Yorumla.Net  


Geri Git   Yorumla.Net > Genel Bilgi > Dünya Tarihi

Dünya Tarihi Dünya Tarihi Hakkında Herşeyi Buradan Bulabilirsiniz

Yorumla.Net Forum'a Hoşgeldiniz

! FORUMDAN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLUN !

Hızlı Üye Ol
Ücretsiz ve HIZLI Bir Şekilde Üye Olara Sizde Yorumlarınızı Yazın

Nick Şifre Şifre Tekrar E-Mail: Confirm E-Mail:
 
Image Verification
Lütfen Resimdeki Harfleri Aynen Yazınız !

  Okudum Forum Kuralları 


Yeni Konu Gönder  Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 11-14-2007, 21:40   #11 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,787
Rep Gücü: 7662
Rep Puanı : 757473
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan




Zülkarneyn ve Yecüc Mecüc

"Bir de sana Zülkarneyn´i soruyorlar. De ki size ondan bir bilgi aktaracağım. Biz ona yerkürede bir yer belirledik. Ve ona ulaşmak istediği her şey için bir vasıta verdik. Derken o, o vasıtaların birine tabi oldu. Nihayet güneşin battığı yere vardığı zaman, güneşi sanki kara bir balçığa batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir kavim buldu. Biz ona dedik ki, "Ey zülkarneyn, onlara zulmetmekte veya iyi davranmakta serbestsin" (Onları cezalandırırsın veya iyi davranırsın)" O da dedi ki, "kim haksızlık ederse, muhakkak ona azap edeceğim. Sonra onlar Rablerine döndürülür. O da onlara görülmedik bir azab verir. Ama her kim de iman edip iyi şeyler yaparsa buna da en güzel mİkafat vardır. Biz ona dünyada kolaylık gösterir, zor işlere koşmayız. Sonra Zülkarneyn yine bir yol tuttu. Nihayet güneşin doğduğu yere varınca, orada güneşin, güneşe karşı hiç bir siperleri olmayan bir kavmin üzerine doğduğunu gördü, işte Zülkarneyn´in kudret ve saltanatı böyleydi. Ve biz onun yanında bulunan her şeyi bilgimizle kuşatmıştık.. Sonra yine bir yol tuttu. Nihayet iki dağ arasına ulaştığında onların önünde, hemen hiç söz anlamayan bir kavim buldu". Dediler ki, "Ey Zülkarneyn, Ye´cüc ve Me´cüc bu yerde fesat çıkarıyorlar. Sana bir "harc" verirsek, bizimle onlar arasında bir sed yapar mısın?" Dedi ki, "Rabbimin bana verdiği şey sizin bana vereceğinizden daha hayırlıdır. Siz bana güç verin, ben de sizinle onlar arasında bir sed yapayım. Bana demir kütleleri getirin" Nihayet, dağın iki ucunu denkleştirdiği vakit, "Ateş yakıp körükleyin" dedi. Demiri bir ateş koru haline getirince "Bana erimiş bakır getirin dökeyim" dedi.. (Ve ekledi): "Artık, Ye´cüc ve Me´cüc, bunu asla aşamazlar. Bu rabbimin bir lütfudur, Ne zaman Rabbimin emri (kıyamet çağı) gelir, o sed yıkılır ve onları salıverir. Rabbimin vaadi de haktır ve bu olacaktır (Kehf Suresi, 83-96)

Tefsirlerde Zülkarneyn ile ilgili çok rivayetler var. Onun Büyük İskender olduğunu söyleyenler ekseriyette. Ancak çok kuvvetli bazı kaynaklarda Zülkarneyn´in "müslüman" yani Tek Tanrı´ya inanan bir insan olduğu belirtilir. Oysa Büyük İskender çok tanrılı, hatta Tanrı Kral inancında olan biriydi.. Aslında tarih, bize Zülkarneyn diye birinden hiç söz etmiyor. Büyük İskender´in Zülkarneyn diye bilinmesinin tek sebebi, onun iki boynuzlu miğfer giymesidir. Çünkü Zülkarneyn bir isim değil, bir sıfattır. Yani iki boynuzlu demektir. Vikingler de iki boynuzlu miğfer takarlardı.. Dolayısıyla Zülkarneyn tarihi bir şahsiyet olmaktan çok, Hızır As. gibi hükmi bir şahsiyettir. Bir tür uzay gezginidir.. Nitekim, Zülkarneyn kıssası, Kur´an-ı Kerim´de, Hızır Aleyhisselam´dan hemen sonra anlatılmya başlanır. Hızır için bilinen rivayetler, onun zamanın tersinden gelen ve olayların geleceğini ve geçmişini bilen bir ´temessül´ kabiliyeti olan bir şahsiyet olduğunu gösteriyor.. O zamanın akış istikametinin tersine hareket eden bir kutlu kişidir. Melek değildir, insan da değildir. Ama insan suretine bürünebilen ve insanların dar zamanlarında karşılarına çıkıp yol gösteren ilahi bir erdir Nitekim, Hz. Musa, kendi nefsinde "Acaba Allah´ın kudret ve hikmetini benden daha iyi anlayan kullar var mı?" diye düşününce Cenab-ı Hak, ona Hızır Aleyhisselam´ı örnek gösterdi. Bunun üzerine Musa, "Ben onu tanımak istiyorum" dedi. Sonunda Cenab-ı Hak, ikisi arasında bir randevu gerçekleştirdi ve birlikte çok ilginç bir yolculuk yaptılar.. İşte Kur´an-ı Kerim, Zülkarneyn, kıssasını, bu soyut yolculuktan hemen sonra anlatmaya başlar.. Böylece Zülkarneyn´in de saklı bir kul olduğu fikrini pekiştirir..

Zülkarneyn´in yolculuklarına gelince. şimdi şu yuvarlak küremiz İzerinde güneşin battığı yeri düşünün. Var mı öyle bir yer? Güneş nerde batıyor veya nerde doğuyor? Bunlar son derece izafi şeylerdir. Eğer doğu Japonya ise, Japonya´nın doğusu Amerika´dır. Oysa Amerika aynı zamanda Japonya´nın batısındadır.. Doğu ve batı kavramı izafi şeyler olduğu için, insanlar İngiltere´deki Greenwich´i sıfır noktası saymışlar doğusuna doğu, batısına batı demişler. Demek ki mutlak olarak doğu ve batı yoktur. Nitekim Kur´an-ı Kerim, iki doğudan ve iki batıdan da söz eder. Demek ki, burada doğu ve batıyı uzaysal kavramlar olarak anlamak zorundayız. (Burada hemen şu notu da düşelim. Uzaylılarla ilgili tasvirlerin çoğunda da, kralların başında boynuzlu miğferler bulunur) Öyleyse, Zülkarneyn´in macerası bizim bildiğimiz, tarihsel bir macera değil. Eğer öyle bir şey olsaydı, bu maceranın Tevrat ve İncil´de de bulunması gerekirdi. Hatta destanlarda da... Çünkü insanlığın yaşadığı müşterek hatıraların tümü, hem semavi kitaplarda var, hem de destanlarda.. Amerika yerlilerinin destanlarında ve efsanelerinde İki Boynuzlu Tanrılar´dan söz edilir ve bunlar genellikle göklerle ilgili tasvir edilmişlerdir.. Mamaafih, tarihte, hem batıyı hem doğuyu bütünüyle hakimiyeti altına almış bir kraldan hiç söz edilmez. Büyük iskender´in hakimiyet sahası, Yunanistan´dan Çin Seddi´ne kadardır. Yani eğer karalar esas alınarak düşünülse bile ne tam doğuya ulaşmıştır, ne de tam batıya.

Öyleyse bu doğu ve batı kavramını başka türlü anlamak zorundayız. Belki de bu doğu ve batı, insanlığın içinde hapsedildiği boyutun alt ve üst noktalarıdır. Bu da Güneş Sistemi´nin Samanyolu Galaksisi içindeki alt ve üst eşikleridir. Ayet metninde "Fe-etbea sebeba" denir. Etbaa tabi oldu, uydu, hükmüne göre hareket etti, anlamına gelir. Sebep ise bir şeyin olması için gerekli vasıtadır. Dolayısıyla bunu boyutları geçme, boyutlar arası geçiş yapma olarak da algılanabilir. Çünkü Zülkarneyn, bildiğimiz bir insandan çok, Hızır gibi hükmi bir şahsiyettir.. Bizim üstümüzdeki boyutta Hızır´ı sayılabilir. Onun üstündeki boyutta ise Allah tarafından göğe çekilmiş Hz. İsa´yı gösterir. Hızır bize en yakın boyuttadır. Hz. İsa ise üçüncü boyutta. Hızır, sık sık bizim boyutumuza geçer ama Hz. İsa bir tek sefer boyutumuza girecek ve yeryüzünde hükümran olacaktır. Bu inanç hem Hıristiyanlar´da vardır, hem de müslümanlarda. Nitekim Hadis´te de

İsa´nın yeniden dünyaya dönüp İslamiyet üzerine hükümran olacağı haber verilir.. Bütün bu izahlardan sonra pekala diyebiliriz ki, Zülkarneyn´in seyahat alanı insan merkezli evrendir. Yani Güneş sistemi içinde.. Ancak bu sistem içinde bile birbirine geçmiş sayısız boyutlar olduğunu bilim adamları kabil ederler..

Mesela burnumuzun dibinde bize dikey bir boyut vardır ama biz onu hissetmeyiz, iki boyut arasında milyarlarca ışık yılı mesafe olduğu halde, boyut dikey olarak aşıldığında saniyelik zamanlarla izah edilebilecek yakınlıktadırlar.. Zülkarneyn de Hızır gibi "süper bilgin" lerdendir. Şöyle bir temsil ile anlatalım. Big Bang gerçekleştiğinde zaman iki yönlü akmaya başladı. Sıfırın artı ve eksi yönüne doğru... Birisi "Ol" yönüdür, biri de "÷l yönüdür. Aslında Allah katında her şey olup bitmiştir. O yüzden de Allah, "kıyamet koptu" buyurur. Allaha göre kıyamet koptu. Ama zaman boyutuna hapsedilmiş bizler için, henüz o zamana ulaşmış değiliz. Bir noktadan başlayan bir dairenin iki yönü vardır. Bir noktadan çıkan iki çizgi birbirinin üzerine katlanarak aynı noktaya ulaştıklarında daire tamamlanır ve iş bitmiş olur, işte Hızır ve Zülkarneyn, bizim istikametimizin tersinden gelen ölümsüz varlıklardır.. Karn kelimesi üzerinde de biraz duracak olursak belki meseleye biraz daha ışık tutarız. Karn, boynuz demektir. Ama aynı zamanda çağ ve dönem anlamı da vardır. Zülkarneyn iki boynuzla anlamına geldiği gibi "iki zamanlı" anlamına da gelir, iki zamanlı insan için elbette iki doğu ve iki batı vardır. Çünkü her zamanın bir başlangıç ve bitiş noktası vardır. Dolayısıyla iki zamanlı olanın iki doğusu ve iki batısı mevcuttur. Zülkarneyn, iki boyutlu zamanın başlangıç noktasıyla bitiş noktasını gördü. Yani insanlığın macerasını. Yecüc ve Mecüc ise, bu boyutlar arası gelgitte varlığını tesbit ettiği iki topluluk. Bunlarçn yerle ilintili olmaları ise yer yüzünde icra edecekleri operasyonlarla ilgilidir. Çünkü Yecüc ve Mecüc ile ilgili rivayetler, bu iki kavmin, insanlığın ürettiği bütün uygarlığı ve kültürü yerle bir edecekleri yolundadır..

Yecüc ve Mecüc´in ortaya çıkış dönemleri tıpkı Zülkarneyn, kıssasında izah edildiği gibi kıyamet öncesidir. iyi ve kötü iki grubun dünya üzerinde cereyan edecek mücadeleler neticesinde insanlığa ait bütün eserler yerle bir olacak. Bilim kurgu filmlerinde de görüldüğü gibi zaman ilerisinden gelen uzaylılar hep iki gruptur. Bir grup insanlığın geleceğini kurtarmaya çalışırken, diğer grup, bu fesadcı ve azgın insanları yok etmeye yöneliktir. Ayette geçen "Ve iza cae va´du Rabbi cealehu dekkae ve kane va´du Rabbike hakka" ibaresi, Zülkarneyn eliyle bir boyuta hapsedilmiş olan bu topluluğun, zamanı geldiğinde bu boyuttan kurtularak yeryüzüne saldıracaklarını ve bunun da gerçekleşmesi mukadder bir olay olduğunu göstermektedir. Kur´an´a göre uzay yedi tabaka olarak dizayn edilmiştir. Bu hem yedi kat göğü ifade eder, hem de her katta yedi uzayın varlığını haber verir. Nitekim ayette gök, "tabakan an tabak (yani kat kat içinde) olarak yaratılmıştır. İstelik Kur´an´a göre yedi kat uzayın ilk katı yıldızlıdır. Demek ki, yıldızların serpildiği alan sadece birinci kat göktür. Bu ise sonsuzluk fikrini verecek kadar geniştir. Ancak bu uzaklık tek istikametli zaman içindir. Çift zamanlı varlıklar için bir boyuttan diğer boyuta sıçramak an meselesidir. Nitekim UFO diye nitelediğimiz cisimler de aniden gözden kayboluveriyorlar. İstelik radarlar bile tesbit edemiyor. Çünkü bizim radarlarımız da tek yönlü zamana göre yapılmışlardır. Dolayısıyla, ancak bilinen zaman istikametinde akan cisim ve onların sinyallerini alabilirler. Oysa UFO´ların kullandığı teknik boyuttan boyuta geçebilecek imkanı veriyor. Dolayısıyla gözümüzün önünde oldukları halde bir anda sırra kadem basarlar.. İlerde Tarık Suresi´ni anlatırken, göreceğiz ki, Cenab-ı Hak, bir anda görülüp ve aynı süratte kaybolan yıldızlardan söz ediyor. Halbuki bilinen hiç bir yıldız bir anda görünüp kaybolmaz. Keza ayetlerde geçen ´yol´ tabiri de yol olmaktan çok bir "rota"yı ifade ediyor. Nitekim "iki dağın ucu denk olunca, bana eritilmiş maden getirin dökeyim buyurdu. Bu tam tamına bu varlıkların eksi ve artı iki zaman kutbu arasında örülen bir boyut çizgisiyle hapsedilmeleridir. Ve Ahir Zaman yaklaşınca bu zaman boyutu çözülecek ve bizim uzayımız içinde bulunan bu yaratıklar dünyamıza gelmeye başlayacaklardır. Nitekim UFO´ların görünmesi de son 50 yıllık bir hadisedir..



Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 11-14-2007, 21:41   #12 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,787
Rep Gücü: 7662
Rep Puanı : 757473
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan

Paralel Evrenler

Maddi evrenden bildiğimiz pozitif beyaz evren katlarından sayısız paralel evren olur. Bunun tersine bir de antimadde ya da negatif soyut evrenler olduğuna göre bunların da negatif paralel evrenleri olmalıdır. Paralel negatif ve pozitif, madde antimadde evrenleri kara delikler birbirine bağlar. (Tünel denen dördüncü mekan boyutu). Eğer kara delikler olmasaydç sonsuza kadar bu evrenlerden haberimiz olmayacaktı. "Alemlerin Rabbi (Bütün evrenlerin terbiyecisi) bu hakikati anlatır. Böylece Allah, var olan bütün evrenlerin kendi kudreti altında olduğunu hatırlatır. Keza, ayette geçen "Allah iki doğunun da iki batının da Rabbidir ifadesi bu negatif ve pozitif paralel evrenlerin hatırlatılmasına yöneliktir. Beyaz evrendeki doğu, siyah evrendeki batı olmaktadır. Bu paralel evrenleri biz üst üste konmuş iki levha şeklinde algılarız. Bu iki evreni bağlayan tünel ise üçüncü boyuttur. Gerçekte ise bizim evrenimiz üç mekan koordinatlarından kuruludur ve tünel bu mekanların dördüncüsüdür. Sürüngenlerin gözleri iki yanda olduğundan derinlik duygusunu algılamazlar. Her şeyi sinema perdesi gibi üst üste yapışık görürler. Gelişkin canlılar derinliği görürler. Fakat onlar da zamanı algılayamazlar. Yalnızca insan zihni, dört boyutu (en, boy, derinlik, zaman) birden kavrar. Bizim mekan olarak kavradığımız en, boy ve derinliktir. Sürüngenler derinliği algılayamadıkları gibi biz de dördüncü mekan olan Tünel´i algılayamıyoruz. Oysa rüyaların mekanı burasıdır.

Bu tünel mekan, bizim bir üst boyuta geçmemizi sağladığı gibi, üst boyutta yaşayan varlıkların da bizim evremize geçmesini sağlar. Ve zaman sürecini ortadan kaldırır. (Bilindiği gibi rüyalarda bizim bildiğimiz zaman mefhumu yoktur. Aynı anda sayısız mekanda ve sayısız olayı yaşayabiliriz.) Dolayısıyla, tek yönlü zaman şeridiyle ancak milyar milyar ışık yılı bir sürede kat edebileceğimiz bir yolu, tünelller vasıtasıyla bir anda geçmemiz mümkündür. Hz. Peygamber´in Mirac´ta kullandığı yol ´tüneller" geçididir. Nitekim her tünelin girişinde, ondan geçiş ruhsatı olup olmadığı sorulmuştur ve Cebrail´e "Men maak (Yanındaki kimdir?)" denmiştir. Çünkü normal olarak maddi bir beden tünellerden geçerken yok olabilir. Ancak onun sırrını bilenler o tİnellerden rahat geçebilirler. insanın maddi bedeniyle ahirete intikal edeceğinin sırrı da burada gizlidir.. Demek ki, bizim çok uzakta sandığımız varlıklar burnumuzun dibinden geçen paralel bir evrende yaşıyor olabilirler ve "yıldız geçidi" (yani paralel evrenleri birbirine bağlayan geçit) vasıtasıyla bir anda bizim evrenimizde görülebilirler. Ve aynı süratle yeniden kendi evrenlerine geçebilirler. Mekan´da kimin yaşadığına zaman belirtilince hüküm verilir. Paralel evrenler gereği, bizim evrenimizin yaşı 20 milyar yıl ise, sıfır noktasının ötesinde de eksi 20 yıl yaşında bir evren mevcuttur. Ve iki evren arasındaki zaman dilimi 40 milyar yıldır. Halbuki ikisi de aynı uzayda aynı yerdedirler. Fakat araya "zaman duvarı" girmiştir.

Yani iki evren arasındaki mesafe kırk milyar yıl olduğu halde, tünel bağlantısıyla bir saniyenin de altına inebilir. Bir defter sayfasını düşünelim. Bir yüzünün tam ortasına bir nokta koyalım ve bu noktadan bir çizgi çekelim. Sonra bu çizgiyi öbür yüzündeki merkez nokta ile birleştirelim. Geçecek zaman 40 milyar yıldır. Ama aynı noktaya bir toplu iğne ile hemen geçiveririz. İşte evrenler arası bu kadar uzak ve bu kadar yakındır.. Geleceği temsil eden evremiz ile geçmişi temsil eden öteki evren iki aynı şey olup başka zamanlarda yaşamaktadırlar. Hızır gibi bu evrenler arasında seyahat edebilen Zülkarneyn´in bir seddin arkasına hapsettiği Yecüc ve Mecüc´u gelecekte, gömüldükleri geçmişten çıkarak direkt zamanımıza geçecek ve kıyamete doğru dünya sahnesinde boy gösterecek yaratıklardır. O halde Zülkarneyn´in ördüğü set bir ´Zaman -Mekan Seddi´dir. Geçmişteki evren gibi onlar da karşımıza çıkacaktır. Ancak onların görünmesi, iki evrenin karşılaşmasından daha önce olacaktır. Çünkü iki evrenin karşılaşması, bu evrenin yok olması demektir ki o da kıyamettir.. Hatırlarsanız bir bilim kurgu dizisi vardı "Galaktika adında, orada Saylonlular vardı... Gerçi abartılı şeyler vardı ama tasvirler hiç de yabana atılacak cinsten değildi. Hiç bir şey olmasa bile.. İnsan zihninin bu mesele ile bu kadar meşgul olması, onların var edilmesine yetecektir.


Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 11-14-2007, 21:41   #13 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,787
Rep Gücü: 7662
Rep Puanı : 757473
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan

"Gökte olandan emin mi oldunuz?

Şimdi, Kur´an-ı Kerim´in, etrafında en çok tartışılmış iki ayetini ele alacağız. Mülk Suresi´nin 16. Ve 17. ayetleri olan bu ayetlerde şöyle denilir:

"Gökte olanın, size ansızın saldırıp sizi yere göçürüvermesinden güvende misiniz? O an bir de bakarsınız, yer temelinden sarsılıvermiş..

"Gökte olanın İzerinize dumansız ateşlerle saldırmamasına karşı kendinizi nasıl güvencede hissedersiniz? İşte o an tehdit nasıl olurmuş, korku neymiş anlarsınız..

Bu iki ayette geçen "men fi´s-semai hem Allah´a dair inançla ilgili tartışmalara sebep olmuş, hem de "gökteki" nden maksadın ne olduğu tartışma konusu olmuş.. İzerinde ittifak edilen bir husus varsa bu "men" ile tarif edilen varlık veya varlıkların Melek kapsamına girmediğidir.. Öyleyse bu "men" edatıyla işaret edilen bu, (veya bunlar) kim? Bazı müfessirler, "men" in Allah´a baktığını ileri sürmüşler ve "Allah göktedir" demişler. Bu yaklaşım ise "Allah´ın mekansızlığı" ilkesine ters düşüyor.. Cenab-ı Hak, kendi Zatıyla ilgili "Onun kürsüsü (tahtı) gökleri ve yeri içine alır.." (Bakara 255) beyanatında bulunur. öyleyse onu "Gökteki" diye tanımlamak yanlıütır. Çünkü göğün tamamı onun etki alanı içerisindedir. İstelik "Onun benzeri hiç bir şey yoktur.." (Şura, 11) ayeti ışığında O´nu gökte tasavvur etmek ve "Gökte olan" ifadesinden ´Allah´ı anlamak yanlıştır, hatadır.. Öyleyse bu "gökteki" veya "göktekiler" kim? Melek değil, Allah da değil.. Cin ise bir yer yaratığıdır. şeytan, yaradılış formasyonu itibarıyla ´melek´ sınıfına girer. Demek ki, bu iki ayette geçen ve "men fi´s-semai" diye nitelendiren varlıklar başka tür bir varlıktır.

Elmalılı Hamdi Yazır, tefsirinde, "men" ifadesinden Allah´ın anlaşılabileceğini kabul ettirmek için üç sayfalık bir yorum yapar. Tabii neticede o da bilinenlerden ve zamanının sahip olduğu bilgilerden hareketle tefsir yapmıştır. Bu tefsirin yapıldığı dönem için UFO´lardan söz etmek mümkün değildi. Çünkü böyle bir bilgi yoktu ve henüz onlar, Zülkarneyn´in ördüğü boyut hapsinde idiler.. Fakat bunların tarihin hiç bir döneminde kullanılmadıklarını söylemek zor. Yok edilmiş kavimlerin, yok ediliş biçimleri incelendiğinde atom bombası da dahil, ışınlanmaya kadar değişik yöntemlerin kullanıldığı görülür. Mesela Leyke Halkı, yok edilmiştir. Yani ertesi gün şehre gelenler tamamen bom boş bir şehir buldular. üstelik bir tek cenaze de meydanda yoktu. Tamen ortadan kaldırılmışlar ve Gelibolu´da kaybolan ingiliz Bölüğü gibi yok olup gitmişlerdi.. Keza Lut kavminin cezalandırıldığı gece, şehri sabaha karşı terk eden Lut Aleyhisselam ve beraberindekilere verilen en sıkı talimat, patlama anında dönüp arkaya bakmamalarıydı! Hatta bazç rivayetlerde dönİp geriye bakan birinin ´kör olup, taş kesildiği´ belirtilir.. Bu ve benzeri tasvirler ve rivayetler bize bir atom bombasını anlatır. Elbette ki Cenab-ı Hak, kudret sahibidir. Ama O, bu "sebepler dünyası" nda kudretini vasçtalarla izhar eder. Pekala melekler gibi, yukarıdaki ayetlerde "men" işaretiyle tarif edilen melek dışı varlıkları da bu amaçla kullanmış olabilir ve bu O´nun kudretine halel getirmez.. Sonuç olarak, göktekilerin -siz buna uzaylı deyin- insanlara yönelik bir saldırıları söz konusudur ve bu çok şiddetli olacaktır. Nitekim aynı surenin 20. ayetinde Cenab-ı Hak, "Rahmanın nezdindeki bu ordulara karşı hangi ordularla karşı koyacaksınız?" diye soruyor. Rahman´ın ordularının vasıfları ise 19. ayette anlatılır. "Onlar, üzerlerinde uçan kuşlara bakmıyorlar mı? Onları gökte tutan, boşlukta uçmalarını sağlayan Rahman´dır." deniliyor.


Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 11-14-2007, 21:42   #14 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,787
Rep Gücü: 7662
Rep Puanı : 757473
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan

Şimdi 16 - 20 ayetlerini birlikte yorumlayalım.

"Uzaydakilerin ansızın size saldırıp sizi yere geçirmelerine karşı nasıl güvende olabilirsiniz? Onlar bunu yapmaya muktedirdir. O zaman göreceksiniz ki altınızdaki yer sarsıntılar geçiriyor."

"Hem siz uzaylıların size dumansız ateşlerle (hasib) -bugünün verileriyle lazer- saldırmayacaklarından emin misiniz? Hayır hayır emin olmayın. Bunu yapacaklar. Ve siz o zaman korkutulmak nasıl olurmuş, dehşet neymiş anlayacaksınız. Hatırlayın daha önce de bizim uyarılarımızı, peygamberlerimizin getirdiği bilgileri kale almayan topluluklar oldu. Onları nasıl cezalandırıp yok ettiğimizi görmüyor musunuz? Bunu yapabileceğimiz konusunda bir şüpheniz mi var? Şüpheniz olmasın. İzerinizde uçuşup duranlara (kuş, uçak, helikopter, füze ve UFO) bakmıyor musunuz? Onları o boşlukta tutan Rahman´dan başkası değildir. O, her şeyi görendir. Hem onlara karşı kendinizi ne ile savunacaksınız? Şu elinizdeki ordularla mı? Rahmanın kudretli ordularına karşı kendinizi bu ordularla mı savunacaksınız? Yazık! Gerçeği görmemekte ısrar edenler, aldatıcı bir gurur içindedirler.." Niçin gizliyorlar?

Evet aldatıcı bir gurur içinde, kimimiz UFO´ları binek olarak kullanan yaratıklara aldırmazlıktan geliyoruz, kimimiz inanmıyoruz, kimimiz işi çarpıtıyoruz. Nitekim Cenab-ı Hak,

"Biz sizleri bir kuşluk vakti, oyunla oynaşla meşgulken ve gaflet içinde yakalayıveririz. Siz buna karşı tedbir almak zorunda olduğunuz halde, durup durup aynı soruyu soruyorsunuz; Hadi söyleyin bu iş ne zaman olacak! Ey Muhammed, de ki, onun ne zaman olacağının bilgisi Allah´ın katındadır. Ben sadece bir uyarıcıyım, buyuruyor."

Bugün de bütün ilgililer elde ettikleri bilgileri toplumlardan gizliyorlar. Özellikle Amerika´nın elinde UFO´ların varlığını isbat edecek kadar bilgi ve belge mevcut. Bunların büyük bir kısmı zaman zaman basına da intikal etti. Ama hiç bir resmi ağız çıkıp bu konuda bir şey söylemiyor. Bu da ilahi bir hüküm. Çünkü insanlık bunu hakkedecek ve tedbir almadığı için ansızın yakalanıverecek. Bu kaderinden kaçamıyor insan. Eğer itiraf edilse ki uzaylılar var ve bunlar insanlarla iletişim kurup insanlığı hatalarından vaz geçirmeye çalışıyorlar, belki ciddi bir tedbir alınır. Ama mukadder olan olacak. O yüzden de boş bir gurura kapılıp hadiseyi görmezlikten gelmek bize bir şey kazandırmayacak..


Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 11-14-2007, 21:42   #15 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,787
Rep Gücü: 7662
Rep Puanı : 757473
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan

Tarık Suresi

"Ve´s-Semai ve´t-Tarıki" Sure bu yeminle başlar "semaya ve Tarık´a andolsun." demektir. Cenab-ı Hak, bir şeyin hakikatine, önemine dikkat çekmek istiyorsa onun ismine yemin etmiştir.. "Fela uksimu bi-mevakii´n-nucumi" (yıldızların mevkiine, yerine and olsun). Burada Cenab-ı Hak, yıldızların yerine and içerek bu meseleye dikkat çekiyor ki, ölmüş yıldızların uzay içinde oluşturdukları derin anaforları hatırlatır. Yıldızların, evrenin genişlemesindeki önemi bugün çok iyi bilinmektedir. Bilindiği gibi her yıldızın belli bir ömrü vardçr. Yakıtı bittikten sonra soğur ve ışığını kaybeder. Kütlesi küçülür ve yoğunlaşır. Hacmine göre süper bir ağçırlık kazanır ve uzayı büker. Tıpkı dört ucundan tutulmuş bir çarşafın ortasına konan çok ağır bir bilyanın çarşafı dibe doğru huni benzeri bükmesi gibi. Ölü yıldızlar da aynen öyle uzayı bükerler. Böylece o eğime yakalanan bütün cisimler, yıldızlar gezegenler bu huniye yuvarlanarak o ölü yıldızla yeniden birleşirler. Bu katılım ölü yıldızın genişlemesine ve hacim olarak yeniden büyümesine yol açar ve sonra an bir sıçrayışla patlar ve sayısız yeni yıldızların doğmasına neden olur..

Cenab-ı Hakk´ın bu hadiseye yemin etmesi elbette bunun kainattaki ehemmiyetine dikkat çekmek içindir.. Tarık Suresi´nin başında da buna benzer bir yeminle "uzay" ve "tarık" dikkat çeker. Satır aralarında ´sema´ kelimesiyle iligili bilgiler verdik. Burada Tarık kelimesi üzerinde öncelikle duracağız .. Tark, ´tark´ kökünden ism-i faildir. Tark çarpmak, şiddetle vurmak anlamınadır. "Gece gelip kapıyı çalan" anlamı da var. Keza, ´yol´ anlamına gelen ´tarik´ de bu kelimeden gelir. Bu isim, gelip geçen yolcuların ayaklarını yere vurmalarından kinaye olarak yol için isim olmuştur. Ama daha sonra "gece gelen", "geceleyin görünen" anlamına özel anlam kazanmıştır. Elmalılı Hamdi Yazır, Tarık kelimesine "Geceleyin gelip kapı çalan ve gönül hoplatan ziyaretçi" şeklinde yorum getirir. Ve sonra şu ilginç cümleyi aktarır: "Geceleyin ortaya çıkıp, göze gönüle çarpan her şey hatta hayali görüntülere dahi tarık denmiştir"

İkinci ve üçüncü ayette "Vema edrake ma´t-Tarık" (Tarık´ın ne olduğunu nerden bileceksin?) "En-Necmü´s-Sakıb" (O karanlığı yarıp gelen Yıldız´dır) buyurulur. Burada üzerinde özellikle durulması gereken kelime Sakıb kelimesidir. Elmalılı Hamdi Yazır, Necmu´s-Sakıb´ın izahını yaparken şöyle der:"Necmu´s-Sakıb, delik anlamına "sakb" kökünden "delen yıldız" demek olup, ışığının kuvvetinden dolayı karanlığı deliyor gibi görünen her parlak yıldıza denir. Nitekim aynı mana ile şihablara (meteorlara) ve kayan yıldızlara da "sakıb" denilmiştir. Bir de kuş yukarı yükseldi anlamına "sakaba´t-Tayru" olduğu gibi sakb, alçalan yükselen yıldız olarak da anlaşılmıştır. Bazı müfessirler o yüzden "necmu´s-Sakıb"ı yüksek yıldız diye de yorumlarlar. Şu halde ´En-Necmİ´s-Sakıb´ çn başındaki ´lam´ (kelimeyi belirli yapan ön ek) tür ifade eden ´lam´ olmak üzere, gece görünen herhangi bir yıldız veya parlak cisim bu tarife girer.." Şimdi bu ifadeleri dikkatle inceleyelim. "Delen yıldız" tabiriyle dikkat çekilen şey, eğer gerçekten yıldız olsaydı, bunun bütün yıldızlar için geçerli olması gerekirdi. Çünkü netice olarak bütün yıldızlar bir şekilde karanlığı delip bize ulaşıyorlar. Fakat bu kelimenin meteor ve kayan yıldızları da anlamca içine aldığını düşünecek olursak, bu ayetin, atmosferin içindeki bir delmeden söz ettiğini anlarız. Nitekim UFO´lar, daha çok gece görünürler.

Sonra hem ´Necm´ kelimesi, hem de ´sakıb´ kelimesi ´artikil almış belirli kelimelerdir. Demek ki bu başlı başına bir türden haber veriyor. Bu tür yıldızlar geceleyin ortaya çıkıp gönül hoplatan ve korkutan yıldızlardır. Korkutmalarının sebebi tanınmadık, bilinmedik olmalarıdır. Oysa ayet onların ´tanınır, bilinir´ şeyler olduğunu hatırlatıyor. Nitekim biz, "geceleyin ortaya çıkıp yıldızları andırırcasına bir görünüp bir kaybolan ve aniden ortaya çıkıp aniden gözden kaybolan bütün bu yıldızımsı uçuculara UFO diyoruz. Şimdi ayeti bir kere daha tercüme edelim: "Semaya ve ansızın gök yüzünde belirerek yüreğinizi hoplatan yıldızımsı uçuculara andolsun.." Peki Cenab-ı Hak niçin böyle bir yemin yapıyor?

1- Bu şeylerin mahiyetine dikkat çekip onu anlamamıza teşvik için..

2- Bu iki ayetin hemen ardından gelen "in kullu nefsin lemma aleyha hafiz" sırrına delil teşkil etmesi için.. Peki bu ne demek? "Biz hiç bir şuurlu nefis yaratmadık ki onun üzerinde bir gözetleyici, bir koruyucu bulunmasın" gerçeğine dikkat çekmek için. Ayet bize, o yıldızımsı şeyleri başı boş ve idaresiz sanmamamız gerektiğini hatırlatıyor. Ve diyor ki "O gördüğünüz ve geceleyin ansızın ortaya çıkıp yüreğinizi hoplatan yıldızımsı uçucular boş değil. Onları da idare eden kullarımız var. Onların da üzerinde gözetleyiciler var.."

Her bir üst boyut bir alt boyut üzerinde gözetleyici ve koruyucudur. Nasıl ki, biz elimizin altındaki eşyayı ve hayvanları gözetler ve onları korumaya çalışırız. Bizden üst varlıklar olan melekler ve uzayın sair yaratıkları da bir alt boyut olan bizleri gözetir ve korurlar.. Burada zikredilen koruyucular, bizim muhafaza melekleri dediğimiz koruyuculardan daha farklıdırlar. Yine başka bir ayette "üzerinizde muhakka gözcüler ve yaptıklarınızı bilen yazıcılar vardır" (İnfitar, 1012) buyurulur. Burada bahsi geçen koruyucular ve yazıcıların melek olduğu bütün tefsirlerde zikredilmektedir. Ancak yine de ayet metninde ´melek´ kelimesi geçmez..Tabii ki her şeyin üzerinde gerçek gözetleyici ve koruyucu yalnız Cenab-ı haktır.


Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 11-14-2007, 21:42   #16 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,787
Rep Gücü: 7662
Rep Puanı : 757473
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan

Buraya kadar yazdıklarımızı özetleyecek olursak;

Basitliğine ve küçüklüğüne rağmen bu kadar şenlendirilmiş ve her zerresi canlılarla donatılmış yer yüzüne bedel, kasırlar ve burçlarla bezenmiş uzayın boş olduğunu varsaymak mümkün değildir. Her gezegenin her yıldızın kendi tabiatına uygun sekeneler mevcuttur. Göklerde de bilinçli bir hayatın varlığı kaçınılmazdır. Kur´an-ı Kerim´in bildirdiği türlerin belli başlıları melekler, şeytanlar, cinler, ruhaniler, dabbeler ve insanlardır.. Yaradılış formasyonu itibarıyla melekler ve şeytanlar birbirine benzerler. Ruhaniler ve cinler birbirine benzerler. Dabbeler ve insanlar da birbirine benzerler ve yakın formasyonlardır. Bunlardan melek inisiyatifsiz mutlak hayır varlıklar, şeytanlar inisiyatifsiz mutlak şer varlıklar, cinler, dabbeler ve insanlar inisiyatif sahibi, hem şerre hem hayra kabiliyeti olan varlıklardır. Bunlardan cin, insan nesli öncesinde yer yüzünün halifesi idi. Onun hilafeti, insan nesli´nin bu küreye atanmasıyla sona erdi.. İnsan nesli de istikametini bozunca kıyamet kopacaktır.. Ancak bu noktaya gelmeden önce, kainattaki hadiselerin yaratılmasında ve tanziminde kullanılan yaratıklar buna müdahale edeceklerdir. Ancak, tercih yapma hakkı bulunan insanın sürekli kötüyü ve bozgunculuğu seçerek, kendi evrenini kirletmesi ve uzayı da bozmaya başlaması nedeniyle, üzerine gökten belalar ve ordular gönderileceği Kur´an da ayan beyan anlatılmaktadır. Buraya kadar anlattıklarımızla, insan zihnini yeni yeni görülmeye başlayan ve giderek de gelişleri sıklaşan, kullandıkları araçlarına kısaca UFO dediğimiz yaratıklara (uzaylılara) dair bir egzersiz yaptık. Daha sağlıklı ve konunun uzmanları tarafından yapılacak bir inceleme ile çok daha geniş malzeme ve bilgi bulunacağı muhakkak olan Kur´an-ı Kerim´den, onlara dair bir demet sunmaya çalıştık


Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla


Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları



Saat 16:22.


Powered by vBulletin Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0

Hosting Hizmetleri TOPlist Forums Directory
lida

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210