Yorumla.Net  


Geri Git   Yorumla.Net > Genel Bilgi > Dünya Tarihi

Dünya Tarihi Dünya Tarihi Hakkında Herşeyi Buradan Bulabilirsiniz

Yorumla.Net Forum'a Hoşgeldiniz

! FORUMDAN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLUN !

Hızlı Üye Ol
Ücretsiz ve HIZLI Bir Şekilde Üye Olara Sizde Yorumlarınızı Yazın

Nick Şifre Şifre Tekrar E-Mail: Confirm E-Mail:
 
Image Verification
Lütfen Resimdeki Harfleri Aynen Yazınız !

  Okudum Forum Kuralları 


Yeni Konu Gönder  Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 05-31-2008, 11:13   #1 (permalink)
Üye Bilgileri
Forumcu
 
PirincBurgeR kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2007
Şehir : Belirtilmedi
Mesaj: 1,984
Rep Gücü: 352
Rep Puanı : 34936
Rep Seviyesi: PirincBurgeR Repin EfendisiPirincBurgeR Repin EfendisiPirincBurgeR Repin EfendisiPirincBurgeR Repin EfendisiPirincBurgeR Repin EfendisiPirincBurgeR Repin EfendisiPirincBurgeR Repin EfendisiPirincBurgeR Repin EfendisiPirincBurgeR Repin EfendisiPirincBurgeR Repin EfendisiPirincBurgeR Repin Efendisi
PirincBurgeR kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Varsayılan Hediyenin Tarihçesi




Hediyenin Tarihçesi


Yılbaşı kutlamalarına giden günler, ‘armağan’ ve ‘hediye’ sözcüklerinin en çok duyulduğu, hediye vermenin kitleselleştiği günlerdir... Hediye verme kavramının Batı dünyasındaki, özellikle de Avrupa’daki gelişimine ve bu kavrama ilişkin yaklaşımın tarihine bir göz attığımızda, 1650’de kaleme alınmış bir metindeki şu satırlar hemen göze batar:

“Armağan vermek, aslında tam yeri gelmişken veriliyor gibi görünen, ama sunulmasında hiçbir yarar olmayan şeyler için kullanılır...”

Diğer bir deyişle, 17. Yüzyıl Avrupa’sında ‘armağan’, aslında ‘hoş’ ama ‘içi boş’ bir sunum olarak algılanır.


Antik Çağ meraklısı Lyon’lu gezgin Jacob Spon (1647-1685), ‘Hediyelerin Kökenine Dair’ adlı kitabında, hediye verme geleneğinin Roma’nın ilk krallık dönemlerine rastladığını anlatır.

Bu bilgiye Spon, Roma’nın çoktanrılı ‘resmî’ dininin Batı dünyasındaki son savunucularından Simmakus’un mektuplarında rastladığını belirtir.
Simmakus’a göre, krallığın önde gelen yöneticilerine, bayram ve yılbaşı hediyesi niyetine, bir saygı nişanesi olarak, Sağlık Tanrıçası Strenia’nın ormanlarından toplanmış mine çiçeği dalları gönderilirdi. Bu dallardan, bir bitki çayı yapılırdı.
Latin dillerinde, bayram ya da yılbaşı hediyesi anlamına gelen ‘strenna’ ya da ‘étrenne’ sözcüğü de işte buradan gelir…
Sonra zamanla, dostlara tatlı ve hoş bir yıl dilemek adına, bu mine dallarının yanına incir, hurma ve bal da eklendi. İmparatorluk dönemi Roma’sında, işler değişti; soylu tabaka ve seçkinler, atalarının bal çömleği yerine, içinden altın şıkırtıları gelen çömlekleri yeğlediler!
Ancak Roma Kilisesi’nin Batı’ya ve Doğu’ya hâkimiyeti, çoktanrılı dönemi anımsatan her şeyin yasaklanmasına ve bu arada, hediye verme geleneğinin de dışlanmasına yol açtı. Fakat Hıristiyanlık da kendi geleneklerini yerleştirirken, hediyeler ve armağanlar da işin içine ‘sızdılar’…
18. Yüzyıl’ın Batı dünyasında, yani din baskısının azaldığı ve ‘Aydınlanma’ döneminin yaşandığı zamanlarda, armağan vermenin aynı zamanda bir ziyafet veya parti vermekle eş anlamlı olarak kullanıldığını görüyoruz. Burada da yine bir keyif ve zevk kavramı söz konusudur.
Tabii bu arada, doğum günleri, yıldönümleri, Noel ya da yılbaşı hediyeleri, artık neredeyse sosyal bir zorunluluk olarak kabul edilmektedir. Ayrıca doğru zamanda verilmesi, alan kişide bir sevinç ve şükran duygusu uyandırması gibi, hediyenin gerçek anlamına uygun düşecek bazı kurallara uyulması da önemsenir artık…
Bir diğer kural da, verilmeden önce, hediyenin ne olduğunun söylenmemesi ve sürpriz olarak kalmasıdır. Bu arada, hediyeyi verenle alanın konumlarının da birbirine uygun düşmesi önemsenir.
Hediyenin parasal değerinin ne çok az ne de çok fazla olmaması da kişiler arasındaki ilişki dengesini bozmaması açısından, önem verilen bir konu haline gelir.

Son olarak armağanın, verilen kişinin zevkine uygun olması, aynı zamanda veren kişinin buna olan ilgisini ifade etmesi makbuldü.
Hediye verme, bir armağan sunma konularının belli kurallara, toplum tarafından gelen kabul gören alışkanlıklara bağlanması da 18. Yüzyıl’da yaygınlaşır.
Bu dönemin Batı oünyasında, armağanlaşmak, artık beraber çalışan veya bir arada yaşayan çeşitli zümrelerden insanlar arasında, geleneksel bir ‘âdet’ halini alır. Özellikle çocuklar, armağanların verildiği bayram ve yılbaşı gibi özel günleri, dört gözle beklemeye başlarlar…
19. Yüzyıl’ın ortalarına gelindiğinde, kuzeydeki bazı ülkelerde ve Fransa’nın doğusunda Noel armağanlarının, ‘Aziz Nikolas Günü’ armağanları ile aynı dönemde verilmeye başlandığı görülür.
Patara doğumlu olan ve bugünkü adıyla ‘Derme’, antik ismiyle de ‘Myra’ kentinin piskoposluğunu yapan ‘Aziz Nikola’, aralarında, çocukların diriltilmesi de dahil olmak üzere, çeşitli mucizeler gerçekleştirmesiyle tanınmış kutsal bir Hıristiyan din adamı idi…
6 Aralık’ta kutlanan ‘Aziz Nikola Günü’, Kuzey ve Doğu Avrupa’da ‘çocukların günü’ olarak kabul edilir... Tabii bu bölgelerin, Güney Batı Anadolu’nun koşullarından çok farklı olan kültürüne ve iklim şartlarına ‘uyum sağlayan’ Aziz Nikola böylece uzun, kırmızı paltosu ve Ren geyikleriyle, çocuklara hediyeler dağıtan ‘Noel Baba’ olmanın ilk adımlarını atar…
Kuzey Amerika’ya göç eden Hollandalı ve Alman göçmenler de, bu geleneği Kuzey Amerika’ya aktarırlar.
Aslında, 1850’lerin Avrupa’sında sahneye giren ve 1930’larda yeni rolüne iyiden iyiye yerleşen Noel Baba’nın varlığı, çocuklara verilen Noel armağanlarının, yavaş yavaş eski dinî bağlantılardan kopmasına yol açar!
Bir çelişki gibi gözükse de, bu böyledir: Hz. İsa’nın doğum gününün kutlandığı 24/25 Aralık günü ve Noel Haftası ile yılbaşının birleştirilmesi, ilginç bir sonuca yol açacaktır:
‘Noel Baba’ imajının Hıristiyanlık kisvesinden giderek sıyrılıp laik bir yılbaşı simgesi haline gelmesi süreci yaşanacaktır…
Hediye verme geleneğinin Batı dünyasındaki serüvenine göz atarken, Roma’nın ilk kralları döneminde bu anlayışın toplumda yayıldığını söylemiştik… Ama şu da bir gerçek ki, hediye ve armağan kavramının tarihçesi, sadece Roma ya da Ortaçağ ve sonrası Avrupa’sının kralları arasında değil, Doğu dünyasının şahları, padişahları ve sultanları arasında da kendine ilginç öyküler bulur.
Bu öyküler arasında, dillere destan olmuş hediye serüvenleri vardır. Örneğin bir Bizans imparatorunun Kurtuba kenti hâkimine gönderdiği kıymetli bir kitabın yanına, bir de çevirmen eklemesi ya da Harun Reşid’in Büyük Karl’a gönderdiği saat, bu tür hediye öykülerinin arasında, en çok öne çıkanlardır.
Osmanlı tarihine bakarsak, imparatorluk döneminde, yakın ya uzak, ilişkide bulunulan ülkelere gönderilmekte olan hediyelerin değerinin, 17. Yüzyıl’da dikkat çekici bir artış gösterdiğini söylemek mümkündür.
Ama elbette, bu armağanlara karşılık, ilişkide bulunulan ülkelerin hükümdarları da, İstanbul’a kendi hediyelerini gönderirlerdi…
Bu hediyeleşmelerde, armağanların cinsi, bize bugün, o dönemin kıymet ve zenginlik ölçüleri konusunda da fikirler verebilir…
1639’da, Hint hükümdarı Hurrem Şah’ın İstanbul’a gelen elçisi IV. Murad’a, o dönemin kuruş hesabıyla, yüz elli bin kuruşluk bir mücevherli kemer ve fil kulağından yapılıp üzerine gergedan postu kaplanmış bir kalkan sunmuştu.
1641’de Dersaadet’e gelen İran elçisi Sultan I. İbrahim’e, birçok kıymetli hediyenin yanı sıra, mükemmel birkaç küheylân ve pek çok ipek halı getirmişti.
1644’te gelip Saray’a kabul edilen Nemse elçisinin I. İbrahim’e sunduğu hediyeler arasında ise, en çok dikkati çeken, gümüşten yapılmış ve özel bir mekanizmayla hareket ettirilen bir şadırvandı.
Nemse elçisinin getirdiği hediyeler arasında, altın kakmalı 30 gümüş sahan, bir sini ve bir leğen-ibrik de göze çarpıyordu.
1653’te IV. Mehmet (Avcı) tarafından Hint hükümdarı Cihan Şah’a gönderilen hediyeler arasında, yirmi kadar cariye, zümrüt kabzalı bir hançer, pek mükemmel ve kıymetli bir at takımı yer alıyordu. Bu arada, Cihan Şah’ın elçisine de, altı bin altın, bir kürk ve bir at verilmişti.
Yine aynı yıl Cihan Şah, Osmanlı padişahının hediyelerine karşılık armağanlar göndermişti. Bunlar arasında, bir elmaslı sorguç ve hançer ile, o zamanlar, toplam değeri üç yüz bin kuruş olarak tahmin edilen kıymetli hediyeler yer alıyordu.
1656’da Hind hükümdarına elçi olarak gönderilen Muizade Efendi ile yollanmış hediyeler arasında, yekpare büyük zümrütlü bir sorgucun yanı sıra, altın ve mücevherlerle süslü koşumlarıyla beraber, dört küheylân vardı.
1657’de İstanbul’a gelen İran elçisi ile gönderilen hediyeler arasında ise, altın ve mücevherle süslü olağanüstü koşumlara sahip iki küheylân da bulunuyordu.
1657’de, yine IV. Mehmed’e İran şahı tarafından, birçok armağanın yanı sıra, birkaç katar deve ile bir büyük fil gelmişti.
1665’te Avusturya ile yapılan antlaşmadan sonra, Viyana’ya Kara Mehmet Ağa büyükelçi tayin edilince, Avusturya hükümdarına sunulmak üzere yanında götürdüğü hediyeler şunlar olmuştu:
Bir murassa sorguç, bir direkli çadır, yirmi seccade, beş acem halısı, yüz sarık, kırk hil’at, bir okka amber, on iki at, koşumları özel olarak yapılmış ve çok kıymetli iki at.
1682’de yine IV. Mehmed’e, Moskova elçisi vasıtasıyla, birçok hediyenin yanı sıra, tam 1.198 samur kürkü sunulmuştu.
II. Mustafa padişah olduğunda (1695), İran şahı tarafından cülûs tebriki nedeniyle gelen elçinin yanındaki hediyeler, birkaç katar deve yükü idi.
Bunlara karşılık olarak da, İstanbul’dan İran şahına, altın zincirli ve elmas, yakut, zümrüt ile bezeli koşumları olan birkaç safkan at; zümrüt ve elmaslarla işlenmiş özel bir topuz, altın ve mücevher bezeli bir hançer, elmaslı bir sorguç…
Gelelim Osmanlı’nın Tanzimat sonrası dönemlerine... Kırım Savaşı’nın ardından, 1856’daki Paris Kongresi nedeniyle, Fransız devleti kongre delegelerine son derece kıymetli hediyeler verir.
Osmanlı’nın kendini Avrupa’ya kabul edilmiş gören Bâbıâli yönetimi de, bu tür jestlerin gerisinde kalmak istemez: Kongrenin başkanı Valefski’nin eşine Bâbıâli yüz yirmi bin kuruş kıymetinde bir gerdanlık hediye eder.
Fransa ikinci delegesi ile Fransız Dışişleri müsteşarının ve kongre başkâtibinin eşlerine de, yine Bâbıâli tarafından, beşer bin kuruş değerinde gerdanlıklar verilir.
Avusturya Dışişleri Bakanı ile Fransa büyükelçisinin eşlerine, yine aynı vesileyle, yüzer bin kuruşluk gerdanlıklar hediye edilirken, İstanbul’daki Avusturya elçisinin eşine de, beş bin kuruşluk bir gerdanlık verilir…
Sultan Abdülaziz döneminin (1860-1876) ilginç bir hediye öyküsü de, padişahın Avrupa gezi sırasında yaşanır. Abdülaziz Fransa’da, III. Napolyon’un eşi İmparatoriçe Eugénie’ye, Saray’ın kuyumcubaşı Hoca Bogos’a yaptırılmış pırlantalı bir gerdanlık hediye eder. Bu gerdanlığın o günkü değeri, yedi yüz elli bin kuruş olarak hesaplanır.
II. Abdülhamid döneminin dillere destan bir hediyesi de İngiliz büyükelçisi Lord Canning’in eşine padişahın ihsan ettiği murassa altın bilezik ile çiçek buketi biçimindeki iğnedir. Bunların o günkü toplam değerinin yüz bin kuruş civarında olduğu rivayet edilir.


PirincBurgeR Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

PirincBurgeR Kullanıcısına Teşekkur Edenler
skn_olmm_lzm (08-01-2008)
Eski 08-01-2008, 06:31   #2 (permalink)
Üye Bilgileri
Bağımlı Üye
 
skn_olmm_lzm kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Apr 2007
Şehir : Yozgat
Mesaj: 1,297
Rep Gücü: 729
Rep Puanı : 72639
Rep Seviyesi: skn_olmm_lzm Repstarskn_olmm_lzm Repstarskn_olmm_lzm Repstarskn_olmm_lzm Repstarskn_olmm_lzm Repstarskn_olmm_lzm Repstarskn_olmm_lzm Repstarskn_olmm_lzm Repstarskn_olmm_lzm Repstarskn_olmm_lzm Repstarskn_olmm_lzm Repstar
Varsayılan

Sevdiklerime hediyeler vermekten haz duyarım.



18 Ağustos 2008 Pazartesi

yorumlaya veda günü

ÖSS sonrası görüşmek dileğiyle...
skn_olmm_lzm Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-01-2008, 18:02   #3 (permalink)
Üye Bilgileri
Forumcu
 
SHÂDØW KİNG3 kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2008
Şehir : Belirtilmedi
Mesaj: 2,042
Rep Gücü: 619
Rep Puanı : 61696
Rep Seviyesi: SHÂDØW KİNG3 RepstarSHÂDØW KİNG3 RepstarSHÂDØW KİNG3 RepstarSHÂDØW KİNG3 RepstarSHÂDØW KİNG3 RepstarSHÂDØW KİNG3 RepstarSHÂDØW KİNG3 RepstarSHÂDØW KİNG3 RepstarSHÂDØW KİNG3 RepstarSHÂDØW KİNG3 RepstarSHÂDØW KİNG3 Repstar
Varsayılan

çok teşekkürler ama karınca duası gib okurken gözler gitti benim


HERKES CENNETE GİTMEK İSTER AMA HİÇ KİMSE ÖLMEK İSTEMEZ!


COUNTER-STRİKE PAYLAŞIMCISI
TEŞEKKÜRLER PAYLAŞTIKÇA ÇOĞALIR


GönüldenFenereBağlıyız
SHÂDØW KİNG3 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-04-2008, 20:03   #4 (permalink)
Üye Bilgileri
Bağımlı Üye
 
Ch€_10 kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jan 2008
Şehir : Tekirdağ
Mesaj: 1,036
Rep Gücü: 50
Rep Puanı : 4802
Rep Seviyesi: Ch€_10 Karizma YıkılıyoCh€_10 Karizma YıkılıyoCh€_10 Karizma YıkılıyoCh€_10 Karizma YıkılıyoCh€_10 Karizma YıkılıyoCh€_10 Karizma YıkılıyoCh€_10 Karizma YıkılıyoCh€_10 Karizma YıkılıyoCh€_10 Karizma YıkılıyoCh€_10 Karizma YıkılıyoCh€_10 Karizma Yıkılıyo
Varsayılan

ctrl ve + ya basarsan ekranı büyütebilirsin arkadaşım...;)


hoş ama içi boş ama bunu gel birde kızlara anlat... pffff:S


Ch€_10 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-07-2008, 01:59   #5 (permalink)
Üye Bilgileri
Yeni Üye
 
Giriş: Aug 2008
Şehir : Belirtilmedi
Mesaj: 2
Rep Gücü: 0
Rep Puanı : 10
Rep Seviyesi: Aviendha Yeni Repci
Varsayılan

birçok şeyin başlangıcı olan roma hediyenin de başlangıcı

Aviendha Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla


Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları



Saat 16:41.


Powered by vBulletin Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0

Hosting Hizmetleri TOPlist Forums Directory
lida

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210