![]() |
|
|
|||||||
| Dünya Tarihi Dünya Tarihi Hakkında Herşeyi Buradan Bulabilirsiniz |
|
|
|
|
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#21 (permalink) |
|
Bir denizci halkı olan Etrüsklerin Anadolu’dan geldiklerini ve Lidya'dan giden bir koloni oldukları Herodotus tarafından kaydedildiği halde, günümüzde bu ihtiyatla karşılanır. Her ne kadar Lidyalıların baştanrıları Tarku adına taşıyorsa, Halikarnaslı Diyonysos iki toplumun arasındaki farkları işaret etmişti. Heykel ve resimlerindeki çekik gözlü moğul-kokazoid figürler, at, şavaş ve güreş motifleri bir Türk köken tezine yol açmıştı, ancak bunu kanıtlayacak ciddi delil olmadığı gibi, dilleri de henüz çözülememiştir. Ayrıca Türklerin kökeni en az Etrüsklerin kökeni kadar çözülmemiştir. Elli yıl önceye kadar, Batı'da Türklere belirli bir hüviyet tanınırken ve Sümeroloji ile ilgili kitapların çoğunda Sümerlerin Turan asıllı olduğunu yazarken, günümüzde Türklerin adeta kökleri olmadığı yolundaki görüşler yaygındır. Ancak, bundan alınmamak gerekir, çünkü varsayımcılığa karşı olan bu akım, diğer toplumları da aynı işleme tabi tutuyor.
Bir iddiaya göre Lidyalıların bir kolu İtalyaya giderken, diğer bir kolu Klikya'ya (Güney Doğu Anadolu) giderek Toroslara ve Tarsus şehrine adlarını vermişler, onlara Trakheiotlar denilirdi ve adları Trakyalılara benzerlik arz eder. Diğer bir kolu da İspanya'ya giderek Tartessus (Eski Ahit'te Tarşiş) ismini vermiş, ancak Tartessus'un çok eski olduğu, kökenleri taş devrine uzandığı anlaşılıyor. |
|
|
|
|
|
|
#22 (permalink) |
|
Her ne kadar İtalya'da Turin ve Torino gibi bir sürü ilginç şehir isimi varsa ve Roma ve Romulus efsanesi, Asena efsanesine şaşılacak benzerliği varsa. Tabii ki, şüpheli bir yöntem olan toponymy'e (yer isimleri) dayanarak ve şoven duygulara kapılarak böyle bir sonuca varmak, bu konuda spekülatif bir varsayımı ileri sürmekten öteye gitmez. Daha somut sonuçlara varmak uzmanların işidir. Ama bazı ilginç bağlantılara işaret etmekten kendimizi alıkoyamıyoruz.
Örneğin, İsviçre'de Zurih kentinin eski adı Turikon idi ve civarında ona benzer yer adları da varmış. Donelly şöyle yazıyor "Strabo (M.Ö. 63 - M.S. 21) Turduli ve Turdetaniler konusunda şöyle diyor "Bütün İberler arasında en bilgili bunlardır; onlar yazı sanatı kullanıyorlar; eski tarih anılarını kaydeden kitapları var, ayrıca altı bin senelik bir geçmişleri olduğunu iddia ettikleri şiir ve şiir olarak yazılmış kanunları var". Ayrıca, eski Mısır kayıtlarına göre, Anadolu sahil halkları denizciydi ve korsanlık yaparlardı. Onlara Tukrianlar denilirdi. Altı topluluğun birliğinden oluşmuş bu halklar Ramses III ile savaşmışlardı ve aralarında Tokhariler ve Thekerler de vardı. Onlarla Lübnan'ın kadim ve esrarengiz şehri Tyre ile bağlantı kuranlar var. Gerek Tyre, gerekse de Tartessus denizcilerin barındığı liman şehirleriydi. |
|
|
|
|
|
|
#23 (permalink) |
|
Sahara Çölünde yaşayan Tuaregler de Atlantis ile bağlantıları olduğu varsayılmıştır. Peter Kolosimo "Timeless Earth" kitabında şöyle yazıyor "Comte de Charencey (1832-1916) `Histoire légendaire de la Nouvelle-Espagne'adlı kitabında "Berber, Tamaçek (Tuareglerin dili), Euzkara (Baskların dili) ve kadim Gal dilinde bazı sözler kesinlikle Kuzey ve Güney Amerikadaki Kızılderili dillerine akrabalığı vardır" (23). Vahşi çöl hayatına dönüşmüş, kendine özgü katı kuralları olan ve pek konuşmayan Tuargeler'in çok eski Finike kökenli yazıları ve alfabeleri vardır. Erkeklerin yüzlerini örttüğü ve asillerin daima mavi giydikleri bu toplum, bir zamanlar çölün hakimleriydi. Bir zamanlar Sahara Çölünde büyük bir göl vardı, Libya'da çok eski, esrarengiz şehir kalıntılarının duvar resimleri o zamanın zengin bitki örtüsüne ve hayvan çeşitlerine şahittir.
Tevrat'ta göre Kral Nemrud, Babil kulesini inşa etmesinden önce insanlar tek bir dil konuşurmuş ancak onun yıkımı ile birden herkes farklı bir dilde konuşmaya başlamış ve birbirini anlamamaya başlamıştır. Batıda konuşulan diller genelde üç büyük gruba ayrılır: Hint-Avrupalı diller grubu, Sami diller grubu ve Ural-Altay / Finno-Ugarik, Turan diller grubu. Bazı dil bilimciler (diffusionist) bütün dillerin ortak bir dilden geldiği kanısındalar, ancak bu tez halen tartışmalı olmakla beraber pek rağbet görmez. |
|
|
|
|
|
|
#24 (permalink) |
|
Kaynakça
(1) Muhyiddin-i Arabi'nin Fütuhat'ı Mekkiye adında eseri Türkçe'ye çevrilmedi. Selahaddin Alpay'ın bu isimde 430 sayfalık eseri, yazarın belirttiği gibi, aslında bir kısaltmadır. Bu eseri aslı onun gibi birkaç cilt tutar. Verdiğimiz bu metin Fusuus'l-Hikem (İbnu'l-Arabi'nin) Tercüme ve Şerhi, Ahmed Avni Konuk, Cilt I, sayfa 159-160, (Dergah Yayınları, İstanbul,1987) bulunmaktadır ve sadeleşmiş bir Türkçe ile aktarılmıştır. (2) Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü, İsmet Zeki Eyuboğlu, Sosyal Yayınlar, İstanbul, 1988 (3) The Secret Doctrine, H.P. Blavatsky, Theosophical University Press, 1888, 1963 (II. cilt, s. 452) (4) The God-Kings and the Titans, James Bailey, St.Martin's Press, New York, 1973 (5) The Aztecs, Nigel Davies, Abacus, London, 1973, 1977 (6) Peygamberler Tarihi, M. Asım Köksal, Türkiye Diyanet Vakfı ayınları, Ankara 1990 (7) Atlantis'in Esrarı, Charles Berlitz, çev. Belkıs Çorakçı, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1976 (8) The Lost Books of the Bible and the Forgotten Books of Eden, A & B Publishing Group, Brooklyn, New York, tarihsiz. (9) The Book of Enoch, The Prophet, çev. Richard Laurence, Wizards Bookshelf, San Diego, 1883, 1983 (10) Anadolu'nun Öyküsü, İskender Ohri, Millliyet Yayınları, İstanbul, 1983 (11) The Dead Sea Scrolls in English, G. Vermes, Penguin, Middle***, 1962, (s. 215) (12) In Search of Noah's Ark, Balsiger and Seller, 1976, Sun Classic, Los Angeles, 1976 (13) The Atiquities of the Jews, The Wars of the Jews, Flavius Josephus, William Clowers and Sons, London (14) Aphaz Mitolojisi Anaç mı? B. Ömer Büyükata, Sabri Ander, İstanbul, 1971, Kafkas Kaynaklarına Göre İlk Yaratılışlar-İlk İnsanlık-Kafkas Gerçekleri, B. Ömer Büyükata, Yarış Matbaası, İstanbul, Cilt I 1985, Cilt II 1986 (15) The Key, John Philip Gohane, Fontana, Glasgow, 1969, 1975 (16) Atlantis, from Legend to Discovery, Andrew Tomas, Sphere, London, 1972, 1974 (17) Galat'lar, Fernand Lequenne, çev. Suzan Albek, TTKB, Ankara, 1979 (18) Abaz Mitoloji Anaç Mı? (12) [s. 38-39) (19) Orta-Asya Göçlerinde Turunçderililer, Haluk Cemil Tanju, İstanbul Matbaacılık (20) Akınış Mekaniği, Altı Yarıq Tiğin, Kazım Mirşan, MMB Yayını, Ankara, 1978 (21) Makaleler ve İncelemeler, Dr. Phil Hamit Zübeyir Koşay, Ayyıldlz Matbaası, Ankara, 1974 (22) The Kon Tiki Expedition, Thor Heyerdahl, çev. F.H. Lyon, George Allen and Unwin Ltd., London, 1950, Aku Aku, Thor Heyerdahl, George Allen and Unwin Ltd., London, 1958, American Indians in the Pacific, Thor Heyerdahl, George Allen and Unwin Ltd., London 1952, Sea Routes to Polynesia, Thor Heyerdahl, George Allen and Unwin Ltd., London, 1968. (23) Timeless Earth, Peter Kolosimo, Garnstone Press, London, 1973 |
|
|
|
|
|
|
#25 (permalink) |
|
İlk Atlantis, bundan yaklaşık 30.000 yıl önce bir Venüs kolonisi olarak kurulmuş, Atlantik Okyanusu’nda verilmli ovalara ve dağlara sahip bir kıtaydı.
O sıralar Venüs gezegeni de aslında bir dünya kolonisiydi ve bu gezegene yerleşenler, dünyada meydana gelen büyük çapta bir felaketten sonra oraya kaçarak kurtulanlardı. Atlantis’in 13.500 yıl önce başlayan kademeli çöküşünü, 11.500 yıl önce meydana gelen büyük bir atom savaşı takip etmiş ve bunun sonucunda Atlantis’in Afrika’dan Karaip’lere kadar uzanan sahilleri sulara gömülmüştü. Atlantis birdenbire değil, üç aşamalı olarak yok olmuştu. Atlantis, tasavvur edilemeyecek zenginliklere sahip bir kıtaydı. Toplumsal ve teknolojik olarak ancak bugünün önde gelen ileri ulusları ile kıyaslanabilecek bir seviyedeydi. Atlantis’in uzay gemileri evrenin en ücra köşelerine kadar gidebiliyordu. Çok uzaktaki gezegenlerle bile ticari ilişkileri vardı. Fakat Atlantis’lilerin çok tehlikeli bir düşmanları vardı; Ege bölgesinde büyük şehirlerde yaşayan Atina’lılardı. Aralarındaki savaşın sebebi ticari nitelikteydi. Her iki ulus da Güneş sistemizin ötesindeki, Samanyolu’daki gezegenler üzerinde ekonomik egemenlik kurmak istiyordu. Dünya üzerindeki birkaç yerel savaş, uzaya da taşındığı için, beraberinde büyük bir kin ve nefreti de getirmişti. Yaklaşık 11.500 yıl önce, Atina Kralı Atlantis’in büyük şehirlerine ani bir saldırı emri verdi. Böylece sınırlı bir savaş başlamış oldu. Atina orduları Atlantis’e havadan saldırarak, güçlü ışın silahları yardımıyla birkaç stratejik hedefi ele geçirmeyi ve Atlantis ordularına önemli kayıplar verdirmeyi başardılar. Savaşın 21. gününde, Atlantis’liler Atina’lıların hava savunmasını yararak, başkentlerini atom bombası ile yok ettiler. Buna karşılık olarak Atina Hava Kuvvetlerine de Atlantis’in başkentine bir atom saldırısı emri verildi. Sonraki 9 gün boyunca her iki kültür arasında topyekün bir atom savaşı başladı. Eski Yunan, İskandinav ve Hint mitolojilerinde bu felaketler anlatılır. İncil’de de bunu anlatan pasajlar vardır. Bu korkunç nükleer savaşın sonunda milyonlarca Atinalı ve Atlantisli hayatını kaybetti. Atlantis’lilerden hayatta kalanlar Mısır’a sığındılar. Diğerleri ise, Afrika’nın yer altı mağaralarında ve tünellerinde kayboldular. Atina’lılardan bir grup insan bugünkü İtalya’ya veya Türkiye’deki dağlara kaçarak diğer ırklarla karıştılar. Atlantis’lilerden bazıları Amerika’ya gitti. Mayalar, İnka’lar ve Kuzey Amerika yerli kabilelerinden bazıları, bu insanların torunlarıdır. 9 günlük atom savaşının sonunda rüzgar ve su, atom bombasından daha fazla zarar verdi. İlk önce atomun parçalanması sonucunda müthiş bir ısı dalgası ortaya çıktı. Radyoaktif toz bulutu atmosferi kaplayarak güneş ışınlarına engel oldu. Atomik ısı, spiral bir şekilde yukarı doğru yükselerek, dev hortumlara yol açtı. Kuzey kutbunun dev buzulları erimeye başladı ve bunun sonucu olarak yeni nehirler (Rhone, Ren, Sen, Tuna ve Po) ortaya çıktı. Kıtaya bağlı bulunan, Britanya ayrı bir ada haline geldi. Daha önce mevcut bulunan kıta köprülerinin hepsi sular altında kaldı. Daha önce Avrupa’nın büyük bir bölümünü kaplayan buzlar eriyerek, bugün Hazar denizi ve Karadeniz’in bulunduğu çukurları doldurdu. Ve sonunda Atlantis kıtası ebediyen sulara gömüldü. Atina’lılar için son tam bir felaket oldu. Dünyanın dönüşünde meydana gelen değişiklik yüzünden. “Herkül’ün Sütunları” denilen (Bugünkü İspanya ve Fas arasındaki Cebelitarık Boğazı’nda) yüksek dik duvarları yıkan güçlü dev tuzlu su dalgaları, Akdeniz havzasını doldurarak, bugün “Akdeniz” diye bildiğimiz meydana getirdi. Atina kültürünün temelini oluşturan verimli Akdeniz ovası, Atlantik’ten gelen tuzlu suların burayı doldurması ile, bir denize dönüştü ve bütün buradaki medeniyet yok oldu. Yalnız dağ tepeleri suyun üstünde kalabildi. Bunlar bugünkü Kıbrıs, Malta, Girit, Sicilya, Korsika, Sardinya adalarını oluşturdular. Appoloias, Hellinas, Spartillois ve Spartias gibi Atina şehirlerinden geri kalanlar tamamen suların altında kaldı. İncil’de anlatılan “Tufan”, yukarda anlatılan Atom savaşı sonunda ortaya çıkmıştı. Savaş sırasında bunkerlerde ve tünellerde yaşayan Atlantis’liler daha sonra yeryüzüne çıkarak yeniden şehirler kurarak, hayatlarını devam ettirmeye başladılar. Fakat her yıl, sular devamlı yükselmeye devam etti. Bunun üzerine Atlantis’liler şehirlerinin üstünü bir metre kalınlığında koruyucu bir tabaka ile kapladılar. (Bu kaplama malzemesinin ne olduğunu bilmiyor) Böylece bütün şehirler koruyucu bir kubbe ile kaplanmış oldu. Sular bu şehirleri tamamen örtünce, bunlar denizlerin tabanlarında kaldılar. Bu şehirlerin bazıları bugünkü A.B.D yakınlarındadır. Örneğin San Juan sahili açıklarında bulunan bilinmeyen bir denizaltı şehri 16 km. çapındadır. Atlantis’e ait olmayan sekiz büyük şehirle, Batı Hint adaları civarındaki denizaltı şehirleri arasında bağlantı, bir tünel sistemi vasıtası ile sağlanmaktadır. Bugün Atlantis’lilerin faal vaziyette 28 denizaltı şehri bulunmaktadır. |
|
|
|
|
|
|
#26 (permalink) |
|
Bermuda Şeytan Üçgeni’nin sırrı:
Atlantis’lilerin Atina’lılarla savaşı sırasında bugün “Bermuda Şeytan Üçgeni” diye anılan yerde birçok kristal batmıştı. Bunların birçok yüzü vardı ve golf topu büyüklüğünde idiler. Kristaller, Atlantislilerin silahları ve enerji merkezleri için güç kaynağı idi. Bunlarla güneş ışınları, güçlü lazer ışınlarına çevrilebiliyordu. İlk önceleri barışçı amaçlarla kullanılan bu kristaller zamanla silah olarak da kullanılmaya başlandı. Karaipler’de batmasından 11.500 yıl geçtikten sonra bile bu kristaller halen etkilidir. Güneş ışınları okyanus’un dibindeki bu bölgeye ulaştığı zaman, kristalleri yeniden fazilete geçirir. Bu kristaller aktive edildiği zaman, buradan çıkan güçlü ışınlarla temas eden gemi veya uçan derhal yok olur. Bu ışınların tahta üzerinde bir etkisi yoktur. Bu ışınlara görünmez olduğu için “Kara Işın” adı verilir. Bu dünyanın en korkunç yok edici anti-madde ışınıdır. Atlantis’liler bu ışını düşmanları Atinalı’lara karşı kullanmışlardı. Renksiz kristal, gün boyunca güneş ışınlarından enerjiyi alıp, dolduktan sonra, aldığı enerjiyi dışarıya aktarmaya başlar. Bu kristaller hiçbir şekilde tahrip edilemez. |
|
|
|
|
|
|
#27 (permalink) |
|
Zaman: Bilinmiyor (İÖ yaklaşık 9600?/1520? / efsane)
Yer: Akdeniz? / Atlas Okyanusu? Dün kentinden ve hemşehrilerinden söz ettiğinde aklıma tekrarlamakta olduğum bir hikâye gelmişti ve senin, nasıl bir esrarengiz rastlantıyla Solon'un anlattıklarıyla harfiyen uyuştuğunu görmekle şaşırdığımı söylemiştim. PLATON, KRİTİAS, İÖ 4. YÜZYIL. İnsanlığın Çok Eski çağlarının derinliklerindeki ve eski dünyanın tümüne hâkim olan büyük ve güçlü bir milletin akıl almayan bir felaket sonucunda neredeyse bir gece içinde sona ermiş olması insanları iki bin yıldır meşgul etmektedir. Burada büyük Atlantis ada milletinden söz ettiğimiz kuşkusuzdur. |
|
|
|
|
|
|
#28 (permalink) |
|
ATLANTİS: EFSANENİN İÇERİĞİ
Atlantis'in doruk noktasına 11 bin yıl önce eriştiği söylenirse de, literatürde ortaya çıkışı ancak 2350 yıl önce, İÖ 359 ve 347 yılları arasıdır. Ülkenin adı Yunan filozofu Platon'un Sokrates ile öğrencileri arasındaki hayali konuşmalarının iki diyalogunda (Timaio ve Kritias) ortaya çıkar. Timaio diyalogunun başında Sokrates bir gün önceki "mükemmel" toplum konuşmasına değinir. Platon burada uzun yıllar önce yazdığı en ünlü diyalogu olan Devlet'e atıfta bulunmaktadır. Platon, Sokrates'e Devlet'te sunulan mükemmel hükümetin unsurlarını saydırır: Zanaatkarlar ve çiftçiler askeriyeden ayrılacaktır, askerler merhametli olacak, atletizm ve müzik eğitimi alacak, komün halinde yaşayacak ve altına, gümüşe ya da herhangi bir özel mülke sahip olmayacaklardır. Sokrates varsayımsal tartışmalardan bıkıp öğrencilerine uygulamalı felsefe denilebilecek bir ödev verir. Devlet'te vazedilen kavramlara göre yaşayan bir toplumu haklı bir savaşa sokarak mükemmelleştirmelerini söyler. Hocasının önerisini yerine getiren Kritias şöyle der: "O halde, Sokrates, garip ama gerçekten doğru olan şu hikâyeyi dinle." Kritias bu hikâyeyi dedesinden (onun da adı Kritias'tır) dinlediğini söyler. Dedesi de babası Dropides'ten, o da Yunan bilgesi Solon'dan dinlemiştir. Solon ise İÖ 600 yılından hemen sonra bulunduğu Mısır'da Mısır rahiplerinden duymuştur. Böylece Platon'un kendi anlatımına göre Kritias'tâ iki yüz yıl önce ortaya atılmış bir hikâyeyi dolaylı olarak duymaktayız. ![]() (Solda) Atlantis hikâyesinin özgün kaynağı olan Platon'un (İÖ 427-347) I. yüzyılda yapılmış mermer büstü. Platon, Timaio ve Kritias diyaloglarında Atlantis'i ortaya atmış ve toplumunu ayrıntılarıyla ele almıştır. (Sağda) Athanasius Kircher'in Atlantis haritası (1678). Platon'un da belirttiği gibi ülkeyi Herakles Sütunları'nın ötesine, Atlas Okyanusu'nun ortalarına yerleştirir. Kuzeyin aşağı tarafta olduğuna dikkat! |
|
|
|
|
|
|
#29 (permalink) |
|
MÜKEMMEL DEVLET, ATİNADIR, ATLANTİS DEĞİL
Mısırlı rahipler Solon'a "bütün kentlerin en iyi yönetileni" olan eski Atina hakkında bir hikâye anlatmışlardı. Platon'un mükemmel devlet modeli işte zamanından 9300 yıl öncesinin bu eski Atina'sıdır. Rahipler Solon'a, eski Atinalılar'ın en büyük kahramanlık eylemini anlatırlar: Atinalılar "Avrupa'nın ve Asya'nın tümüne bir sefer açan büyük bir devleti" savaşta yenmişlerdir. Bu yayılmacı millet "Herakles Sütunları"nın ötesinden, Atlas Okyanusu'ndan gelmiştir. Ve bu büyük devletin adı Atlantis'ti. Atlantis, ta Mısır'a kadar kuzey Afrika'nın tümünde egemendi. Ancak Kritias'ın söylediğine göre o savaşta Atinalılar tarafından yenilen Atlantis, tanrılar tarafından depremler ve sellerle ortadan kaldırılmıştı. Kritias, Atlantis hikâyesini anlattıktan sonra Sokrates'e şöyle der: "Dün kentinden ve hemşehrilerinden söz ettiğinde aklıma tekrarlamakta olduğum bir hikâye gelmişti ve senin, nasıl bir esrarengiz rastlantıyla Solon'un anlattıklarıyla harfiyen uyuştuğunu görmekle şaşırdığımı söylemiştim." ![]() (Solda) Girit'in doğusunda Zakros'taki Minos sarayından kristal bir vazo. Minoslular'ın sanat ve mimarideki gayet apaçık teknik gelişmişlikleri, bu etki uygarlık ile Platon'un diyaloglarında anlatılan aşırı gelişmiş Atlantis toplumu arasında ortak noktalar aranılmasına yöneltmiştir. (Sağda) İspanya'da bulunmuş ve İÖ 450 yıllarına ait olan "Elche Leydisi". Bazı aşırı kuramcılar bunun bir Atlantis rahibesi olduğunu iddia ederler. |
|
|
|
|
|
|
#30 (permalink) |
|
ATLANTİS İÇİN TARİHİ BİR KAYNAK MI?
Platon, Atlantis ya da eski Atina tarifini gerçek tarihe mi dayandırmıştır, yoksa bütün olayı uydurmuş mudur? Platon'un zamanındaki Yunanlılar'ın perspektifinden bile eski sayılacak önemli bir Akdeniz uygarlığı vardı ve bu da, en azından kısmen büyük doğal felaketlerle imha olmuştu: Minoslular'ın Girit'i. Bazı çağdaş bilimadamları Atlantis'in yeri ve boyutları Kritias'ta yanlış ifade edilmiş ya da abartılmış olsa da, (belki de yanlış çeviri nedeniyle) Platon'un hikâyesinin Yunanistan'ın doğusunda ve Ege Denizi'nde Girit'in kuzeyindeki Thera adasının yanardağ patlamasına dayandığı fikrindedirler. İÖ 17. ya da 16. yüzyıldaki Thera patlamasından kalan volkanik püskürtüler, 1838'de patladığında on binlerce insanın ölümüne neden olan Krakatoa'nınkinin iki katıdır. Thera'daki daha büyük patlama çok etkili olmuş olmalıdır ve bu nedenle de tesirin dolaylı olduğu Mısır gibi ülkelerin tarihi kayıtlarında yer alması mümkündür. Bazıları için Minoslular'ın Girit'i Atlantis'tir ve Platon, Kritias'ta ülkenin Thera patlamasıyla yokolmasını çarpıtmıştır. Ancak bu iddiayı sürdürebilmek için Girit'in yerinin neden yanlış olduğu, boyutlarının neden farklı olduğu, neden yanlış zamanda gelişmiş olduğu, Atina ile hiç savaşmadığını ve bir felaketle yok edilmemiş olduğunu açıklamak gerekecektir. Arkeoloji, Minos kıyı topluluklarının Thera'daki patlamanın yarattığı tsunami dalgalarıyla ağır hasara uğradığı halde Minos uygarlığının daha iki yüzyıl yaşadığını ve hatta geliştiğini kanıtlamıştır. Başka bilimadamları Thera'daki ünlü Minos kolonisinin Atlantis için model olduğunu iddia etmişlerdir. Minoslular'ın buradaki yerleşim merkezi yanardağın patlamasıyla yok olmuştu, ancak Platon'un da eski bir uygarlığın bir ileri karakolunun yok edilmesinden söz etmediği de kesindir. Yine de, Thera, Platon'un Atlantis modeli olamayacak kadar yanlış yerde, yanlış boyutta ve yanlış çağdadır. ![]() (Solda) Atina ile Isparta arasındaki Peloponnesos Savaşı'nda (İÖ 431-404) öldürülen iki savaşçı: Khairedemos ve Lykeas. Platon zamanında yapılan bu savaşta her iki kentin çeşitli cepheleri -örneğin Isparta'nın politik yapısı- Platon tarafından Atlantis ile Atina arasındaki çatışmayı formüle etmek için kullanılmış olabilir. (Sağda) Ignatius Donnelly'nin "Dolphin Boğazı"nı gösteren Atlas Okyanusu haritası, Donnelly burasının kayıp kıta Atlantis'in denize batmış kalıntısı olduğuna inanıyordu. |
|
|
|
|
![]() |
| Tags: atlantis |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|