Profesör olmuşsunuz ammaaaaa...
Başlığın devamını getirmeye ne olursa olsun dilim varmıyor. Son birkaç gündür televizyonlardan bir komediye şahit oluyoruz. Tam anlamıyla “güleriz ağlanacak hâlimize” kabilinden bir komedi bu. İsimlerinin önünde koca koca “profesör” yazan örümcek kafalıların acayip acayip, öğrenci olarak bizleri utandıran hareketlerini seyrediyoruz.
İsmi “celâl”li, soy ismi cismi gibi “şengör”ünen bir zat-ı muhterem çıkmış “kızdırmayın bizi, üniversitenin kapılarını kapatıveririz ha” diye tehdit ediyor. Sen kimi tehdit ediyorsun yahu? Kimsin sen? Devletten aldığın parayla devlete meydan mı okuyorsun? Senin cebindeki parayı karşısına dikilip kilit vurmaya çalıştığın öğrenciler veriyor! Öğrenciler olmasa seni oraya adam diye dikerler mi sanıyorsun? Öğrencilerin kafasının içindekilerle değil de, üstündekilerle ilgilenmek senin ne haddine! Senin görevin öğrencilerin başının üstündekileri çıkartmak değil; başının içindekileri ortaya koymak, onu geliştirmek.
Kilit vuracaklarmış… Hadi vurun da görelim bakalım. Bu millet ne kilitler gördü, ne kilitler kırdı. Kapılara vurmaya çalıştığınız kilitler o pislik dolu kafalarınızda parçalanır. Üniversiteler babanızın malı mı?
Dün bir grup muhterem, YÖK Başkanı’nın karşısına geçip sloganlar attılar. Seyretmişsinizdir komediyi. Öğrenciler meydanlara inip sloganlar attığı zaman hor görenleri, “bağırmakla olmaz gençler” diyen çokbilmişleri o hâlde görünce kendimi tutamadım, güldüm. Yahu bir derdiniz varsa kaleminiz kâğıdınız da mı yok! Yazın bir bildiri yayımlayın, oturun koltuğunuza. Hep kalemini unutan öğrencilere denir ya “nasıl öğrencisin sen, kalemin de mi yok!” diye. Şimdi söz sırası bizde. “Ne biçim hocasınız siz! Cebinizde kalem var ama kullanmayı bile bilmiyorsunuz!” Aslında bunların hâli öğrencilerin durumundan da kötü. Hadi öğrenci kalemini unuturdu, ama kalem bulunca adamakıllı bir şeyler yazardı. Bunların cebinde kalem var ama kullanmayı bilmiyorlar, ya da biliyorlar da işlerine gelmiyor. Kalemi kızlarımızın başörtüsünü çekmek için kullanıyorlar!
“Parlak” zekâlı bir muhterem de çıkmış “Bu gerginlik bizi bile etkileyecek. Belki hiç hakkımız olmadığı halde, türbanlı bir öğrenciye, cumhuriyet ilkelerinin kıyafetlerine aykırı diye hak ettiği notu vermeyeceğiz.” demiş. Size de bu yakışır zaten. İnsan hakları, özgürlük, hak-hukuk her zaman ve sadece sizin için geçerlidir. Dünya sizin o “parlak” kafalarınızın etrafında dönüyor değil mi? Ne menem bir nefretiniz varmış başörtümüzle! Hayretler içinde bırakıyorsunuz bizi.
AKP’nin koltuk değneği olmakla suçluyorlar MHP’yi. Bu zihniyet bunu nasıl iddia edebiliyor merak ediyorum. Yahu 22 Temmuz öncesinde dinî değerler üzerinden AKP’ye yüklendiniz, faturasını hep birlikte ödüyoruz. Hâlâ akıllanmadınız mı? Belli ki akıllanmamışsınız. Siz bu tavrınızla “profesör” olmaya değil ama, “değnek” olmaya gerçekten fazlasıyla lâyıksınız.
Unutmayın ki milletin değerleriyle oynayarak AKP’ye yüklendiğiniz sürece bu milletin şamarını yiyeceksiniz! Elinizden geleni ardınıza koymayın. Millet sizin “profesör”lüğünüze itibar etmez, öyle kilit falan da tanımaz. Bir Osmanlı tokadı çarpar ki kendinize gelemezsiniz.
Velhasıl profesör olmuşsunuz ama…
[Arslan KURTALP'ın kaleminden birkaç satır..]
Fikir, İman, Ülkü aşkı... İnsanları güçlü yapan bunlardır.
Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ
cCc^DiŞiKuRt^cCc
|