Yorumla.Net  


Geri Git   Yorumla.Net > Genel Bilgi > Dünya Tarihi

Dünya Tarihi Dünya Tarihi Hakkında Herşeyi Buradan Bulabilirsiniz

Yorumla.Net Forum'a Hoşgeldiniz

! FORUMDAN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLUN !


Yeni Konu Gönder  Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 10-29-2007, 21:58   #21 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,776
Rep Gücü: 7681
Rep Puanı : 759385
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan




Ahmed ibn el-Mecdî (1358 - 1447)

Muhtemelen Kâhire'de yaşayan ve İbnü'l-Mecdî adıyla meşhur olan bu bilginin tam adı, Şihâbüddin Ebû'l-Abbâs Ahmed ibn Receb ibn Tanboğa el-Atabeğî (1358-1447) idi. Özellikle mîkât ile ferâiz alanlarında eserler vermiş ve astronomların kullandıkları altmışlık hesaplama yöntemini tanıtan Keşfü'l-Hakâ'ik fî Hisâbi'd-Derec ve'd-Dakâ'ik (Derecelerin ve Dakikaların Hesaplanmasında Gerçeklerin Keşfi) adlı kitabı sonradan öğrencisi Bedreddin Sıbt el-Mârdînî tarafından şerh edilmiştir.



Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-29-2007, 21:58   #22 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,776
Rep Gücü: 7681
Rep Puanı : 759385
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan

Henry Ford (1863 - 1947)

Amerikalı otomobil üreticisi Ford, çoğunlukla yalnız tek bir modeli satışa çıkardığı halde, 20. yüzyılın ilk yarısında Amerikan piyasasına egemendi. Kendisi tarafından ilk kez uygulanan seri üretimle Ford, sürümü ve kazancı artırdı. Ayrıca daha yüksek ücretler ve daha kısa çalışma saatleriyle işçilerin koşullarını daha çekici bir hale getirdi.

30 Temmuz 1863'de Dearborn/Michigan'da İrlanda kökenli bir çiftçinin altı çocuğunun en büyüğü olarak dünyaya geldi. Oniki yaşındayken annesini kaybeden Henry, boş zamanlarını kendisine kurduğu bir mekanik atölyesinde geçiriyordu. Burada 15 yaşında ilk buharlı makinesini yaptı. Detroit'te bir şirketin atölyesinde çıraklığa başladı ve önceleri cep saatleri onarımı konusunda uzmanlaştı. Cep saatlerini büyük çapta uygun fiyata üretme planından kısa bir süre sonra vazgeçti. 1882'de Michigan'ın güneyinde buharlı makine montörü olarak ilk kez sürekli bir işe girmiş oldu.

Altı yıl sonra bir çiftçinin kızı olan Clara J.Bryant ile evlenerek ondan bir çocuk sahibi oldu. 1891'den sonra Detroit'te Edison Illuminating Company'de (Işıklandırma Şirketi) mühendisliğe başladı (1893'te başmühendis oldu). Boş zamanlarında otomobil üretimi üzerinde çalışıyordu. İlk tek silindirli benzin motorunu 1893'te kendi evinin mutfağında üretti. Üç yıl sonra ilk otomobilini yaptı. 33 yaşındaki Ford, bisiklet tekerlekleri monte ettiği bir şasiye bir motor taktı. İlk şirketi olan Detroit Automobile Company, kuruluşundan birbuçuk yıl sonra, 1890'da iflas edince, Ford 16 Haziran 1903'te hisselerine % 25,5 oranında ortak olduğu Ford Motor Company'yi kurdu. Aynı yıl içinde ürettikleri ilk otomobil ABD'de satıldı. 1904'ten sonra otomobillerini başka kıtalara da ihraç etti.

Amerikalı Ford aynı yıl içinde kendi üretimi "999" markalı yarış arabasıyla yeni bir dünya rekoru kırdı. T Modeli 1906'dan beri şirketinin en büyük hisse sahibi ve başkanı olan Ford, 1908'de yaptığı T Modeli arabasıyla şirketinin dünya çapında tanınmasını sağlayan bir satış rekoru kırdı. Yalnız tek bir modeli satışa sunma düşüncesi önceleri kuşkuyla karşılanan Ford, bu uygulamayla turnayı gözünden vurdu. 1906'da İngiltere'de ilk Avrupa şubesini açan Ford, 1927'de A modelinin üretimine geçinceye kadar, yaklaşık olarak 15 milyon araba sattı. İşletmesi 1917'de üretimine tarımsal taşıt araçları (özellikle traktör) ekleyerek üretim yelpazesini genişletti.

1925'te kısa bir süre yolcu ve kargo uçakları üretimine de geçti. 1919'dan beri oğlu Edsel ilebirlikte şirketi yöneten Ford, bu tarihte şirketinin bütün hisselerini satın almıştı. Şirketinin ekonomik başarıları, yalnız satışa sunulan taşıt araçlarına dayanmakla kalmayıp, Ford'un planlama, örgütlenme ve üretim alanlarında uyguladığı yeniliklerle de yakından ilişkiliydi. 1913'te otomobil endüstrisine seri üretim bandını getiren Ford'dur. Ford'un, iş bölümü ve rasyonelleştirme yoluyla daha düşük maliyetli bir üretime ve daha yüksek satış sayılarına ulaşılacağına ilişkin düşüncesi tutundu. Aynı zamanda daha kısa çalışma saatlerini ve daha yüksek işçi ücretlerini savunmakla birlikte şirketinde sendikal eylemleri kabul etmedi.

"Fordizm" izleyen zamanlarda çok sayıda işletme tarafından benimsendi. Ford, Belçika (1922), İtalya (1923) ve Almanya'da (1925) fabrikalar kurduktan sonra Avrupa'daki Ford işleri 1928'den sonra İngiltere'de kurulan yeni bir fabrikadan merkezi olarak yönetildi. 1932'de piyasaya sürdüğü Y Modeli özellikle Avrupa pazarı için tasarlanmıştı. Bu model 1933'te geliştirilen V8 motoruyla birlikte, işletmenin izleyen yıllardaki gelişimi üzerinde, belirleyici bir rol oynadı. Ford, İkinci Dünya Savaşı'nda, tıpkı daha önce Birinci Dünya Savaşı'nda yaptığı gibi, işletmesini tamamen savaş üretimine göre uyarladı. Ford Motor Company savaş malzemesi teslimatında en büyük şirketlerden biri oldu ve çok da iyi para kazandı. Buna rağmen Ford, her iki dünya savaşından önce barışın korunması için çaba harcamış ve 1936'da barışın güvence altına alınmasını hedefleyen bir vakıf olan Ford Foundation'ı kurmuştu.

Şirket Başkanlığına Oğlu Edsel 1943'te ölünce Henry Ford yeniden şirketinin yönetimini üstlendi. 1945'te savaşın sona ermesiyle silahlanmaya yönelik siparişlerin çoğu iptal edilince, Ford rekor sayılacak bir süre içinde barışsal üretime geçti. Temmuz 1945'te ilk binek otomobili üretim bandından çıktı. Bu, ABD'de üç buçuk yıldır üretilen ilk arabaydı. Bundan iki ay sonra Ford, şirket yönetimini torunu Henry Ford II'ye devretti. Şirketin kurucusu Ford, 7 Nisan 1947'de, 83 yaşında, Dearborn/Michigan'daki evinde bir beyin sektesinden öldü.


Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-29-2007, 21:59   #23 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,776
Rep Gücü: 7681
Rep Puanı : 759385
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan

Gerard Philips (1858 - 1942)

Hollandalı mühendis Philips 1891'de kurduğu ampul fabrikasını, bunu izleyen 31 yıl içinde Avrupa'nın piyasa lideri haline getirdi. Dünya çapında genişleyen şirketinin önemli bir elektronik kuruluş olmasını sağladı.

Philips Zaltbommel'de hem bankacı hem de kahve ve tütün tüccarı olan bir babanın oğlu olarak doğdu. Liseyi bitirdikten sonra Delft Teknik Üniversitesi'nde makine mühendisliği okudu. 26 yaşındaki genç önce Glasgow'da (İskoçya) bir tersanede çalıştı. Ardından da Glasgow Üniversitesi Doğa Felsefesi Bölümü'nde bir araştırma ekibinde bir yıl çalıştı. Büyük bir elektrikle aydınlatma şirketi olan Londra'daki Anglo-American Brush Electric Light Corporation Ltd.'de çalışan Philips, 1887'den sonra kıta Avrupası'nda çeşitli projeleri yönetti.

Hollanda'da kendi ampul fabrikasını kurma hedefine ulaşabilmek için babasının servetinden yararlandı. Philips & Co. şirketi 1891'de 75.000 guldenlik bir sermaye ve 10 çalışanıyla Eindhoven'de kuruldu. Şirketin kurucusu Philips ilk yıllarda çok yönlü yeteneğiyle başarı kazandı. Sadece bir girişimci ve çalışanların kişisel haklarının savunucusu olmakla kalmayıp, şirket yönetimi ve kendisini en çok ilgilendiren konu olan araştırmaya da ağırlık verdi. Kaliteyi, işteki başarı ve yüksek üretim sayılarına ulaşmak için, bir ön koşul olarak gördüğünden, çalışmalarının başlıca ilkesini yüksek kaliteli mal üretmek oluşturdu. Girişimci felsefesi şöyleydi: Kalitenin olduğu yerlerde her zaman yüksek üretim sayılarına ulaşılır.

Erkek kardeşi Anton 1895'te şirkete ortak oldu. O satış işlerini yönetirken Gerard da yönetim işlerinden sorumlu oldu. Çok sayıda yeni ürün ve yeni üretim yöntemi sayesinde, şirketleri o yıl ilk kez 1.600 guldenlik bir kâr elde etti ve 20'nci yüzyılın başında kıta Avrupası'nın önde gelen ampul fabrikalarından biri oldu.

37 yaşında Johanna van der Willigen ile evlenen Philips, 1898'de başka yurttaşlarla beraber Eindhoven-Vooruit birliğinin kurulması için çaba gösterdi. Bu örgütün amacı lokantalar, sağlık kuruluşları, eğitim ve dinlenme olanaklarını iyileştirmekti. Philips şirket düzeyindeki sosyal başarısını işçi evleri inşa etmek, bir hastalık sigortası ihdas etmek ve yeni bir eğitim sistemi kurmakla kanıtlamış oldu.

Başarının artmasıyla şirketin finansmanını daha geniş bir temele oturtmak gerekti. Yeni teknik yöntemler ve artan toptan üretimin gerektirdiği yatırımların büyüklüğü, ancak sermaye piyasası aracılığıyla sağlanabilirdi. Bu nedenle N.V. Philips Gloeilampenfabrieken, 1912'de 6 milyon guldenlik bir sermayeyle ve tek şirket yöneticisi Philips Kardeşler olmak üzere, limited şirket olarak kuruldu. 1917'den beri Delft Üniversitesi onursal doktor ünvanını taşıyan Gerard Philips, dört yıl şonra eşiyle birlikte, bugün de varolan işçi çocuklarının yüksek eğitimini garanti altına almak amacıyla Philips-van-der-Willigen Eğitim Fonu'nu kurdu.

Philips Birinci Dünya Savaşı başlamadan kısa bir süre önce, geliştirilmiş kömür telli lambaya ek olarak volfram telli metalik bir lâmba ve bir tek parçadan çekilerek yapılmış telli bir lâmba (her ikisi de 1912) yaptı. Bu teknik yenilik rekor bir satış düzeyine ulaştı. Küçük, ekonomik, fakat bununla beraber çok aydınlık (argon gazıyla doldurulmuş) yarım vatlık bu ampullerden 1916'da günde 80.000 adet üretilmekteydi. Şirkette çalışanların sayısı 3.700'e ulaştı. Savaş sırasında hammadde ve materyel sağlanması giderek zorlaştığından Philips kendi cam, oluklu mukavva ve hidrojen gazı fabrikasını kurdu.

1914'ten önce yalnız ABD ve Fransa'da şubeleri bulunan Şirket, 1918'den sonra satış faaliyetini bütün dünya yüzeyine yaydı. Önceleri yalnız toptancılar ve temsilciler üzerinden yapılan satış bu şekilde sona erdi. Araştırma bölümü de genişletilerek röntgen ve radyo tüpleri de ürünlere katıldı.1920'de kurulan holding, firmayı parasal açıdan güvence altına aldı.

1917'den beri Delft Üniversitesi onursal doktoru olan Philips 1922'de 63 yaşında şirketinden ayrıldı. Yerine geçen kardeşi Anton'un yönetimi altında şirket 1927'de radyo aygıtları piyasasına el attı. Eşiyle birlikte önce Paris ve Cannes'da yaşayan Gerard Philips Hollanda'ya dönerek, yerleştiği Den Haag'da karısından dört gün sonra 83 yaşında öldü.


Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-29-2007, 21:59   #24 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,776
Rep Gücü: 7681
Rep Puanı : 759385
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan

Abderalı Demokritos

Doğum ve ölüm tarihleri belli olmamakla birlikte, Zenon'dan 30 yıl sonra doğduğu sanılmaktadır. Çok gezmiş, Babil'e ve matematik öğrenmek üzere Mısır'a gitmiş ve orada beş yıl kalmıştır. Hatta bu seyahatları sırasında Hindistan'a kadar uzanmış olduğu sanılmaktadır. Ancak Demokritos bir gezgin değil, bir bilgi arayıcısıdır.

Demokritos'a göre, evren doluluk ve boşluktan oluşmuştur. Dolu kısım, bölünemez küçük parçacıklar, yani atomlar tarafından doldurulmuştur; bunlar ölümsüz ve yalındırlar. Nitelikleri aynı ama biçimleri ayrıdır. Varlıklar bu atomların bir araya gelmelerinden oluşmuşlardır ve bir arada bulundukları sürece vardırlar; şayet bunları oluşturan atomlar bir nedenle dağılırsa yok olur giderler. Evrende gözlemlenen değişim, atomların birleşmesi ve dağılmasından ibarettir. Atomcu kuram, özünde mekanist ve deterministtir, ama bu dönemde atomların nasıl hareket ettiklerine ilişkin güçlü bir yaklaşımın eksikliği duyulmaktadır.

Demokritos, ruhu maddeden ayırmaz; ruhu oluşturan atomlar daha ince, daha hafif ve daha hareketlidir; hepsi o kadar. Bu tür ince atomların birleşimine ruh dediği gibi akıl da der. Bunlar, evrenin her yerine dağılmıştır; öyleyse evren canlı ve akıllıdır. Ancak Tanrı yoktur; Anaksagoras'ın belirttiği anlamda bir nous da bulunmaz.

Hindistan'da da atomcu görüşlerle karşılaşılmaktadır; ancak tarihini saptamak olanaksızdır. Eğer daha önce ise, Yunanlıların bundan haberdar olup olmadıkları düşünülebilir. Haberdar olmaları olanaksız değildir; çünkü Demokritos İran'da bulunduğu sıralarda doğrudan veya dolaylı olarak bu görüşleri öğrenmiş olabilir. Gerek Yunan'da ve gerekse Hint'te birbirlerinden bağımsız olarak düşünülmüş olması da mümkündür; ancak atomcu görüşün Doğu kökenli olduğuna ilişkin başka bulgular da vardır. Mesela Poseidonius (M.Ö. 1. yüzyıl) bu kuramı, bir Fenikeli olan Sidonlu Mochos'a, yine Byblioslu Filon ise Beyrutlu Sanchuniaton'a atfetmektedir. Filon, bu adamın kitaplarını Yunanca'ya çevirmiştir.

Demokritos matematikle de ilgilenmiş ve Bir Daire veya Bir Küreye Çizilen Teğet, Geometri Üzerine, Sayılar Üzerine (aynı adı taşıyan bir yapıtı daha vardır) ve İrrasyoneller Üzerine adını taşıyan yapıtlar vermiştir.

Bir Daire veya Bir Küreye Çizilen Teğet'te, kürenin veya dairenin teğetle ortak olan bir tek noktası bulunduğunu ve teğet biraz oynatılacak olursa, bu defa daireyi ve küreyi iki noktada keseceğini ve teğet olma özelliğini kaybedeceğini söyler.

Geometri Üzerine adlı yapıtın içeriğine ilişkin fazla bir bilgiye sahip değiliz. Ancak Chrysippus'a dayanarak Plutarkos'un yapmış olduğu şu aktarma gerçekten çok ilginçtir :

"Demokritos, bir koninin, tabanına paralel olan dairelerle kesilecek olursa, kesitlerin yüzeyine ilişkin neler söylenebileceğini sormuştur. Bunlar eşit midir? Yoksa değil midir? Eğer eşit değillerse, o zaman koninin yüzeyi merdivene benzeyecek, yani düzgün olmayacaktır. Eğer eşitlerse, o zaman da koni bir silindir özelliğine sahip olacaktır. Bu son derece gariptir."

Bu yorum son derece ilginçtir; çünkü Demokritos, bu yorumunda, bir cismin sonsuz sayıda kesitten oluştuğunu göstererek Archimedes'e yaklaşmıştır. Demokritos şunu sezmiştir : Eğer iki piramit, eşit tabana ve eşit yüksekliğe sahipseler, tabana paralel olan düzlemler tarafından eşit yüksekliklerden kesildiklerinde oluşan piramit kesitleri birbirlerine eşit olacaktır. Sonsuz sayıdaki kesitleri eşit olduğu için, iki piramidin hacimleri de eşittir. Bu bir bakıma, Cavalier'in ortaya koyduğu, "İki hacimin, aynı yükseklikten alınan kesitleri, her konumda eşit iseler, bu iki hacim eşittir." ilkesine benzemektedir.

Demokritos'un incelemiş olduğu konular, Eukleides'in Elementler'de incelemiş olduğu bazı konularla paralellik göstermektedir.

İrrasyonel Doğrular ve Hacimler adlı yapıtı, konilere ilişkin yapmış olduğu çalışmaların sonucunda yazılmıştır. Burada irrasyonelleri incelemiş olması çok doğaldır. İçeriğinin ne olduğu bilinmese de, irrasyonel doğruların bölünemez olduğunu düşünmüş olabilir. Konilerde karşılaşmış olduğu sürpriz karşısında, nasıl bir tavır takınmış olduğu bilinmiyor. Acaba benimsemiş olduğu atom kuramıyla, bu sonucu nasıl uzlaştırmıştır? Çünkü atomun parçalanamaz olduğunu kabul ederse, koni kesitlerinin merdiven biçiminde olduğunu da kabul etmek zorunda kalacağı açıktır.

Platon, Demokritos'tan hiç söz etmez, ama Aristoteles övgüler düzer. Archimedes ise, aynı taban ve aynı yüksekliğe sahip bir koni ile bir silindirin hacimleri arasında 1/3 oranının bulunduğunu keşfetmiş olmasına büyük bir değer verir; ancak bunun kanıtını vermemiş olduğunu da ekler.

Demokritos'un Gezegenler Üzerine ve Büyük Yıl veya Astronomi adlı yapıtları ise astronomiyle ilgilidir. Yer'in, ortası delik, düz bir disk biçiminde olduğuna inanır. Gök küresini, kuzey ve güney gökküreleri olmak üzere iki yarım küreye böler ve güneydeki yıldız kümelerinin kuzeydekilerden farklı olduklarını söyler. Bu görüşleri, Yer'in düz olmasıyla nasıl uzlaştırabilmiştir? Bunu açıklamak güçtür; ancak bu yaklaşımı, kendisinin büyük ölçüde Babillilerin etkisi altında kaldığını göstermektedir.

Aynı zamanda iyi bir kozmologdur (yani evrenbilimcidir). Ona göre, evrende çok sayıda ve çeşitli büyüklüklerde dünyalar vardır. Bunlar birbirlerinden farklı uzaklıklarda bulunurlar. Bazıları oluşmaktadır; bazıları oluşmuştur ve bazıları ise çökmektedir. Bunlardan bazıları çarpışarak yok olurlar. Bazılarında su, bitki ve hayvan yoktur. Bizim bölgemizde ilk önce Yer oluşmuştur. Ay, yıldızların en altında bulunur; onu Güneş ve gözle görülebilen beş gezegen izler.


Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-29-2007, 21:59   #25 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,776
Rep Gücü: 7681
Rep Puanı : 759385
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan

Abderalı Protogoras

Sofistlerin en önemli temsilcilerinden birisi olan Protogoras, konferanslar ve dersler vererek bütün Yunanistan'ı dolaşmış ve kısa bir süre içinde çok zengin olmuştur. Felsefesi, bir çeşit Herakleitoscu relativizm idi. Gerçeği konu alan kitaplarından birinde "İnsan her şeyin ölçüsüdür", yani mutlak bir gerçeklik yoktur diyordu. Yine başka bir kitabında, "Tanrılara gelince, onların var olup olmadıklarını söyleyemem. Pek çok şey, bizi gerçeği bilmekten alıkoyar. İlk olarak maddenin karmaşıklığı, sonra insan yaşamının kısalığı." demiştir. Bu sözler atomcuları çok kızdırmıştı; kitaplarını Agora'ya götürüp yakmışlar ve kendisini de ölüme mahkum etmişlerdi. Ancak Protogoras, son anda kaçmayı başarmıştır.

Protogoras'a göre, bilim edinmek için yapılacak çalışmalar değersizdir. Bu görüşleri nedeniyle, Protogoras'ın bilimin gelişmesini engellediği savunulur.


Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-29-2007, 21:59   #26 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,776
Rep Gücü: 7681
Rep Puanı : 759385
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan

Abdurrahman es-Sûfî

Abdurrahman es-Sûfî (903-986), Batlamyus'un Almagest'inden yararlanarak hazırlamış olduğu yıldız katalogu ile tanınmıştır. Bu katalogda, kırk sekiz yıldız takımında bulunan yıldızlar tanıtılmış, bunların gökyüzündeki konumları, parlaklıkları ve renkleri bildirildikten sonra, Almagest'te geçen yıldız isimlerinin Arapça karşılıkları verilerek, bu konuda Arapça'daki önemli bir boşluk doldurulmuştur. Abdurrahman es-Sûfî'nin önerdiği terimler, daha sonra Doğulu ve Batılı astronomlar tarafından kullanıldığı gibi, bunlardan doksan dördü modern astronomi literatürüne de girmiştir.

13. yüzyılda Castilla-Leon Kralı X. Alfonso'nun hazırlattığı Astronomi Bilgisi Kitabı adlı dört bölümden oluşan İspanyolca ansiklopedide, Abdurrahman es-Sûfî'nin bu eseriyle diğer Müslüman astronomlarından bazılarının eserlerinden yararlanılmıştır.

Abdurrahman es-Sûfî, astronomi aletlerinin geliştirilmesinde de önemli hizmetlerde bulunmuştur. Güneş'in yüksekliğini ölçmekte kullanılan usturlapların ölçme duyarlılığını arttırmış olduğu gibi, 10 kg ağırlığında gümüşten bir gök küresi yapmıştır. Ayrıca 123.5 cm çaplı bir halka kullanarak ekliptiğin eğimini 23° 33' 45'' olarak tespit ettiği bildirilmektedir.


Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-29-2007, 21:59   #27 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,776
Rep Gücü: 7681
Rep Puanı : 759385
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan

Abdülhak Adnan Adıvar

Cumhuriyet döneminin ilk bilim tarihçisi Abdülhak Adnan Adıvar'dır (1882-1955). Ünlü romancılarımızdan Halide Edib Adıvar'ın kocası olan Adnan Adıvar, Fransa'da yaşadığı yıllarda yayımladığı La Science chez les Turcs Ottomans (Paris 1939) adlı eseri ile Osmanlılar dönemindeki bilimsel uğraşlara ışık tutmuş ve bu alanda yapılan araştırmaların ne kadar yetersiz olduğunu göstermiştir. Adnan Adıvar, Türkiye'ye döndükten sonra, bu eserini İstanbul'daki elyazmalarını da inceleyerek düzeltmiş ve genişletmiş ve Osmanlı Türklerinde İlim (İstanbul 1943) adıyla Türkçe'ye tercüme etmiştir. Yaklaşımındaki öznelliğe ve bazı yönlerinin çürütülmesine rağmen, bugüne kadar bu konuyu işleyen daha mükemmel bir eser yazılamamıştır.

Türkiye'de bilim tarihi alanında ilk metin çalışması, Adnan Adıvar'ın da katıldığı bir çalışma topluluğu tarafından yapılmıştır. Arapça metni, elde mevcut olan üç nüshayı karşılaştırmak suretiyle Şerefettin Yaltkaya tarafından kurulan ve Abdülhak Adnan Adıvar ile Henry Corbin tarafından Fransızca'ya tercüme edilen bu çalışma, XV. yüzyıl Osmanlı düşünürlerinden ve matematikçilerinden Molla Lütfi'nin Sunak Taşının İki Katının Alınması Hakkında adlı küçük bir risalesidir ve 1940 yılında Paris'te Fransızca olarak yayımlanmıştır. Arapça metinle Fransızca tercümesinin baş tarafına Adıvar ve Corbin tarafından yazılan 33 sayfalık geniş girişte, Molla Lütfi'nin hayat öyküsüne, risalenin kapsamına, probleminin tanıtılmasına, oluşturduğu geleneğe ve bazı yanlışlara ilişkin bilgiler verilmiştir.

Adnan Adıvar'ın bilim tarihimiz açısından önemli olan diğer bir eseri de 1944 yılında İstanbul'da yayımlanan Tarih Boyunca İlim ve Din'dir. Bilimlerdeki ve özellikle fizikteki yeni gelişmelerden sonra Batı'da yeniden gündeme gelen din ve bilim ilişkilerini, tarihi gelişimi içinde inceleyen bu eser, zengin içeriği nedeniyle genel bilim tarihi görünümündedir.

Adıvar'ın Türk kültür hayatını yönlendiren ve çoğu zaman unutulan en önemli çalışmalarından birisi de, bir süre İslâm Ansiklopedisi'ni yayımlayan kurula başkanlık yapmasıdır. 1913-1938 yılları arasında Leiden ve Londra'da Encyclopaedia of Islam : A Dictionary of the Geography, Ethnography and Biography of the Muhammadan Peoples adıyla dört cilt ve bir ek halinde İngilizce olarak basılan ve İslâm medeniyetini tanıtan bu ansiklopedi, Türk bilginlerinin de dikkatini çekmiş ve 1939'da Ankara'da toplanan I. Türk Neşriyat Kongresi'nde, Türkçe'ye çevrilerek yayımlanması gündeme gelmiştir. Alınan tavsiye kararı doğrultusunda yayını gerçekleştirmeyi üstlenen Milli Eğitim Bakanlığı, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde Adnan Adıvar'ın başkanlığında bir kurul oluşturmuştur. Ancak kurul çeviriyle yetinmediği ve özellikle Türkler hakkında yeni maddeler eklenmesine ve bazı maddelerin de genişletilmesine karar verdiği için (ve diğer teknik nedenlerden ötürü), ansiklopedi, beşinci ve on ikinci ciltleri iki kısım olmak üzere toplam on üç cilde ulaşmış ve ancak 1988 yılında, yani ilk cildinin yayımından tam 48 sene sonra tamamlanabilmiştir. İslâm Ansiklopedisi'ne Adnan Adıvar da bazı maddeler yazmıştır. Bunlar arasında en önemlileri, Ali Kuşçu, Ebu'l-Kâsım Zehrâvî, Fârâbî, Hârizmî, İbn Bâcce, İbn Haldûn ve Kınalızâde maddeleridir.

Salih Zeki gibi, Adnan Adıvar da bilim felsefesi ile ilgilenmiş ve daha ziyade İngilizlerin kullanmış oldukları felsefe diline âşinâ olabilmek için Bertrand Russell'ın (1872-1970), tümevarım, tümdengelim, doğru ve yanlış, sanı, felsefî bilginin sınırları, felsefenin kıymeti gibi konuları tartıştığı The Problems of Philosophy (Londra 1911) adlı eserini Felsefe Meseleleri (İstanbul 1935) adıyla Türkçe'ye tercüme etmiştir.


Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-29-2007, 21:59   #28 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,776
Rep Gücü: 7681
Rep Puanı : 759385
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan

Abdülhamid İbn Türk

Hayatı hakkında bilinenler çok azdır. Tarihte Türk lakabını taşıyan nadir Türk bilim adamlarındandır. Hârezmi'nin çağdaşıdır. Cebir konusunda yazmış olduğu kitabın ancak küçük bir bölümü bugün elimizde bulunmaktadır. Burada, özel tipler halinde gruplandırılmış ikinci derece denklemlerinin çözümleri, Hârizmî'ninkilerden daha ayrıntılı olarak verilmiştir. Mesela x² + c = bx denkleminin, diğer denklem tiplerinden farklı olarak iki çözümü olduğunu Abdülhamid ibn Türk ayrı ayrı şekillerle göstermiş olduğu halde, Hârizmî bir tek şekil kullanmıştır; ayrıca Abdülhamid ibn Türk, c * (b/2)² durumunda çözümün imkansız olacağını da şekil vererek kanıtlamıştır. Bu nedenle İbn Türk'ün açıklamasının Hârizmî'ninkinden daha mükemmel olduğu söylenebilir.

İbn Türk'ün söz konusu cebir kitabı, Hârizmî'nin ilk cebir kitabı yazarı olma özelliğini şüpheli bir hale getirmektedir, buna rağmen Hârizmî'nin cebir tarihindeki etkisi tartışılamaz önemdedir.


Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-29-2007, 21:59   #29 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,776
Rep Gücü: 7681
Rep Puanı : 759385
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan

Agrigentumlu Empedokles

Aslen Sicilyalı olan Empedokles (M.Ö. 490-435) ilginç bir kişiliktir. Şairdir ve filozoftur; bazılarına göre bir kahraman, bazılarına göreyse bir şarlatandır.

Dönemindeki birçok düşünür gibi, varlığın yapısını anlamaya çalışan Empedokles, her şeyin temelinde toprak, su, hava ve ateş olmak üzere dört öğenin veya dört kökün bulunduğuna ve bunları birbirlerine yakınlaştıran veya uzaklaştıran güçlerin sevgi ve nefret olduğuna inanır. Bu dört öğe, değişmez ve ölümsüzdür; farklı oranlarda birleşerek, evrendeki farklı varlıkların oluşmasını sağlar. Bunlar aynı zamanda, insanlardaki eti, kanı ve diğer unsurları da oluşturur ve onların mizacını belirler; mesela bir insanda hava öğesi baskınsa, havasal bir mizaca (havaî), ateş baskınsa, ateşsel bir mizaca sahip olur; bu son mizaçtakiler, çabuk sinirlenen, saldırgan tiplerdir.

Empedokles'in, bu dört öğe kuramı, daha sonra gelen bilim adamları tarafından, doğadaki varlıkların yapısını açıklamak amacıyla kullanılacaktır; bu kuramın son asırlara kadar varlığını korumuş olması, bilimsel kuramların çabucak değişmesinin olanaklı olmadığını göstermektedir.

Empedokles, fiziksel deneyler yapabilecek kadar yetenekliydi; özellikle su saatlerine ilişkin bir deneyi bilim tarihi açısından çok önemlidir; çünkü bu deneyi ile havanın bir cisim olduğunu kanıtlamıştır. Su saatinden söz eden ilk Yunanlı Empedokles'tir.

Su saati, altında ve üstünde birer deliği olan kapalı bir kaptır. Eğer yukarıdaki delik parmakla kapatılırsa, kabın içine su girmez; parmak kaldırılırsa su girmeye başlar.

Empedokles, görme ve ışıkla ilgili birçok deney yapmıştır. Işıklı cisimlerden bir şeyler çıktığını ve görme olayının, bu şeylerle gözden çıkan ışınların birleşmesi sonucunda meydana geldiğini kabul etmiştir. Işığın sonlu bir hıza sahip olduğunu, çünkü Güneş'ten çıkan ışınların, Güneş ile Yer arasındaki mesafeyi geçtikten sonra göze ulaştığını söylemiştir.

Anatomi ve fizyoloji alanlarında da buluşları vardır.


Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-29-2007, 22:00   #30 (permalink)
Üye Bilgileri
Yorumsuz Bot
 
Yorumsuz kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 2
Mesaj: 85,776
Rep Gücü: 7681
Rep Puanı : 759385
Rep Seviyesi: Yorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz RepstarYorumsuz Repstar
Varsayılan

Agrippa

Bu dönemin ünlü mimarlarından birisi de Agrippa'dır (M.Ö. 12-63). Roma'nın siyasal yaşamında da rol oynamış olan Agrippa, Roma'daki su yollarını tamir etmiş, 8 kilometre uzaklıktaki bir suyu Roma'ya getirmiş ve birçok kamu binası inşa etmiştir; en önemli eseri Panteon Tapınağı'dır. Burası, yuvarlak bir bina olup, eni ve yüksekliği birbirine eşittir


Yorumsuz Bot - Siteden Atılan uyelerın Mesajları Bu Bot Tarafından Toplanmaktadır...
Yorumsuz Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla


Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları



Saat 05:29.


Powered by vBulletin Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0

Hosting Hizmetleri TOPlist Forums Directory

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51