel ezeli rekabetler de mevcut. Aynı kentin takımları olmasalar da bulundukları bölgenin veya ülkenin en büyüğü olabilme mücadelesinin getirdiği rekabet. Örneğin İngiltere'nin önemli mücadelesi Manchester United-Liverpool veya ülkenin en büyüğü olabilmek adına sahaya çıkılan Barcelona-Real Madrid çekişmesi...

Milli takımlar arasında da bu tarz rekabetler mevcut. Genelde politik çekişmelerin yansıması olan bu rekabetler insana "Keşke her politik çatışma sportif aktivitelerle çözülebilse" dedirten cinsten. Örneğin kökeni II. Dünya Savaşı'na dayanan Almanya-Polonya çekişmesi artık sahada kozlarını paylaşan oyuncular arasında. Maradona'nın 86 Dünya Kupası'nda 'Tanrının Eli'yle attığı gol İngiltere ve Arjantin arasında ezeli bir rekabet oluştursa da bu ülkeler sorunlarını saha dışında çözme ihtiyacı hissetmiyorlar.

İşte kulüp bazındaki ezeli rekabetlerin başlıcaları:
Boca Juniors-River Plate: 'El Superclásico' adı verilen Buenos Aires Derbisi
Criciúma-Joinville: Brezilya'nın Santa Catarina Bölgesi'nin güney ve kuzey çekişmesi
Beroe Stara Zagora-Botev Plovdiv: Trakya Savaşı adı verilen Bulgaristan çekişmesi
Dinamo Zagreb-Hajduk Split: Hırvatistan'ın en önemli mücadelesi
Sparta Prag-Slavia Prag: Prag Derbisi Derbi S
Brøndby IF-FC København: Danimarka'dan Kopenhag Derbisi
Everton-Liverpool: İngiltere'den Merseyside Derbisi
Leeds United-Manchester United: İngiltere'den 'Güllerin Savaşı' Schalke-Borussia Dortmund: Ruhr Derbisi
Olympiacos-Panathinaikos: Yunanistan bu maça bir savaş gibi bakıyor
SS Lazio-AS Roma: İtalya'dan 'Derby della Capitale' yani başkent derbisi
AC Milan-Inter Milan: İtalya'dan 'Derby della Madonnina' Milano'nun ezeli rekabeti
Juventus-Inter Milan: 'Derby d'Italia' İtalya Derbisi
Ajax-Feyenoord: Hollanda'dan 'De Klassieker'
Sporting Lisbon-Benfica: Portekiz'in en önemli maçı, 'Lizbon Derbisi'
Spartak Moskova-CSKA Moskova: Moskova'da hayatın durduğu 90 dakika
Real Madrid-Barcelona: 'El Gran Clásico' İspanya'nın en büyüğünü arama mücadelesi
Real Betis-Sevilla: Endülüs Derbisi
Fenerbahçe-Galatasaray
Göztepe-Karşıyaka
Celtic-Rangers: Glasgow'dan 'Old Firm'

Sadece kulüpler değil, ülkeler de çekişiyor;
Nijerya-Gana: Afrika'nın iki önemli futbol ülkesi karşı karşıya
Arjantin-Brezilya: Tango ve sambanın mücadelesi
İngiltere-Almanya: Avrupa'nın sonucu en çok merak edilen maçı
Yunanistan-Türkiye: Komşuların mücadelesi
Arjantin-İngiltere: O golü 'Tanrının Eli' mi attı?
__________________







DHeMLy-CHaY Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'da Paylaş
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla

Etiketler
büyük, kim

Konu Araçları
Görünüm Modları


Saat 23:18.

Forum Yasal Uyarı
Powered by vBulletin Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2

Kuruluş : 30 Haziran 2006
Yorumla.net Her Hakkı Saklıdır

Sitemiz Bir Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi sikayet@yorumla.net Adresine yollayabilir veya Buradaki Formu Doldurarak bize iletebilirsiniz

Forums Directory

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180