![]() |
|
|
|||||||
| Ateş Hattı Türkiyede Yaşananlar,Siyasi konular ve Politika Gündeminden Konuları Burada Bilgiler Sunup Tartışabilirsiniz |
|
|
|
|
|
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Tük kadınının vatanseverliği
Milli Mücadele devirlerini idrak eden kadın muharrirlerimizden Şükûfe Nihal Hanım, “Domaniç Dağları’nın Yolcusu–Bir Yurt Gecesi” isimli eserinde dikkat çeken bir olay nakletmektedir: “...İstiklâl Cengi sıralarında İnegöl toprakları bir büyük facia geçirmiş... Domaniç Dağları’ndan inen bir köylü kadını, düşmana yol göstererek vatana ihanet etmiş olan öz oğlunu silâhıyla vurarak bizzat cezalandırmıştır. İki satırla kısaltılan bu hadise, bir roman, bir destan mevzuu olabilecek kadar geniş ve engin... Bir Türk kadınının yüksek vatan sevgisini ve inancını ifade ettiği için, kadınlık tarihimizin sayfalarına yeni bir ün katacak kadar haşmetli... Biricik sevgili çocuğunu kendi elleriyle yere seren kahraman ananın yaşadığı bu hâl, hakikaten ibret vericidir.... Hikâyeyi, Kurtuluş Savaşı’nda bulunmuş bir arkadaştan şöyle dinlemiştim: Bir Yunan fırkası, Bursa’nın Adranos Kazası’ndan geçti. Domaniç’ten, Sultan Dağları’ndan Kütahya üzerine doğru yürüdü. Karargâh Kumandanı Nâzım Bey şehid oldu. İnegöl halkı yediden yetmişine kadar düşmana karşı koymaya hazır... Silah bulamayanlar, taş, odun, demir parçalarıyla vatanı korumaya gidiyorlar!.. İhanet affedilmez O sırada Domaniç Dağları’nın bu yiğit kadını da 20 yıl boyunca bütün bir gençliğini harcayarak yetiştirdiği oğlunun eline silahını veriyor. Ona aşıladığı vatan sevgisinden emin bir halde göğsünü gere gere, İnegöl’e düşmanın karşısına gönderiyor. Lâkin, gel gör ki; dağdan inen bu saf köylü çocuğu, bize hıyânet eden bir jandarma onbaşısının oyuncağı oluyor. Yaptığı işin kötülüğünü farketmeden düşmana haber taşıyor. Bir gün, köyünde oğlunu, yurdunun kurtuluşu için dua ederek bekleyen bu talihsiz anaya, uğursuz bir haber veriyorlar: “–Oğlun düşmana casusluk etti!” Kadın bir an duraklamadan silahlarını kuşanarak atına binip yola düşüyor. Kuytu ormanlar, yalçın kayalar aşarak bir yıldırım hızı ile İnegöl’e iniyor. Aldığı adrese göre oğlunun bulunduğu yere varıyor. Kendisini görmek üzere geldiğini söylüyor. Az sonra anasının gelişine sevinen genç, elini öpmek için koşa koşa yaklaşırken atının üstünde dimdik bekleyen kadın, kara feracesinin yerine sakladığı silâhı çekerek tek kurşunla onu toprağa seriyor... Ve atın başını çevirerek arkasına bakmadan, bir kasırga hızıyla dönüp kayboluyor...” Küçük Nezâhet Milli Mücadele esnasında 10–12 yaşlarında idi. Babası 70. Alay Kumandanı Hâfız Halid Bey’in yanında birçok harbe iştirak etmiştir. Alay’ın askerleri için fevkalade ehemmiyetli bir rol oynamıştır. Bu harika küçük kız, yaşından beklenmeyecek derecede büyük cesaret örnekleri vererek babası Hafız Halid Bey’in kumandasındaki 70. Alay’ın birçok muvaffakiyetlerinin belli başlı âmili olmuştur. Hakikaten, Gediz Muharebelerinde geri çekilen askerlerin önüne çıkarak, “Durun! Nereye gidiyorsunuz?..” diye haykırarak etrafına olağanüstü bir cesaret aşılamıştır. Bu gibi hizmet ve faaliyetleriyle, cepheyi teftişe gelen kumandanların da dikkatlerini çektiği için kendisine madalya verilmesi ve çeyizinin Meclis tarafından temini ve kendisini mirîmîranlık, yani sivil paşalıkla taltif edilmesi gibi tekliflerle TBMM’de müzakerelere konu olmuştur. Bu müzâkereler, O’nun hizmetlerinin ne kadar önemli olduğunu ve de takdirle karşılaştığını göstermesi bakımından son derece calib–i dikkatdir. 30 Ocak 1921 tarihinde Meclis’te vaki olan bu müzakerenin zaptında şunlar yazmaktadır: Katip Feyyaz Ali Bey, Bursa Mebusu Operatör Emin Beyin teklifini okuyor: “–Türkiye Büyük Millet Meclisi Riyâseti Celilesine!.. İnönü Meydan Muharebeleri’nde bilfiil çarpışmaya iştirak ve her an, efrat ve zabitanı teşci eden 70. Alay Kumandanı Hâfız Halid Bey’in kerimesi 12 yaşlarında Nezahet Hanım’a ilk İstiklal Madalyasının verilmesi teklifini, Heyet–i Umumiye’nin tasdikine arz edilmesini rica ederim.” 30 Kânunusani 1337–(1921) Celâleddin Arif Bey (Erzurum) : “–İzahat verirlerse iyi olur efendim.” Emin Bey kürsüye geliyor ve şu izahatta bulunuyor: Millet bana yeter “–Efendim bu Nezahet Hanım denilen küçük hanım, mini mini hanım, sekiz yaşında öksüz kalmış. Babasının da başka kimsesi olmadığı için babasının kucağına düşmüş ve Harbi Umumî’de muhtelif cephelerde, harp içinde büyümüştür. Hâfız Halid Bey denilen zat da, gayet kahraman bir kumandanımızdır. Nezahet Hanım, ne zaman bir neferin, bir zabitin sarsıldığını görse hemen yanına koşar, “haydi beraber çarpışalım” der, onunla beraber çarpışır. Babasında ufak bir tereddüt görse hemen babasına koşar, “Aman baba hiç müteessir olma, annem vâkıa ölmüştür; seni de vururlarsa ben yetim kalmam. Bana millet bakar; hadi babacığım” diyerek teşvik eder. Ve kim bir parça sendelerse Nezahet Hanım mutlaka onun yakasına yapışır. Bu çocuk, mutlaka muhtac–ı taltiftir. İlk İstiklâl Madalyasını bu çocuğa verirsek büyük bir kadirşinaslık gösteririz. Hamdi Namık Bey (İzmit): Bir Paşa Hanım gerek “–Efendim, Emin Bey biraderimizin buyurdukları Hâlid Bey ile kerimesini bendeniz de tanırım. Hakikaten böyledir. Yalnız ben diyorum ki, pek kıymettar addettiğimiz İstiklâl Madalyalarını Yunan madalyalarına özenmemek için 12 yaşında bir çocuğa vermek yerine büyüdüğü zaman cihazını temin edecek bir hediye takdim edelim. Tunalı Hilmi Bey (Bolu): “–Efendim, bendeniz ilk defa olmak üzere Osmanlı tarihinde bir “paşa hanım” görmek istiyorum. Kendisine “mîrimîran” rütbesinin tevcihini teklif ediyorum. Yalnız nişan değil, bir de rütbe. |
|
|
|
|
![]() |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|