Bazı çevrelerin başlattığı kampanya karşısında insanın öfkelenmemesi mümkün değil. Başörtüsü yasağının kalkmasının ülkeyi batıracağından tutun da başlarını örtenlerin üniversitelere alınmaması gerektiğini, bunun bilimselliğin bir gereği olduğunu ilan etmeye kadar bir yığın densizlik, bir yığın zırva... Tüm bunların bir de laiklik paketi içinde sunulması, laikliğin gereği olarak tüm bu densizlikleri sergilemezler mi? Zırva da böylece zirveye çıkıyorlar
Hemen belirteyim ki laikliğin dindarlıkla çeliştiği kanaatinde değilim. Bugün ortada kendilerini laik ilan edenlerle etmeyenler arasında zorla oluşturulmak istenen sürtüşme aslında çift taraflı değil. Dindarların kavgaya niyeti yok. Sadece kavga tek taraflı olarak laikçilerden geliyor. Sergiledikleri tavra bakınca bunların laiklik adına böyle bir kavga başlatmış olmalarına da inanmak mümkün değil. Öyle anlaşılıyor ki densizliklerini laiklik poşeti ile sarmalayanlar galiba dinsizliklerini de laiklik poşeti ile gizliyorlar. Yaptıkları iş ise laiklik istismarıdır.
Kimse inanmaya mecbur değildir. Hele hele benim gibi inanmak zorunda hiç değildir. Ancak, benim inancıma karşı savaş açmalarının, hakaret etmelerinin, inanan insanları aşağılamalarının izahı kesinlikle ne laiklik ne de ilimdir. Yaptıkları bunun için laikliğin korunması, ilime sahip çıkmak değil densizliklerini laiklik kılıfına sararak inanan insanlara hakaret etmektir. Belli ki böylece tatmin oluyorlar. Ama buna kesinlikle hakları yoktur. Toplumu tahrik ederek, sürekli gererek ne ülkeye bir yararları olur ne de ilme hizmet etmiş olurlar. Sanıyorum bunu kendileri de biliyorlar. Maksatları ilme sahip çıkmak olsaydı ülkemiz şimdiye kadar ilmin merkezi olurdu. Hâlâ başkalarının ürettiklerini ithal ederek hayatımızı kolaylaştırmaya çalışıyor, buna karşılık da ülkenin tüm zenginliklerini yabancılara akıtıyoruz.
Demek istediğim o ki, herkes densizliğinde de, dinsizliğinde de serbesttir ancak, kesinlikle inanan insanlara hakaret etmek ve aşağılamak hususunda serbest değillerdir. Bu gerçeği kendilerine hatırlatmakta yarar görüyorum. Bu ülkede farklılıklara rağmen birlikte yaşamayı öğrenmek zorunda olduğumuzu hep tekrarlarım. Bir başka ifade ile benim inancıma saygı duymayabilirsiniz ama tahammül etmek zorundasınız. Benim sizin gırtlağınıza çöküp benim gibi inanmanızı ve yaşamanızı isteme hakkım olmadığı gibi sen de beni kendin gibi inanmaya ya da inanmamaya, senin gibi yaşamaya zorlayamazsın. Bunu benden isteyemezsin... Karşılıklı zorlama toplumsal bölünmeyi ve parçalanmayı ardından da ülkenin zayıf düşmesini gündeme getirir. Bundan da bu ülkenin insanları zarar görür.
Hele hele bir üniversite hocasının kalkıp dini dogmalara inananları üniversitelere almak ilme saygısızlıktır gibi laflar etmesi densizlik kelimesi ile bile izah edilemez. Buna başka bir kelime bulmak gerekir. Aslında bu zat ve benzerlerine verilecek cevap çok. Hele hele onlar gibi hakaret etmeyi marifet bilsek sövmesini, hakaret etmesini biz de biliriz. Ancak, bizim inancımız başkalarına hakaret etmeyi, sövmeyi yasaklıyor. Sizlerin dogma dediği inancımız bize sizin düştüğünüz çukura düşmeyi yasaklıyor. Ancak, her şeyin bir sınırı olduğu gibi sabrında bir sınırı vardır.. Eleştirmek ile hakaret ve sövmeyi birbirine karıştıranlar bir gün aynı ile mukabele görürlerse itiraz hakları olmaz. Bunu hatırlatmakta fayda vardır. Kaldı ki birlikte yaşamak hakaret ederek, söverek mümkün olmaz. Eğer laiklik adına inanan insanlara hakaret edenlerin maksadı bu insanları yıldırıp bu ülkeyi terk etmelerini, meydanın kendilerine kalmasını sağlamaksa yanılıyorlar. Bu ülke sizden çok bizim. Neden biliyor musunuz? Sizin dogma dediğiniz İslam’ın şehitliğe verdiği önem ve yüceltme sebebiyle benim atalarım vatanı korumak uğruna şehit düştüler... Yani inanan insanlar bu ülkeyi vatan yapmak için bedel ödediler... Canlarını verdiler buna karşılık şehitlik mertebesine ulaştılar. Benim inancımı dogma diye hafife alırken bazı şeylerin düşünülmesi gerekiyor. Unutulmasın ki bilmemekten çok öğrenmemek ayıptır. Eğer ayıp kavramı sizler için bir şey ifade ediyorsa.