Allah deseydi ki
Farz-ý muhal Allah deseydi ki Alýn þu midenizi idare edin. Biz daha mideye giren ilk lokmada ne kadar asit salgýlayacaðýmýzý bilemez, ya da ölçüsüz asit göndererek mideyi parçalardýk.
Peki, Ya alýn kalbinizi idare edin deseydi? Kalbimizi elimizin arasýna alýp dakikada 70 kez kan pompalamaya kalkýþsak ne olurdu halimiz? Daha ilk idaremizde hayattan istifa etmek zorunda kalýrdýk.
Ya da Cenâb-ý Hak alýn þu akciðerinizi ve böbreklerinizi siz idare edin, temizleyin ve süzün þu kanýnýzý deseydi? Evinde küçük bir odasýný temizlemekten aciz insanoðlu kendi vücudundaki bu temizlik ve tasfiye iþini asla yapamayacak, hayat çekilmez bir hal alacaktý?
Sahi siz hangi aza ve organýnýzý yönetmeye talipsiniz? Gelin hiç talip olmayýn. En küçük bir hücreyi bile idare etmeye kalkýþacak olsanýz o küçücük hücrenin büyük dünyasýnda boðulur gidersiniz. Bir tek hücrenin harika iþleyiþ ve düzeninde aklýnýzý kaybedersiniz. Ýþte Allahýn rahmetine bakýn ki bütün vücudum ve vücudumun içindeki azalarýn yönetimini bana vermemiþ ki böylece hayatý kolaylaþtýrmýþ.
Bakýn Sözün Üstadý Sözlerinde ne kadar güzel bir söz söylemiþ:
Yani, mülk umumen Onundur. Sen, hem Onun mülküsün, hem memlûküsün, hem mülkünde çalýþýyorsun. Þu kelime, þöyle þifalý bir müjde veriyor ve diyor:
Ey insan! Sen kendini, kendine mâlik sayma. Çünkü sen kendini idare edemezsin. O yük aðýrdýr; kendi baþýna muhafaza edemezsin, belâlardan sakýnýp levâzýmatýný yerine getiremezsin. Öyleyse, beyhude ýztýraba düþüp azap çekme. Mülk baþkasýnýndýr. O Mâlik hem Kadîrdir, hem Rahîmdir. Kudretine istinad et; rahmetini itham etme. Kederi býrak, keyfini çek. Zahmeti at, safâyý bul.
Hem der ki: Mânen sevdiðin ve alâkadar olduðun ve periþaniyetinden müteessir olduðun ve ýslâh edemediðin þu kâinat, bir Kadîr-i Rahîmin mülküdür. Mülkü sahibine teslim et. Ona býrak; cefâsýný deðil, safâsýný çek. O hem Hakîmdir, hem Rahîmdir. Mülkünde istediði gibi tasarruf eder, çevirir. Dehþet aldýðýn zaman, Ýbrahim Hakký gibi Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler de, pencerelerden seyret, içlerine girme. (Mektûbât, s. 220)
|