![]() |
|
|
|||||||
| Dünya Tarihi Dünya Tarihi Hakkında Herşeyi Buradan Bulabilirsiniz |
|
|
|
|
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Eski Misir
MISIR TARİHİ Eski Mısır yaklaşık üç binyıl varlığını sürdürdükten sonra, İ.S. 395'te Bizans egemenliği altına girerek Hıristiyanlığı yada Kıptiliği benimsedi ama Hıristiyanlar ve Araplar, bu son derece gelişmiş uygarlığın izlerini silemediler. İ.S.VI. yy'da imparator İustinianos, Philai'deki İsis Tapınağı'nı (Hıristiyan mısır'daki son pagan merkezi) kapattırınca, dünyanın en eski uyarlığı sayılan bu uygarlığın üstüne bütün kapılar kapanmış oldu. Daha sonra Fransız Jean-François Champollion'un hiyeroglif yazılarını incelemesi ve dolayısıyla o tarihe kadar karanlıkta kalmış birçok soruya ışık tutması sonucunda Eski Mısır uygarlığıyla ilgili pek çok şey öğrenildi. XIX. yy'a kadar, Mısır tarihi Eski Yunan yazarlarının, özellikle de Herodotos, Sicilyalı Diodoros ve Stranbon'un yazdıklarından öğreniliyordu; ayrıca Mısırlı rahip Manethon'un Aigyptiake adlı yapıtından da yararlanılıyordu; Manethon bir Mısır tarihi yazmaya girişmiş ve Mısır firavunlarını 31 sülalede toplayarak bir firavunlar listesi yapmaya çalışmıştır.Bu bölümleme modern bilinler tarafından her zaman kullanılmıştır.Günümüzde Eski Mısır bilimi (ejiptoloji) henüz çok yeni bir bilim dalıdır, ama incelediği yazıtlar ve arkeoloji gereçleri o kadar zengin ve o kadar çeşitlidir ki, daha şimdiden Tarihöncesi dönemden Hıristiyanlık dönemine kadar Eski Mısır uygarlığının ve tarihinin ana hatları çizilebilir, en özgün yanları belirtilebilir.İ.Ö. 3000'e doğru, Mısır'ın yazılı tarihinin başladığı sıralarda, uyarlığın bütün öğeleri bir araya toplanmıştı: Ülke Nil'in suladığı bir toprak şeridi üstüne kurulmuştu ve ırmağın taşkın sularıyla besleniyordu; güneş her gün ışıklarıyla çevreye iyilik saçıyor, Afrika kökenli beyaz halk sulama kanallarının bakımıyla uğraşıyor ve huzurunu sağlayan doğal öğelere tapıyordu.Mısır halkı daha tarihsel döneminin başlangıç yıllarında kendine özgü bir dinginlik edinmişti; bu durum biraz da siyasal sistem, dinsel özellikler, dil ve yazıyı koruma kaygısından kaynaklanıyordu.Eski Mısır yalnızca, şaşmaz ve düzenli bir firavunlar dizisi değil, ama eksiksiz bir uygarlığın serüveni görünümünü taşıyordu[/font][/size] Eski Misir'da Tip Bilimi Misir’da tip ilmini ortaya çikaranlar gene rahiplerdir. Çünkü ilahlardan çare uman hastalar, mabetlerde rahiplerin tedavisine muhtaç olmuslardir. Bunu meslek edinenler de olmus ve bunlar sarayda önemli yer isgal etmislerdir. Misirlilar çok mükemmel doktorlar yetistirmislerdir. Doktorlar devlet memuru olduklarindan hastalari ücretsiz muayene ederlerdi. Doktor yetismesi için okullar oldugu bilinmektedir. Sais ve Heliyopolis’te bulunan bu türden okullar bulunmustur. Sais okulunun direktörüne ait belgeye 4. sülale zamanindan itibaren rastlanir ve bu kisi “Doktorlarin En Büyügü” unvanini tasimaktadir. Heliyopolis’teki Osiris okuluna bagli olan bir sanatoryum direktörüne ise “Büyük Peygamber” denilmektedir. Bu meshur doktorlarin mezarlari arasinda “Hwy” adli doktorun unvani “En Büyük Peygamberlerden” olarak kaydedilmistir. Ebers Papirüsü’nde ise, ayni doktorun göz hastaliklari için bir ilacin mucidi oldugu yazilmistir. Tip ilmini 3 temel üzerinde incelemek mümkündür: 1- Insan vücudu ve fonksiyonlari üzerinde bilinenler. 2- Hastaliklarin çesitleri ve tedavileri. 3- Hastaliklardan korunma çareleri. Bu temelleri inceleyebilmek için elde 5 tip belgesi vardir ve hepsi de MÖ 2000. yila aittir. Ayrica MÖ 28. yy ’da bir ölüm olayi dolayisiyla bulunan bir metinde doktorluga ait yazilar bulundugu gibi,bir bashekimin varligi da haber verilmektedir. Olay söyledir: “ Kral Neferkere, Thebes yapilmakta olan insaati gezmeye gitmis, bu esnada bas mimar Veshptah birdenbire cansiz olarak yere düsmüstür. Hükümdar derhal kütüphaneden tibbi yazilari ve ayni zamanda bashekimleri getirtmistir. Onlar bas mimarin ölmüs oldugunu bildirmislerdir.” Bundan anlasildigina göre MÖ 3000 baslarinda tibbi metinler kütüphanelerde saklanmaktadir. Bunlardan hiçbiri günümüze kadar gelmemistir. 1- Insan vücudu ve fonksiyonlari üzerinde bilinenler: Mumyaciligin ilerlemis oldugu bu devirde insan vücudu hakkindaki bilgiler konusunda pek ileri gidilmedigi anlasiliyor. Çünkü mumyacilikla ugrasanlar, doktorluktan ayri olan bir sinif olusturuyorlardi. Kadavra ile dogrudan dogruya temas halinde olan bu insanlarin olusturdugu sinif asagi sayiliyordu. Onun için insan vücudu içinde olan organlarla doktorlar pek az ilgilenmislerdir. Diger taraftan insan cesedi üzerinde incelemeler yapmak, din bakimindan men edilmisti. Bu yüzden doktorlar anatomiden ziyade, yasayan insanlari baz almislardir. Kalp ve bagirsaklari zekanin merkezleri farz ederlerdi. Buna mukabil iskeletteki kemiklerin baslicalarini, hemen hemen aslina uygun tarzda tasvir etmislerdir. Ebers papirüsüne göre doktor, hangi organini tutarsa orada kalbin hareketini ve varligini hissederdi. Kan damarlari temiz hava ile siserek düzenli çalistigi kabul edilirdi. Bununla birlikte kirli hava, bu damarlari katilastirir, tikar ve isitirdi. Iste böyle anlarda doktor ilaçlarla bu durumu yatistirir, onlara canlilik ve elastikiyet verirdi. Ölüm aninda ise, bu hayat verici ruh, canla beraber çekilir, kan hava almaktan mahrum olunca pihtilasir ve damarlar böylece bosalarak nefesten kesilen canli mahluk yok olurdu. 2- Hastaliklarin çesitleri; Yaralar ve Tedavileri Eski Misir halkinin hastaliklariyla, simdi Misir’da yasayan insanlarin hastaliklariyla hemen hemen benzemektedir. Papirüslerdeki yazilara ve mumyalarin incelenmesinden çikan neticelere göre; göz hastaliklari, kemik veremi, çocuk felci, anemi, çiçek, romatizma, apandisit, mide, karin ve mesane hastaliklari, bacaklarda varis, ülser ve çibanlar, Nil çibani ve sara nöbetleri, dis çürümeleri ve daha bir çok hastaliklara Eski Misirlilar maruz kaliyorlardi. Dis hastaliklari, en eski mumyalar üzerinde tespit edilmektedir. Ancak daha sonraki devirlere ait olanlarinda tedavinin daha çok tatbik edildigi görülmektedir. Bu da tibbin ilerledigini gösterir. Bütün bu saydigimiz hastaliklar ve yaralar, tibbi metinler olan papirüslerde yazilmistir. Mesela Smith Papirüsü’nde bir hastalik için söyle bir metot kullanilmaktadir: Ilkönce, teshise göre hastaligin genel adi ve bu hastalik için yapilacak isler. Ikinci olarak, tibbi inceleme. Burada daima ayni formülle baslanmaktadir.”Eger söyle bir hastaligi olan adami tetkik edersen....” bu kisimda hastaligin gösterdigi bütün arizalar siralanmaktadir. Üçüncüde, teshis hastaligin adi “Bir hasta ki su çesit hastaliktan rahatsizdir”. Dördüncü olarak, Pronostik. Burada doktor tarafindan üç formül kullanilmaktadir: “Tedavi edebilecegim hastalik. Mücadele edebilecegim hastalik. Iyi edilemeyecek hastalik”. Besinci olarak, tedavi meselesine gelmekte ve bir takim açiklamalar ve tavsiyeler siralanmaktadir. Bu gibi durumlardan dolayi Misir doktorlari pek çok ilaçlar veriyorlardi. Ebers Papirüsü, bir çok hastalik durumu için 700 ilaç tavsiye etmektedir. 11. sülaleden bir kraliçenin mezarinda bir ilaç kutusu içinde küçük ilaç kasiklari, kurumus ilaçlar ve çesitli bitki kökleri bulunmustur. Ramses’in Hattusil’e yazdigi mektupta, bir doktorla beraber sifali otlar gönderdigini bildirmektedir. Ilaç yapilan maddeler sunlardir: 1- Her türlü bitkiler ve agaçlar. Bunlar en basit otlardan en büyük agaçlara kadar sayilabilmektedir. 2- Madeni cinsten olanlar, deniz tuzundan her türlü maden ve taslar. Mesela metinlerde Memfis tasinin bazi özellikleri oldugu yazilmis ve vücutta hasta bir kisma konuldugu zaman agri hissettirmeden cerrahi bir ameliyatin kolaylikla yapildigi kaydedilmistir. 3- Hayvanlarin bazi organlari, çig et halinde veya taze kurutulmus kanlari da ilaç olarak kullanilmistir. Mesela kertenkele kani, domuzun disleri ve kulaklari, kaplumbaga beyni, logusa kadinin sütü en ilginç olanlaridir. 3-Hastaliklardan Korunma Çareleri Misirlilar çesitli tedbirler almislardir. Mesela kanalizasyon yapmislardir, böylece halki bir çok hastaliktan korumuslardir. Halkin *** *** yikanmalarini temin edecek surette tedbirler alinmistir. Dini inanislara göre Misirlilarin oturduklari yerin, yedikleri seyin temiz olmasi sartti. Temizlige çok önem verenlerden biri de rahiplerdi. Saçlarini her üç günde bir kesen rahipler, iki defa gündüz ve iki defa da gece yikanmaya mecbur tutulmuslardir. Beyaz elbise giyen bu insanlar, temiz olmadigi sayilan domuz eti ve fasulyeyi yememeleri gerekiyordu. Suyu ise ya kaynatilmis ya da filtre edilmis olarak içerlerdi. Bazi yazarlarin (W.Durant 1937 s.236-237) verdigi bilgilere göre, sagliklarini korumak için devamli vücutlarini yikarlar, oruç tutarlar veya her gün bazen de her 3-4 günde bir midelerini ve bagirsaklarini bosaltirlardi. Çünkü vücuda yaramayan fazla gidalarin hastaliga yol açacaklarina inaniyorlardi. Herodot’a göre Misirlilar Lidyalilardan sonra en iyi saglik kurallarina uyan insanlardir. Tibbi papirüslerde kadin hastalilari ve dogumu ilgilendiren metinler de bulunmustur. Fakat çogu sihir formülleriyle doludur. Misir mitolojisinde sagligi koruyan ilahlar da vardir. “Tot” bunlarin basinda gelir. Ilahe “Seshet”: Kadin Hastaliklarini, “Seth”: Beyin Hastaliklarininin koruyucusudur. Bunlarin basinda “Imhotep” tip ilminin baslica temsilcisi sayilmaktadir. Eski Misir'da Din Bilimi Eski çaglarda olusan bütün dinlerin çogunda su dört madde, prensip olarak bulunmustur: 1-Tanri Kavrami 2-Mitoloji ve Efsaneler 3-Dini Inanislar “dogmes” 4-Dini Ayinler Bu temel prensiplere göre, eski çagda Misir’in dini hayatini incelemek için iki çesit belgeye sahibiz. 1-Hiyerogliflerle olan her türlü dini metinler, mabet ve mezar duvarlarindaki dini inanislar ve ayinlerin tasviri. Klasik bazi tarihçilerin; Herodot, Sicilyali Diodor ve Strabon gibi, Misir’in eski dini hakkindaki gözlem ve rahiplerden duyduklarini yazmalaridir. 2-Mabetlerde, mezarlarda her çesit ilahlarin heykelleri, heykelcikleri veya çizilmis, boyanmis resimleri. Eski Misir medeniyetine ait mabet harabelerinde, mezarlarda bu çesit ilah heykel ve resimlerine rastlanmaktadir. Bunlar bazalt ve granitten olan heykellerden baska, bronz ve altindan heykelcikler, çesitli hayvan baslariyla temsil edilen ilah ve ilaheleri göstermektedir. Misir’in din hayatinin eksik yönü, iman ve inanma kismidir. Bir de çogu dinlerde esas olan mukaddes kitabin, burada bulunmayisidir. Misir’in tarih önceki devirlerindeki din düsünceleri, totem esasina dayanir. Birer siyasi ve idari bölme olan eski Misir’in “Nom”lari, totem olan hayvan isimlerini tasirdi. Mesela çakal, köpek, yilan, sahin normlari gibi. Klan halinde yasayan insan gruplari bir yere yerlesip siteler, (Nom) olusturduktan sonra sembolleri olan totemler, o yerin ilahi ve mabudu olmustur. Eski din inanislari bunlara dayanmaktadir. Eski devirlerdeki bir halkin dini, oturdugu memlekete ve sürdügü hayat tarzina göre degisir. Iste buna göre Misir dini de ilhamini muhitinden almistir. Misirlilar bir çok ilahlara sahiptiler. Eski Misirlilarda bu Tanrilar önemli bir yer isgal etmislerdir. Eski Misir dini, bir çok ve çesitli ilahlari mukaddes saymistir. Onlarin heykellerini, resimlerini yaparak sekillendirmislerdir. Misirlilar genellikle çok ilahli Tanri kavramina inanirlar. Ancak 4. Amenofis devrinde tek ilahli bir düsünce reformu, devamsiz bir hareket olarak kaydedilmistir. Misir ilahlari konularini gökten, topraktan, sudan, bitkilerden, hayvanlardan ve insanlardan alirlar. Misirlilara göre her seyin basi gök tanrisindadir ve bütün eski tarih boyunca, Gök ve Nil ilahlari daima en önemli Tanrilar olarak kalmislardir. Gök Ilahinin ismi ve sekli degismekle berber, gökyüzündeki yildizlar, günes ve ay en eski ve devamli ilahlar arasindadir. Sonra yeryüzü ilahlari gelir ki, toprak, su ve agaçlar bunlarin sembolüdür. Hayvanlar alemi ise Misir ilahlari arasinda en kalabalik yeri isgal ederler. Bu mukaddes sayilan hayvanlar, bazen bizzat kendileri veya bir özel isaret ile, bazen de sadece baslari ile insan vücudu üzerinde temsil edilmislerdir. Mesela Osiris ölüler ilahidir. Misirlilarin ilah kavrami hakkindaki bilgileri sadece metinlerden ögrenebiliyoruz. Mesela, piramit metinlerinde, bir firavun öldügü zaman nasil ve ne suretle ilah mertebesine yükseliyor? Bu metin de az da olsa bilgi verilmektedir. Rahipler – Ayinler – Mabetler: Misir dininin tatbikatini rahipler yapar ve onlar bu teolojiyi düzenlerlerdi. Rahipler krallar tarafindan çok zengin bir hale getirilmislerdir. Rahipler, halk tarafindan ilahlara kesilen kurbanlar ve verilen hediyelerle bol bol geçiniyorlar ve mabetlerde genis yerlerde oturabiliyorlardi. Ayni zamanda da devlete vergi vermekten muaftilar. Angarya islerde çalistirilmadiklari gibi, askeri görevde görmüyorlardi. Böylece halk içinde bir otoriteye sahiptiler. Mabetler, Misir sehrinde en önemli yeri isgal ettigi gibi, abide bakimindan da en büyük binalardir. Mabet tanrilarin evi, heykel ve sembollerin saklandigi mukaddes ter, ayni zamanda da totem sayilan hayvanlarin serbestçe girebildikleri bir bina idi. Ayinler, büyük dini törenlerden baska, her gün mabetlerde gerçek formüllü dualarla ilah heykellerin önünde yapilir ve bunlari ya bizzat kral veya rahipler idare ederlerdi. Mabedin içine güzel kokular yakilir ve rahibeler tarafindan müzik çalinarak dans edilirdi. Ayinler her gün ve her mabette ayni sekilde icra edilirdi. Buna göre ilahlarin da krallar gibi, iki esasi vardir: 1- Vücut “Zet”ki yeryüzünde ilahi temsil eder. 2- Ruh “Ka” ise ilahi ve semavi olan elmandir. Ilk temsil edilen ilahlar MÖ 4000 ortalarinda baslamistir. Misir’in dini fikirleri belirten ilk belgelerden biri MÖ 2625 yilinda Saqqara piramitlerindeki, Kral Unas’in mezarinda olan yazidir. Heliyopolis’te yer tutan ve Günes temeline dayanarak “Ra” adini tasiyan mabut bulunur. Misir’da bir de ayni kavrami ifade eden ilahlar, baska baska isimlerde de anilmislardir. Mesela Hor, Ra, Aton isimleri hep Günes’i temsil eden ilahlardir. Bunun sebebi siyasi merkezlerin degismesidir. Misir ilahlarini iki büyük grupta toplayabiliriz: Yerel Totemler “gök” ve Yer Ilahlari. Yerel totemler, göçebe kabilelerin yerlestikleri sitelerde, mukaddes saydiklari hayvan ve putlari insan vücudu ile de birlestirerek temsil ettikleri ilahlardir. Bu suretle kabile ilahlari, yerel tanrilar olmuslar ve “sitenin hakimi” sayilmislardir. Ilahlar ilk zamanlarda erkek olsun kadin olsun yalniz yasar ve hakimiyetini korumada çok kiskanç davranirdi. Fakat Misirli buna bir aile olusturmakta gecikmemis, evli düsünülen ilah çocugu ile beraber bir üçlü sisteme geçmistir. Bunda bas hakim olan baba degildir. Bazen de kadin ilahe tamamiyla hakim durumdadir. Mesela Dendara’daki Hathor gibi. Ilah ailesiyle beraber kendi sarayi sayilan mabette oturur, bazen de yanina baska ilahlarin girmesine izin verebilirdi. Yeryüzünde yasayan ve Tanrinin sembolü temsil edilen Firavun da her vakit ilahin karsisina çikabilirdi. Fakat kral her mabette ayni zamanda bulunamayacagi gibi, kendisine vekil olarak rahipleri birakir ve onlar ilaha, mabede ve onun arazisine bakarlardi. Bazi yerel ilahlarin hakimiyet sahalari, zamanla da genislemistir. Bunun en tipik örnegi Deltada Busiris eyaletinde bir agaçla temsil edilen bitki ve ölüler ilahi Osiris’in ta Güney Misir’a kadar gidisidir. Buradan önce Memfis’e giderek, yerel ölü ilahi olan Anubis’in yerine geçmis, sonra da Yukari Misir’da Abidos’ta köpek sekline girerek ölüleri korumustur. Sonraki devirlerde ise bütün Misir’da Osiris ölüler ilahi olarak yer almistir. Bu yerel ilahlarin esas ilk merkezleri kesin olarak pek tespit edilmemekle birlikte, bir çoklari daima malum olmustur. Mesela Asagi Misir’da Horus, Busiris’te Osiris, Memfis’te Ptah, Dendara’da Hathor gibi. Eski fikirden kalmis olarak tarihi devirlerde de tapilan canli hayvanlar olmustur. Bunlarin en baslicasi ve söhret sahibi olan , Memfis’te takdis edilen Apis Öküzü’dür. Beyaz lekeleri olan siyah renkli bu öküzün, basinda üçgen seklinde beyaz bir alametin olmasi lazimdi. Memfis’te beslenerek korunmustur. Bu hayvan Ptah’in bir canli numunesi sayilir ve onun bu hayvanda yasadigini rahipler anlayabilir sanilirdi. Alnindaki siyah üçgenden baska sirtinda akbabaya benzeyen bir sekil, sag yaninda bir hilal, dili üzerinde ise hamam böcegine benzeyen bir isareti bulunmasi gerekti. Ayni zamanda da kuyruk tüylerinin çift olmasi gerekiyordu. Bu sartlara uyan Apis Öküzü Ptah mabedinin karsisina yapilmis bir mabette, itina ile rahipler tarafindan bakilir ve beslenirdi. Gündüzleri belirli zamanlarda avluya çikarilan mukaddes öküzün her hareketinde rahipler bir anlam çikarirdi. Bu hayvan ölünce Misirlilar tarafindan büyük bir matem oldu. Ama yenisinin meydana çikisi büyük sevinç olurdu. Ölen öküzler mumyalanarak büyük cenaze törenleri yapilir ve Saqqara’da bulunan yer alti galerilerindeki lahitlere konulurdu. Isis-Apis olan bu hayvan için, Serapeum denilen mabette ayinler yapilirdi. Ölünce yerine yeni bulunan Apis geçer ve totem hayvan yasamis olurdu. Ilahlara bir takim kuvvetler de atfedilmistir: 1- Osiris : Ölüler Tanrisi. 2- Ptah: Artistlerin ve Madencilerin Tanrisi. 3- Hathor : Ask ve Nese Tanriçasi. 4- Maat: Adalet ve Hukuk Tanrisi. 5- Sobek: Sular Tanrisi 6- Seshet: Yazi Tanriçasi. 7- Sekhmet: Savas Tanriçasi. 8- Min: Çöllerdeki Seyyahlarin koruyucusu ve Hasat Tanrisi. 9- Tot: Ay ve Ilim Tanrisi. 10- Geb: Toprak Tanrisi. 11- Set: Kuraklik ve Kötülük Tanrisi 12- Isis: Analik ve Bereket Tanriçasi. Gök ilahini çok büyük bir inek seklinde düsünen Misirlilar, ona “Hathor” adini vermislerdir. Arz Onun ayaklari altinda durdugu farz edilir ve karninda ise yildizlar parlardi. Diger taraftan bu Gök Ilahi’na bazi eyaletlerde “Sibu” adi verilmistir. Ay ilahina “Tot” adi verilmistir. Fakat bunlarin içinde en büyük olarak Günes Ilahi “Amon-Ra, Horus” basta sayilir. Misirlilarin “Yaradilis Destani” bu günes fikrinden dogar. Onlar günesin dünyada ilk dogdugu günü “Yaratan” kabul ediyorlardi. Bu ilah, bitkileri, hayvanlari ve insanlari yaratmistir. Ilk yaratilan insanlar “Ra”nin dogrudan dogruya çocuklaridir. Bundan baska toprak ilahi da yer almaktadir. Toprak Ilahi “Geb”dir. Bazen de bu tanri “Isis” kabul edilirdi Eski Misir'da Sanat Uygarlık eşsiz sanat anlayışı ile dikkat çeker.Belirli kuralları olan bu sanat,Yukarı ve Aşağı Mısır'da 3000 yıllık bir süreç içinde toplum yaşamını,düşüncesinin,dinin kısaca tüm kültürün yansımasıdır. Mısırlıların çoğu çiftçiydi;fakat insanlar,el sanatları ve ticaret gibi başka işlerle de uğraşabilirlerdi.En yetenekli erkek ve kadın sanatçılar tapınaklarda ve saray atölyelerinde ya da soyluların malikanelerinde çalışırlardı.Köydeki ustalar,yöredeki pazarlarda satılacak ürünler üretirlerdi. Araç Gereç ve Teknikler:Uzmanlar,hem mezarlarda bulunan modellerden ve resimlerden,hem Mısırlı ustaların yaptığı nesnelerden,onların teknikleriyle ilgili pek çok bilgi edinebilmişlerdir. Dokumacılık:İlk dokuma tezgahları yerde yatık dururlardı ve ufak tahta kazıklarla yere tutturulurlardı.Daha sonraları dikine tezgahlar yapıldı.Bunlar daha kullanışlıydı,çünkü fazla alan kaplamıyorlardı. Deri İşlri: Deri,çantaların,sandaletlerin,kalkanların,ok kılıflarının(saplarının) yapımında ve mobilyacılıkta kullanılmıştır. Çömlekçilik ömleklere,çömlekçi çırağının elle dondurduğu bir çarkın üzerinde biçim verirlerdi.Çömlekler,bir odun fırının içinde pişirilirdi.Mobilyacılık:İnce bir zevkin ürünleri olan firavun ve soylular için yapılmış koltuklar, karyolalar, çekmeceler, tuvalet eşyaları,arabalar ve daha çok çeşitteki Eski Mısır Mobilyalarının modelleri ağaç işçiliği ve süslemeleriyle; yüksek düzeyde kalite,özen ustalık gösteren ürünlerdir.Arkeoloji ve sanat yönünden değerleri çok yüksek olan bu eşyaların günümüze bozulmadan ulaşabilmesi kaya mezarlarının çok iyi izole edilmiş olmasındandır GİzemlER Mumyalama Ölümsüzlestirmenin 7 ADIMI I. Ölünün vücudu sarap ve baharatla yikanir. Tüm parçalar çürümeden kaldirilir. Mumyalamayi yapan ilk önce uzun bir çengel kullanarak dikkatlice beyni çikartir. Sonra karindan derince bir sekilde içeriye dogru keserler ve iç organlari disari alirlar ( Mide, karaciger, akciger ve bagirsaklar). II. Vücut, saglam kurutulmus tuzun benzeri olan niton'un paketiyle beraber doldurulur. Sonra vücut natron ile beraber tamamen örtülür v egik biçimde yerlestirilir. Böylece vücudun içerisindeki tüm sivilar disariya akar. Vücut kuru halde mumyalanmis olmalidir, çikan tüm parçalar da sonra yanina gömülür. III. Vücut kurutulurken, iç organlar da kuru olmalidir ve natronla beraber saklanir. Onlar keten kumasin seritiyle sarilir ve minik tabutun içine yerlestirilir. Sonra 4 bölmeli bir sandiga konulur. IV. Vücut 40 gün sonra tamamen kurur ve büzülmüs olur. Vücut boslugu içinden kaldirilir ve vücudun içi ve disi yag ve güzel kokulu baharatlarla yikanir. V. Mumyanin basi ve vücudu yagin içindeki keten kumasla simsiki paketlenir, böylelikle Misirlilar mumyaladiklari kisinin hayattaki halini yeniden elde etmek isterler.Mumya altin kolye, yüzük, bilezik ve mücevheratlarla birlikte kapatilirdi. VI. Tüm vücut kefen, kenarlik ve keten kumasin seridiyle örtülür. Mumya orijinal büyüklügüne ve hacmine dönene kadar yapilir. Bu çok karisik bir istir ve bir hafta gibi uzun bir zamani alir. Küçük esrarengiz nesneler keten örtü tabakasinin altina yerlestirilir. VII. Örtmeyi bitirdikten sonra, mumyanin basi ruhunu taniyana emin olana kadar bir portre maskesiyle örtülür. Maskelenmis mumya, yaldizlanmis tht tabutun içine yerlestirilir ve sarcophagus'un içine konur[/font][/size] TUTANKHAMON Mezarındaki inanılmaz zenginlik bulundğu halde Tutankhamon (MÖ: 1361-1352) hala hakkında en az bilgi bulunan firavundur.Tahta çıkma hakkını,ünlü kral Akhenaton (MÖ.1379-1362) ile kraliçe Nefertiti’nin kızı Prenses Ankhesenpaaten’le evlenerek elde etmişti. Tutankhamon’un ebeveyninin kimler olduğu konusunda ,bazı uzmanlar bu firavunun ,”Akhennaton’un Nefertiti dışında bir kadından olan oğlu” tezini ileri sürüyorlar.Bazı uzmanlara göre de Tutankhamon,Akhenaton’un babası III: Amenofis’in (MÖ.1417-1379) birinci karısı Tiy’den doğmuşut.Kesin olan ,Tutankhamon’un III.Amenofis ve Akhenaton’şa akraba ve soylu olduğudur.Dokuz yaşında tahta çıkan ve adı 12 yaşına kadar “tutankhaten” olan Tutankhamon(Güneş tanrısı Amon’un yaşayan temsilcisi) krallar arası savaşlarını en yoğun olduğu dönemde doğmuştu.Kralların fethettikleri toprakların genişlediği ve komşu ülkelerden de altının ülkeye aktığı bu dönemde Mısır,dünyanın en zengin ülkesiydi Firavun vaktini,daha çok yönetimin bulunduğu Memphis’le geçiriyordu ama Mısır’ın başkenti Teb şehriydi.tutankhamon’un tahta çıktığı sırada Mısır’ın bütün tapınakları bakımsızlıktan kırılıyordu. Yönetimdeki karışıkların önü alınamıyor,Suriye’ye düşmanla çarpışmaya giden ordu sürekli yeniliyordu.Tutankhamon “babası” Amon’un Ptah’ın ve diğer tanrıların altın heykellerini yaptırdı,çözülmüş olan rahiplik kurumlarını düzenledi, tapınakların hazinelerine büyük bağışlar yaptı. Akhenaton Güneş tanrısı Aton’a bağlı tek tanrılı bir düzen kurdu ve Mısır’lıları diğer tanrıları bırakmaları için zorladı.Başkenti Teb’den,Akhetaton(şimdiki sl-Amarna) ya taşıdı.Firavun Akhenaton’un tersine “Eski Rejim” I canlandırdı ve III: Amenofis zamanında bitirilmemiş olan anıtların tamamlanması işine girişti.Bu işlerin arasında Luxor tapınağı da vardır.Bugün, Tutankhamon’un tahtta kaldığı dokuz yıl boyunca askeri bir harekata katılmadığı düşünülüyor.Sadece keşif için general Horemhem komutasında Filistin’e ve Lübnan’a asker gönderdiği sanılıyor. Tutankhamon 19 yaşındayken aniden öldüğü için geride vasiyet bırakmamıştır.Kafatasında sol kulağın arkasında tahribat bulunduğu için,ölümünün bir kaza sonrasında olduğu sanılıyor. Ancak, şu anki mısır bilimcilerin ürettiği senaryolara göre Tutankhamon’un generali Horemheb, iktidarı elegeçirmek için Tutankhamon’un kafasının arkasına sert bir cisim ile vurmuş ve ölümüne neden olmuştu. Mezarının yanında bulunan iki küçük tabuttaki ölü doğmuş bebeklerin , Tutankhamon’la çok sevdiği eşi Ankesenamun’un çocukları olduğu sanılıyor.. Bunun yanısıra hayvan mumyaları da bulunmuştur. Tutankhamon’un mezarında bulunan lambada ise gün ışığı ile birşey görülmeyen,ancak zifiri karanlıkta ikisinin burunburuna figürleri bulunmaktadır. Tutankhamon’un ölümünden sonra ,tahta çıkan General Horemheb,Tutankhamon’un tapınaklarını kendisine aldığı gibi ,onun aldığı gibi,onun adını da unutturmak istemiş,ama ,bilinmeyen bir nedenle Tutankhamon’un lahdine dokunmamıştı. Kanaatimce ,kendisinin işlediği cinayeti dikkat çekmemek üzere örtbas yöntemlerinden biriydi.İşte bu lahit,1922 yılında Lord Carnarvaon ve Howard Carter adlı iki İngiliz ejiptolog tarafından bulundu.Tam 3000 yıl sonra Horemheb’e ilginç bir oyun oynamış,sonunda yine Tutankhamon üne kavuşmuştu. Altta okuyacağınız bölüm ise Tutankhamon’un bir lanet perdesi ile mezarını koruduğu sorusunu sizlere soracaktır: TUTANKHAMON’UN LANETİ Eski Mısır Uygarlığı büyük ilgi çeken gizemini sürdürüyor.Kazılar ,arkeoloji araştırmaları sürdükçe ortaya yeni bilgiler çıkıyor.Bulunan her yeni kalıntı, bilinenleri değil, bilinmeyenleri çoğaltıyor sanki. Mısır’a yaşayan en ilginç olaylardan biri de Firavun Tutankhamon’un mezarının açılmasıyla ilgiliydi.Her şey Carnavon Lordu’nun ölümüyle başladı. İNGİLTERE ‘DE BİR CENAZE TÖRENİ 1923 yılının 30 Nisan günü İngiltere’de Hampshire bölgesinde Beacon Tepesi’nde sade bir cenaze töreni düzenlendi.Törene katılanlar heyecanlıydılar.Çünkü toprağa vermek üzere oldukları Carnarvon Lordu George Edward Stanhope gizemli bir biçimde öldürülmüştü 3000 yıllık lanet… Herkes ,Lord’un Eski Mısır’ın 18. Sülale firavunlarından Tutankhamon’un lanetine uğradığına inanıyordu.Lord,bu firavunun mezarının açılması için para harcamış ve bizzat kazılar katılmıştı. Carnavon Lordu’nun ölümünü başka ölümler izledi.Tutankhamon’un mezarına girip çıkan ya da bu işe karışan birçok insan anlaşılmaz bir biçimde yaşamını yitiriyordu. Firavun Tutankhamon öleli 3000 yıldan uzun süre geçmişti.Yani 3000 yıl sonrasına uzanan bir lanetten söz ediliyordu… LORD MISIR’A GİDİYOR Bu esrarengiz “mezar açma” olayını aydınlatabilmek için ,işe Carnarvon Lordu’nun Mısır’a gidişinden başlamak gerekiyor. Parası bol,yapacak işi pek olmayan İngiliz soylusu Carnarvon Lordu dünyayı dolaşıyor,keyfine göre yaşıyorken,1901 yılında Almanya’da Bad Schwalbach kaplıcalarında bulunduğu sırada bir araba kazası geçirdi.Göğsü çok kötü zedelendi.İngiltere’ye döndü. Soluk almakta güçlük çekiyordu.Bir süre tedavi gördükten sonra iyileşti.Ama özel doktoru ona tedbirli davranmasını tavsiye etti.Özellikle kış mevsimlerini soğuk İngiltere yerine,ılıman ve kuru bir iklimin egemen olduğu ülkelerde geçirmeliydi. O günlerde Mısır,Avrupalılar için çok gözde bir ziyaret yeriydi.Lüks oteller ve tarihsel kalıntılar çok sayıda turisti buraya çekiyordu. Özellikle Krallar Vadisi denilen yerde yapılan kazılara Lord büyük ilgi duydu. ARKEOLOG CARTER Carnarvon Lordu Mısır’da kısa sürede eski sağlığına kavuştu.Ama Mısır’dan bir türlü kopamadı.Sanki bir şey onu dürtüyordu. Eski Mısır uygarlığını incelemeye başladı.Yapılan kazıları izlemeye koyuldu ve bir gün bizzat kendisi bu kazıla katıldı. 1907 yılında yine Mısır’dayekn yurttaşlarından arkeolog Harold Carter’la tanıştı ve onu kendisine danışman yaptı. Carter 33 yaşındaydı ve 17 yaşından beri Mısır’daydı.Birçok kazıda bulunmuş,ünlü akeologlara yardımcılık yapmıştı.Tarihi Kalıntılar arkeologlara yardımcılık yapmıştı.Tarihi Kalıntılar Servisi’nde çalışmış ve Krallar Vadisi’ndeki kazıları denetlemişti;ama Mısır yetkilileriyle arasında anlaşmazlık çıkınca görevinden istifa etmişti. Carnarvon Lordu kendisine rastladığı sırada,manzara ressamlığı yaparak hayatını kazanmaktaydı.O da,nedense bir türlü Mısır’dan ayrılamıyordu. Carnarvon Lordu,’a yılda 400 İngiliz Sterlini ücret ödemeye başladı. Mısır’da mezar demek,hazine demekti.Çünkü eski Mısırlılar ölülerini,öbür dünyaya en değerli hazineleriyle birlikte gömerek uğurlardı.Lord,bulunacak bir hazine ile Carter’İn ödediği parayı kat kar çıkaracağını inanıyordu. Arkeolog Carter, Carnarvon Lordu’nun parasıyla 15 yıl boyunca kazılar yaptı.Birinci Dünya Savaşı sırasında bile araştırmalarını sürdürdü. Bazen çok ilgi,çekici bir mezar bulduğu oluyordu ama,yapılan masrafı karşılayacak bir tarihsel yapıt ya da hazine ortaya çıkmıyordu. 1922’de Lord İngiltere’deyken ,Carter’a bir mektup yazarak,aralarında anlaşmayı iptal etmek istediğini bildirdi. Oysa Carter o sıralarda önemli bir mezarın izi üstündeydi.İngiltere’ye gidip Lord’u kazılarına sürdürülmesine ikna etmeyi başardı. Ekim ayında Mısır’a döndü.Kazıların yapıldığı Luksor bölgesine yerleşti.Kendisine şans getirmesi için bir kanarya satın aldı… CARTER MEZARIN İZİNDE 1 Kasım 1922’de o güne kadar hiç kazılmamış bir hektarlık bir üçgende çalışmalara başlayan Carter,4 Kasım’da çökmüş bir merdiven girişi buldu.Bir gün sonra ise,bu girişin olduğunu kesin biçimde anlamıştı. İngiltere’ye telgraf çekmesi üstüne,Lord,kızı Lady Evelyn ile birlikte Mısır’a gelerek bizzat kazılara katılmaya başladı. 26 Kasım’da,yaptıkları kazının bütün molozlarını temizlemişlerdi.Ardından sanki içeriden kilitlenmişçesine kapalı duran bir kapıyı açmayı başardılar. İçeri ilk giren Carter oldu.Gördükleri karşısında adeta dili tutuldu.Bu çok odalı mezarın giriş odası bile hazinelerle doluydu. LORD OLAYI THE TİMES’A SATIYOR Lord ,o sana kadar harcamış olduğu paraları çıkarmak istiyordu.Mezardan ne kadar değerli şeyler çıkarsa çıksın,onlara sahip olması olanaksızdı.Çünkü Mısır hükümeti kazıyı denetliyordu. Lord ,mezarla ilgili bilgileri The Times gazetesine para karşılığı sattı.Böylece İngiliz okurlar,kazı sırasında olan biten herşeyi günü gününe izlemeye başladılar. TUTANKHAMON’LA BULUŞMA Lord, Carter,Lord’un kızı Lady Evelyn ve Carter’ın yardımcısı,Arthur Callender ile birlikte bir gece,mezarın ana bölümüne girmeyi başardılar. Tümü gördüklerinin gerçek olup olmadığından kuşkuya düştüler.Her şey altındandı.Firavun’un mumyasının koskocaman bir altın sandukanın içinde olduğu anlaşılıyordu. Duvarlarda altın çerçeveli resimler vardı.Bunlar da firavunun ailesine aitti.Tanrı Osiris’İ sembolize eden parlak cilalı altın bir mask da duvarda asılıydı. Carter ve Lord ne bulduklarını biliyordu.Bu mezar 18. Sülale krallarından Tutankhamon’undu.Tutankhamon M:Ö 1346-1339 arasında bir tarihte ölmüş,o tarihten bu yana mezar hiç açılmamıştı.Varlığı bile bilinmiyodu.. Carnarvon Lordu bulduklarını bütün dünyaya ilan etti.Kazı sırasında çıkan bütün molozlar temizledikten sonra resmi açılış yapıldı.Gazateciler fotoğraflar çektiler.Olay bütün dünyaya duyuldu. “ÖLÜM GELECEK…” Kazılar devam ederken ilgi çekici bir şey olmuştu.Bütün vaktini kazı terinde geçiren Carter,kaldığı eve pek uğramıyordu.Oraya nasıl geldiği bilinmeyen bir kobra yılanı evine girmiş ve Carter’ın kafeste yaşayan uğurlu kanaryasını yiyivermişti.Kazılarda çalışan Mısır’lı işçiler inançlı kişilerdi.Bu olayı duyunca çok heyecanlandılar.Bunu bir uğursuzluk belirtisi olarak kabul ettiler.Çünkü kobra yılanı Mısır hükümdarlığının simgesiydi ve Tanrıça Vadeet tarafından korunduğuna inanılan bir hayvandı. İşçiler aralarında olayı şöyle yorumladılar:”Yakında ölüm gelecek…” TURİSTLER MISIR’A AKIN EDİYOR Tutankhamon’un mezarı dünyada büyük ilgi gördü.Mısır’daki meraklılar yetmiyormuş gibi,binlerce Avrupalı turist Mısır’a akın etmeye başladı. Mezarın girişine her gün binlerce insan geliyordu.Arkeologlar,bilim adamaları,kaşifler,mezarı ve hazineleri görmek için birbirlerini eziyordu.Bazı serserilerin olay çıkardığı da oluyordu… Firavun Tutankhamon’un 3000 yılında aşkın bir zamandan beri süren “ebedi istirahati” ne son verilmişi. LORD İLE CARTER’IN ARASI AÇILIYOR Carnarvon Lordu’u VE Carter’ın mezarı buldukları anda duydukları anda duydukları sevinç bütünüyle yok olmuştı.İkisi de çok sinirliydiler.Mısır hükümeti olan ilişkileri bozulmuştu.Carter mezarda buluna eşyaları kaydetmek için günlerce çok kötü koşullar altında çalıştı.Bir akşam Carnarvon Lordu ile bir araya geldi ve aralarında çok şiddetli bir kavga çıktı.Lord İngiltere’ye gitti. 1923 Şubat’ında Lord’un sağlık durumu bozuldu.Anlaşılmaz bir biçimde dişleri döküldü.Ateşi bir yükseliyor bir düşüyordu.Mart ayı başında Mısır’a döndü ve bir süre için durumu düzeldi. Ama daha sonra yeniden kötüleşmeye başladı.Ailesi Mısır’a geldi hemen. 26 Mart günü Carnarvon Lordu’nda kan zehirlenmesi olduğu resmen açıklandı.4 Nisan günü Kahire’de Continental Svoy Oteli’de komadaydı.Ertesi sabah saat 2’de tüm hastalığı boyunca yanından ayrılmayan İngiliz hasta bakıcı , Carnarvon Lordu’nun öldüğünü bildirdi. Tam o anda oteldeki ışıklar titredi ve söndü.Otelin penceresinden dışarı bakanlar bütün Kahire’de elektrikler kesildiğini gördüler.Kentte elektrik kesintileri çok sık olmakla birlikte Lord’un öldüğü andaki arıza için hiçbir açıklamada bulunulmadı.Aynı saatlerde Lord’un İngiltere’deki şatosunda bulunan İskoçyalı kahya da dehşet içinde irkildi.Lord’un köpeğine titriyor ve uluyordu:biraz sonra da öldü. "MEZARA DOKUNANA ÖLÜM…” Lord’un ölümü bütün dünyada şok etkisi uyandırdı.Gazeteler Firavun Tutankhamon’un mezarında bulunmuş yazılardan söz ediliyorlardı.Eski Mısır yazısıyla yazılmış olan bu yazılardan bir şöyle diyordu: “Mezara dokunanlara ölüm gelecektir” Bazıları da mezarda başka uyarıların bulunduğunu ileri sürdüler.Bunlardan biri şöyle idi: “Ölüm,firavunların huzurunu bozanı kanatlarıyla katledecektir” Arkeolog Carter ise Tutankhamon’un mezarında bu türden bir lanetin bulunmadığını söyledi.Onu rahatsız eden bir tek şey vardı.Mezarın altın sandukasının önünde bir lamba bulmuştu.Bu lambanın üstünde şöyle yazıyordu: “Gizli odaya girilmesini önleyeceğim.Benim görevim ölüyü korumak.” GİZEMLİ ÖLÜMLER Firavun Tutankhamon’un mezarını ziyaret eden arkeolog ve turistlerden bazıları da kısa bir süre sonra hastalanarak öldüler. Mezarın iç odalarından birinin açılışında bulunan kişilerden biri olan James Henry Breasted,ateşli bir hastalığa yakalandıysa da mezarda çalışmayı sürdürdü.70 yaşında kadar ,yani 12 yıl yaşadı. Amerikalı Milyarder George Jay-Gould,mezarı ziyaret ettiği gün ateşlenerek aniden öldü. Arkeolog Carter’ın yardımcılarından biri olan A.C.Mace,ateş nöbetlerine tutulunca işi bıraktı ve 1928’de öldü.Bir başka yardımcısı Richard Bethell,45 yaşında kan dolaşım yetersizliğinden( !) öldü. Bütün bu ölümler makul ve doğal nedenlerle açıklanır mı ?Havalanan tozda bakteriler olduğu ileri sürüldüyse de bilim adamı Alfred Lucas,bazı bakteri örneklerini inceledi.Bunlardan bir tanesi dışında,aşağı yukarı tümünün zararsız olduğunu açıkladı. Bir süre ,mezar duvarlarını kaplayan mantarın bir alerjiye neden olduğu sanıldı.Ama bu konuda da bir kanıt getirilemedi.Eski Mısır’lıların çok etkili zehirler ürettikleri biliniyordu.Açılan tüm mezarlarda böyle zehirler arandı.Ama bulunmadı… ÖLÜMLERİN ARKASI KESİLMİYOR: Firavun Tutankhamon’un mezarına ilgi gösterildikçe ölümler de sürüp gidiyordu.Kahire’de Carnarvon Lordu’na bakan İngiliz hemşire 1926 yılında 28 yaşında doğum yaparken öldü. New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi’nin temsilcisi Herbert Winlock Mısır’a geldi.Firavun Tutankhamon’un mezarı yüzünden öldüğü sanılan insanların bir listesini yaptı. Kahire Üniversitesi’nden Dr.İzzettin Taha,yıllar sonra konuyla bilimsel olarak ilgilendi. Arkeologların ve müzelerde çalışanların ciğerlerinde mantar hastalıkları olduğunu buldu.Eski mezarlara girmiş olanların da bu hastalıktan ölmüş olabileceğini ileri sürdü.Kısa bir süre sonra Kahire ‘den Süveyş’e giderken,düz yolda kullandığı araba karşı yönden gelen bir arabayla çarpıştı. Yapılan otopside Dr.Taha’nın çarpışmadan saniyeler önce solunum yetersizliğinden öldüğü ortaya çıktı… Tutankhamon’un mezarının kalıntılarını 1972’de Londra’da ve daha sonra da Amerika’da sergilenmesinde de gizemli ölümler meydana geldi.Bunlardan en üzücü olanı,Mısır Eski eserler Bölümü Müdürü Dr.Gamaleddin Mehrez’in ölümü idi.Mehrez,bütün bu gizemli ölümlerin,kuşkusuz kişiyi tedirgin edebileceğini,ama lanete kesinlikle inanılmaması gerektiğini söylemişti. ”Bakın bana” demişti,”Bütün yaşamım boyunca mezarlar ve mumyalarla uğraştım.Bütün bunların bir rastlantı olduğunun en büyük kanıtıyım” Bu sözlerin üzerinden dört hafta sonra, sergilenecek.eserler Londra yolundayken,52 ,yaşında öldü. LANET DEVAM EDİYOR Sergilenecek eserleri Londra’da götüren RAF uçağının başteknisyteni Ian Lansdown,bilinmeyen bir nedenle,Tutankhamon’un ölüm maskesinin bulunduğu kutuyu tekmelemişti.İki yıl sonra aynı bacağı garip bir kazada kırıldı.Mürettabattan başka kişiler de beklenmedik şekilde öldüler. Başka bir olay da ,1980’de "Kral Tutankhamon’un laneti “ adlı tv filminin çekimi sırasında ortaya çıktı. Mısır’da çekimin birinci günü tahıl yüklü bir araba bilinmedik bir nedenle devrildi ve filmin yıldızı Ian McShane’in bacağının 10 yerden kırılmasına neden oldu.Ian McShane’nin yerini Robin Ellis aldı,ancak başka yıldızlar yapıma katılma teklifini reddettiler. Belki de Tutankhamon’un laneti,bir hileden ibaretti.Belki de halkın inançları böyle bir olayı yaratmıştı.Ya da ,Tutankhamon ,mezarında rahatsız edilmeden bırakılmalıydı.[/size][/font] Piramitlerin Gizemleri Binlerce yıl önce yapılan piramitlerde bugün bile hala binlerce sır yatmaktadır.O tarihlerde piramitleri yapan insanlar herhalde metre kavramını bilmiyorlardı.Ve bütün bunları göz kararıyla yapmalarıda imkansız.Bugün bile çok düzenli bir şekilde yapılan gökdelenlerde çok hafif bir sapma sözkonusu olabiliyor.Peki o zamanlar bunları yapan insanlar ölçüm için ne kullandılar.Saniye mi?Arşın birimi mi?Mısır endazesi mi?Bilemiyoruz.Şimdi bu piramitlerde, özellikle Gize bölgesindeki büyük piramitin çeşitli oranlarda ölçümlerine bir bakalım.Bunların hepsi bir rastlantı mı?Olabilir.Ama bu kadar çok rastlantıda insanı düşündürüyor! ***Büyük Piramitin açıları,Nil'in delta yöresini iki eşit parçaya bölerler. ***Gize'deki üç piramit aralarında bir Pitagor üçgeni olacak şekilde düzenlenmişlerdir.Bu üçgenin kenarlarının birbirlerine göre oranı 3:4:5'dir. ***Büyük Piramitin tabınının yüzeyi,anıtın yarısının iki katına bölündüğünde pi=3,14 sayısı elde edilir. ***Büyük Piramitin dört yüzeyinin toplam yüzölçümü,piramit yüksekliğinin karesine eşittir. ***Büyük Piramit,dünyanın kara kitlesinin merkezinde yer alıyor. ***Büyük Piramit,dört ana yöne göre düzenlenerek inşa edilmiştir. ***Piramit dev bir güneş saatidir.Ekim ortasıyla Mart başı arasında düşürdüğü gölgeler mevsimleri ve yılın uzunluğunu gösterirler.Piramiti çeviren taş levhaların uzunluğu bir günün gölge uzunluğuna eşittir.Bu gölgelerin taş levhalar üstinde gözlenmesiyle günün 0,2419 bölümünde yılın uzunluğu yanlışsız olarak saptanabiliyordu. ***Büyük Piramit'le dünyanın merkezi arasındaki uzaklık,Kuzey kutbuyla arasındaki uzaklığa eşittir ve kuzey kutbuyla dünyanın merkezi arasındaki uzaklığa eşittir. ***Piramitin yüksekliğiyle,çevresi arasındaki oran,bir dairenin yarı çapıyla çevresi arasındaki oranın dengidir.Dört kenarlar dünyanın en büyük ve çarpıcı üçgenleridir. ***Gizde'den geçen boylam,dünyanın denizleriyle anakaralarını iki eşit parçaya böler.Bu boylam ayrıca,kara üstünden geçen en uzun kuzey-güney yönlü boylam olup,bütün yer kürenin uzunluğuna ölçümünde doğal sıfır noktasını oluşturur. ***Büyük piramitin tepesi Kuzey kutbunu,çevresi ekvatorun uzunluğunu temsil eder.Ve iki uzunluk aynı mikyasa uygunluk gösterir. Mısır'daki Piramitlerle ilgili gizemler bu kadarla sınırlı değil tabiki.Piramitlerin gizemleri sadece matematikçilerin hesapladıklarıyla bitmiyor.Bu konuyla ilgili çalışmalarımız devam etmektedir... |
|
|
|
|
![]() |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|