![]() |
|
|
|||||||
| Ateş Hattı Türkiyede Yaşananlar,Siyasi konular ve Politika Gündeminden Konuları Burada Bilgiler Sunup Tartışabilirsiniz |
|
|
|
|
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Siyasetin sınırları - GAZETE YAZARLARI Siyasetin sınırları Eser KARAKAŞ ekarakas@stargazete.comDün gece (8 Ağustos) Kanal 7’de ‘İskele Sancak’ programına Ali Bulaç, Avni Özgürel ve Nuray Mert ile birlikte katıldım ve programın sonlarına doğru tartışma hukuk ve siyaset ilişkisi üzerine kilitlenmeye başladı; bu konuyu ve detaylarını önümüzdeki dönem için yaşamsal bulduğumdan ve iyi anlaşılmasının şart olduğundan köşeme taşımak istiyorum. Türkiye’nin bugün için en büyük ihtiyacının tavizsiz, radikal bir evrensel hukuk savunuculuğu olduğunu düşünüyorum; evrensel hukuk derken amacımızın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, AİHM içtihadı, Türkiye’nin altında imzası bulunan uluslararası sözleşmeler olduğu açık yani evrensel hukuk tabiri öyle soyut, nereye çekilirse oraya gidebilecek, platonik bir şey pek değil. Batı’da, Avrupa Konseyi ve AB etrafında oluşmuş bu hukuku neden evrensel hukuk diye adlandırdığımız bir eleştiri konusu olabilir ama bu hukuk çerçevesinin de 2008 senesinde ‘insan’ odaklı bir siyaset için en uygunu olduğu, içerdiği kimi eksik ve yanlışlara rağmen, galiba aşikar. Yine 2008 senesinde biz Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının kendi içimizden insan odaklı daha yüksek standartlara sahip bir hukuk üretmemiz çok zor göründüğünden bu çerçeveyi ‘aynen’ benimsememizin insani yani siyasi açıdan çok önemli olduğunu düşünüyorum, lütfen kimse ‘aynen’ kelimesinden bir kompleks üretmesin. Benim kanım, ülkemiz Türkiye’de siyasetin ve hukukun işlevlerinin karıştırıldığı yönünde. Türkiye Avrupa Konseyi üyesi ve AB ile katılım müzakereleri yürüten bir ülke olarak bir hukuk zihniyet, anlayış çerçevesinin parçası ve atacağı siyaset adımlarının bu hukukla çelişmemesi esas; ‘Çelişir ise ne olur?’ diye sorulursa bu sorunun cevabı da Türkiye’nin başka bir dünyaya kayacağı. Yukarıda belirttiğim hukuksal çerçeve içine giren konular alternatifi olmayan, alternatif tanımlanamayan konulardır; örneğin, AİHS ve AİHM içtihadı ifade özgürlüğünün ne demek olduğunu tanımlamaktadır ve bu hukuksal çerçeve içinde yaşayan, yaşamak isteyen bir ülkede artık ‘ifade özgürlüğü’ konusu siyasetin değil, hukukun bir alanıdır, ortada somut bir ‘arıza’ varsa da (mesela 301) bunun çözüm yeri de siyaset değil hukuktur. Türkiye’nin ya da başka bir Avrupa Konseyi üyesi ülkenin siyasi aktörlerinin kendi ülkesinin coğrafi, tarihi, stratejik, cart, curt konumunu bahane ederek bu çerçevenin saptadığı standardın altında bir ifade özgürlüğü standardını siyaseti alet ederek talep etmesi hem hukuki hem de meşru değildir. Siyasetin alanına ise ancak hukuka, çerçevesi tanımlanmış bir referans hukuka eşit mesafede duran yani eşit ölçüde hukukla uyumlu alternatifler arasında tercihler girmektedir. Elimizde A ve B gibi iki toplumsal proje olduğunu varsayın; ancak bu iki proje de referans hukuka eşit mesafede ise bu iki projenin hangisinin toplumsal tercihlere yani siyasete konu olacağı tartışılır; bu projelerden biri referans hukukla uyumlu değilse zaten burada siyasetin işi kalmaz; bizler ise, hem yakın geçmişimizde hem de hala siyaset adına referans hukuk açısından anlamsız konuları tartıştık, tartışıyoruz. Örneğin, idam cezası meselesi parçası olduğumuz Avrupa Konseyi hukuksal çerçevesi içinde illegal, meşruiyet dışı bir konu iken biz bu meseleyi bir siyasi tartışma yani sanki alternatifi meşru bir işmiş gibi tartıştık ve büyük hata yaptık; Türkiye’de hala idam cezasını savunan kişiler ve hukukçular var, doğrudur ama bu kişilerin mantıksal muradı olsa olsa idam cezasının yeniden konması değil, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hukuku dışına çıkarılması olabilir. 301 tartışması da, gemişte yoğun olarak yaptığımız ve hala sürdürdüğümüz kürtçe tartışması da alternatifleri hukuken Avrupa Konseyi hukuksal çerçevesi dahilinde meşruiyet dışı konulardır ve bu konuların siyaset içi olarak ele alınması siyaset-hukuk ilişkilerinin anlaşılmadığının göstergesidir. Birileri bir siyasi proje olarak Türkiye’nin hukuksal referansını Avrupa dışına çıkarma kavgası verir ise, ben bir yurttaş olarak bu projeye, bu proje sahiplerine siyaseten sonuna kadar karşı çıkarım ama bu proje dahi Avrupa Konseyi ve AB hukukunu benimser gözüküp, bu çerçeveye aykırı konulara siyaset zemine taşıyanlardan, emin olunuz, daha dürüst bir projedir. Hep söyledim, siyasetin bugün bizde geldiği en üst nokta AB konusudur, zira bu çerçeve hukuk sınırlarını belirlemektedir ve dolayısıyla yurttaşlar, partiler arasında en anlamlı, en meşru tartışma bu Avrupa çerçevesini benimseyip benimsememe tartışmasıdır.Tarih: 10 Ağustos 2008 Pazar, 01:36 Vicdan azabına eş kayna kayna Sakarya.
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya! Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya: Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! NECİP FAZIL KISAKÜREK |
|
|
|
|
![]() |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|