Yorumla.Net  


Geri Git   Yorumla.Net > Genel Bilgi > Dünya Tarihi

Dünya Tarihi Dünya Tarihi Hakkında Herşeyi Buradan Bulabilirsiniz

Yorumla.Net Forum'a Hoşgeldiniz

! FORUMDAN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLUN !

Hızlı Üye Ol
Ücretsiz ve HIZLI Bir Şekilde Üye Olara Sizde Yorumlarınızı Yazın

Nick Şifre Şifre Tekrar E-Mail: Confirm E-Mail:
 
Image Verification
Lütfen Resimdeki Harfleri Aynen Yazınız !

  Okudum Forum Kuralları 


Yeni Konu Gönder  Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 10-29-2007, 23:02   #41 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,787
Rep Gücü: 7662
Rep Puanı : 757473
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan




Kazvînî

Kazvinî (1203-1283), İdrisî gibi bir gezgin olmadığı için, coğrafya hakkındaki bilgisi kendisinden önce yazılmış olan coğrafya yapıtlarına dayanır. Günümüze ulaşmış eserleri arasında en çok tanınanı Acâyibü'l-Mahlûkât (Garip Yaratıklar) adlı bir kozmoğrafya kitabıdır. İki bölüme ayırmış olduğu bu kitabının birinci bölümünde, Kazvinî, Ayüstü alemi, ikinci bölümünde ise Ayaltı alemi tanıtmaktadır. Gökyüzündeki yıldızlardan başlayıp, Yeryüzü'ndeki insanlara varıncaya değin bilinen veya hayal edilen hemen hemen bütün varlıkları tatlı bir üslupla anlatan Acâyibü'l-Mahlûkât, İslâm Dünyası'ndaki diğer kozmoğrafya eserlerinden daha büyük bir ilgi görmüş ve Farsça'nın yanında defalarca Türkçe'ye de tercüme edilmiştir.

Kazvinî'nin Acâyibü'l-Buldân (Garip Beldeler) adlı eseri ise coğrafyayla ilgilidir. Bu kitabında, Dünya'yı Batlamyus gibi yedi iklime ayırmış ve her iklimde bulunan ülkeleri bütün yönleriyle tanıtmıştır. Ayrıca edebiyat ve siyaset tarihine ve ismini andığı ülkelerde yaşamış olan meşhur adamların hayat öykülerine ilişkin geniş bilgiler de vermiştir.



Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-29-2007, 23:03   #42 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,787
Rep Gücü: 7662
Rep Puanı : 757473
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan

Kırımlı Aziz Bey


Tıbbiye'de yetişen Kırımlı Aziz Bey (1840-1878), Derviş Paşa'nın Usûl-ı Kimya'sından yirmi yıl sonra, Kimya-yı Tıbbî (Tıbbî Kimya, 1871) adlı bir kimya eseri yayımlamıştır. Bu eserin en ilginç yönlerinden birisi, Giriş bölümünde kimya tarihine ilişkin ayrıntılı bilgilerin verilmiş olmasıdır.

Kırımlı Aziz Bey, kimya sembollerinin, Latin harfleri yerine Osmanlı harfleriyle gösterilmesini önermiş ve kitabında bütün denklemleri bu harflerle yazmıştır.

Kimya-yı Tıbbî aslen bir inorganik kimya kitabıdır ve iki cillten meydana gelmiştir; birinci cildinde kimyanın temel kavramları tanıtılmış, deneylerde kullanılan aletler betimlenmiş ve ametaller kimyası anlatılmıştır; ikinci cildinde ise metaller kimyası işlenmiştir. Ayrıca eserde inorganik maddelerin tıbbî uygulmalarına da kısaca değinilmiştir


Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-29-2007, 23:03   #43 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,787
Rep Gücü: 7662
Rep Puanı : 757473
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan

Vitrivius

Bu dönemin önde gelen mühendis ve mimarlarından en ünlüsü, mimarlık hakkında bilinen ilk yapıtı derlemiş olan Vitrivius'tur (M.Ö. 1. yüzyıl). Vitrivius'un, De Architectura (Mimarlık Üzerine) adlı bu yapıtı on bölümden oluşur ve bu bölümlerde, sırasıyla, mimarlığın ilkeleri, mimarlık tarihi ve mimarlıkta kullanılan malzemeler, İyon ve Dor tapınakları, tiyatro, hamam ve liman gibi kamu inşaatları, kent ve köy evleri, eviçi düzenlemeleri, su tesisatı, su saatleri ile mekanik araçlar gibi önemli konular ele alınarak işlenir. Bu yapıtın amacı, genç mühendis ve mimarlara, inşaat için gerekli olan bilgileri vermektir.

Vitrivius, ses yayılımının hava dalgaları aracılığıyla gerçekleştiğini söylemiştir; tiyatrolarda akustik konusunu incelemiş ve sesi yükseltmek için kullanılan vazolar yapmıştır.

Kent ve köy evleri inşasında iklimin önemi üzerinde durur. Evlerin iç bölmelerinin yerleştirilmesinde, yönlerin dikkate alınması gerektiğini belirtir ve tavan, duvar ve tabanların nasıl hazırlanacağına ve ne renk boya kullanılacağına değinir.


Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-29-2007, 23:03   #44 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,787
Rep Gücü: 7662
Rep Puanı : 757473
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan

Zehrâvî

Zehrâvî (? - 1013), Endülüs'ün Zehrâ şehrinde doğmuş ve el-Tasrîf adıyla tanınan bir yapıt kaleme almıştır. Bu yapıt, cerrâhîyi ilgilendiren son bölümüyle meşhur olduğu için, Zehrâvî, İslâm Dünyasında ve daha sonra da Hıristiyan Dünyasında cerrâh olarak isim yapmıştır. Bilindiği gibi, cerrâhî müdahale, güçlüğü nedeniyle uzun asırlar boyunca pek itibar edilmemiş bir tedavi yöntemidir ve ancak tekniğin belli bir gelişim kaydetmesinden sonra ilerleme gösterebilmiştir. Dolayısıyla bu konuda yazılmış olan müstakil eserler nadirdir; hekimler, bazan tıp eserleri içinde cerrâhîye küçük bir bölüm ayırmakla yetinmişler bazen da bu konuyu hiç dikkate almamışlardır. Zehrâvî'nin el-Tasrîf'i bu bakımdan büyük bir önem taşır.

El-Tasrîf'de dönemin cerrâhî ile ilgili bilgileri özetlenmiş ve yaraların dağlanması, tecrübe edinmek için canlı hayvanlar üzerinde ameliyatlar yapılması, kadavra teşrihi gibi yeni görüş ve yöntemler bilim dünyasına tanıtılmıştır. Bu nedenle cerrâhî ile ilgili son bölümü, Cremonalı Gerard tarafından Latince'ye çevrilmiş ve 1497'de Venedik'te, 1541'de Basel'de ve 1778'de ise Oxford'da basılarak çoğaltılmıştır.

Avrupa'da sonradan ortaya çıkan cerrâhî sanatının kuruluşunda büyük yardımları olan bu yapıtta, ameliyatlarda kullanılan aletlerin resimleri de çizilmiştir; bu resimler bize dönemin cerrâhî tekniği ile ilgili ayrıntılı bir fikir vermektedir.


Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-29-2007, 23:04   #45 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,787
Rep Gücü: 7662
Rep Puanı : 757473
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan

Zerkâlî

Endülüs'ün önde gelen astronomlarından birisi olan Zerkâlî (1029-1087), Tuleytula'da (Toledo), bir gözlemevi kurmuş ve 1061-1080 yılları arasında yapmış olduğu gözlemleri bir yapıtta toplamıştır. Bu yapıt, sonradan Alfonso Tabloları adıyla tanınan kitabın hazırlanmasında kullanılacaktır.

Batlamyus kuramında, Güneş'in Yer'den en uzak konumu olan günötenin durağan olduğu benimsenmiş ve gözlemlerin bildirdiği farklı veriler gözlem hatalarıyla açıklanmıştı. İslâm Dünyası'nda Sâbit ibn Kurrâ, bu görüşten kuşku duymuş ama bunun yerine daha doyurucu olan başka bir görüş koyamamıştı. Zerkâlî ise, günöte noktasının durağan olmadığını ve yılda 12 saniyelik bir açıyla Batı'dan Doğu'ya doğru yer değiştirdiğini öne sürmüştür; ona göre, bu yer değişikliğini, Güneş'in yörünge merkezinin bir çember üzerinde dolandığını varsayarak açıklamak mümkündür. Böylece Zerkâlî, Batlamyus kuramının doğruluğu konusundaki kuşkuların güçlenmesine neden olmuştur.


Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...

Bu mesaj en son " 07-28-2007 " tarihinde saat 23:11 itibariyle yeganem tarafından düzenlenmiştir...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-29-2007, 23:05   #46 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,787
Rep Gücü: 7662
Rep Puanı : 757473
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan

Zenon

Bu okulun diğer bir temsilcisi de Zenon'dur. Parmenides'le birlikte Atina'yı ziyaret etmiştir; orada önemli matematikçilerle karşılaşmış olması muhtemeldir.

Zenon'a göre, Pythagorasçılara ait olan bir doğrunun noktalardan oluştuğu görüşü, beraberinde zorunlu olarak sonsuz bölünebilirliği de getirmektedir; ama şu paradokslar göz önünde bulundurulacak olursa bunun olanaklı bir şey olmadığı hemen anlaşılır :

1. Stadyum Paradoksu: Bir noktadan diğer bir noktaya ulaşmak için, öncelikle bu iki nokta arasındaki mesafenin yarısını geçmek gerekir; ancak bu yeni mesafeyi geçmek için de, önce onun yarısı geçilmelidir ve bu böylece sonsuza kadar sürdürülebilir. Öyleyse, sonsuz sayıdaki noktayı, sonlu bir sürede geçmek olanaksızdır.

2. Aşil Paradoksu : Yunanlıların ünlü koşucularından Aşil, bir kaplumbağaya bir miktar avans verdikten sonra koşmaya başlarsa, asla ona yetişemez. Aşil'in kaplumbağaya yetişebilmesi için, öncelikle avans olarak vermiş olduğu mesafeyi koşması gerekir, ama bu süre içinde kaplumbağa bir miktar daha yol almış olacaktır. Aşil bu mesafeyi de koştuğunda, kaplumbağa biraz daha ilerde bulunacak ve mesafe sonsuz noktalardan oluştuğuna ve sonsuz sayıdaki noktalar sonlu bir sürede geçilemeyeceğine göre, Aşil hiçbir zaman kaplumbağaya yetişip yarışı kazanamayacaktır.

3. Ok Paradoksu : Yaydan fırlayan bir okun hedefe ulaşabilmesi için, yayla hedef arasındaki noktalarda tek tek duraklaması gerekir; bu noktalar sonsuz sayıda olduğuna göre, ok asla hedefi bulamayacaktır. Öyleyse hareketten ve harekete bağlı olarak meydana gelecek olan değişmelerden söz etmek olanaksızdır


Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-29-2007, 23:05   #47 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,787
Rep Gücü: 7662
Rep Puanı : 757473
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan

Witelo

13. yüzyılda Batı'daki bilimsel çalışmalar üzerinde etkili olan diğer önemli bir bilim adamı da Witelo'dur. Witelo özellikle optik ile ilgilenmiş ve görmenin, gözden çıkan ışınlar aracılığıyla gerçekleşmediğini belirtmiştir. Aslında İbnü'l-Heysem'den alınmış olan bu sav, Batı optik tarihi açısından oldukça önemlidir; çünkü 13. yüzyılda Batı'da Göz-ışın Kuramı'nı savunmayan tek yazar Witelo'dur.

Bilindiği gibi, daha önce İbnü'l-Heysem'in görkemli karşı çıkışları sonucunda, asırlardan beri yürürlükte kalan Göz-ışın Kuramı çürütülmüş ve Nesne-ışın Kuramı'nın geçerliliği kanıtlanmıştı. Ancak, 13. yüzyılda Batı'da John Pecham ve Roger Bacon gibi optikçiler, temel pek çok optik sorununun çözümünde İbnü'l-Heysem'le hemfikir olmalarına karşın, ışığın kaynağı ve görmenin oluşumunu sağlayan ışınlar konusunda ondan ayrılmışlar ve ışınların gözden çıktığını savunmuşlardı. Bu nedenle, ışınların gözden çıkmadığını savunması bakımından, Witelo, Batı optiğinde ileri bir adımı temsil ediyordu.

Şunu hemen belirtmek gerekir ki 13. yüzyıl Batıda optik bilimi açısından bir sentez dönemi olmuş ve yukarıda isimlerini anmış olduğumuz optikçiler, çalışmaları sırasında üç temel geleneği, yani Eski Yunan, İslâm ve Hıristiyan geleneklerini birleştirerek optik bilimine yeni bir çehre kazandırmışlardır; bu bilginler arasında en başarılı olan kişi Roger Bacon'dır. Bacon'dan sonra, optik alanında 16. yüzyıla kadar büyük bir gelişme olmamış ve 16. yüzyıla gelindiğinde, Kepler'in retinal görüntü kuramı ile yeni bir atılım gerçekleştirilmiştir.

Dominikenler ise, yukarıda da belirtildiği gibi özellikle Müslüman düşünürlerin etkisiyle felsefeye yönelmiş ve daha çok Aristoteles Felsefesi ile Hıristiyan Öğretisi'ni uzlaştırmaya çalışmıştır.


Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-29-2007, 23:06   #48 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,787
Rep Gücü: 7662
Rep Puanı : 757473
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan

Şerefeddin Sabuncuoğlu

Fatih döneminin meşhur hekimleri arasında yer alan Sabuncuoğlu (1386?-1470), şehzadeler şehri diye anılan Amasya şehrinde doğmuş ve temel eğitimini orada, Amasya Darüşşifâsı'nda tamamlamıştır.

Şerefeddin Sabuncuoğlu, diğer birçok hekimin aksine özellikle cerrahî ile ilgilenmiştir. Genel olarak hekimler cerrahîye pek ilgi duymamışlar ve hatta cerrahî tedavinin gerekli olduğu durumlarda bile, ilaçla tedaviyi tercih etmişlerdir. Bunun sebebi cerrahî müdahalede hayatî tehlikenin çok yüksek olması ve bu tehlikeyi asgariye indirecek ve ameliyatı kolaylaştıracak bazı teknik imkanların bulunmasıdır. Bu tip imkanların oluşması için, yani antibiyotik, analjezik, antiseptiklerin ve bunların yanı sıra anatomi bilgisinin yeterince gelişmesi için 19. yüzyılı beklemek gerekecektir.

Şerefeddin Sabuncuoğlu'nun eserlerinden birisi Akrabadin Tercümesi'dir. II. Bayezid, şehzadeliği zamanında, Amasya Valisi iken (1481-1512), Şerefeddin Sabuncuoğlu'ndan Zeyneddin el-Cürcânî'nin (öl. 1136) Zahire-i Harzemşâhî diye bilinen eserini tercüme etmesini istemiş Sabuncuoğlu da bu hacimli eserin sadece farmakoloji kısmını çevirmiştir.

Sabuncuoğlu'nun ikinci ve nispeten daha meşhur olan eseri Kitâbü'l-Cerrahiyyeti'l-İlhaniyye adını taşır. Eser, bilindiği kadarıyla, Osmanlı İmparatorluğunda kaleme alınmış yegâne resimli cerrahî eseridir. 11. yüzyılda Endülüs'te yaşamış olan Ebû'l-Kâsım Zehrâvî'nin Kitâbü'l-Tasrîf adlı eserinin cerrahî ile ilgili kısmının tercümesi olduğu ileri sürülmüştür. Ancak Sabuncuoğlu her ne kadar büyük ölçüde söz konusu eserden yararlanmışsa da, eseri tam olarak tercüme ettiği söylenemez. Eserde, yer yer kendi gözlem ve deney sonuçları da yer almaktadır. Doğal olarak, Sabuncuoğlu kendinden önce yaşamış belli başlı cerrahlardan olan Zehrâvî'den yararlanmak zorunda idi, ancak bir hekim, bir cerrah olarak kendi çalışmalarıyla mevcut bilgiyi kaynaştırmış ve bize bu terkibi sunmuştur.

Zehrâvî'nin eserinde yapılan ameliyatlar ve bu ameliyatlarda kullanılmış olan aletler verilmiştir. Halbuki Sabuncuoğlu'nda gerçekten önemli bir katkı daha vardır ki o da, aletlerin yanı sıra ameliyatın nasıl yapıldığını gösteren temsili resimlerin mevcut olmasıdır. Bu resimlerde hasta ve doktorun pozisyonu ile aletlerin nasıl kullanıldığı da görülmektedir. Böylece kullanılan cerrahî tekniğini de açık ve seçik olarak görmek mümkün olmaktadır. Günümüzde de zaman zaman yazılı açıklamalara yardımcı olmak üzere bu tip şemalar verilmektedir.

Sabuncuoğlu'nun bir başka eseri daha vardır. Mücerrebnâme adını taşıyan bu eser adından da anlaşılacağı gibi, ilaçlarla ilgilidir. Şerefeddin Sabuncuoğlu bu eserinde sadece muhtelif ilaçlar ve onların kullanılışlarıyla ilgili bilgiler vermemiştir. Bilindiği gibi, uzun yıllar hekim olarak görev yapmıştır; bu sırada kazandığı deneyimlerinin yanı sıra, bizzat yaptığı bazı deneyleri de burada aktarmıştır. Onlardan biri de bazı zehirlerle ilgili olarak yaptığı hayvan deneyleridir. Bu deneylerde denek olarak horozları kullanmıştır.


Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-29-2007, 23:06   #49 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,787
Rep Gücü: 7662
Rep Puanı : 757473
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan

İbn Bâcce

Aristotelesçiliği ve Yeni Platonculuğu Endülüs'e taşıyan İbn Bâcce (1095-1138), idarî görevlerinin yanısıra hekimlik de yapmış ve botanik, astronomi ve müzik ile ilgilenmiştir. Aristotelesçidir; Batlamyus'un eksantrik ve episikl düzeneklerini eleştirmiş ve Aristoteles fiziği ile uyum içinde olan yeni bir kuram arayışına girmiştir.

İbn Bâcce de, diğer Müslüman filozoflar gibi, İlahî Hakikat'a ulaşmak ister ve ona göre, bunun yolu, sezgiden değil akıldan geçer. Gazâlî bunun aksini savunmak suretiyle, hem yanılmış hem de yanıltmıştır.


Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-29-2007, 23:07   #50 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,787
Rep Gücü: 7662
Rep Puanı : 757473
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan

İbn Haldûn

İbn Haldûn (1332-1406) Hadramut'tan Endülüs'e göç edip daha sonra Tunus'a yerleşen asil bir aileye mensuptur. Maceralı bir hayat sürmüş, hem memleketinde hem de Endülüs'te bulunan küçük sultanlıklarda vezirlik de dahil olmak üzere çok önemli idarî görevlerde bulunmuştur. Bu sırada muhtelif toplulukları yakından gözleme olanağını elde etmiş ve Berberî tarihini konu edinen yedi ciltlik meşhur yapıtı Kitâbu'l-'İber'i 1380 tarihinde tamamlayarak ilk nüshasını Tunus sultanına sunmuştur.

Bir süre sonra, hacca gitmek niyetiyle Tunus'tan ayrılan İbn Haldûn, Kâhire'ye ulaştığında Memlûk sultanı el-Melikü'z-Zâhir Berkûk tarafından Ezher Medresesi'nde görevlendirilmiş ve 1384 yazında Mâlikî Başkadılığı'na atanmıştır. Akdeniz yoluyla Mısır'a gelmekte olan ailesini bir deniz kazasında kaybetmesi üzerine, görevinden ayrılarak bir çiftliğe çekilmiş ve Kitâbü'l-'İber'i yeniden gözden geçirip eksiklerini gidermiştir (1394)

Timur'un Şâm'ı kuşatması sırasında, Memlûkların sefâret heyetine başkanlık ederek Timur'la görüşmüş ve Şâmlıların teslim olmak için ileri sürdükleri koşulları Timur'a benimsetmeye çalışmıştır.

İbn Haldûn, Kitâbu'l-İber'in meşhur Mukaddime'sinde, yani girişinde, tarih disiplinini bilimleştirmeye çalışır. Bilindiği gibi, Aristoteles tarihî araştırmayı bilimin dışında bırakmış ve bilimlerin, insanların neden oldukları değişken olaylarla değil, değişken olmayan olaylarla ilgilenmesi gerektiğini söylemişti. İbn Haldûn öncelikle bu görüşe karşı çıkarak tarihin bilimleştirilebileceğini savunmuştur.

İbn Haldûn'a göre, tarih Yunan tarihçileri ile bunlardan sonra gelen Müslüman tarihçilerinin düşündükleri gibi, bir takım dinî, siyasî ve askerî olayları, oluş anlarına göre arka arkaya sıralamaktan veya peygamberlerin ve hükümdarların hayatlarını anlatmaktan ibaret değildir. Bir tarihçinin, öncelikle tarihî olaylardaki benzerlikleri ve farklılıkları saptayarak, bunlar arasındaki zaman ve mekan dışı nedensel ilişkileri belirlemesi gerekir; tarih, ancak bu düzeye ulaştırıldığında bilimleşebilir.

İbn Haldûn'un, Kitâbü'l-'İber'i uzun bir süre tarihçilerin ilgisini çekmemiştir; değeri ilk defa Türk tarihçileri tarafından anlaşılmış ve 16. yüzyıl Osmanlı bilginlerinden Muhammed ibn Ahmed Hâfızüddin 'Acemî (öl.1550) Medînetü'l-'İlm (Bilim Kenti) adlı yapıtında İbn Haldûn ile yapıtlarından söz etmiştir. Daha sonra, Mukaddime'nin bir kısmı, Şeyhülislâm Pirîzâde Mehmed Sâhib Efendi tarafından 1749'da Türkçe'ye çevrilmiş ve 1858'de iki cilt halinde İstanbul'da basılmıştır. Geriye kalan kısmı ise Ahmed Cevdet Paşa çevirerek 1860 yılında İstanbul'da yayınlamıştır. Ancak bu tercümeler oldukça serbest bir anlayışla yapıldığı ve mütercimlerin görüşlerini de kapsadığı için, bir telif olarak da kabul edilebilir.


Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla


Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları



Saat 16:04.


Powered by vBulletin Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0

Hosting Hizmetleri TOPlist Forums Directory
lida

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173