![]() |
|
|
|||||||
| Dünya Tarihi Dünya Tarihi Hakkında Herşeyi Buradan Bulabilirsiniz |
|
|
|
|
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#11 (permalink) |
|
Domuzlar Körfezi Çıkarması Kübalı devrimci Fidel Castro, ABD'nin desteklediği Batista diktatörlüğünü 1959'da devirdiği zaman, ülkedeki tüm kumarhane ve genelevleri kapattı, ekonomiyi millileştirdi. Bu, mafya ile çokuluslu ABD şirketlerini çok kârlı bir sağmal inekten yoksun bıraktı. En iyi arkadaşı Bebe Rebozo ve diğerleri üzerinden mafyayla uzun zamandan beri bağlar kurmuş olan Başkan Yardımcısı Richard Nixon, CIA ile birlikte Castro'yu saf dışı bırakmak için gizli planlar yapmaya başladı. Bu işe, sonraki başkanın Nixon olacağı beklentisiyle, Eisenhower'dan habersiz giriştiler. Nixon'ın yerine John Fitzgerald Kennedy (JFK) başkan seçilince, hakkında ciddi endişe duyduğu bir operasyon devraldı: Domuzlar Körfezi'nden Küba'yı işgal etmek... JFK de Castro dan kurtulmaya can atıyordu atmasına da; bu iş için Amerikan kuvvetlerini değil, yalnızca Kübalı mültecileri kullanmak istiyordu. CIA, JFK'yi Amerikan ordusunu kullanmaya ikna edecek bir provokasyon yapabileceğini umdu. Ama JFK inatla Amerikan silahlı kuvvetlerini bulaştırmayı reddedince, 1961 Nisanı'ndaki işgal harekâtı başarısız oldu. Belki de işgal her durumda başarılı olmayacaktı, 1500 kişilik işgal kuvvetinin eğitimi gibi, operasyonun güvenliği de zayıftı. Guantanamo'daki Amerikan üssünden başlatılması planlanan yanıltıcı saldırının yapılamamasının yanı sıra, CIA'nın öteki kozu olan, Castro'ya suikast da gerçekleşmedi. CIA, Castro'nun öldürülmesi için mafyayı kiralamıştı. Bunu hem CIA, hem de mafya canı gönülden istiyordu. Suikast, işgalle aynı anda olacaktı. CIA'nın sağ elinin sol elinden haberi olmadığı için, komiktir ki, mafya tetikçisi az daha kendini öldürüyordu. Tetikçi, Castro'dan sonra Küba'yı yönetmek için seçilmiş JFK'nin desteklediği 8 Kübalı göçmen liderden birisiydi. Fakat Nixon bunları işgal girişimi sırasında tutukladı. Eğer işgal başarıya ulaşsaydı 8 Kübalı öldürülecek ve yerlerine Nixon'un desteklediği Kübalılar geçecekti. CIA, kendisine yönelecek suçlamaları önlemek ve JFK'yi daha savaşçı bir tutuma zorlamak için, JFK'nin Küba'ya hava saldırısını iptal etmesinin Domuzlar Körfezi başarısızlığına yol açtığı yönünde propaganda kampanyası başlattı. Aslında, hava saldırısı kararı JFK'nin haberi olmadan alınmıştı. Tıpkı Eisenhower'ın benzer bir durumda yaptığı gibi, JFK de bütün sorumluluğu üstlendi. JFK'nin ölümünden sonra da CIA'nın Castro ile savaşı sürdü. CIA, en azından 1987'ye kadar, Castro'yu öldürmek için iki düzineden fazla girişimde bulundu. Ayrıca, biyolojik savaş da dahil, Küba'da çok sayıda CIA sabotajı düzenlendi. Domuzlar Körfezi'ne kansan Kübalılara gelince; çoğu örgütlü suça yöneldi veya serbest terörist oldu. Diğerleri, örtülü operasyonlarda CIA için çalışmayı sürdürdü. Elbette büyük bölümü ikisini bir arada yürüttü. Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır... |
|
|
|
|
|
|
#12 (permalink) |
|
El Salvador
El Salvador'u yöneten 14 aile, yollarına çıkan herhangi birinin canını alma konusunda asla yufka yürekli olmadı. Yollarına çıkanların arasında çoğunlukla, sık sık yoksulların durumuna ilişkin endişelerini dile getiren Katolik din adamları bulunur. Bu nedenle Salvadorlu sağcılar birbirlerine şöyle seslenir: "Yurtsever ol, bir rahip öldür!" 1980'de, El Salvador Başpiskoposu Oscar Romero, Başkan Carter'in insan haklarına ilişkin nutuklarını ciddiye alma hatasını yaptı. Carter'e bir mektup yazarak, El Salvador'un katil yöneticilerine askeri yardımı durdurmasını istedi. Carter, Romero'yu görmezden geldi; ama El Salvador'u yönetenler affetmedi. Mektubu gönderdikten kısa bir süre sonra, ayin sırasında kalbinden vurularak öldürüldü. Romero'nun ölüm emri, en sevdiği işkence aletine izafeten "Meşale Bob" diye anılan Roberto D'Aubuisson tarafından verildi. Büyük bir Hitler hayranı olan D'Aubuisson bir keresinde "Şu Almanlar çok akıllı. Komünizmin yayılmasından Yahudilerin sorumlu olduğunu anladılar ve onları öldürmeye başladılar" dedi. D'Aubuisson göçüp gitti, ama partisi ARENA, ABD desteğiyle El Salvador'u yönetmeye devam ediyor. D'Aubuisson, Dünya Antikomünist Birliği'nde (WACL) önemli yeri olanlardan biriydi. 1961'de kurulan WACL, aşırı sağcı militanların dünya çapındaki şemsiye örgütüydü. Üyeleri arasında sürgündeki Naziler, İtalyan teröristler, Japon faşistleri, ırkçı Afrikanerler, Latin Amerika ölüm mangalarının liderleri, Amerikan Kongre'sinin bazı mensupları ve "eski" CIA ajanları bulunuyordu. CIA, WACL içinde yer almasının ötesinde, El Salvador'da kan dökülmesine başka katkılarda da bulundu. Tasarrufunda bulunan ABD askeri yardımındaki milyarlarca dolarla hava akınları ve şiddetli çatışmalar düzenledi, ölüm mangalarını ve düzenli askeri birlikleri eğitti. CIA'nın uzmanları da El Salvador hükümetinin imajını düzeltmek için çalıştılar. Bu kapsamda, örneğin 1982'deki El Mozote katliamı tümüyle inkâr edildi, hiç olmamış gibi gösterildi. BM Gerçeği Belirleme Komisyonu'nun El Mozote'yi soruşturduğu ve 733 köylünün katledildiğini saptadığı 1993'e kadar, CIA'nın basındaki dalkavukları bu onursuz görevi papağan gibi tekrarladılar. Dahası, Gerçeği Belirleme Komisyonu, 1972-1992 yılları arasında 63 bin Salvadorlunun öldürüldüğü sonucuna vardı. Jimmy Carter, Başkanlık görevi bittikten sonra 1982'de, El Salvador hükümetini "yarımküredeki en kana susamış" rejim diye niteledi. Kendinden önceki ve sonraki başkanlar gibi, El Salvador rejimini desteklediği dönemde bu gerçeği keşfedememişti. Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır... |
|
|
|
|
|
|
#13 (permalink) |
|
Gehlen Örgütü
CIA'nın en önemli operasyonlarından biri, daha servis doğmamışken başladı. Çok sayıda Nazi lideri İkinci Dünya Savaşı'nı kaybedeceklerini anladı ve ileride Sovyetler Birliği'ne karşı açılacak olası bir savaş konusunda, Hitler'den habersiz ABD ile görüşmeler başlattı. Geleceğin CIA Başkanı Allen Dulles, 1943 yılında İsviçre'nin Bern kentine giderek, bu etkili Nazilerle gizli görüşmeler yaptı. Dulles, resmi olarak CIA'nın öncülü OSS'nin (Overseas Secret Service-Denizaşırı Gizli Servis) ajanıydı. Fakat, çoğuyla savaştan önce birlikte çalıştığı Nazilerle özel işler yapmaktan geri kalmadı. Gerçekten de, Wall Street'in önde gelen hukuk danışmanlarından biri olan Dulles'ın, savaş sırasında da Nazilerle iş yapmayı sürdüren Standard Oil* gibi bazı müşterileri vardı. Bu yüzden, Hitler'in Doğu Cephesi istihbarat şefi General Reinhard Gehlen'in Amerikalılara teslim olması sürpriz yaratmadı. Gerilen ev sahiplerinden sıcak bir ağırlama bekliyordu. Özellikle de, gizli bir yere gömdüğü ve pazarlıkta kullanmayı planladığı çok sayıda dosya nedeniyle... General Gehlen, Virginia'daki Hunt Kalesi'ne kaçırıldı. Kendisini teslim alanları kısa sürede Sovyetler Birliği'nin Batı'ya saldıracağına ikna etmeyi başardı. ABD ordusu ve Gehlen "centilmenlik anlaşması" yaptılar. Gizli anlaşmaya göre, Gehlen'in casusluk örgütü ("Gehlen Org" diye anılır), Almanya'da yeni bir hükümet kuruluncaya kadar ABD için çalışacak ve ABD tarafından finanse edilecekti. Bu süre zarfında Gehlen, ABD'nin çıkarlarıyla Almanya'nın çıkarlarının çatıştığını görürse, Almanya'nın çıkarlarına öncelik vermekte özgür olacaktı. Gehlen, yaptığı anlaşma için Hitler'in halefi Amiral Doenitz'in onayını sağlamayı da garantiledi. Amiral Doenitz, Nazi ileri gelenlerinin kapatıldığı Almanya Wiesbaden'deki esir kampında rahat bir tutukluluk sürdürüyordu. Gehlen Org, on yıl boyunca CIA'nın Doğu Avrupa'daki tek istihbarat kaynağı oldu. 1955'te, Almanya'nın CIA'sı BND'ye dönüştü. Elbette, BND, CIA ile işbirliğini sürdürdü. Gehlen, CIA'nın çalıştırdığı tek Nazi savaş suçlusu değildi. Diğerleri arasında, "Lyon Kasabı" Klaus Barbie, soykırımın fikir babası ve Eichmann'ın yakın çalışma arkadaşı Otto von Bolschwing ve Hitler'in gözdesi SS Albayı Otto Skorzeny de bulunuyordu. Hatta, savaşın son döneminde rejimin Hitler'den sonraki ikinci adamı Martin Bormann'ın bile, CIA'yla bağlantılı olarak çalışırken kendini öldü göstererek Latin Amerika'ya kaçtığı yönünde kanıtlar var. Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır... |
|
|
|
|
|
|
#14 (permalink) |
|
Gladio
CIA, 1947 Ulusal Güvenlik Yasası ile kuruldu. Daha yasanın mürekkebi kurumadan, hortlaklar ordusu yasanın temel boşluğundan sökün etti. Yasada, CIA "zaman zaman Ulusal Güvenlik Konseyi'nin talimatları doğrultusunda başka görevler yapabilir, başka işlevler görebilir" deniyordu. Bu kasıtlı muğlak ifade, "ulusal güvenlik" adına, yarım yüzyıl canice faaliyetlerin yürütülmesinin kapısını açtı. Ulusal Güvenlik Konseyi'nin zorunlu gördüğü ilk görevlerden biri, İtalyan demokrasisini yıkmak oldu; elbette demokrasi adına... İtalya, 1948 seçimlerinde solcu bir yönetimi işbaşına getirecek gibi görünüyordu. Milyonlarca dolar, Washington'un istediği adaylara, Mussolini'nin partisinin kahverengi gömleklilerinden arta kalan haydutlara ve öteki Nazi işbirlikçilerine İtalyanların oy vermelerini sağlamak amacıyla propaganda yapmak ve oy satın almak için dağıtıldı. Ayrıca, seçimin sonuçları ABD'nin istekleriyle bağdaşmadığı takdirde, yiyecek yardımının kesileceği dedikodusu yayıldı. ABD, 1948 seçimlerinde, şiddete başvurmak zorunda kalmadan istediğini elde etti. Fakat, 1990'da ortaya çıktığı gibi, CIA, savaş sonrası İtalya'sında, haritalarda işaretli örtülü silah ve patlayıcı depoları bulunan gizli bir yan askeri ordu kurmuştu. Gladio Operasyonu (gladius Latincede kılıç demektir) adlı bu harekât için ileri sürülen bahane gülünçtü: Sovyet işgali tehdidi... Fakat gerçek amaç hiç de öyle eğlenceli değildi: Gladio'nun 15 bin askeri, hizadan çıktığı takdirde İtalyan hükümetini devirmek üzere eğitildi. Benzer gizli ordular, çoğunlukla ve doğal olarak eski SS subaylarının komutasında Fransa, Belçika, Hollanda ve Batı Almanya'da da oluşturuldu.* Bu ordular salt Rusların yollarını gözlemedi. Büyük bölümü hâlâ açıklanmayan dev cephanelikler kurdular, solcuların kara listelerini çıkardılar, Fransa'da Cumhurbaşkanı De Gaulle'ü öldürme komplosuna katıldılar. Gladio'nun pek çok üyesi, P-2 diye bilinen bir başka gizli örgütün mensubuydu. P-2 de CIA tarafından finanse ediliyordu. P-2, Vatikan, Mafya ve Dünya Antikomünist Birliği (World Anti-Communist League) adlı uluslararası faşist şemsiye örgütüyle de bağlantılıydı. P-2'nin uzmanlık alanlarından biri provokasyon tertiplemekti. Kızıl Tugaylar gibi solcu örgütlere ya sızıldı ya bu örgütler finanse edildi ya da kuruldu. Sonuç, solun suçlanmasına neden olan, 1978'de İtalya Başbakanı Aldo Moro'nun öldürülmesi ya da 1980'de Bologna tren istasyonunun bombalanması gibi terör eylemleri oldu. Gerginliği tırmandırma stratejisinin amacı, şiddet eylemlerini kışkırtarak, İtalyanları, solun tehlikeli ve şiddet yanlısı olduğuna inandırmaktı. * Gladio örgütleri, yalnızca NATO üyesi ülkelerde değil; Avustralya, İsveç, Norveç gibi Avrupa ülkelerinde de kuruldu. Merkezi, Brüksel'deki NATO Karargâhı. Gladio, İtalya'daki örgütün kod adı. Yunanistan'dakinin B-8 veya Sheep Skin (Koyun Postu), Belçika'dakinin SDRA-8, Hollanda'dakinin NATO Command, Batı Almanya'dakinin Gehlen Harekâtı veya Stay Behind ya da Sword, Avusturya'dakinin Schwert, Fransa'dakinin Rüzgâr Gülü, İngiltere'dekinin Secret British Network olduğu bu ülkelerin yöneticileri tarafından açıklandı. Bu örgüt, Türkiye'de ise Kontrgerilla diye anılıyor. Türkiye'deki Gladio örgütü, Türkiye'nin NATO'ya girdiği 1952 Mart'ından 6 ay sonra, 27 Eylül 1952'de Seferberlik Tetkik Kurulu adı altında kuruldu. ABD'nin 1974'teki silah ambargosuna kadar, bu örgütün giderlerinin ABD tarafından karşılandığını hükümetler bilmiyordu. Türkiye'deki Gladio örgütü 1965'te Özel Harp Dairesi adını aldığında, hâlâ ABD askeri yardım örgütü JUSMMAT ile aynı binada faaliyet yürütüyordu. 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinin düzenlenmesinde başrolü oynayan ÖHD, kamuoyunda Kontrgerilla olarak anılıyor. ÖHD, 1991'de tümen seviyesine yükseltildi ve Özel Kuvvetler Komutanlığı adını aldı. (Y.N.) Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır... |
|
|
|
|
|
|
#15 (permalink) |
|
Grenada İşgali
Amerikan halkına söylenen şu: Başkan Reagan, bir gün Karayipler'deki Grenada adasında korkunç Marksist bir darbe yapıldığı keşfiyle uyandı. Adada Kübalı askerler bulunduğuna göre, Başkan, orada kapana kısılmış, rehin alınmakla karşı karşıya kalan Amerikan vatandaşlarını kurtarmak için Amerikan askeri göndermek zorundaydı. Bu komik açıklamanın ötesinde, olayın gerçek fotoğrafını elde etmenin imkânı da bırakılmadı. Çünkü, Amerikan askeri gücü, işgal sırasında gazetecilerin Grenada'ya girmesini yasakladı. Bir tekne dolusu Amerikalı gazeteci silah zoruyla geri çevrildi ve adaya tüm uçak seferleri iptal edildi. Çok sonra, herkesin Grenada'yı dikkatle izlemeyi bırakmasının üzerinden hayli zaman geçtikten sonra, resmi hikâyenin yalanlar dağı üzerine kurulduğu ortaya çıktı. CIA, Maurice Bishop (9. Operasyonda söz edilen CIA ajanıyla ilgisi yok) adlı zatın Grenada'yı yöneten ekzantrik haydudu alaşağı ettiği 1979'dan itibaren, adayı istikrarsızlaştırmaya başladı. Bishop, Grenada halkının hayatını iyileştirme çalışmasına koyuldu ve bu yüzden halkın büyük desteğini kazandı. Ancak çok geçmeden, Küba'nın ablukaya alınmasına katılmayınca ABD'nin öfkesini üzerine çekti. Bishop'un ılımlı sosyalist programı (özel sektöre dokunulmuyor, fakat parsız eğitim ve sağlık hizmetleri vb. öngörülüyordu) bardağı taşıran son damla oldu. Çok önceden harekete geçen CIA'nın propaganda aygıtı, Grenada'nın Sovyetler Birliği'nin müttefiki terörist bir ülke olduğu, dişlerine kadar silahlı 100 bin Grenadalının zavallı Amerika'ya saldırmak için hazır beklediği iddialarını yayıyordu. İşgal iki yıl önceden planlandı ve CIA'nın sabotaj eylemleri devreye sokuldu. Muhalif partilere ve komşu ülkelerin ordularına para dağıtıldı. Nihayet, 1983 sonlarında Bishop kendi partisindeki aşırılar tarafından iktidardan düşürülerek idam edildi ve ABD işgali başladı. Sözde rehin alınan Amerikalılar arasındaki CIA ajanları, kısa dalga radyo yayınıyla üç günlük savaşı koordine ettiler. Yurttaşlarımızı ellerinden kurtardığımız Kübalı askerlerin topu topu 43 kişi oldukları ortaya çıktı. Grenada'daki öteki Kübalılar ise çoğunlukla orta yaşlı inşaat işçileriydi. Kübalılar ABD'nin "kurtarma" operasyonuna karışmayacaklarını açıkladılar. Ama Amerikan askerleri ateş açtı ve onlar da kendilerini savundu. O gece, ABD Küba'ya, Grenada'daki Kübalıların Amerikan hedefleri arasında yer almadığına dair güvence verdi. Ertesi gün Kübalılara savaş helikopterleriyle saldırdık. Her şey bittiğinde 81 Kübalı, 296 Grenadalı ve 131 Amerikalı ölmüş ya da yaralanmıştı. Bugün Grenada, Bishop'tan önceki duruma geri döndü; yoksulluk ve umutsuzluk içinde kıvranıyor. Ama olsun; artık en hayati çıkarlarımıza karşı ciddi bir tehdit oluşturmuyor. Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır... |
|
|
|
|
|
|
#16 (permalink) |
|
Güney Pasifik
Amerikan vatandaşları, 1993'te hükümetlerinin masum ve habersiz denekler üzerinde nükleer deneyler yaptığını öğrendiklerinde şok oldular. Oysa Güney Pasifik'te ABD mandası altındaki bölgelerde yaşayanlar için bu eski bir hikâyeydi. 1945 Ağustos'unda Japonya'ya atom bombası attığımızdan beri, ABD Pasifik'i "Amerikan gölü" olarak gördü. Mandacılıklarına dayanan ABD ve Fransa, yerlileri yerlerinden sürerek Pasifik'teki çeşitli adalarda yıllarca nükleer silah denemesi yaptı, füze fırlattı. Yerlilerin radyasyon bulaşmış yurtlarına zaman zaman geri döndürülmesi, kanser vakalarıyla ve vücut yapısı bozulmuş bebek doğumlarıyla sonuçlandı. Bekleneceği gibi, bu, adaların halklarında nükleer karşıtı duyguların güçlenmesine yol açtı. Yine bekleneceği gibi, CIA, halklara karşı gücünün yettiği her şeyi yaptı. ABD, İkinci Dünya Savaşı'nda Pasifik'teki minik Belau adasını işgal etti. Halkının bağımsızlık isteklerine karşın, adayı terk edecek gibi görünmüyor. Belaulular 1979'da dünyanın ilk nükleer karşıtı anayasasını kabul etme "küstahlığında" bulundular. ABD, o günden bu yana hep başarısızlıkla sonuçlanan, anayasayı değiştirme çabası uğruna on kez seçim yaptırttı. Pentagon Belau'da 30 yıl ya da daha uzun süre askeri üs bulundurmak istediği için, Belaulu nükleer karşıtlarının dövülmesi ve katledilmesi sona ermeyecektir. Kanaki (Yeni Kaledonya olarak da bilinir) ada devleti, Fransa'nın egemenliğini "meşrulaştıran" sahte 1987 seçiminden beri Fransız askerlerinin işgali altında. Yeni Kaledonya'nın sürgündeki direniş hareketi, eskiden Yeni Hebridler diye anılan ve Pasifik'teki en ilerici hükümetlerden birinin yönettiği Vanuatu'dan destek alıyor. CIA, "Libya yıkıcılığının kurbanı" olmakla suçladığı Vanuatu'yu istikrarsızlaştırmak için para akıtıyor. Fiji'de 1987 seçiminde, ABD yanlısı hükümetin yerine ilerici bir koalisyon iktidara geldi. Bir ay bile geçmeden, CIA destekli bir darbe, seçilmiş hükümeti devirdi. Aralarında Dünya Antikomünist Birliği Başkanı'nın da bulunduğu CIA "darbe uzmanları", darbe öncesinde, darbe sırasında ve sonrasında işe el atmışlardı. Darbeyle işbaşına gelen cunta, kimi istiyorsa onu seçme hakkına sahip olduğunu hayal etme edepsizliğini gösterecek Fijililer çıkarsa, onlara karşı kullanmak üzere ABD helikopterleri satın aldı. Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır... |
|
|
|
|
|
|
#17 (permalink) |
|
Haiti
ABD, Haiti'yi beş kez işgal etti ve bir keresinde 20 yıl (1915-1935) kaldı. Kafa tutmaya cesaret eden binlerce Haitiliyi öldürdüğü bu uzun süreli ziyaretin sonunda, ABD ülkeyi, verdiği işleri yapacağından emin olduğu yerel Ulusal Muhafızların ellerine terk etti. Bu düzenlemeden, Duvalier ailesi hanedanı ve onların pala kullanan özel terör kuvveti Tontons Macoute'ler çıktı. "Papa Doç" Duvalier (tıp doktoruydu) voodoo büyülerine güveniyordu. 1959'daki ayaklanma sırasında imdadına ABD ordusu yetişti. 1971'de "Papa Doç" ölünce, 19 yaşındaki oğlu "Baby Doç" "ömürboyu başkan" oldu. Yalnızca Tontons Macoute'lerin 100 bin kişiyi öldürdüğü Duvalierlerin kanlı iktidarları döneminde, ABD, insan hakları ihlalleri konusunda küçük bir ses bile çıkarmadı. Buna karşılık 1986'da Baby Doc'un başkanlık görevinin ömürboyu süremeyeceği (elbette kısa zamanda ölmezse) anlaşılınca, Reagan yönetimi onu Fransa'daki bir villaya uçurdu ve "demokratik süreçten" söz etmeye başladı. Ancak bundan önce Haiti ordusunun daha da güçlendirilmesi şarttı. Reaganlı yıllarda, ABD yardımının ikiye katlandığı Haiti'ye CIA parası akmaya başladı. CIA, SIN (Ulusal İstihbarat Servisi. SIN İngilizce günah demek ve bu isim örgüte çok uygun düşüyor) adlı bir uyuşturucuyla mücadele örgütü kurdu. Bir CIA ajanının itiraf ettiği gibi, SIN, CIA kaynaklarından aldığı milyonları, halk hareketini işkence ve cinayetlerle bastırmakta kullandı. Uyuşturucuyla mücadele surda dursun, çoğu SIN görevlisi uyuşturucu ticaretine girdi. Nihayet 1990'da seçimlere izin verildi. Haitililer, ABD'nin adayını seçmeyerek Washington'u bir kez daha şaşkına çevirdiler. Solcu Rahip Jean-Bertrand Aristide sandıktan zaferle çıktı. ABD eğitiminden geçmiş Haiti ordusu 8 ay sonra Aristide'yi devirdiğinde, Bush yönetimi Sevincini gizlemeyecekti. Bill Clinton başkan olunca, durumu kurtarmak için Aristide'nin iktidara dönmesi vaadinde bulundu. Bu ikiyüzlülük bile CIA'ya çok gelmiş olacak ki, kararlı ve cesur Aristide'yi "psikopat" olarak betimleyen bir "psikolojik rapor" sızdırdı. Arkası kesilmeyen göç dalgası ve Haiti güvenlik kuvvetlerinin 4 bin kişiyi öldürmesi karşısında ABD'nin zor durumda kalması, Amerikan yönetiminin durumu kurtarmak çabalarını daha da artırdı. Fakat tarihten ders çıkarmak söz konusu ise, Haiti halkının ihtiyaçlarını karşılayacak bir hükümetin iktidara gelme şansı yok denecek kadar azdır. Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır... |
|
|
|
|
|
|
#18 (permalink) |
|
Her Şeye Kadir Wurlitzer
CIA Başkan Yardımcısı Frank Wisner, CIA'nın dünya çapındaki propaganda mekanizmasından, kurumlanarak, "Her şeye kadir Wurlitzer" diye söz ederdi. Gerçekten de CIA'nın adam öldürmedeki ustalığı, yalnızca gerçeği öldürmedeki maharetiyle yarışır. CIA, Soğuk Savaş sırasında, kendi çizgisini yaymak için yüzlerce kitap yayımladı. Özellikle, iltica etmiş bir KGB ajanının anıları olduğu öne sürülen, gerçekte CIA yazıcıları tarafından hayali olarak yazılan Penikovsky Notları ile övünüyordu. Daha acınacak durumda olanı, Claire Sterling'in, şimdi gözden düşmüş olan 1981'deki Papa suikastının arkasında Rusların bulunduğu tezini geliştirdiği Ahtapot adlı kitabıydı. Hatta, ünlü Fodor'un Seyahat Kılavuzu bile CIA için yazılmıştı. CIA, dünyada düzinelerce gazete ve dergiye sahip. Bunlar yalnızca CIA ajanlarına örtü sağlamıyor; aynı zamanda bu ajanlara, haber ajansları aracılığıyla ABD'ye geri dönen yalan haberler üretme olanağı veriyor. CIA, haber ajanslarına da, istenmeyen gerçeklerin yayılmasını önlemekle görevli çok sayıda koruyucu ajan yerleştirmiş durumda. 1977'de, ünlü Watergate gazetecisi Cari Bernstein, 400'ün üstünde Amerikalı gazetecinin CIA tarafından çalıştırıldığını ortaya çıkardı. Bunlar, bilgi getirdikçe para alan serbest gazetecilerden, "gazeteci" maskesi altında çalışan gerçek CIA ajanlarına kadar değişiyor. ABD'nin büyük haber kuruluşlarının hemen hepsinin maaş bordrolarında CIA ajanları bulunuyor. Bunlar kuruluşların en üst yöneticileriyle işbirliği halinde çalışıyorlar. CIA'nın güvenebileceği medyadaki en değerli üç varlığı, William Paley'in CBS televizyonu, Arthur Sulzbergers'in New York Times gazetesi ve Henry Luce'nin Time/Life imparatorluğudur. Her üçü, JFK suikastında tek tabanca olduğunu kanıtlamak için, hayatı yalnız geçmiş bir Oswald tablosu çizdi. CIA ile bilerek çalışan ünlü gazeteciler arasında, National Review'ın kurucusu William F. Buckley, PBS televizyonu röportajcısı Bill Moyers, köşe yazan Stewart Alsop, Washington Post'un eski Yazı İşleri Müdürü Ben Bradlee ve Ms. dergisinin kurucusu Gloria Steinem var. Bernstein'ın CIA ve medya üzerine yazdığı köşe taşı niteliğindeki makale, Kongre'nin bu konuda soruşturma açmasını önlemek için, CIA'nın, "en önemli gazetecilerden bazılarının lekelenebileceği" savıyla harcadığı çılgın çabadan söz eder. Bir zamanların C1A Başkanı George Bush, CIA'nın medyayı manipule etmeyeceği yolunda hiç de inandırıcı olmayan bir gösteri yaptıysa da, CIA'nın, iki kulağınızın arasındaki aralığı en önemli savaş alanlarından biri olarak gördüğü açıktır.* * Clinton'un atadığı yeni CIA Başkanı John Deutch, 1996 başında, CIA'nın gazetecileri kullanma yasağını sona erdirdiğini açıkladı. (Y.N.) Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır... Bu mesaj en son " 08-05-2007 " tarihinde saat 22:28 itibariyle Nominalist tarafından düzenlenmiştir... |
|
|
|
|
|
|
#19 (permalink) |
|
Irak
Irak�ın bulunduğu Mezopotamya bölgesi dünyanın ilk önemli yerleşim merkezlerinden biridir. M.Ö. 7. yüzyıla kadar Sümer-Akad, Babil ve Asurların elinde kalmış, bu tarihte ise Perslerin eline geçmiştir. Bölgede İslamiyetten önceki Araplar da Main, Sebai ve Himyeri devletlerini kurdular. İslamiyetin doğuşu ve hızla gelişmesi ile birlikte Müslümanlar uzun süre bölgeye hakim oldular. Müslümanların dördüncü halifesi Hazret-i Ali�nin kabri Necef�tedir. Oğlu Hazret-i Hüseyin de burada Kerbela�da şehid olmuştur. İmam-ı A�zam Ebu Hanife,Ahmed bin Hanbel, Abdülkadir Geylani gibi büyük alim ve veliler Bağdat ve Kufe�de yetişmişler, insanlığa ilim ve hikmet yaymışlardır. Bu üç zatın türbesi halenBağdat�tadır. Bağdat 762�den itibaren yeni baştan imar edilerek Abbasilerin yani, İslam dünyasının başşehri oldu ve dünyanın en önemli kültür merkezlerinden biri haline geldi. Bilhassa 786-809 seneleri arasında halifelik yapan Harunürreşid ve oğlu Me�mun zamanında Irak dünyanın en parlak ilim ve kültür merkezi oldu. Ancak 1258�de Irak�a giren Moğol hükümdarı Hülagü, şehirleri yakıp yıkmış, binlerce Müslümanı öldürmüştür. Daha sonraki tarihlerde de eski günleri bulamayan Irak, sırasıyla Celayirliler, Timuroğulları, Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safevilerin hakimiyeti altında kaldı. 1515�te Kuzey Irak�ın Osmanlı topraklarına katılmasını takiben Kanuni Sultan Süleyman Han 1534�te ülkenin tamamını fethetti. Irak, Osmanlı hakimiyetinde kaldığı yaklaşık beş asırlık süre zarfında en parlak dönemlerini yaşadı. Kıymetli alimler İstanbul�a götürülerek, çalışmaları için her türlü imkan temin edildi. Osmanlı Sultanı Dördüncü Murad Han zamanında Bağdat ikinci defa fethedildi. Bu fetihte padişah bizzat harbe iştirak etmiş, kale kapısı yıkılırken elindeki gürzle o da yardım etmişti. Kalenin fethinden sonra Şiilerin yıktığı İmam-ı A�zam türbesini yeniden inşa ettirdi. Irak�a göz koyan İngilizler, Birinci Dünya Savaşı sırasında 20 Kasım 1914�te Basra�ya girdiler. Ancak 29 Mayıs 1916�da Irak ve Osmanlı Kuvvetleri �Selman Pak� meydan savaşında İngilizleri yenerek tamamını esir ettiler. Birinci Dünya Savaşından sonra Osmanlılar bölgeden çekildiklerinden Iraklılar yalnız ve zayıf kaldılar. Bunu farkeden İngiltere 1918�de ordularını Musul�a soktu. 1920�de yapılan son Roma Konferansında da Irak�ın İngiliz mandası altına girmesi kararlaştırıldı. 1930�da İngiltere Irak�a sözde bağımsızlık tanıdı. 1933�te de Faysal�ın oğlu Gazi, kral oldu. Irakİkinci Dünya Savaşına girmedi. Ancak bütün İngiliz sömürgeleri gibi savaştan etkilendi. 14 Temmuz 1958�de Irak ordusu, 22 yaşındaki Kral İkinci Faysal�ın da öldürüldüğü kanlı bir darbe ile yönetime el koyarak cumhuriyeti ilan etti. Ancak darbeci Abdülkerim Kasım tam bir diktatör olduğundan, Irak�a İngilizlerden fazla bir hürriyet vermedi. Bunun üzerine Sosyalist Arap Baas Partisi aynı senenin 8 Şubatında yönetimi ele geçirdi. 18 Kasım 1963�te işe Arif Kardeşler, karşı darbe ile başa geçti. Beş sene sonra 30 Temmuz 1968�de de Baas Partisi yeni bir darbe yaparak ikinci defa yönetimi ele geçirdi. Saddam Hüseyin�in başkanlığındaki Devrim Komuta Konseyi ve Sosyalist Arap Baas Partisi bugün de işbaşındadır. 22 Eylül 1980�de başlayan Irak-İran savaşı ülkede yüzbinlerce insan kaybına, milyarlarca dolarlık zarara huzurun, barışın ve düzeninin bozulmasına yol açtı. Sekiz sene gibi uzun bir savaş sonunda, 20 Ağustos 1988�de ateşkes imzalandı. 1990 ortalarında Irak orduları Kuveyt�e girerek burayı işgal etti. Bunun üzerine başlayan Körfez Krizi petrol fiatlarının artmasına ve ekonomik dalgalanmalara sebep oldu. ABD-Suudi Arabistan�ın güvenliğini sağlamak için 500.000 asker, birçok Avrupa devleti de Basra Körfezine donanma gönderdi. Irak�a, Kuveyt�i boşaltmak için verilen sürenin bittiği 16 Ocak 1991 günü, Müttefik güçler askeri harekata başladı. Bir ay zarfında Irak mağlub olarak Kuveyt�ten çekilmek mecburiyetinde kaldı. Ateşkes antlaşması imzalanarak barış görüşmelerine başlandı. Amerika Irak�ın kuzey sınırındaki kürtleri korumak için askeri birlik bulundurmaktadır. Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır... |
|
|
|
|
|
|
#20 (permalink) |
|
Jonestown Katliamı
1978'de Guyana'nın Jonestown kentinde meydana gelen kitle kırımının, CIA'nın barbarca ve dev boyutlardaki "davranış kontrolü" deneylerinin doruk noktası olduğuna ilişkin çok sayıda kanıt bulunuyor. Ve bu kırım, o zamanlar bildirildiği gibi toplu intihar değil, bir kitle katliamıydı. Guyana adli tabibinin raporu, 913 kurbanın siyanürlü içkiden içmediğini, cesetlerde siyanür izine rastlanmadığını ortaya koydu. Kurbanların yüzde 80-90'ına öldürücü ilaçlar enjekte edilmiş, geri kalanlar ise vurulmuştu. Adli tabip, yalnızca 2 kişinin intihar ettiği sonucuna vardı. Tarikatın lideri Jim Jones'un uzun zamandan beri CIA ile bağlantısı vardı. Bu bağlantı, CIA'nın ünlü işkence uzmanı Dan Mitrione ile çocukluk arkadaşı olduğu döneme kadar uzanır. Mitrione işkenceyi bir sanat dalı olarak görürdü. Brezilya ve Uruguay'da güvenlik güçlerini eğitirken, uygulamalı işkence dersleri için dilencileri kaçırırdı. Mitrione'nin eski kafadan Jones da aynı dönemde Brezilya'daydı ve CIA istasyonunun bulunduğu Belo Horizonte'ye sık sık gidip geliyordu. Jones, California'nın Ukiah kasabasında Halkın Tapınağı'nı kurmak üzere Brezilya'dan döndü. Başlarda, tarikat mensuplarına şok edici eziyetler yapıyordu. Müritlerini liberal politikacıların yer aldığı örgütlere sızmak için kullandı. Seçimlerde oy çıkararak politikacıları minnettar bırakıp kendine bağladı. San Francisco Belediye Başkanı George Moscone ve Müfettiş Harvey Milk, Jonestown'dan bir hafta sonra öldürüldüler. İkisinin de Jones'a siyasi minnet borcu vardı. Tıpkı, iki cinayetin katilini baştan savma sorgulayan ve tek bir söz üzerine serbest bırakan bölge savcısı gibi... Cinayetlerin Halkın Tapınağı ile bağlantılı olduğu haberleri çıkmaya başlayınca, Jones müritleriyle birlikte Guyana'ya kaçtı. Guyana Başbakanı, koltuğunu, 1964'te CIA'nın gerçekleştirdiği bir darbeye borçluydu. Jones, Amerikan Elçiliği'ndeki CIA ajanlarıyla temasa geçti. Bu ajanlardan en az biri katliam sırasında Jonestown'daydı. Katliamdan sağ kurtulanlar, Jonestown'un zenci müritlerin köle gibi çalıştırıldığı bir toplama kampına benzediğini söylediler. Zenci müritlere dayak atılıyor, işkence yapılıyor, tecavüz ediliyor ve büyük dozlarda bilinci yok edici ilaç ve uyuşturucu veriliyordu. Jonestown'da, MK-ULTRA programında kullanılan zihin bulandırıcı maddelerden o kadar çok bulunuyordu ki; 200 bin kişilik bir kenti bağımlı yapmaya yeterliydi. Olay, Kongre'de CIA'nın örtülü operasyonlarına şiddetle karşı çıkan Cumhuriyetçi Leo Ryan'ın olayı araştırmak için Jonestown'a gitmesi ve Jones'un müritlerince öldürülmesiyle son buldu. Sonra, Jones'un zengin beyaz yardımcılarının paçayı sıyırdıkları toplu. cinayetler başladı. Katliam alanında milyonlarca dolar nakit para bulundu. Ancak, Jones'un 2 milyar dolar olarak hesaplanan serveti, gizli banka hesaplarında kayboldu. Jones'a gelince, cesedine ait olduğu söylenen fotoğraflarda, vücudundaki ünlü dövmeler görülmüyordu. Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır... |
|
|
|
|