![]() |
|
|
|||||||
| Ateş Hattı Türkiyede Yaşananlar,Siyasi konular ve Politika Gündeminden Konuları Burada Bilgiler Sunup Tartışabilirsiniz |
|
|
|
|
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Bu Ağustos’ta Yüksek Askerî Şûra sonrasında “ihraç kararı” çıkmaması bilinen tuhaf tartışmalara yol açtı. Zaten, başında “askerî” sıfatı olan herhangi bir şeyden herhangi bir şey çıkması da, çıkmaması da, sonu gelmez tartışmalara yol açıyor ki, bu da ne kadar “demokratik” bir ülke olduğumuzun en belirgin kanıtı. “İhraç” olmaması, birilerini üzdü. Başta, CHP’yi. Şimdi, tabii, “ihraç” vb. işin bahanesi, Kılıçdaroğlu’nun Sezer’in ve Gül’ün rektör seçimi üstüne açıkça beyan ettiği kör partizanlık gidişi içinde, neyin “vesile” olacağı konusu ikincil bir konu. Önemli olan her fırsatta bayrak açıp hükümetteki partinin üstüne yürümek. O partiyle ilgili politikalarını da gördük, anladık. Ama bu son çıkışta TSK’nın üstüne gitme politikaları, doğrusu, görece yeniydi; onun için bunu pek anlamadım. Klasik durum şöyledir: CHP, TC devletinin partisidir. Başlangıçta “kurucu” partiydi; çok-partili düzen içinde pek dikiş tutturamayınca bu “kuruculuk”tan gelen üstün konumunu kaybet. Ama “devletin partisi” olma özelliğini arttırarak sürdürüyor. Türkiye Cumhuriyeti’nde devletin temel direği TSK. Dolayısıyla CHP de yeni konumunda TSK’nın yedeğindeki “siyasî parti” rolünü oynuyordu. Konjonktür. “Şimdi bir siyasî parti gerek” sinyalini çaldığında, “lebbeyk” diyerek hizmet arz etmek üzere; “post-modern darbeler” arasındaki boşluğu dolduracak “sivil görünümlü parti” olmak üzere. “Kalıcı” Genel Başkan’ıyla, zaten başka bir iktidar perspektifine sahip değil. Dolayısıyla, yok “ihraç olmadı, neden?” yok “araba alındı, neden?” çıkışları merak uyandırıyordu. Acaba bir nedenle CHP kendini TSK’ya mesafe alabilen bir parti kılığına mı sokmak istiyor? Böyle bir şey olabilir mi? Geçen gün Onur Öymen gerilerden gelip yardıma yetişti ve böyle bir şey olamayacağını söyledi. Başka türlüsü gerçekten çok şaşırtıcı olurdu zaten. Gene de, “ayak sürçmesi” midir, “dil sürçmesi” midir, bu aslında küçük olay, insanı düşündürüyor. Baykal’ın “avukatı olurum” dediği Ergenekon soruşturması, TSK’nın da onayıyla geldiği aşamaya geldi. Bunun somut kanıtını gösteremem, çünkü böyle şeyler kanıtlanmaz. Ama Türkiye’de az çok siyasî gözlem yapmış kim olsa, bunun böyle olmak zorunda olduğunu bilir. Öyleyse, CHP ne yapıyor? TSK, Atatürkçü. Dünya batsa böyle kalacağını deklare etmiş, bu deklarasyonu bugüne kadar revize etmemiş. CHP de Atatürkçü. Ondan da bir şüphemiz olamaz. İşin tuhafı, bir kısım elemanları tutuklu, davanın başlamasını bekleyen Ergenekon örgütlenmesi de Atatürkçü. Şimdi, belli ki, birden fazla Atatürkçülük var. TSK, Ergenekon’un soruşturulmasına ve kovuşturulmasına karşı “nötr” tavır amaya karar vermekle, kendi Atatürkçü’lüğü ile Ergenekon’un Atatürkçü’lüğü arasında ciddi bir ayrım olduğunu ima etti. Peki, CHP ne yapıyor? Onur Öymen’e bakarsak TSK’nın çizgisinde yürüyecek. Kılıçdaroğlu’na ve birçok sözü, jesti ve mimiğiyle Baykal’a bakarsak, Ergenekon’dan kolay kolay vazgeçemeyecek gibi. Bu seçim, yalnız CHP’nin değil, bütün heterojen “Atatürkçü cephe”nin de önünde duruyor. Tabii, şanlı medyanın da. Bu toplumun önemli sorunlarından biri bu. Ama, bu kadarla bırakıp –şimdilik- yazının başındaki temaya döneyim: YAŞ’ın ihraç kararı vermemesinin yarattığı üzüntüye. Kılıçdaroğlu er meydanına atılmadan önce, bazı köşeyazarları bu konuda atışa başlamışlardı: her yıl ihraç olurdu, bu yıl olmadı, yani artık “irticaya bulaşan” subay kalmadı mı? Bu çok muhtemel değil; o halde, Ordu teslim oldu, “mürteci subaylar”ı ihraç etmedi. “Teslim olmak”! Siyasî kültürümüzün temel kavramı. Uzlaşma (frenkçe adıyla “konsensus”) özürlüsü bir toplum olmamızın başlıca nedeni. “İhraç yok.” Bu ne demek? 2.500 sayfayı bulan Ergenekon iddianamesine geçmiş, hâlen muvazzaf, TSK mensupları var. Genel darbe stratejisi içinde gerekli rolleri yerine getirmiş, bir kısmı bayağı yüksek rütbeli, subaylar var. Yani onlar da ihraç edilmedi. Öyleyse daha ne istiyorsunuz? Muzır işlere karışanların zamanında tasfiye edilmemesinin bazı sonuçlarını hep birlikte yaşadık. Ama birileri hâlâ, yalnız ve yalnız, “irticacı ihracı”na takmış durumda.(taraf M. Belge) Vicdan azabına eş kayna kayna Sakarya.
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya! Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya: Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! NECİP FAZIL KISAKÜREK |
|
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
valla kusuruma bakma ancak şunu söylemek istiyorum sana devamlı yazılar yayınlıyorsun düşündüklerini belkide böyle ifade ediyorsun..bişey diyemem sana ancak...Hergün günlük gazetelerden vs.. den alıntı yaparak 3 5 yorumlar başlıkların 2. 3. sayfalara gidip duruyor kusura bakma ancak düşündüklerini kısa ve öz olarakda bize açabilirsin diye düşünüyorum
Tabiki herşekilde özgürsündür bişey diyemem ancak kuru kalabalık oluşuyor sanırım.... misal ergenekon ile ilgili 5 konu açıorsun ancak sadece yazarların yazıları var... Düşündüklerine ve sana saygı duyuyorum ancak özetle bize de anlatabilirsin sanırım herşeyi..neyse..kolay gelsin.. . Seni anlatabilsem seni..
|
|
|
|
|
![]() |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|