![]() |
|
|
|||||||
|
|
|
|
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#11 (permalink) |
|
170.000 UYE YORUMLARINIZI OKUSUN
Anoreksiya Nervoza
Kilo alarak, şişmanlamaktan aşırı korkma sonucu, zayıflamak için sürekli çaba göstermeye Anoreksiya Nervoza denir. Bireyin boyu veyaşı arasındaki normal asgari ağırlığının %85'inin altına indirmesi, Anoreksiya Nervoza tanısı koymak için yeterlidir. Dünya Sağlık Örgütü ( WHO ), boy, kilo veyaş arasındaki ideal ölçüyü şöyle tanımlamaktadır : ( ( Boy - 100 ) + ( Yaş / 10 ) ) * 0,8 ( bayanlar için ) * 0,9 ( erkekler için ) Örnek olarak 30 yaşında ve 1.75 boyundaki bir erkeğin ideal kilosu şöyle hesaplanacaktır. = ( ( 175 - 100 ) + ( 30 / 10 ) ) * 0.9 = ( 75 +3 ) * 0.9 = 78 * 0.9 = 70,2 ( 70 kilo 200gram ) Hilde Bruch, son 20 yılda bu konuda ciddi araştırmalar yapmıştır. (1973 - 1978 - 1987 ). Bruch'a göre düşüncelerin sürekli beden ağırlığı ve yiyecekle ilgili olması aslında derinlerde bir " benlik kavramı " bozukluğunun olduğunun geç kalmış bir işaretidir. Anoreksik bireyler güçsüz, etkisiz olduklarına yönelik kesin bir inanç taşırlar. Daha çok kusursuz bir küçük kız imgesiyle kendilerini korumak isterler. Beden, benlikten ayrı ve ebeveyne ait bir parça gibi yaşanır. Özerklik duyguları gelişmemiştir. Beden işlevlerinin denetimi kendilerinde değil"miş gibi" yaşarlar. Anoreksiya Nervozalının çocukluğu da genellikle ebeveynini sürekli hoşnut etmeye çalışan "iyi kız çocuğu" şeklinde geçmiştir. Ergenlik dönemine geldiklerinde , birden inatçı ve olumsuz tavırlar edinmeye başlarlar. Bruch'a göre bunun nedeni bedeniyle yaşadığı kopukluktan kurtularak bedeninin denetimi ele geçirmeye yönelik kendini tedavi etme girişimidir. Böylece Anksiyetesini beden ağırlığının ve yiyeceklerinin denetimine dönüştürmüş olur. ![]() |
|
|
|
|
|
|
#12 (permalink) |
|
170.000 UYE YORUMLARINIZI OKUSUN
Bruch'a göre Anoreksiya Nervoza, bozuk anne - kız ilişkilerinden ve bu ilişkide, çocuğunkinden çok, annenin kendi ihtiyaçlarının ön planda olmasından kaynaklanır. Çocuk anneden kendisine değer veren ve kendi varlığını hissedebileceği karşılıkları alamadığında sağlıklı bir benlik duyusu geliştiremez. Kendisini annenin uzantısı olarak algılar.
Anoreksiya Nervoza'ya ilişkin çalışmaların çoğu anne - kız ilişkisi üzerine yapılmıştır. Ratey ve Bemporad ( 1985 ) bazı anoreksik durumların baba - kız ilişkisindeki aksaklıklardan da oluşabileceğini gözlemlemişlerdir. Anoreksiyalı kızların babaları ilgili ve destekleyici görünmekle birlikte kızları kendilerine ihtiyaç duyduğunda onları duygusal yönden yalnız bırakırlar ve kendi veremediklerini kızlarından beklerler. Çoğunlukla mutsuz bir beraberlik yaşayan anne ve baba birbirlerinde bulamadıklarını kızlarından bekleyebilirler. Kızlarını kendi ihtiyaçlarını sağlayan bir self - obje yerine koydukları için çocuğa kendisi olabilme şansını tanımadıklarını söylemiştir. Gabbard 1990, Anoreksiya Nervoza'nın psikodinamiğini şöyle açıklar : 1 - Farklı ve tek olabilmek için çabalamak. 2 - Ebeveynin beklentileri sonucu oluşan yapay benlik duyumunu reddetmeye çalışmak. 3 - Gerçek benliğin belirmeye başlaması. 4 - Bedende somutlaşan içselleştirilmiş düşman anne imgesinin reddedilmesi. 5 - Aşırı isteklere karşı savunma geliştirme. 6 - Kendisinin yerine diğerlerini çaresiz durumda bırakma. ![]() |
|
|
|
|
|
|
#13 (permalink) |
|
170.000 UYE YORUMLARINIZI OKUSUN
Bulimiya Nervoza
Bulimiya Nervoza yemek yeme krizleri ve sonunda kusarak mideyi boşaltma çabaları olarak tanımlanır. Beden ağırlığı normale yakın olduğu gibi, aşırı kilo kaybı olan hastalara da rastlanır. Bruch ( 1987 ) Anoreksiya ve Blumiyanın birbirinden farklı durumlar olduğunu söylemiştir. Anoreksik kişilerin katı ve disiplinli , bulimik kişilerinse sorumsuz ve disiplinsiz olduğuna dikkat çekmiştir. Garfinkel ve Ark. 1980 - Hall ve Ark. ( 1984 ) bu görüşü paylaşmayarak anoreksik hastaların en azında %40 - 50'sinde Bulimiya da görülmekte ve pek çok kişinin yaşamı boyu bu iki durum birbirinin yerini alabilmektedir demişlerdir. Bulimiklerin anneleri de çocuklarını kendi uzantıları olarak yaşayan kişilerdir. Hem ebeveynde hem çocukta birbirlerinden ayrılma ile ilgili yoğun güçlükler yaşandığı saptanmıştır. Humphrey ve Stern ( 1988 ) çocuğun gelişim öyküsünde ortak olan yön, çocuğun annesinden kopmasına yardımcı olarak emzik, veya "geçiş nesnesi" denilen battaniye v.s. gibi geçiş nesnelerinden yoksun kalmış olmasıdır. Besin maddesini alma içselleşmiş kötü ya da saldırgan nesne imgesinin içe alınması, besin maddesi atma da bu kötü, saldırgan nesneyi dışarı atma olarak tanımlamışlardır. Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu Başlıca özellikleri, tıkInırcasına yemek yeme nöbetleri ve arkasından kendi kendine kusma, bağırsak yumuşatıcıları olan (laksatifler) ilaçları yanlış kullanma, aç kalma ve aşırı egzersiz yapmadır. (Tıkınma periodu için bakınız Bulimia.) Yemek yeme ve kendini durdurma denetimi bozulmuştur. Çok hızlı yemek yeme, rahatsızlık verene kadar yemek yeme, aç değilken bile büyük miktarda yemek yeme, kişinin ne kadar yediği konusunda utanması nedeniyle yalnız başına yemesi ve sonra da kendini iğrenç,suçlu ve depresif hissetme bulunur. Tanı için belirgin sıkıntı, tıkanırcasına yemek yeme nöbetleri esnasında ve sonrasında suçluluk duyguları ve vücüdün estetiğiyle ilgili kaygılar gerekir. Tıkınma nöbetleri ortalama olarak en az 6 aylık dönemde en az haftada 2 gün ortaya çıkar. Gelecekteki araştırmalar da yemek yeme nöbetlerinin sayısından çok, ortaya çıktığı günleri araştırmaya yönelik olacaktır. Belirtiler sadece Anoreksiya Nervoza'da ortaya çıkmaz. Bazı uygunsuz dengeleyici davranışlar (örneğin ishal olma, aç kalma ya da aşırı egzersiz ) ara sıra ortaya çıkabilir. Ama tıkanırcasına yemenin etkilerine karşı koymak için düzenli olarak uygulanmaz. ![]() |
|
|
|
|
|
|
#14 (permalink) |
|
170.000 UYE YORUMLARINIZI OKUSUN
İlişkili Öncelikler ve Bozukluklar
Bazı bireyler depresyon, anksiyete ve bozuk duygudurumla tetiklendiğini bildirmiştir. Diğer bir kısım birey, tıkınırcasına yemek yeme periodunu tetikleyen özel bir başlatıcı bulamamışlardır. Ama aşırı yemek yeme ile gerginlik duygusunun azaldığı belirtilmiştir. Bazı bireyler kendilerini "duygusuz", "boşlukta" hissetme anlarında tıkınırcasına yemek yeme nöbetlerine girdiklerini tanımlamışlardır. Birçok birey bir gün boyunca öğünlerini planlamadan yer. Klinik ortamda bu yeme davranış biçimini gösteren bireylerde değişen derecelerde obezite (fazla yeme - şişmanlık) vardır. Çoğu diyet yapmak için uzun süreli tekrarlayan çabalar gösterirler. Gıda alımını denetleme zorlukları konusunda umutsuzluk hissederler. Bazıları kalori alımını kısıtlarlar ama bazıları diyet yapma çabalarını bırakabilirler. Bu bireyler ortalama bireylerden daha şişmandırlar ve belirgin bir kilo alıp verme dalgalanmsı görülür. Tıkınma yeme bozukluğu olan bireyler yemelerinin ya da kilolarının eşleriyle ve diğer insanlarla ilişkilerini, işlerini ve kendilerini iyi hissetme yetilerinin engellendiğini söylerler. Yeme bozukluğu olmayan bireylerle karşılaştırılınca daha yüksek oranda kendinden nefret etme, iğrenme, depresyon, kaygı, endişe, somatik belirtiler ve kişilerarası duyarlılık bildirirler. Kadınlarda erkekler göre 1.5 kez daha fazla görülür. Toplumlarda % 15 ile % 50 (ortalama % 30) oranında görülmektedir. Başlangıcı geç ergenlik ya da 20'li yaşların başlarında çoğu kez diyet yaparak belirgin kilo verdikten hemen sonradır. Bunun dışında birçok bireyde tıkınırcasına yemek yeme nöbeti yerine aşırı yemek yeme nöbetleri de görülmektedir. Memory Center ![]() |
|
|
|
|
|
|
#15 (permalink) |
|
170.000 UYE YORUMLARINIZI OKUSUN
Yeme Atakları
"Sinirlendiğim zaman ya da bir şeyler ters gittiğinde sürekli yeme isteği duyuyorum." Yeme ataklarınız sıkıntınızı azaltıyor ve duygularınızı uyuşturuyor. Yemek yerken kendinizi güvende hissediyor olabilirsiniz. Kendinize şu soruları sorun: Kendimi ne gibi durumlarda güvende ve sakin hissetmeye ihtiyacım var? Hangi durumlarda güçsüzlüğümü kabul etmeliyim? Hangi durumlarda daha güçlü olmaya ihtiyacım var? Örneğin kontrolünüz dışında olmasına rağmen insanları ya da olayları değiştirmeye çalışıyor musunuz? Bu durumlar güçsüzlüğünüzü kabul etmeniz gereken durumlar olabilir. Gücünüzü kullanmanız ve geliştirmeniz gereken fakat sizin ihmal ettiğiniz alanlar var mı? Yaşamınızda daha farklı olmasını istediğiniz şeylerin bir listesini yapın. Bu listede etki edemeyeceğiniz maddeleri çıkarın ve mümkün oldukça listeyi geliştirin. Bitirmeniz gereken işler sıkıntınızı arttıracaktır. Bu gibi durumlarda çalışmak yerine yemek yiyor olabilirsiniz. Bitirmeniz gereken işlerin bir listesini yapın. Küçük bir işi bitirdikten sonra yiyin. Yarım kalmış bir işi tamamlamak gücünüzü hissetmenizi sağlayacaktır. Böylece yiyerek kendinizi güçlü hissetme ihtiyacınız olmayacak. Eğer tamamlamanız gereken çok şey varsa bunları küçük parçalara bölün. Kendinize seçme özgürlüğü verin. Tek bir görevi küçük parçalara ayırıp bitirecek misiniz yoksa birden fazla işinizi aynı anda mı yürüteceksiniz? Siz karar verin. Görevlerinizi bitirdikçe listenizden çıkarın. Bir yeme atağının hemen öncesinde durun ve son bir saat içinde ne yaptınız, ne oldu, ne söylediniz, ne düşündünüz ve hissettiniz yazın. İncinmiş ya da korkmuş olabilirsiniz. Son bir saat içinde olup biten basit bir şey bile olsa sizi incitmiş ya da kötü hissetmenize neden olmuş olabilir. Kendinizi yemek dışında rahatlatan durumları düşünün. Bir arkadaşınızı aramak, müzik dinlemek, kitap vs gibi. Düşünce ve duygularınızı yazın ve daha sonra sesli olarak okuyun. Dinlemeyi öğrenin. Gerçekten acıktığınızda ihtiyaç duyduğunuz kadar yiyin. Genellikle öğünlerde ihtiyacınızdan fazlasını yiyorsunuz. Derin bir nefes alın ve içinize çektiğiniz oksijenin sizi beslediğini düşünün. Dünyada fazlasıyla besin ve bir sonraki öğünde yiyebileceğinizi düşünün ve şimdi kendinizi tutarken bir sonraki öğünü düşünün. ![]() |
|
|
|
|
|
|
#16 (permalink) |
|
170.000 UYE YORUMLARINIZI OKUSUN
Yeme bozukluklarının tedavisinde psikoterapinin çok önemli bir yeri vardır. Size tavsiyem bir an önce bir uzmanla görüşmenizdir. Yeme davranışınız (aşırı yeme atakları ya da kusturma gibi) öncesinde, sırasında ve sonrasındaki duygularınızı belirlemeye çalışın. Davranışınızı değiştirmek için kolayca başarabileceğiniz küçük hedefler belirleyin ve her başarınızda kendinizi ödüllendirin. Bugüne ve yaşamınızdaki olumlu yönlere odaklanın. Yemekle ilgili uğraşlar dışında kendinize zaman ayırın, örneğin yürüyüşlere katılmak, sinemaya gitmek vs gibi. Vücudunuzun nasıl göründüğüyle uğraşmak yerine dans, yoga, yüzme, bisiklete binmek gibi bedensel aktiviler yapın ve bunlardan keyf almaya çalışın. Sıkıntılı zamanlarınızda yemek yiyerek rahatlamaya çalışmak yerine size destek olarak birileriyle konuşun. Başka insanların size ulaşmasını beklemeyin. Çeşitli alanlardaki başarılarınızı kendiniz takdir etmeye çalışın. Öyle ki kilonun başarınızın ölçütü ve değerlendirme aracı olmasın. Başarılarınız, olumlu özellikleriniz ve sizin için değerli olan ilişkilerinizi düşünün. Zayıfladıktan sonrasına ertelediğiniz hedeflerinizi ve uğraşlarınızın neler olduğunu bulun ve bunlara zaman ayırmak için artık beklemeyin. Eski alışkanlıklarınızı bırakmakla ve onlar olmadan yaşamakla ilgili korkularınızı araştırın. Yeni davranışları deneme riskini alın. İnsan olarak haklarınızı tanıyın. Hayır deme, duygu ve düşüncelerinizi ifade etme ve ihtiyaçlarınızın karşılanmasını isteme hakkınız olduğunu bilin. Yaşantılarınızı, duygularınızı, düşüncelerinizi ve ruh dünyanıza dair keşiflerinizi yazdığınız bir günlük tutun. Kendinize karşı dürüst olun ve günlüğünüzü yalnızca siz okuyun. Bu günlük yeme davranışlarınızla ilgili tetikleyici faktörlerin ne olduğunu bulmanızda yardımcı olabilir. Tartının yaşamınızı idare etmesine izin vermeyin. Unutmayın ki tartıdaki rakamlar ne kadar değerli biri olduğunuzu takdir edemez. Tartıyı bir an önce fırlatıp atın.
Dr. Mehmet Akif Ersoy ![]() |
|
|
|
|
|
|
#17 (permalink) |
|
170.000 UYE YORUMLARINIZI OKUSUN
İştahsızlık, Oburluk, Kusma...
Yeme Bozuklukları Bir gereksinim olmaktan çok geleneklerin biçimlendirdiği yemek yeme alışkanlığı, hızlı yemek yiyerek, yemek sırasında başka şeylerle ilgilenerek, ya da zamansızlıktan yakınıp geçiştirilerek yeni alışkanlıklara dönüşüyor. çağdaş toplumlarda yeme alışkanlıklarındaki değişimler, yeme bozukluklarına kadar varan birçok sorunu karşımıza çıkarıyor. Yeme bozuklukları iştahsızlık, kusma ve aşırı yeme olarak sıralanıyor. Bilim adamları, bu tür sorunların altında yatan yalnızca toplumsal değil aynca psikolojik ve fiziksel nedenleri de araştırıyorlar. Bir hastanın normal yeme alışkanlığını tekrar kazanabilmesı için farklı bilim dallarından uzmanların birarada çalışması gerekiyor. Bunların içinde beslenme uzmanları, psikologlar, psikiyatristler ve psikofarmakologlar gibi uzmanlar var. Yeme bozukluğunun nasıl başladığı ve ne yöne kayacağı ise kişiye göre değişiyor. Ama hepsi için ortak bir tavırdan bahsedebiliriz: Kendi vücut algılarındaki yanılsama. Yeme Bozukluğu bir tür hastalık. Bu hastalık hem insan bedeniyle hem de yemekle ilgili. Hastalığa yakalananlar, yalnızca aldıkları kalorinin fazlalığından yakındıkları için değil, belli bir düşünceyi saplantı haline getirdikten sonra doğrudan yemekle ilgili sorunlar yaşamaya başladıkları için de yemeyi reddediyorlar. Böyleyken yine de bedenin sahibinin bedenini nasıl algıladığı çok önemli. Alman yazar Schilder insan bedeninin algılanmasını şöyle tanımlıyor: "Zihnimizde oluşan görüntü vücudumuzun resmidir". Son yıllarda ise bu tanım genişletildi. Değişik boyutlarıyla ele alınmaya başlandı. Slade, bedenin görüntüsünün bir algısal bileşenleri bir de tutumsal bileşenleri olduğu görüşünde. Yani kişinin kendi dış görünümü konıısundaki görüşleri her zaman nesnel gerçekleri yansıtmayabiliyor. Bu tanımlamayı, bilim adamları yeme bozuklukları çalışmalarındakine paralel bir düşünce geliştirerek kullanıyorlar. İlk soru şu: Bir insan kendi vücut ölçüleriyle ilgili olarak ne kadar kesin bir tahminde bulunabilir? İkincisi ise: Bireyin kendi vücuduyla ilgili olarak tutumu/hissi nedir? Bu soruların ilkine algısal, ikincisine bilişsel yanıt verilebiliyor. Böylece arada bu paralellik kurulmuş oluyor. Herkesin kendi vücuduyla ilgili iyi ya da kötü bir fikri vardır. Bu, yeme bozukluklarının çıkış noktasını oluşturuyor. Yeme bozukluğunu gösteren kişilerin kendi vücutlarıyla ilgili yanlış bir algıya sahip olmaları asıl sorunu yaratıyor. Ama tabii ki, yalnızca bu değil, bilişsel, duygusal, davranışsal etkenler bireyin kendi vücuduyla ilgili yargısını etkiliyor. ![]() |
|
|
|
|
|
|
#18 (permalink) |
|
170.000 UYE YORUMLARINIZI OKUSUN
Yeme bozuklukları kadınlarda daha çok görülüyor. Bu, biraz da toplumdaki kadın ve güzellik imajlarıyla ilgili. Hergün televizyonlarda, filmlerde ve birçok dergide gördüğümüz kadın imajları; yani bunları izleyen okuyan ve seyreden kadınların kendilerini özdeşleştirdikleri imaj, zayıf kadın. Güzel ve popüler olmak için, ekrandaki kadınlar gibi giyinip ekrandaki kadınlar gibi davranmak için onlara öykünülüyor ve buna belki de zayıflamakla başlanıyor. Hatta, sanki gerçekten farkındalarmış gibi popüler kadınlar, kendi rejim programlarını açıklayarak nasıl zayıfladıklarını anlatırlar. Yine de, yeme bozukluklarının yalnızca böyle bir özentiden kaynaklandığı doğru değil.
Sosyal ve psikolojik etkenler kadının vücudunu algılayış seklini değiştiriyorsa, yani vücuduyla ilgili olarak gerçekleri göremiyorsa, yeme bozukluğu başlıyor demektir. Anoreksik Kişiler Yeme bozuklukları içinde belki de en önemlisi anoreksiya nervoza; yani yemekten kaçınma/korkmadır. Hastalığa yakalanan kişi ne kadar aç olsa da yemiyor. Aslında bu pek iradeyle ilgili bir şey değil; çünkü hasta yiyemiyor ve yemekten korkuyor. Bu durum kişinin aynanın karşısına geçince kendini şişman olarak algılaması ve rejim yapmaya karar vermesiyle başlıyor. Aynanın karşısına her geçtiğinde önceleri ne kadar inceldiğinin farkına varabiliyor: vücut ölçüleri daralıyor; ama sonraları aynadan gelen ses hiç değişmiyor: "Daha ince, daha ince". Abartılmış rejimden kaynaklanan aşırı kilo kaybı, çoğunlukla kadınlarda ve az sayıda da erkeklerde görülüyor. Ama bu duruma gelmeden önce bir aşama daha var. Bulimia ve anoreksia arası belirtileri olan bu diğer yeme bozukluğu çok ilerlerse anoreksiyaya doğru ilerliyor. Anoreksikler, kaç kilo olurlarsa olsunlar hep şişman olma korkusuyla yaşıyorlar ve ne kadar zayıfladıklarının asla farkına varmıyorlar. Bu aslında yavaş yavaş gerçekleşen bir intihardan farksız. çünkü bu hastalığa yakalananların % 10 ila 20'si komplikasyonlar yüzünden bu hastalıktan kurtulamadan ölüyor. ![]() |
|
|
|
|
|
|
#19 (permalink) |
|
170.000 UYE YORUMLARINIZI OKUSUN
Anoreksikler mükemmeliyetçidirler ve yaşam standartlarını yüksek tutmaya çalışırlar. Ama bunu aslında kendileri için yapmazlar; bir bakıma başkaları için yaşadıkları söylenebilir; başkalarının gercksinimlerini karşılamak kendi gereksinimlerini karşılamaktan önce gelir. Ayrıca kendileri ve yaşamlarıyla ilgili olarak tek kontrol edebildikleri şeyin yemek ve kilo olduğunu düşünürler. Eğer çevrelerinde olan bitenleri kontrol altına alamıyorlarsa, yemelerini kontrol altına alırlar ve kilo kaybettikçe kendilerini daha güçlü hissederler. Her sabah baskülün ibresinde gördükleri aslında başarıp başaramadıklarıdır.
Anoreksikler profesyonel bağlamda bir yardımı da kabul etmezler çünkü bu tür terapilerin onlan yalnızca yemeğe zorlayacağını düşünürler. Ergenlik çağındaki kızların yaklaşık % 1'i bu hastalık sırasında normal kilolarının % 15'ini kaybeder ve buna rağmen hala zayıflamaya devam ederler (ki bu hiç önemsenmeyecek bir oran değildir: 50 kiloysanız kısa bir sürede 42.5 kiloya düşmüşsünüz gibi düşünebilirsiniz). Bu hastalar için güzel yemek tarifleri toplayıp onlardan güzel ve lezzetli yemekler yaparak arkadaşlarına ve ailelerine ziyafet çekmek çok doğaldır; ama ne yazık ki bu ziyafetin etkin bir katılımcısı olmazlar. Her ne kadar hastalık yalnızca bireyin kendiyle ilgiliymiş gibi görünse de, dış etkenler de kişinin hastalığa yakalanmasında etkili olabilir. Ailedeki ya da yakın çevredeki insanların fazla kiloya karşı verdikleri tepkiler bunlardan biridir. örneğin bir annenin kilo ve fıziksel görünüşle ilgili olarak kızının çok üstüne düşmesi onun bir yeme bozukluğu geliştirmesine neden olabilir. ![]() |
|
|
|
|
|
|
#20 (permalink) |
|
170.000 UYE YORUMLARINIZI OKUSUN
Blumikler
Blumiya nervoza (kusma hastalığı), bir abur cubur seansından sonra, yani fazla yemekten sonra, kişinin istemediği fazla kalorilerden kurtulmak için kusma yolunu seçtiği bir hastalıktır. Abur cubur yeme seansları kişiye göre değişir. Ancak bir kerede 1000 kaloriden 10 000 kaloriye kadar çıkabilir. Bu kalorilerden kurtulmak İçin hasta ya kusar ya da laksatif kullanır. Bir de, zayıflama hapları alma, aşırı egzersiz yapma ve bu yüzden aşırı yorgun düşme gibi yolları seçenler de vardır. Blumikler de anoreksikler gibi kendilerinin güvenli bir ortamda yaşamadıklarını düşünürler. Yaptıkları herşeyi başkalarını rahat ettirmek için yaparlar ve duygularını sürekli saklarlar. Yemek, bu kişilerin tek güven kaynağıdır. Ayrıca kusma işlemi burada tıpkı ağlama, bağırma ya da öfke duyma gibi, bir tür duyguların dışavurumu olarak da algılanabilir. Bu hastalık bazen rejime başladıktan sonra ortaya çıkabilir. Rejim sırasında örneğin hasta, tatlılara duyduğu aşırı iştahla kendini tutamayıp bunları tüketir sonra pişman olarak kusmayı dener. Yaptığını kendi de anlamlandıramayıp bir içine kapanış yaşayan hasta, bunu başkalarından da gizlemek ister. Bu yüzden aileler, hatta eşler bile yıllarca bu durumdan habersiz kalabilir. Bulumia nervosa'da da zayıflama pek görülmez. Tıpkı anoreksia'da olduğu gibi, bulumia da ergenlik döneminde başlar. Bu durum çoğunlukla kadınlarda görülse de, erkeklerde de rastlanabilir. ![]() |
|
|
|
|
![]() |
| Tags: bulimia |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|