![]() |
|
|
|||||||
| Dünya Tarihi Dünya Tarihi Hakkında Herşeyi Buradan Bulabilirsiniz |
|
|
|
|
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#31 (permalink) |
|
Vietnam: 1964-1975
JFK ve Ngo Dinh Diem'in öldürülmesinden sonra, Amerikan savaş birliklerinin Vietnam'a girmesinin önü açıldı. JFK'nin 1963 Kasım'ında katledildiği günlerde, Başkan Johnson, JFK'nin Vietnam'daki ABD personelini 1965 sonuna kadar geri çekme planını değiştirdi. Johnson, sinirli bir generale, "Beni seçtirin, o lanet olası savaşınıza kavuşursunuz" diyordu. 1964 Ağustos'unda, CIA ve ilişkili askeri istihbarat ajansları, Kuzey Vietnam açıklarında Tonkin Körfezi'nde sahte bir Vietnam saldırısı düzenlettiler. Kuzey Vietnam saldırganlığı olarak gösterilen bu olay, ABD müdahalesini tırmandırmanın gerekçesi yapıldı. 1965 Mart'ında, Amerikan birlikleri Vietnam içlerine akmaya başladı. 9 yıl Fransızların desteklenmesi, bir 9 yıl da Diem'e arka çıkmak ve üstüne CIA'nın 2 yıl boyunca yaptığı operasyonlar hep boşa gitmişti. Bu noktadan sonra, savaş görevini Amerikan ordusu üstleniyordu. Vietnam halkının ezici çoğunluğu kendi örgütleri Ulusal Kurtuluş Cephesi'ni (National Liberation Front-NLF; kısa adıyla Vietkong) desteklediği için, Amerikan ordusu işe köyleri yok etmekle başladı. Halkı toplama kamplarına doldurdu, liderlerini ayıklayıp yok etti ve tüm ülkeyi "serbest ateş bölgesi" ilan etti; başka bir deyişle, hareket eden her şeye ateş açıldı. Yine de hâlâ CIA'nın oynayacağı bir rol vardı. Phoenix Operasyonu, basit ve kestirmeden bir katliam programıydı. Programın ana fikri, belediye başkanları, öğretmenler, doktorlar, vergi memurları gibi Vietkong'un güneydeki paralel iktidarına yardım eden etkili kişileri öldürerek, Vietkong'u felce uğratmaktı. "Şüphelilerin" çoğuna işkence yapıldı ve bazıları helikopterlerden aşağı atıldı. Phoenix Operasyonu'nu yöneten CIA yetkilisi William Colby (sonradan CIA Başkanı oldu), yapılanları "askeri zorunluluk" diye savunmasına karşın, Kongre'ye verdiği ifadede, öldürülen 20 bin Vietnamlıdan kaçının Vietkong, kaçının "sadık" Vietnamlı olduğu hakkında fikri olmadığını belirtti. Phoenix, ABD ile Güney Vietnam'ın ortak operasyonu olduğu için Colby'nin bu kafa karışıklığı anlaşılabilir. Güney Vietnam, operasyonu, kan davası, korunma ve toprak ele geçirme aracı olarak görüyordu. Güney Vietnamlıların hesabına göre, Phoenix Operasyonu'nda ölenlerin sayısı 40 bin dolayında. Gerçek rakam az ya da çok; cinayetlerin zorunlu hale geldiğine kuşku yok. İşte bu yüzden katliamları önlemeye çalışıyorduk. Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır... |
|
|
|
|
|
|
#32 (permalink) |
|
Watergate
Hiç kimse, "sızıntıları" önlemek amacıyla tutulduktan için kendilerine "tesisatçı" denilen ve serbest çalışan birtakım karanlık adamların, Washington'daki Watergate işhanına 17 Haziran 1972 gecesi neden gizlice girdiğini tam olarak bilmiyor. Senaryoların çoğu, Nixon'un, Demokratların kendisi aleyhine ne gibi bir şantaja hazırlandığını öğrenme ihtiyacında odaklanıyor. Başkalarına göre ise, olay, Nixon ve CIA'nın karşılıklı olarak birbirlerine şantaj çabasıydı. CIA-Watergate bağlantısına ilişkin bir dizi başka senaryo da var. Watergate'teki dinleme aletleri o denli baştan savma yerleştirilmişti ki, bazıları kasten böyle yapıldığını düşündü. İşi baştan savma yapan kişi de, bir ara CIA'da güvenlik şefliği yapan James McCord'du. Gizli dinleme cihazlarını, iki yerde Watergate bekçilerinin gözünden kaçmayacak şekilde kapı pervazlarına yerleştirmişti. Ve skandal tam kapatılacakken, bir federal yargıca mektup yazarak, "yüksek makamların" Watergate'teki rollerini örtbas ettikleri uyarısında bulunan kişi de, McCord'du. Tutuklanarak hapsedilen tesisatçılardan biri olan Howard Hunt, uzun zamandan beri CIA görevlisiydi ve JFK suikastına karışmıştı. Nixon'a şantaj yaparak bir milyon dolar sızdıran Hunt, şansını fazla zorladı. Bavul dolusu para taşıyan karısı, esrarengiz bir uçak kazasında öldü. Sağlam kanıtlar,.uçağa sabotaj yapıldığını açıkça gösterdi. Arkasından, bir başka CIA görevlisi Alexander Butterfıeld, Senato Watergate Komitesi'ne, Nixon'un Oval Ofis'teki görüşmeleri banda aldırma alışkanlığı olduğu bilgisini sızdırarak, Başkan'ın tabutuna son çiviyi çaktı. CIA'dan izin alan Butterfıeld Beyaz Saray'a tayin için başvurmuştu. Washington Post gazetesi muhabiri Bob Woodward, Watergate pisliğine ilişkin bilgiyi, "Derin Gırtlak" diye adlandırdığı gizli bir kaynaktan aldı. "Derin Gırtlak" istihbarat çevrelerini yakından bilen bir kişiydi. Woodward'ın kendisi, eskiden Deniz Kuvvetleri İstihbarat Dairesi'nde çok gizli bilgiler uzmanlığı yapmıştı. Gazetedeki Yayın Yönetmeni Ben Bradlee de, gazetenin sahibi Katherine Graham'ın ölen kocası da CIA için çalışmışlardı. Nixon, Beyaz Saray Genel Sekreteri Bob Haldeman'a, CIA'ya Watergate soruşturmasından uzak durmasını, yoksa "Domuzlar Körfezi'ndeki her şeyin patlayabileceğini" iletmesini söyledi. Haldeman, bu mesajı CIA Başkanı Richard Helms'e götürünce, Helms küplere bindi. "Domuzlar Körfezi şeyinin bununla hiçbir ilgisi yok" diye bağırdı. Sözünü ettikleri neydi acaba? Haldeman'a göre, "Domuzlar Körfezi", Nixon'un dilinde, JFK suikastı anlamına geliyordu. Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır... |
|
|
|
|
|
|
#33 (permalink) |
|
GEHLEN ÖRGÜTÜ
CIA’nın en önemli operasyonlarından biri, daha servis doğmamışken başladı. Çok sayıda Nazi lideri 2. Dünya Savaşını kaybedeceklerini anladı ve ileride Sovyetler Birliği’ne karşı açılacak olası bir savaş konusunda, Hitler’den habersiz ABD ile görüşmeler başlattı. Geleceğin CIA başkanı Allen Dulles, 1943 yılında İsviçre’nin Bern kentine giderek, bu etkili Nazilerle gizli görüşmeler yaptı. Dulles, resmi olarak CIA’nın öncülü OSS’nin (Overseas Secret Service – Denizaşırı Gizli Servis) ajanıydı. Fakat, çoğuyla savaştan önce birlikte çalıştığı Nazilerle özel işler yapmaktan geri kalmadı. Gerçekten de, Wall Street’in önde gelen hukuk danışmanlarından biri olan Dulles’ın, savaş sırasında da Nazilerle iş yapmayı sürdüren Standart Oil gibi bazı müşterileri vardı. Bu yüzden, Hitler’in Doğu Cephesi istihbarat şefi General Reinhard Gehlen’in Amerikalılara teslim olması sürpriz yaratmadı. Gehlen ev sahiplerinden sıcak bir ağırlama bekliyordu. Özellikle de, gizli bir yere gömdüğü ve pazarlıkta kullanmayı planladığı çok sayıda dosya nedeniyle... General Gehlen, Virginia’daki Hunt Kalesi’ne kaçırıldı. Kendisini teslim alanları kısa sürede Sovyetler Birliği’nin Batı’ya saldıracağını ikna etmeyi başardı. ABD ordusu ve Gehlen centilmenlik anlaşması yaptılar. Gizli anlaşmaya göre, Gehlen’in casusluk örgütü, Almanya’da yeni hükümet kuruluncaya kadar ABD için çalışacak ve ABD tarafından finanse edilecekti. Bu süre zarfında Gehlen, ABD’nin çıkarlarıyla Almanya’nın çıkarlarının çatıştığını görürse, Almanya’nın çıkarlarına öncelik vermekte özgür olacaktı. Gehlen, yaptığı anlaşma için Hitler’in halefi Amiral Doenitz’in onayını sağlamayı da garantiledi. Amiral Doenitz, Nazi ileri gelenlerinin kapattığı Almanya Wiesbaden’deki esir kampında rahat bir tutukluluk sürdürüyordu. Gehlen Org., on yıl boyunca CIA’nın Doğu Avrupa’daki tek istihbarat kaynağı oldu. 1955’te, Almanya’nın CIA’sı BND’ye dönüştü. Elbette BND, CIA ile iş birliğini sürdürdü. Gehlen, CIA’nın çalıştırdığı tek Nazi savaş suçlusu değildi. Diğerler arasında, “Lyon Kasabı” Klaus Barbie, soykırımın fikir babası ve Eichmann’ın yakın çalışma arkadaşı Otto von Bolschwing ve Hitler’in gözdesi SS Albayı Otto Skorzeny de bulunuyordu. Hatta, savaşın son döneminde rejimin Hitler’den sonraki ikinci adamı Martin Bormann’ın bile, CIA’yla bağlantılı olarak çalışırken kendini öldü göstererek Latin Amerika’ya kaçtığı yönünde kanıtlar var. Kaynakça : Mark Zepezauer, E. H. Cookridge, Gehlen: Spy of the Century (Yüzyılın Casusu: Gehlen), Random House, 1971; Carl Oglesby, “The Secret Treaty For Hunt” (Av için gizli anlaşma)1990; Ladislas Farago, Aftermath (Sonuç), Avon, 1974 alıntıdır... ![]() |
|
|
|
|
|
|
#34 (permalink) |
|
GLADIO
CIA, 1947 Ulusal Güvenlik Yasası ile kuruldu. Daha yasanın mürekkebi kurumadan, hortlaklar ordusu yasanın temel boşluğundan sökün etti. Yasada, CIA “zaman zaman Ulusal Güvenlik Konseyi’nin talimatları doğrultusunda başka görevler yapabilir, başka işlevler görebilir” deniyordu. Bu kasıtlı muğlak ifade, “ulusal güvenlik” adına, yarım yüzyıl canice faaliyetlerin yürütülmesinin kapılarını açtı. Ulusal Güvenlik Konseyi’nin zorunlu gördüğü ilk görevlerden biri, İtalyan demokrasisini yıkmak oldu; elbette demokrasi adına... İtalya, 1948 seçimlerinde solcu bir yönetimi iş başına getirecek gibi görünüyordu. Milyonlarca dolar, Washington’un istediği adaylara, Mussolini’nin partisinin kahverengi gömleklerinden arta kalan haydutlara ve öteki Nazi işbirlikçilerine İtalyanların oy vermelerini sağlamak amacıyla propaganda yapmak ve oy satın almak için dağıttı. Ayrıca, seçimin sonuçları ABD’nin istekleriyle bağdaşmadığı taktirde, yiyecek yardımının kesileceği dedikodusu yayıldı. ABD, 1948 seçimlerinde, şiddete başvurmak zorunda kalmadan istediğini elde etti. Fakat 1990’da ortaya çıktığı gibi, CIA, savaş sonrası İtalya’sında, haritalarda işaretli örtülü silah ve patlayıcı depoları bulunan gizli bir yarı askeri ordu kurmuştu. Gladio Operasyonu adlı bu harekat için ileri sürülen bahane gülünçtü: Sovyet işgali tehdidi.... Fakat gerçek amaç hiç öyle eğlenceli değildi. Gladio’nun 15.000 askeri, hizadan çıktığı taktirde İtalyan hükümeti devrilmek üzere eğitildi. Benzer gizli ordular, çoğunlukla ve doğal olarak eski SS subaylarının komutasında Fransa, Belçika, Hollanda ve Batı Almanya’da oluşturuldu. Bu ordular salt Rusların yollarını gözlemedi. Büyük bölümü hala açıklanmayan dev cephanelikler kurdular, solcuların kara listesini çıkardılar. Fransa’da Cumhurbaşkanı De Gaulle’ü öldürme komplosuna katıldılar. Gladio’nun pek çok üyesi, P-2 diye bilinen başka gizli örgütün mensubuydu. P-2 de CIA tarafından finanse ediliyordu. P-2, Vatikan, Mafya ve Dünya Antikomünist Birliği (World Anti-Communist League) adlı uluslar arası faşist şemsiye örgütüyle de bağlantılıydı. P-2’nin uzmanlık alanlarından biri provokasyon tertiplemekti. Kızıl Tugaylar gibi solcu örgütlere ya sızıldı ya bu örgütler finanse edildi ya da kuruldu. Sonuç, solun suçlanmasına neden olan, 1978’de İtalya Başbakanı Aldo Moro’nun öldürülmesi yada 1980’de Bologna tren istasyonunun bombalanması gibi terör eylemleri oldu. Gerginliği tırmandırma stratejisinin amacı, şiddet eylemlerini kışkırtarak, İtalyanları, solun tehlikeli ve şiddet yanlısı olduğunu inandırmaktı. Kaynakça : Warren Hickle, “The CIA’s Secret Army activity in Italy” 22 Kasım 1990; Patrice Claude, “Strange tale of terrorism, sabotage shakes Italy” 14 Kasım 1990; William Scobie, “Secret Army’s war on the left” 18 Kasım 1990; Mark Zepezauer “The CIA’s Greatest Hits” 1994 ![]() |
|
|
|
|
|
|
#35 (permalink) |
|
İRAN’DA DARBE
CIA’nın İran’daki mazisi, bazılarının düşündüğü gibi, kaygı duymamız gereken başarısızlıklar göstermez. CIA, İran’da Amerikan yöneticilerinin sinirine dokunan ılımlı milliyetçi bir rejimi devirerek, tam anlamıyla kendinden istenen şeyi yaptı. Bunun doğrudan sonucu olarak, 26 yıl sonra, ABD’nin başına büyük bela olacağını kanıtlayan daha sert milliyetçi bir rejim iktidara geldi. 1951’de İran Başbakanlığına ülkenin en popüler politikacısı Dr. Muhammed Musaddık seçildi. Musaddık’ın en önemli seçim vaadi, o dönemde İran’da faaliyet gösteren British Petroleum (BP) millileştirmekti. Millileştirme kararı parlamentoda oy birliği ile kabul edildi. Bu olaylardan sonra, BP’ye yüklüce bir tazminat öneresine rağmen Musaddık’ın günleri sayılıydı artık. İngilizler, İran ekonomisini kaosa sürükleyen uluslararası ekonomik ambargo örgütlediler. Ve CIA, İngilizler’in isteği üzerine Musaddık’ı devirmek için milyonlarca dolar harcamaya başladı. CIA, planlarını, deneyimsiz ve çekingen genç İran Şahı Rıza Pehlevi üzerine kurdu. Şah, 2. Dünya Savaşı sırasında Nazi yanlısı bir rejim sürdüren babasının gölgesinden başka bir şey değildi. Şah, 1953’te CIA’nın desteği ile Musaddık’ı Başbakanlıktan attı ve yerine bir Nazi işbirlikçisi atadı. Musaddık’a destek gösterileri başladı ve Şah Roma’ya kaçtı. Cesareti kırılmayan CIA, parayla Şah yanlısı gösteriler düzenletti. Bir radyo istasyonunu ele geçiren göstericiler, Şah’ın İran’a dönmekte olduğu ve Musaddık’ın azledildiği yayınını yaptılar. Oysa o sırada, Musaddık’ı uzaklaştırmak için Tahran sokaklarında yüzlerce kişinin öldürüldüğü bir tank savaşı cereyan ediyordu. Ne var ki, daha sonra akıtılacak kanla karşılaştırıldığında, bu kovaya düşen son damlaydı. Uluslararası Af Örgütü 1976’da, CIA’nın eğittiği Şah’ın güvenlik gücü SAVAK’ın dünyadaki en kötü insan hakları karnesine sahip olduğunu; CIA’nın SAVAK’a öğrettiği işkence yöntemlerinin çeşitlilik ve sayı bakımından “inanılmaz” boyutta olduğu belirtildi. Sonunda İran halkı 1979’da eli kanlı Şah’ı devirdi; onu işbaşına getirip bütün o yıllar boyunca destekleyen ABD’ye büyük bir öfke ve nefret duyduğunu göstererek..... CIA’nın 1953 darbesi ve ardından gelen zulüm olmasaydı, bugün İran’ı yöneten aşırı köktendinci rejim halk desteği bulmazdı. Kaynakça : William Blum, “The CIA: A Forgotten History” 1986, 9. Bölüm ; Mark Zepezauer, “The CIA’s Greatest Hits” 1984 ![]() |
|
|
|
|
|
|
#36 (permalink) |
|
GUATEMALA’DA DARBE
CIA’nın hukukçular tarafından kurulduğunu ve yönetildiğini hatırda tutmak istiyorsanız, Guatemala demokrasinin yıkılması operasyonuna göz atmaktan başka şeye gereksinim duymazsınız. Dulles biraderler, Wall Street hukuk bürolarından Sulvian&Cromwell’in ortaklarıydı. Zaman buldukça da ABD hükümeti için çalışıyorlardı. John Foster Dulles Dışişleri Bakanı, Allen Dulles da CIA’nın başındayken, biraderler Eisenhower’ın dış politikasının çarlarıydı. Sullivan&Cromwell müşterilerinin çıkarlarını da görmezden gelmiyordu tabii! Jacobo Arbenz, 1951’de serbest ve adil bir seçimde ezici bir çoğunlukla Guatemala Devlet Başkanı seçildi. Guatemala’yı “feodalizin hakim olduğu geri kalmışlıktan modern kapitalist bir ülkeye dönüştüreceğini” umuyordu. Ancak CIA, tüm ağırlığını feodalizmden yana koydu. Arbenz, Rockfeller’in sahip olduğu United Fruit Company’nin kontrolündeki bir kısım kullanılmayan araziyi alınca, şirket ABD’de, Arbenz’in “uluslararası komünist komplonun maşası” olduğu temasına dayalı bir “halkla ilişkiler” kampanyası başlattı. Kızıl şeytanı alt etmek ve tabii değerli müşterisine yardım etmek için hep fırsat kollayan John Foster Dulles, Eisenhower’i Albenz’in gitmesi gerektiğine ikna etti. Birader Allen’in CIA’sı, 20 milyon dolara mal olan iş almaktan sadece çok memnun olabilirdi. CIA, bir propaganda saldırısı başlattı ve ara sıra demiryolları ile petrol tesislerine sabotajlar düzenleyen 300 paralı asker kiraladı. Son olarak 1954 Haziranında hiçbir kimlik işareti taşımayan CIA uçakları, Guatemala’nın başkentine akınlar düzenlediler ve Arbenz’in istifasını isteyen bildiriler attılar. Aynı anda CIA kontrolündeki radyo istasyonları, isyancıların ordusunun (hepsi CIA’nın kiraladığı 300 hayduttu) ülkeyi işgal etmek üzere olduğu yayınını yapıyordu. Ne olur ne olmaz diye düşünen Albenz kaçtı ve Guatemala’yı özenle seçilmiş CIA uşağı General Castillo Armas’a bıraktı. CIA, Guatemala operasyonuyla hep övünmüştür. Oysa operasyon, sonraki 40 yıl boyunca 100.000 Guatemalalıyı öldüren kana susamış rejimleri başlattı. Geçmişe dönüp bakan kimi CIA emeklisi, operasyonun çok kolay yapıldığını ve CIA’nın aşırı ölçüde kendisine güvenmesine yol açtığı sonucuna vardı. Bir CIA yetkilisinin belirttiği gibi, “Bu kahverengi derili küçük insanları, masrafsız aldatarak alt edeceğimizi düşündük” Kaynakça : Stephen Kinzer, Bitter Fruit : “The Untold Story of the American Coup in Guatemala” 1983; William Blum, “The CIA: A Forgotten History” 1986, 10. Bölüm; Mark Zepezauer, “The CIA’s Greatest Hits” 1984 ![]() |
|
|
|
|
|
|
#37 (permalink) |
|
BEYİN YIKAMA (MK-ULTRA)
CIA, insan beynini kontrol etme deneylerinin, Çinlilerin Kore Savaşı sırasında esir düşen Amerikalılara uyguladığı “beyin yıkama faaliyetlerine” karşı bir savunma olduğunu ileri sürer. (Kore Savaşında esir düşen Amerikalı askerler, komünistlerden hiç beklemedikleri bir muamele gördüler. Kötü muamele bir yana, insani haklarının hepsi karşılandı. Çin Halk Cumhuriyeti gönüllülerinin eline esir düşen Amerikalıların bir kısmı, serbest bırakıldığı halde ülkelerine dönmeyi reddedip Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti ve Çin’e katıldılar. ABD’nin emparyalist uygulamalarını teşhir eden açıklamalar yaptılar) Yakalanan Amerikalı pilotlar, ABD’yi sivillere yönelik biyolojik silah kullanmakla suçlayan açıklamalar yaptılar. Aslına bakılırsa, ABD’de beyin yıkama deneyleri CIA’dan önce başlamıştı. CIA’nın “davranış kontorolü” de denilen beyne hükmetme faaliyetleri, normal denetim süreçlerinden kaçırılan bir program çerçevesinde 1953’te hız kazandı. MK-ULTRA kod adlı programa ait çok sayıda dosya, programda başından beri yer alan CIA Başkanı Richard Helms tarafından 1973 yılında görevi bıraktığı sırada yok edildi. Ama yaşanan tarih yeterince iğrençtir. MK-ULTRA hayaletleri, içlerinde California’daki kötü ünlü Vacaville Devlet Hapishanesi mahkumlarının yüzlercesi bulunan habersiz denekler üzerinde radyasyon, elektrik şoku, elekrot yerleştirme, mikro dalga, ultrason ve geniş kapsamlı ilaç testleri uyguladılar. CIA, beyin kontrolünün işkenceye dayanıklı kurye (bellek, önceden belirlenmiş bir sinyalle canlandırılıyordu) ve programlanmış suikastçı yaratmanın bir yolu olduğunu gördü. Sirhan Sirhan’ın Senatör Robert Kennedy’yi öldürmeden önce CIA bağlantılı bir beyin yıkayıcı tarafından eğitildiği yolunda kanıtlar var. Kaynakça : Walter Bowart, “Operation Mind Control” 1978; John Marks, “The Search for the Manchurian Candidate” 1979; Mark Zepezauer “The CIA’s Greatest Hits” 1984 ![]() |
|
|
|
|
|
|
#38 (permalink) |
|
ZAİRE'DE DARBE
Kongo (sonraki adı Zaire) 1960'ta Belçika'dan bağımsızlığını kazandığında, Patrice Lumumba ilk başbakanı oldu. Parlamentoda güçlü desteği olan karizmatik bir liderdi. Buna karşılık, yanlızca iki ay iktidarda kalabildi. Solcu Lumumba, hiçte kolay olmayan bir yolu seçerek, ABD ile Sovyetler arasında tarafsız bir politika izlemeye kalkıştı. Ganalı Kwame Nkrumah'nın işaret ettiği gibi, İngiltere ve Fransa için Sovyetler'le diplomatik ilişkinin sakıncası yoktur, ama cüret eden herhangi bir Afrikalı lider ABD'nin düşmanı olurdu. Lumumba'nın kaderi böyle oldu. Gerçi CIA "düzenli olarak Kongolu politikacı alıp satıyordu" ama Lumumba'nın hitabetteki ustalığı, iktidardan uzaklaştırılsa bile onu ABD'nin ayağına dolanacak bir çalı yapacaktı. Bu nedenle Lumumba'nın öldürülmesinin daha doğru olacağına karar verdiler. CIA Başkanı Allen Dullers, Lumumba'nın öldürülmesi emrini verdi. 1975'te yapılan bir kongre soruşturmasında, öldürme emrinin Eisenhower'ın onayı ile verildiği yolunda "makul göstergeler" bulunduğu sonucuna varıldı. CIA, Afrika'ya öldürücü bir virüs gönderdi. Ancak virüsün kullanılmasına fırsat kalmadan, Lumumba CIA destekli Zaire Devlet Başkanı tarafından görevden uzaklaştırıldı. O da hayatını kurtarmak için ülkeden kaçtı. Lumumba, CIA'nın yardımıyla, hükümetin kontrolünü ele geçiren General Joseph Mobutu'nun askerleri tarafından 1960 yılının Aralık ayında yakalandı. Lumumba bir aya aşkın tutuklu kaldı, işkence edildi, sonra da kafasına kurşun sıkıldı. Cesedi hidroklorik asit içine atılarak eritildi. Mobutu o tarihten beri Zaire'yi yönetiyor. Ülkenin geniş maden yataklarının cazibesi, CIA'yı onunla bir güven evliliğine yöneltti. Zaire'deki CIA istasyonu Afrikadakilerin en büyüğüdür. Mobutu'nun serveti milyarlarca dolar. Zaire ulusal gelirinin %40'ı ona ve avanesine akıyor. Öte yandan ortalama bir Zaire'li yılda 190 dolar kazanıyor. Mobutu, protesto eylemi yapan öğrencileri "başkana hakaret" suçundan ömür boyu hapisle cezalandırıyor, muhalefet liderlerini akıl hastanelerine atarken, basına ve din adamlarına baskı uyguluyor. Halkı o denli nefret ediyor ki, Mobutu, bir süre nehir ortasında mavnada yaşamak zorunda kaldı. Mobutu'nun zulmü, zaman geldi CIA'yı bile dehşete düşürdü. CIA, 1977'de Mobutu'ya karşı ayaklanmayı destekledi. Ama darbe başarısız olunca, CIA ve Mobutu öpüşüp barıştılar. 1992'de başka bir isyan patlak verdi. Halen iktidar için Mobutu ile çatışmalar sürüyor. Kaynakça : Walter Bowart, “Operation Mind Control” 1978; John Marks, “The Search for the Manchurian Candidate” 1979; Mark Zepezauer “The CIA’s Greatest Hits” 1984 ![]() |
|
|
|
|
|
|
#39 (permalink) |
|
U-2 OLAYI
Başkan Einsenhower, görev süresinin sonlarına doğru, ömrü boyunca sadakatle hizmet ettiği insanlar hakkında başka bir düşünce edinmeye başladı. Ulusa veda konuşmasında "askeri sanayi biriminden" türeyen "kötü güçlerin hızla yükselişinin yol açacağı olası felaketler" konusunda uyarıda bulundu. En azından Ike'nin (Einsenhower'ın lakabı) şüphelerinden bazılarının izi, 8 ay önce meydana gelen U-2 olayına kadar götürülebilirdi. Ike, ABD, Sovyetler Birliği, İngiltere ve Fransa liderlerinin katılacağı bir barış zirvesi planlamıştı. Bu, onun "barış için Haçlı Seferi" nin doruk noktası olacaktı ve zirveden sınırlıda olsa bir nükleer denemeleri yasaklama anlaşmasının çıkması umuluyordu. Konferansın arifesinde bir Amerikan U-2 casus uçağı Rusya'nın ortasına şap diye düştü. Daha kötüsü, Einsenhower yönetimi yalan söylerken suçüstü yakalandı. Önce "silahsız bir meteoroloji uçağının" yolunu kaybederek Sovyet sınırını geçtiği öne sürüldü. Sonra pilot Francis Gary Powers'ın, hem de 1 Mayıs günü, sınırdan binlerce mil içerde sağ olarak ele geçirildiği ortaya çıktı. Tahmin edileceği gibi Sovyetler küplere bindi ve zirve iptal edildi. Gerçekte, Sovyet iddialarının ve basında çıkan haberlerin aksine, U-2 vurularak düşürülmemişti. Yakıtı bitince alçalıp iniş yapmıştı. Bu gerçek, CIA Başkanı Allen Dullers tarafından, tutanakları üzerindeki gizlilik kaydı 1975'te kalkan bir kongre gizli soruşturmasında açıklandı. Dulles, aynı soruşturmada, U-2 uçağının Başkanın talimatıyla yapıldığı "kanısında olduğunu" söyledi. En azından bunun oldukça uzak bir ihtimal olduğu söylenebilir. Çünkü Ike, Kruşçev'le tarihi zirve hazırlığı yaparken, yalnızca bu türden uçuşların tümünün durdurulması emrini vermemişti, iyi niyetini göstermek için Küba ve Tibet'teki örtülü operasyonları da geçici olarak azaltmıştı. U-2'nin barış zirvesini sabote etmek amacıyla düşürüldüğü daha ağır basıyor. Amerikalı Şahinler, Sovyetler'le gerilimin azalmasına ek olarak, 1956'da Macaristan'da CIA'nın tezgahladığı ayaklanmaya destek vermediği için Ike'a öfkeliydiler. (Ike ayaklanmayı destekleseydi, nükleer savaşa yol açabilirdi) Ike, ister onun direktifiyle, ister itiraf ettiği gibi ondan habersiz yapılmış olsun, U-2 olayının tüm sorumluluğunu üstlendi. Fakat, John F. Kennedy'nin CIA Başkanı John Mc Cone'la teybe alınan telefon konuşmasında, üzerinde çalıştığı anılarında el yordamıyla bulduğu açıklamayı bildiriyordu: "İnsanları beni aptal yerine koymuş olmakla suçlamak istemiyorum, ancak........." Kaynakça : Michael Beschloss, Mayday: Eisenhower, Krushhev and the U-2 Affair, (Eisenhower, Kruşçev ve U-2 olayı), Harper&Row, 1986; Fletcher Prouty, JFK: The CIA, Vietnam and the Plot to Assassinate John F. Kennedy (CIA, Vietnam ve John F. Kennedy Suikastı) Birch Lane, 1992. Mark Zepezauer, “The CIA’s Greatest Hits” 1984 ![]() |
|
|
|
|
![]() |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|