![]() |
|
|
|||||||
| Dünya Tarihi Dünya Tarihi Hakkında Herşeyi Buradan Bulabilirsiniz |
|
|
|
|
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#11 (permalink) |
|
Üreme Yeteneğinin Evrimsel Değişimdeki Etkisi: Daha önce de değindiği*miz gibi bir bireyin yaşamını başarılı olarak sürdürmesi evrimsel olarak fazla birşey ifade etmez. Önemli olan bu süre içerisinde fazla döl meydana getirmek suretiyle, gen bavuzuna, gen sokabilmesidir. Bir birey ne kadar uzun yaşarsa yaşasın, döl Meydana getirmemişse, evrimsel açıdan hiçbir öneme sahip değildir. Bu nedenle bu bireylerin ölümü 'Genetik Ölüm' olarak adlandırlır. Canlıların çok büyük bir kısmında, canlılığın mayasını oluşturan eşeysel hücre*lerdeki DNA'nın taşınması, bireylere verilmiş bir görevdir. Tek bir üreme dönemi olan canlılarda, döllenmeden hemen sonra erkekler (birgünsineklerini hatırlayınız!), yumurta bıraktıktan ya da yavru doğurduktan sonra da dişiler ölür. Birçok üreme dönemi olan canlılarda, her iki eşemin de ömrü uzamıştır. Bu sonucu grupta, erkek*ler, çoğunlukla döllenme sonrası yavru bakımında belirli görevler yüklenmiştir (hatta denizatlarında döllenmiş yumurtayı ortamdan özel keselerine alan erkekler hamile olur). Hemen hemen tüm canlı gruplarında ve ilkel insan topluluklarında, bireyin ya*şı, eşeysel etkinliğinin süresine denktir. Yalnız gelişmiş insan toplumlarında, kazanıl*mış deneyimlerin genç kuşaklara aktarılması için, yaşlılar özenle korunur; bu nedenle ömür uzunluğu, eşeysel aktiflik dönemini oldukça aşmıştır. Evrimsel gelişmede en önemli değişim, gen havuzundaki gen frekansının değişimidir. Gen frekansı ise birey sayısıyla saptanır. Bu durumda bir populasyonda, üreyebilecek evreye kadar başarıyla gelişebilen yavruları en çok sayıda meydana getiren bireylerin gen bileşimi bir zaman sonra gen havuzuna egemen olur. Buna 'Farklı Üreme Yeteneği' denir. Farklı üreme yeteneği, meydana getirilen gamet (genellikle yumurta) sayısı de*ğildir; üreyebilecek olgunluğa ulaşan yayruların sayısıdır. Değişik gametlerin birleş*mesiyle, gen bileşimi bakımından, daha iyi embriyolojik gelişim (embriyo, larva, pup vs.) yapabilen, daha başarılı uyum sağlayabilen yavruların seçimi yapılır. Bu nedenle fazla sayıda yumurta meydana getiren canlılarda, bu seçilim, çok sayıdaki zigot ara*sından yapılacağı için, başlangıçta başarılı bir seçim olacaktır ve ayrıca fazla sayıda embriyo ya da yavru ile yaşam kavgasına gireceği için, sonuçta büyük sayılardaki yu*murtadan, belirli bir sayıda erginleşmiş yavru ortaya çıkabilecektir. Örneğin alabalık*larda meydana getirilen 1.000.000 yumurtadan, en fazla 20'sinin üreyebilecek yaşa ulaştığı bilinmektedir. Çok yumurta oluşturan canlılarda, yumurtanın korunmuş yer*lere bırakılması ve embriyoya ya da yavrulara bakım gelişmemiştir (birçok balıkta, parazitte, amfibide, sürüngende vs. 'de). Bu nedenle büyük kayıplar verirler. Halbuki yumurtaya, embriyoya ve yavruya bakımın gelişmesi oranında, yumurta sayısında azalma görülür. Bu sayı, gelişmiş memelilerde bire düşmüştür. Çünkü özenli bir ba*kımla yavruların olgunluğa ulaşma olasılığı çok yükseltilmiştir. Memelilerde ve kuş*larda, yavru ve yumurta sayısı optimal sayıda tutulur. Fazla yumurtanın kuluçkada embriyonik olarak gelişmesi ve gelişse de yavruların ana tarafından beslenmesi zor olur. Bu nedenle yumurta sayısı sabit sınırlar içerisinde kalacak şekilde evrimsel seçi*lim olmuştur. Bunun yanısıra bir canlının diğer yırtıcı hayvanlar tarafından sürekli yenmesi (bunlarda fazla yumurta meydana getirilir) ya da düşmanlarının az olması (bunlarda az yumurta meydana getirilir) yumurta sayısını saptayan faktörlerden biri*dir. ![]() Sa Nu-mi Iei Niciodata Dragostea... |
|
|
|
|
|
|
#13 (permalink) |
|
Yalıtımın (=İzolosayonun) Evrimsel Gelişimdeki Etkisi
Türlerin oluşumunda, yalıtım, kural olarak, zorunludur. Çünkü gen akımı devam eden populasyonlarda, tür düzeyinde farklılaşma oluşamaz. Bir populasyon, belirli bir süre, birbirlerinden coğrafik olarak yalıtılmış alt populasyonlara bölünürse, bir zaman sonra kendi aralarında çiftleşme yeteneklerini yitirerek, yeni tür özelliği ka*zanmaya başlarlar. Bu süre içerisinde oluşacak çiftleşme davranışlarındaki farklılaş*malar, yalıtımı çok daha etkili duruma getirecektir. Kalıtsal yapı açısından birleşme ve döl meydana getirme yeteneklerini koruyan birçok populasyon, sadece çiftleşme davranışlarında meydana gelen farklılaşmadan dolayı, yeni tür özelliği kazanmıştır. Üreme yalıtımının kökeninde, çok defa, en azından başlangıç evrelerinde, coğrafik bir yalıtım vardır. Fakat konunun daha iyi anlaşılabilmesi için üreme yalıtımını ayrı bir başlık altında inceleyeceğiz. Populasyonlar arasında çiftleşmeyi ve verimli döller meydana getirmeyi önleyen her etkileşme 'Yalıtım = izolasyon Mekanizması' denir. Coğrafik YaIıtım (= Allopatrik YaIıtım) Eğer bir populasyon coğrafik olarak iki ya da daha fazla bölgeye yayılırsa, ev*rimsel güçler (her bölgede farklı olacağı için) yavaş yavaş etki ederek, populasyonlar arasındaki farkın gittikçe artmasına (Coğrafik Irklar) neden olacaktır. Bu kalıtsal farklılaşma, populasyonlar arasında gen akışını önleyecek düzeye geldiği zaman, bir zamanların ata türü iki ya da daha fazla türe ayrılmış olur Karalar, özellikle çöller, tuz bileşimi ve derişimi farklı sular, buz setleri su hay*vanları için; denizler, nehirler, yüksek dağlar, büyük sıcaklık farkları, buzlar, kara hayvanları için yalıtım nedenleridir. En iyi coğrafik yalıtım adalarda görülür. Çok yakın bölgelerde yaşayan bazı akraba hayvan gruplarında da bu yalıtım görülebilir. Örneğin suda yaşayan bazı türlerin çok yakın akrabaları, su kenarlarındaki yaprakların altlarında bulunan nemli yerlerde; keza iki yakın akraba populasyondan biri toprak diğeri ağaçlar üzerinde yaşayabilir (Ekolojik Yalıtım). Bu populasyonların birbirleriyle teması çok az olacağından ve her birine farklı evrimsel güçler etki edece*ğinden, bir zaman sonra aralarında daha büyük farklılaşmalar meydana gelir. Anadolu'daki Pamphaginae'lerin Evrimsel Durumu: Coğrafik yalıtıma en iyi örneklerden biri Anadolu'nun yüksek dağlarında yaşayan, kanatsız, hantal yapılı, kışı çoğunluk 3. ve 4. nimf evrelerinde geçiren bir çekirge grubudur. Özünde, bu hay*vanlar, soğuk iklimlerde yaşayan bir kökenden gelmedir. Buzul devrinde, kuzeydeki buzullardan kaçarak Balkanlar ve Kafkaslar üzerinden Anadolu'ya girmişlerdir. Bu sı*rada Anadolu'nun iç kısmında Batı Anadoluyla Doğu Anadolu'yu birbirinden ayıran büyük bir tatlısu gölü bulunuyordu. Her iki bölge arasındaki karasal, bağlantı, yalnız, bugünkü Sinop ve Toros kara köprüleriyle sağlanıyordu. Dolayısıyla Kafkaslar'dan gelenler ancak Doğu Anadolu'ya, Balkanlar'dan gelenler ise ancak Batı Anadolu'ya yayıımıştı. Çünkü Anadolu o devirde kısmen soğumuş ve bu hayvanların yaşayabil*mesi için uygun bir ortam oluşturmuştu. Bir zaman sonra dünya buzul arası devreye girince, buzullar kuzeye doğru çekilmeye ve dolayısıyla Anadolu da ısınmaya başla*mıştı. Bu arada Anadolu kara parçası, erezyon sonucu yırtılmaya, dağlar yükselmeye ve bu arada soğuğa alışık bu çekirge grubu, daha soğuk olan yüksek dağların başına doğru çekilmeye başlamıştı. Uzun yıllardır bu dağların başında (genellikle 1500 - 2000 metrenin üzerinde) yaşamlarını sürdürmektedirler. Kanatları olmadığı için uçamazlar; dolayısıyla aktif yayılımları yoktur. Hantal ve iri vücutlu olduklarından rüzgar vs. ile pasif olarak da yayılamamaktadırlar. Belirli bir sıcaklığın üstündeki böl*gelerde (zonlarda) yaşayamadıklarından, yüksek yerlerden vadilere inerek, diğer dağsilsilelerine de geçemezler. Yüksek dağlarda yaşadıklarından, aşağıya göre daha yoğun morötesi ve diğer kısa dalgalı ışınların etkisi altında kalmışlardır; bu nedenle mutasyon oranı (özellikle kromozom değişmeleri) yükselmiştir. Dolayısıyla evrimsel bir gelişim ve doğal seçilim için bol miktarda ham madde oluşmuştur. Çok yakın mesafelerde dahi meydana gelen bu mutlak ya da kısmi yalıtım, bir zamanlar Ana*dolu'ya bir ya da birkaç türü olarak giren bu hayvanların 50'de fazla türe, bir o kadar alttüre ayrılmasına neden olmuştur. Bir dağdaki populasyon dahi, kendi aralarında oldukça belirgin olarak birbirlerinden ayrılabilen demelere bölünür. Çünkü yukarıda anlattığımız yalıtım koşulları, bir dağ üzerinde dahi farklı olarak etki etmektedir. Coğrafik uzaklık ile farklılaşmanın derecesi arasında doğru orantı vardır. Birbir*lerinden uzak olan populasyonlar daha fazla farklılaşmalar gösterir. Bu çekirge gru*bunun Hakkari'den Edirne'ye kadar adım adım değiştiğini izlemek mümkündür. Batı Anadolu'da yaşayanlar çok gelişmiş timpanik zara (işitme zarına) ve sırt kısmında tarağa sahiptir; doğudakilerde bu zar ve tarak görülmez. Toros ve Sinop bölgelerinde bu özellikleri karışık olarak taşıyan bireyler bulunur. Coğrafik yalıtım populasyonlar arasındaki kalıtsal yalıtımı ve üreme davranışla*rındaki yalıtımı tam sağlayamamışsa (populasyonlar arasında kısırlık tam oluşmamış*sa) , bir zaman sonra biraraya gelen bu populasyonlarda, aralarındaki gen akımından dolayı, tekrar bir karışma ve bir çeşit homojenleşme oluşabilir. insan ırkıarı sürekli; ama belirli ölçülerde birbirleriyle temasta bulunduğu için, aralarındaki gen akımı tü*müyle kesilmemiş, dolayısıyla melezlenme kısırlığı oluşmamış ve böylece ayrı tür özellikleri kazanamamıştır. Bununla beraber gen akımının sınırlı olması ırk özellikleri*nin kısmen korunmasını sağlamıştır. Her türlü yalıtım mekanizmasında, ilk olarak demelerin, daha sonra alttürlerin, sonunda da türlerin meydana geldiğini unutmamak gerekir. Aynı kökten gelen; fakat farklı yaşam bölgelerine yayılan tüm hayvan gruplarında bu kademeleşme görülür. Ayrıca tüm coğrafik yalıtımları kalıtsal bir yalıtımın izlediği akıldan çıkarılmamalıdır... ![]() Sa Nu-mi Iei Niciodata Dragostea... |
|
|
|
|
|
|
#14 (permalink) |
|
Üreme işlevlerinde Yalıtım (= Simpatrik Yalıtım)
Yalıtımın en önemli faktörlerinden biri de, genellikle belirli bir süre coğrafik yalı*tımın etkisi altında kalan populasyonlardaki bireylerin üreme davranışlarında ortaya çıkan değişikliklerdir. Bu farklılaşmaların oluşumunda da mutasyonlar ve doğal seçi*lim etkilidir. Yalnız, üreme işlevlerindeki yalıtımın, coğrafik yalıtımdan farkı, ilke ola*rak, farklılaşmanın sadece üreme işlevlerinde olması, kalıtsal yapıyı tümüyle kapsa*mamasıdır. Deneysel olarak döllendirildiklerinde yavru meydana getirebilirler. Çünkü kalıtsal yapı tümüyle farklılaşmamıştır. Coğrafik yalıtım ise hem kalıtsal yapının hem davranışların farklılaşmasını hem de üreme işlevlerinin yalıtımını kapsar. Eşeysel çekim azalınca ya da yok olunca, gen akışı da duracağı için, iki populas*yon birbirinden farklılaşmaya başlar. Böylece ilk olarak hemen hemen birbirine ben*zeyen; fakat üreme davranışlarıyla birbirinden ayrılan 'İkiz Türler' meydana gelir. Bir zaman sonra mutasyon - seçilim etkileşimiyle, yapısal değişimi de kapsayan kalıtsal farklılıklar ortaya çıkar. Üreme yalıtımı gelişimin çeşitli kademelerinde olabilir. Bun*lar; Üreme Davranışlarının Farklılaşması: Birbirlerine çok yakın bölgelerde yaşayan populasyonlarda, mutasyonlarla ortaya çıkan davranış farklılaşmalarıdır. Koku ve ses çıkarmada, keza üreme hareketlerinde meydana gelecek çok küçük farklılaşmalar, bireylerin birbirlerini çekmelerini, dolayısıyla döllemeyi önler. Daha sonra, bu popu*lasyonlar bir araya gelseler de, davranış farklarından dolayı çiftleşemezler. Üreme Dönemlerinin Farklılaşması: iki populasyon arasında üreme dönemlerinin farklılaşması da kesin bir yalıtıma götürür. Örneğin bir populasyon ilkbaharda öbürüsü yazın eşeysel gamet meydana getiriyorsa, bunların birbirlerini döllemeleri olanaksızlaşır. Üreme Organlarının Farklılaşması: Özellikle böceklerde ve ilkel bazı çok hücreIilerde, erkek ve dişi çiftleşme organları, kilit anahtar gibi birbirine uyar. Meydana gelecek küçük bir değişiklik döllenmeyi önler. Gamet Yalıtımı: Bazı türlerin yumurtaları, kendi türünün bazen de yakın akraba türlerin spermalarını çeken, fertilizin denen bir madde salgılar. Bu fertilizinin farkIılaşması gamet yalıtımına götürür. Melez Yalıtım: Eğer tüm bu kademeye kadar farklılaşma olmamışsa, yumurt ve sperma, zigotu meydana getirir. Fakat bu sefer bazı genlerin uyuşmazlığı, embriyonun herhangi bir kademesinde anormalliklere, ya da uygun olmayan organların ortaya çıkmasına neden olur (örneğin küçük kalp gibi). Embriyo gelişip ergin meydana gelirse, bu sefer, kalıtsal yapılarındaki farklılanmalar nedeniyle erginin eşeysel hücrelerinde, yaşayabilir gametler oluşamayabilir (katırı anımsayınız!). Genlerin kromozomlar üzerindeki dizilişleri farklı olduğu için, sinaps (gen alışveriş yapıları) yapamazlar ya da kromozom sayıları farklı olduğu için dengeli bir kromozom dağılımını sağlayamazlar.. ![]() Sa Nu-mi Iei Niciodata Dragostea... |
|
|
|
|
|
|
#15 (permalink) |
|
Kalıtsal Sürüklenme
Küçük populasyonlarda eşlerin seçimi ve çiftleşme, büyük ölçüde şansa daya*nır. Böylece gen havuzlarındaki denge, doğal seçilimden ziyade, şansla meydana ge*len olaylarla değişir. İşte küçük populasyonlarda, şansa bağlı olarak meydana gelen üreme olaylarının evrimsel gelişmelerdeki etkisi, SEWALL WRIGHT tarafmdan 'Genetik Drift = Kahtsal Sürüklenme' olarak adlandırılmıştır. Küçük populasyonlarda, ben*zer bireyler kendi aralarında çiftleştikleri için, allel genlerden birçoğunun, doğal seçi*limden ziyade, şansla, heterozigot(karma) halden homozigot(saf) hale geçme eğilimleri vardır. Bu arılaşma, belirli zararlı ya da yararlı özelliklerin fenotipte kendilerini göstermeleri*ne ve bir zaman sonra da doğal seçilimle o populasyondan elenmelerine ya da korun*malarına neden olabilir. Bu homozigotlaşma, birçok türde, uyumsal değer gösterme*mesine karşın, birçok anormal ve anlaşılmaz yapıların nasıl kazanıldığını açıklayabilir. Genetik sürüklenme, HARDY -WEINBERG eşitliğine aykırı bir durumu (HARDY *WEINBERG eşitliğinde homozigotların oranı sabitti) yani, homozigot birey sayısının de*ğişimini ifade eder. Evrimleşmede ne ölçüde önemli rol oynadığı, birçok bilim adamı arasında hala tartışmalıdır. Bununla beraber birçok bitki ve hayvan grubunun, doğa*da, kalıtsal sürüklenme ile, yani şansa bağlı olaylarla çeşitlendiği ve geliştiği bilin*mektedir. Öyleki, evrimsel çizgi boyunca, özel koşullara uyum yapmak için izlenen birçok yol, şansa bağlı olarak seçilmiştir. Her kademesinde çatallaşan bir yol gibi. In*san oluşuncaya kadar, sayısız çatallanmış yoldan şansa bağlı olarak geçilmiş ve bu*güne gelinmiştir. Koşullar tamamen aynı olsa da, başlangıçtan, hatta bir primat evre*sinden, tekrar bugünkü insana benzer bir canlının gelişmesi, kural olarak olanaksız*dır. Çünkü her çatallanmış kavşakta, insana götüren yolun, doğrulukla tekrar seçilmesi çok az bir olasılıkla olabilir. Bunun için çok tipik birkaç örnek verelim: a) Birçok bitki, geçmişte, gerekli olmadığı için petallerini yitirmiştir (örneğin böcekler yerine rüzgarla tozlaşmaya başladıkları için). Bir zaman sonra tekrar bö*ceklerle tozlaşma zorunluluğunu duyunca, petallerini aynı şekilde oluşturamamış, bunun yerine, üreme zamanlarında çiçeklerine yakın yapraklarını renklendirecek özellikleri kazanmıştır (Atatürk Çiçeğinin kırmızı yapraklarımanımsayınız!). b) Birincil su hayvanları (balık gibi) oldukça etkin bir solunumu yürütebilecek solungaç sistemlerini, karmaşık bir yol izleyerek geliştirmiştir. Kara yaşamına uyum yaptıktan sonra, bir kısım canlı, tekrar suya dönmüştür (balinalar, yunuslar vs.); fa*kat hiçbiri, embriyonik gelişimlerinde kalıntı halinde solungaç yapısını gösterdikleri halde, tekrar solungaç yapısını geliştirememiştir. Hemen hepsi yine akciğeriyle so*lunuma devam eder. Fakat bunun yanısıra oksijeni uzun süre tutabilecek ya da depo*layabilecek yapıları geliştirmişlerdir. Keza hiçbiri balıklardaki gibi yanlardan basılmış kuyruk yüzgecini geliştirememiş; bunun yerine üstten basık kuyruk yüzgeçlerini ge*liştirebilmişlerdir. Ön bacakları kürek şekline dönüşmüştür; fakat hiçbir zaman balık yüzgeçlerine benzemez. Çünkü evrimsel olarak bir kere yitirilen bir yapı*mn tekrar kazanılması hemen hemen olanaksızdır. ya da çok küçük olasılıklarla tekrar*lanabilir. Burada yönlendirici unsur çevre koşullarının farklılığı değil, şansa bağlı seçi*limlerin etkisidir. Mutasyonların bir kısmı dönüşlüdür. (Geri Mutasyonlar); bununla beraber ev*rimsel gelişmeler geriye dönük değildir (Dollo Yasası). Örneğin bir kuşun, tekrar sü*rüngene; bir balinanın karada yaşayan atasına dönüşmesi; parazitlerin serbest yaşa*ması; atın tekrar beş parmaklı olması olanaksızdır. Çünkü gerekli tüm geri mutasyon*ların şansa bağlı olarak elde edilmesi, olasılık açısından hemen hemen sıfırdır. Keza aynı nedenle, körelmiş organların ve yapıların da tekrar işlev görebilecek eski halleri*ne dönmesi olanaksızdır. Kalıtsal Sürüklenmenin işleyişi Eğer bir populasyon HARDY - WEİNBERG eşitliğini gösteremeyecek kadar küçük*se, ya da köken aldığı populasyondan küçük gruplar halinde ayrılmışsa, şansa bağlı döllenmeler sonucu bir zaman sonra köken aldığı populasyonun yapısından belirgin olarak farklılaşır. Kalıtsal sürüklenmeyi sağlayan olayları kısaca görelim. Göç ya da Sürüklenme: Oldukça büyük olan bir populasyondan, küçük bir grup koparak ayrılırsa, bu küçük grubun ileride meydana getireceği yeni populasyo*nun gen havuzu köken aldığı populasyonunkinden farklı olur. Çünkü bu küçük grup ayrılırken bu grubun gen havuzu, ana populasyonun gen havuzundan belirli bir fark*lılık gösterir. Örneğin Anadolu'da yaşayan insanlarda mavi göz geni frekansının orta*lama % 10 olduğunu varsayalım. Mavi göz geni frekansı % 30 olan bir ailenin ya da aşiretin Anadolu'dan Mısır'a göç ettiğini ve orada yıllarca kendi içerisinde çoğaldığını düşünelim. Bir zaman sonra oluşacak bu yeni populasyonda mavi göz geninin fre*kansı % 30 olmakla ana populasyondan farklılık gösterecektir. Çünkü başlangıç gen frekansı farklıdır. Özellikle insan populasyonlarında bu sürüklenmeler çok görülür. Çünkü göç eden toplumlar uzun yıllar kendi içlerinde evlendikleri için, başlangıçta taşıdıkları gen bileşimlerini koruma ve yaygınlaştırma eğilimi gösterirler. Bir zaman sonra içine göç ettikleri toplumlarla karışmaya, başlangıçta taşıdıkları gen bileşimIe*rini yitirmeye ve belirli bir derecede göç ettikleri toplumun gen bileşimini değiştirme*ye başlarlar. Anadolu'ya büyük ve küçük birçok göçün olduğu ve bunların uzun yıllar kendi içlerinde evlendikieri bilinmektedir. Bu nedenle insan toplumuna ilişkin kalıtsal sürüklenmenin en iyi örneklerini Anadolu'da görmek mümkündür. Keza adalara göç etmiş insanlarda da bu kalıtsal sürüklenmeler çok belirgin olarak görülür. Kan grup*ları üzerinde doğal seçilimin çok büyük etkisi olmadığından, göç eden toplulukların kan grupları incelenmekle koptukları populasyonlar tahmin edilebilir. Eğer bir populasyon sürekli olarak genişliyorsa, bir zaman sonra populasyonun kenarındaki gen bileşimleri, merkezdekilerden daha farklı olmaya başlar ve bu fark gittikçe artabilir. Birçok canlı grubu, küçük populasyonlar halinde yeni ortamları işgal ederek, ana populasyona bağımlı olmadan çoğalabilir ve yeni özellikli populasyonlar oluştu*rabilir. Küçük populasyonların kendi içinde çiftleşmesiyle meydana gelen evrimsel değişiklikler, doğal seçilimden ziyade şansa dayanır.Bir populasyondan bir parça koptuğunda, o parça, populasyonun gen ortala*masına etki edecek bir miktar geni de beraberinde götürmüşse, ana populasyonun gen bileşimi bir miktar bozulabilir (ana populasyon çok büyük olmamak koşuluyla). Örneğin demin verdiğimiz misalde, % 30'luk mavi gen göçü, ana populasyonun ortalamasının (% 10) bir miktardüşmesine neden olabilir. Bu nedenle, bir populas*yondan dışa göç de HARDY - WEiNBERG eşitliğini bozabilir. Afetlerin ve Sığınmaların Etkinliği: Herhangi bir zamanda meydana gelecek bir afet, populasyonun büyük bir kısmını ortadan kaldırabilir ve arta kalan pek az bir kısmından sonunda yeniden bir toplum oluşabilir. Fakat arta kalan küçük parça, eğer önceki toplumun tam özelliğini taşımayan bir gen havuzuna sahipse, yeni meydana gelen toplumun yapısı öncekinden çok farklı olur. Özellikle yangın, fırtına, su bas*kını, deprem, hatta savaş, bu yeni özellikleri ortaya çıkarabilir. Sığınma: Çoğunlukla kışı saklanarak geçiren canlılarda, bir sonraki yazda yine küçük populasyonların etkisi görülür. Örneğin soğuk bir kış, saklanan bireylerin büyük bir kısmını yok ederken, iyi saklanmış küçük bir grup, bu yıkımdan kurtulur ve ger havuzunu, yazın oluşacak tüm populasyona verir. Bazı böceklerde, bazı özelliklerin en azından bazı yıllarda neden yaygın olduğu bu yolla açıklanabilir. ![]() Sa Nu-mi Iei Niciodata Dragostea... |
|
|
|
|
|
|
#16 (permalink) |
|
Diğer Sürüklenme Şekilleri
Doğal seçilimde ve uyumda başarılı olmasa dahi bazı özelliklerin dölden döle aktarılma olasılığı vardır. Bunu sağlayan kalıtsal mekanizmalar şunlardır. Pleiotropik Sürüklenme (= Özellik Sürüklenmesi): Doğal seçilim, genelolarak tek bir genin fenotipi üzerinde değil, tüm genomun fenotipi üzerinde etkisini gösterir.(yani tek bir geni seçmekten çok o geni bulunduran DNA'yı -yani bireyi- seçer) Bu nedenle bazı özellikler uyumsal değer göstermemesine ve yarar sağla*mamasına karşın yine de varlığını devam ettirir. Çünkü bu özellikler, bireye çok yarar sağlayan özelliklerle birlikte aynı bireyde bulunur. Yararlı özellikler seçilirken, zararı olanlar da beraberce kalıtılır. Bu tip özelliklerin sürüklenmesinde pleiotropi çok önemlidir. Bilindiği gibi bir gen birden fazla özelliği denetliyorsa, pleiotropik etki gösteriyor demektir. Özelliğin biri canlıya yarar sağlıyorsa ve canlının uyum yeteneğini artırıyorsa, sürekli seçilir, buna bağlı olarak yararsız ve uyum yeteneği olmayan özellik de kalıtılır. Örneğin kır*mızı renkli soğan insanlar tarafından tercih edilmez ve dikilirken ayıklanır. Fakat kırmızı rengi meydana getiren gen, aynı zamanda mantarlara karşı fungusit bir madde de salgıladığı için, bulunduğu bireylere yaşamsal uyum yeteneği verir; bu nedenle, kırmızı renkli soğanlar, beyaz renkli soğanların arasında varlığını sürekli koruyabilir. Gen Sürüklenmesi (= Kalıp İlkesi): Birçok gen yakınlıklarından dolayı bera*berce kalıtılma eğilimi gösterir. iki gen birbirine çok yakın ise, parça değişimiyle bir*birlerinden çok zor ayrılırlar. Işte bu genlerden biri yararlı, diğeri zararlı özellik sağlar*sa ve yararlı genin özelliği, zararlı genin özelliğinden çok daha fazla öneme sahipse, zararlı özellik meydana getiren gen de yararlı özellik meydana getiren genle birlikte sürekli kalıtılır ve korunur. Buna 'Kalıp İlkesi' denir. ![]() Sa Nu-mi Iei Niciodata Dragostea... |
|
|
|
|
|
|
#17 (permalink) |
|
UYUM
Uyum dendiği zaman, bir canlının, belirli biyolojik, kimyasal ve fiziksel koşullara olan bir ortam içerisinde, yaşamasını olası kılan yeteneklerinin ve özelliklerinin tümü anlaşılır. Dünyada hiçbir ortam sürekli aynı koşullara sahip değildir; bu nedenle ev*rimleşme canlılığın vazgeçilmez bir özelliği olmuştur. Ayrıca her bölge farklı koşullara sahip olduğundan, bu ortamlara uyum yapan canlılarda da farklılaşmalar ortaya çık*mıştır. Bu nedenle milyonlarca canlı çeşidi vardır. Bir ortama uyum, çok değişik iliş*kileri kapsar (yer bulma, beslenme, avlanma, avlama, parazit ilişkileri, sıcaklık, nem vs.). Uyum, tüm bunların ortalama değerini verir. Kısa süreli değişikliklere, bireyin kalıtsal yapısının izin verdiği modifikasyonlar içerisinde tepki gösterilir. Örneğin terleme ile sıcaklığa, titreme ile soğuğa tepki gös*terme gibi. Ayrıca bu tepkiler bireyin o anda bulunduğu fizyolojik duruma da bağlıdır aç ya da tok olması ya da üreme zamanında bulunması vs. gibi. Bunun yanısıra daha önceki deneyimler, koşullandırma olarak, tepkimelerin doğal yapısını etkileyebilir. Kı*sa süreli tepkiler canlının belirli ölçülerde kendini korumasına yöneliktir. Uzun süreli değişikliklere, fizyolojik yapının ve vücut yapısının değiştirilmesiyle tepki gösterilir. Fakat, bu değişiklikler, daha önce doğal seçilimde değindiğimiz gibi bir kuşağın başaracağı değişiklikler değildir; mutasyonlarla, rekombinasyonlarla ve parça değişimleriyle gen havuzunda oluşan yeni özelliklerin ve keza eski özelliklerin arasından, doğal seçilimle, en iyi uyumu yapacak gen bileşimlerine sahip bireylerin seçilimi sonucu ortaya çıkan değişikliklerdir. Mutasyon - rekombinasyon - doğal seçilim sonucu ortaya çıkan uyumlar, ana hatlarıyla şu gruplara ayrılır. 1-İlerleyen evrim 2-Paralel evrim 3-Daralan evrim 4-Önuyum ![]() Sa Nu-mi Iei Niciodata Dragostea... |
|
|
|
|
|
|
#18 (permalink) |
|
İlerleyen Evrim (= Progressif Evolution)
Uyum canlıya yeni yapılar ve işlevler kazandırıyorsa, buna ilerleyen evrim denir. Uyumsal Açılım (= Divergent Evolution) Yapısal uyumun bilinen en iyi şeklidir. Eğer bir hayvan grubu, geniş olarak yayılıp, fiziksel, kimyasal ve ekolojik koşulları farklı olan ortamlara girerse ve yavaş yavaş o ortama uyum sağlayacak şekilde doğal seçilime uğrarsa (dallanan doğal seçilime bkz!), uyumsal açılım meydana gelir, Besin ve yer bulma içim yarışma nedeniyle; keza parazit, av, avcı, sıcaklık, nem, tuz, su vs. gibi koşullar nedeniyle, her canlı grubu, yapabildiğince yayılma ve ulaşabildiğince yeni ortamları işgal etme eğilimine sahiptir. Sonuçta aynı kökten gelen; fakat fizyolojik ve yapısal özellikleri birbirinden farklı olan, birçok yeni canlı türü ortaya çıkar; buna 'Uyumsal Açılım'; her grubun, yeni ortamın koşullarına uygun yapıları kazanmasına da 'Yapısal Uyum' Uyumsal açılım için en çarpıcı örnek, böcek yiyen, beş parmaklı, kısa bacaklı, tabanlarına basarak yürüyen ilkel bir böcekçilden, bugünkü plesantal, hayvanların türemesidir. Bu hayvan, sürüngenlerden boşalan biyotopları (= yaşam alanlarını), yavaş yavaş değişmek suretiyle işgal etmiştir. Örneğin bu açılımın sonucu ortaya çıkan köpekler ve geyikler karada yaşarlar, yaşamlarını sürdürmek için koşma*ya; sincaplar ve primatların büyük bir kısmı ağaçlarda yaşarlar, yaşamlarını sürdür*mek için tutunmaya ve sıçramaya; yarasalar uçmaya; köstebekler ve körfareler top*rak içerisinde yaşarlar, yaşamlarını sürdürmek için kazmaya; suya bağımlı olarak ya*şayan kunduzlar ve ayıbalıkları, keza suda yaşayan balinalar, yunuslar, deniz öküzle*ri, yaşamlarını sürdürmek için yüzmeye uyum yapmışlardır. Tüm bu hayvanların dişsayısı ve şekli, bacaklarının uzunluğu ve kemik sayısı, kaslarının sayısı ve bağlanma yerleri, postlarının yapısı ve rengi, derialtındaki yağ tabakasının kalınlığı vs. yapısal uyuma tipik örnektir. Keza ikinci zamanda, sürüngenler, çok değişik ortamlara uyum yaparak, etçil, otcul; sucul, ağaçta yaşayan, karada yaşayan türleri meydana getir*miştir. Uyumsal açılımı daha küçük ölçüde, Galapagos takım adalarında yaşayan ve evrimsel açılma her zaman iyi bir örnek olarak verilen, ispinoz kuşlarında görmek mümkündür. Bu kuşların bir kısmı topraküstü kuşudur, tahıl ve tohumla; bazıları ağaçta yaşar, böceklerle; bazıları kaktüslerde yaşar, onların tohumlarıyla bes*lenir. Aynı kökten gelen bu kuşlar, gaga büyüklüğü ve şekli bakımından, dikkati çe*kecek ölçüde uyumsal açılım gösterir. denir. Uyumsal açılım dallanan doğal seçilimin sonucu olarak ortayaçıkar. ![]() Sa Nu-mi Iei Niciodata Dragostea... |
|
|
|
|
|
|
#19 (permalink) |
|
Paralel Evrim (= Parallel Evolution)
Bir hayvan grubunun, ya da yakın akraba hayvan gruplarının benzer koşulları taşıyan ortamlara, birbirlerine bağımlı olmadan benzer şekilde uyum yapmasıdır. Ör* neğin toprak içine giren kemiricilerin, kazıcı ayak şeklini; suya giren memelilerin yüzücü üye şeklini kazanması gibi. Amerika'daki ve Asya'daki çöl hayvanlarının benzer özellikler kazanmasıda tipik örnek olarak verilebilir. Çok defa daralan evrimle karıştırı*lır. Daralan Evrim (= Konvergent Evolution) iki ya da daha fazla canlı grubunun benzer ortamlara uyabilmek için, kazandık*ları yapısal benzerliklerdir. Uçan sürüngenlerin, kuşların memelilerin ve böceklerin kazanmış oldukları kanat yapısı; keza yunusbalıklarının (Delphin). soyu tükenmiş yü*zen sürüngenlerin (lchthyosaurus), kemikli ve kıkırdaklı balıkların su direncini azalt*mak için kazandıkları benzer vücut yapısı kürek şeklindeki ön ve arka bacaklarının zayıf gelişmiş yapısı, yüzgeç şekilleri, buna en tipik örneklerdir. Keza ka*zıcı hayvanların ön bacaklarının yapısı; embriyonik kökeni farklı olmakla beraber mü*rekkepbalıklarının ve omurgalıların benzer göz yapıları, yine, daralan evrime iyi ör*neklerdir. Önuyum (= Preadaptasyon) ve Bazı Önemli Uyumlara Örnekler Neodarwinistler (DARWIN'in düşüncelerini DE VRIEs'in mutasyon kuramıyla bir*leştirenler) bir canlının, yeni bir ortama uyum yapabilmesi için, o özellikleri, sabit dü*zeyde önceden taşımaları gerektiğini savunmuştur. Mutasyonlar, yeni ortama girdik*ten sonra, gereksinmeye göre değil, daha önce, yeni koşullarla karşılaşılmadan olu*şur. Yeni ortamdaki doğal seçilim, eski ortamda bulunduğu bireye zarar vermeden kalabilen mutasyonlar (nötr mutasyonlar) ve yeni ortama geçerken oluşan her çeşit mutasyon arasından olur. Işte bir canlının yeni bir ortama girmeden, o ortama uyabi*lecek özellikleri, pasif olarak taşımasına 'Önuyum = Preadaptasyon' denir. Buna tipik örnekler şunlardır: Omurgalıların denizden karaya geçişinde öncülük etmiş Periophthalmus, denizde bulunuğu zaman dahi, başının şekli yüzgeçlerinin yapısı, deri solunu*mu yapabilmesi, döllenmesinin içte oluşu ile bir önuyumu gerçekleştirmişti. Nitekim bugün denizde yaşayan yakın akrabaları bu önuyumu hala göstermektedir. Bakteri kolonileri antibiyotikli ortamlara ekildiğinde, örneğin 100.000 koloni*den, ancak birkaçının o antibiyotiğe dirençli olduğu görülür. Burada antibiyotiğe di*rençlilik, antibiyotikle karşılaşınca değil, daha önce ortaya çıkmıştır. Keza böcekler, birçok tarımsal ilaca, özellikle DDT (diklord-ifeniltrikloretan)'ye dirençlilik kazanmıştır. Çünkü başlangıçta, .DDT, dirençlilik kazanmamış ya da rast*lantı sonucu mutasyonlarla kısmen dirençlilik kazanmış; ama yeterli dozda DDT al*mış tüm bireyleri öldürmüştü. Fakat yarı dirençli bireylerin bir kısmı, tam dozdaki 'DDT ile karşılaşmayınca, doğal seçilime uğrama olanağını bulmuş. ve sonuçta DDT'ye dirençlilik sağlayan poligenik genlerin biraraya toplanmasıyla, tam dirençli bireyleri meydana getirmiştir.. Her üç örnekte de uyum yapan bireyler ya da popu*lasyonlar, bu uyumu belirli ölçüde, daha önce kalıtsal olarak taşımaktaydı. Çevre koşullarının etkisiyle gen havuzlarında yeni özellikler ortaya çıkmaz, da*ha önce işlevsiz ya da önemsiz olan özellikler yeni koşullar altında seçilir. Çünkü yeni ortamın koşullarıyla karşılaşan canlı, gerekli kalıtsal değişiklikleri yapabilmek için, ye*terli zamana sahip değildir. Halbuki milyonlarca yıldır biriken, özellikle nötr mutasyonlar ve yeni kombinasyonlar, canlıya bu uyum yeteneğini kısa bir süre içeri*sinde verebilmektedir. O halde bir canlı ne kadar çok nötr mutasyona sahipse, uyum değeri o kadar fazladır... ![]() Sa Nu-mi Iei Niciodata Dragostea... |
|
|
|
|
|
|
#20 (permalink) |
|
Cansız Ortama Uyum
Canlıların büyük bir kısmı canlı cansız çevreye uyum yaparken, bazı özellikler kazanır. Bunlar: Kaçma: Korunabileceği ve saklanabileceği ortamı yitiren hayvanlar, tekrar bu ortamı bulabilecek yetenekleri kazanır. Ölü Taklidi: Birçok hayvan, düşmanlarından korunmak için, ölü taklidi yapar ya da cansız bir cismin şeklini alır (Akinase) [image]http://www.charm.netteyim.net/16a.JPG[/image] a) Bir kınkanatlının (Elateridae) ölmüş gibi durum alması (1), ani bir hareketle (2 ve 3) normal duruma (4) dönmesi (Schmeil'den), b) Bir çekirgede (Gedipoda) renk uyumu (= homokromi) (Chopard'dan). Uyarıcı Renkler ve Davramşlar: Düşmanlarını korkutmak ya da taşıdıkları ze*hirden dolayı onları uyarmak için, birçok canlı, parlak renkler (genellikle kırmızı ve sa*rı) ya da desenler (genellikle göz lekesi) taşır. Ayrıca tehlikeli olduklarını ya da tehli*keli olabileceklerini bildiren birtakım yapılar taşırlar ve alışılagelmişin dışındaki davra*nışlarla bu yapılarını gösterirler. Organ Atma: Bazı hayvanların düşmanlarını aldatmak için daha önceden sap*tanmış yerlerinden bazı vücut parçaları kendiliğinden kopar (sürüngenlerin kuyruğu, bazı yengeçlerin bacakları vs. gibi) Renkle Ortama Uyum (= Homokromi): Uyumun en genel şeklidir. Birçok canlı, pasif olarak ortamın renklerini, hatta desenlerini taklit eder. Bu uyum yapılır*ken, önuyum, başlangıçta etkin olur. Örneğin sadece yeşil pigment taşıyan çekirge*ler, her zaman yeşil kalan ağaçlara ve otlara; değişik renkli pigmentleri taşıyanlar da steplere uyum yapmıştır. Bu uyumu gösteremeyenler, düşmanları tara*fından ayıklandığı için, mutlak bir uyum varmış gibi görülür. Hemen tüm hayvan gruplarında belirli ölçülerde renkle ortama uyum vardır: Hatta bu uyumu sağlayabil*mek için vücudun farklı renklenmesi de söz konusu olabilir. Örneğin üstten bakıldı*ğında, zeminden farklı olarak görünmemeleri için, balıkların sırt kısmı koyu; alttan, bakıldığında açık renkli görünmeleri için, balıkların ve diğer su hayvanlarının karın kısmı açık renklidir. Bu en tipik uyumlardan biridir. Keza bu uyumu aktif olarak yapabilen canlılar da olmuştur. Örneğin bukalemunlar, mürekkepbalıkları ve dilbalıkları bu aktif uyumu hem renk de desen olarak en iyi yapabilen canlılardır. Renk uyumu pasif alanlarda, renkler ve buna bağlı olarak desenler, erginliğe ulaşıldıktan sonra genellikle değiştirilemez. Bazılarında, daha önceki evre (erginliğe ulaşılmadan) bulundukları ortamlara renk bakımından uyum yapabilme yeteneği vardır. Bazılarında ise renk uyumu hemen hemen hiçbir evrede yoktur; bu tip canlılar sürekli kendilerine uygun olabilecek ortamları ararlar. Maskelenme ve Mevsimsel Uyumlar: Bazı hayvanlar ortamdaki canlı ve cansız artıklarını vücutlarına yapıştırmak, evcik yapmak vs. suretiyle gözden kaçma*ya çalışır. Bazılarında, özellikle senede ikiden fazla döl verenlerde mevsime göre renkleri ve vücut yapıları olan (kanatlı ya da kanatsız vs.) kuşakları (döller) meydana getirilir (Mevsimsel ırkıar). Keza yıl boyunca değişiklik gösteren sıcaklığa, neme, fotoperiyoda vs.'ye uyan üreme dönemleri, ya da dinlenme dönemleri (kışlama = hibernasyon ya da yazlama = estivasyon, pup oluşumu, diyapoz) ortaya çık*mıştır. ![]() Sa Nu-mi Iei Niciodata Dragostea... |
|
|
|
|
![]() |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|