![]() |
|
|
|||||||
| Aşk ve Sevgi Aşk ve Sevgi Hakkında Her şey Şiirler Hikayeler... |
|
|
|
|
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 (permalink) |
|
** Aşk, iyi geceler öpücügünü uzun tutmaktir. Beklentidir. * Aşk, delicesine flört ederken yanindakinin hiçbir şey yapmama hakkini teslim etmektir. * Aşk,bir saygidir, zaaflariniz oldugunu ortaya çikarir. Kabullenmektir. * Aşk, şimdi zamani degil diye beklemeyi bilmektir. Sabirdir.* ** Aşk, saçlarda baslayip topuklarda biten bir gezintidir. Keşiftir. * Aşk, Sevişelim demeden sevişmek, yanindakinin ne istediğini bilmektir.Anlasmaktir. * Aşk, bağlandiğini sandiğinda, karsindakine hayir deme sansini tanimaktir. * Aşk,inceliktir, korumaktir. Sorumluluktur. * Aşk, ciddi bir tokalasmayi kikirdamaya dönüştürmektir..Mizahtir.** * Aşk, durma yoksa seni öldürürüm lafini duymaktir.Şehvettir. * Aşk, evinizdeki her şeyin yerinin değiştirilmesini kabullenmektir. Teslimiyettir. * Aşk, sevgilinizin ne oldugunu bütün çiplakligiyla görmektir.Gerçektir. * Aşk, saatin kaç oldugunu bilip aldirmamaktir. Neşedir.* ** Aşk, sizi kucaklayan kollarin, gittikçe daha çok sarilmasidir.Mutluluktur . * Aşk, tanidiğinizi zannettiginiz insanin yeni yanlarini keşfetmektir. Tazeliktir. * Aşk, uyandiginizda rüyanizi yaninizda bulmanizdir. Düşlerin gerçek olmasidir.* * Aşk, kocaman yatagin üçte birine sikişmaktir. Yakinliktir. * Aşk, evin anahtaridan anahtarcida bir kopya daha yaptirmaktir. Güvendir. * Aşk, hosçakal dedikten sonra tekrar karsilaşacagini bilmektir.Kaderdir. * * Aşk, gerindiginde sizlayan vücut lafinin anlamini bilmektir. Derstir. * Aşk, ecza dolabini açtiginda, dişmacunu kapağini kapatilmamiş bulmaktir. Uyumdur. * Aşk, pencereden dişariya baktiğinda kiminle olduğunu hatirlamaktir. Düşüncedir.* ** Aşk, asla anlatilmayacak hikayelerdir. Özeldir. * Aşk, cennetle cehennem arasi isleyen trende bir mevsimlik bilettir. * Aşk, iki yalnizligin birbirine dokunmasi, birbirini korumasi ve selamlamasidir* |
|
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Ben bu gönül tezgahında
Aşk dokudum, aşk okudum Erenlerin dergahında Aşk okudum, aşk dokudum Her güçlüğü bile bile Göznuruyla, sabır ile Yumak yumak, çile çile Aşk dokudum, aşk okudum Bir ömür yana yakıla Yazdığım sığmaz akla Acımadım kırkdört yıla Aşk okudum,aşk dokudum Sevgi insanlığın özü Odur aydınlatan bizi Hak yolunda oldum terzi Aşk dokudum, aşk okudum. Günahından, sevabından İçtim aşkın şarabından Uluların kitabından Aşk okudum, aşk dokudum Aşk için şan da, şeref de Okudum saplı bu hedefte Yıllar yılı bir gergefte Aşk dokudum, aşk okudum Ümit Yaşar aşkla bende Kötülük olmaz sevende Bu can kaldıkça bu tende Aşk okurum, aşk dokurum. |
|
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Gerçek AŞK, daima kişisel yarar duygusundan vazgeçme temeli üzerinde
yükselir. AŞK en tehlikeli inançtır.Aşk çok cesur olmayı gerektirir ve cesareti daima sınar,hep zorlar.Bu yüzden herkez aşık olamaz.Tehlikeye duyulan ilgi,gençlik yıllarında daha yoğundur. Kimileri her zaman tehlike içinde yaşamayı seçer ve kimileri hep genç kalır. Varlık sezginin,duygunun ve aşkın bir sırrıdır.Bu kişi,bu sey yani bireysel,yalnız duyumda,yalnız aşkta mutlak bir degere sahiptir.Sonlu ve sonsuz orada bulunur.Aşkın sonsuz derinliği ve aşkın gerçeği ,bununla yalnız bununla kaimdir.En derin ve en yüce gerçekler duyumlarda saklıdır.Böylecegenel olarak başımız dışında bulunan bir nesne varoluşun gerçek ve antolojik belgesi aşktır,varoluşun aşktan ve duyumdan başka belgesi yoktur. Aşk iradenin ereğidir.Her türlü dışsal emir ve baskılardan çok usa uymak gerekir.İradenin ereği olan bu aşktan başlayıp tutkuda sona eren bir yaşam mutludur.Bizler aşk karekreri ile doğarız.Aşk ruhumuz yetkinleştikçe gelişir ve bizi güzel görünen şeye götürür.Bundan sonra bizim bu alemde sevmekten başka bir şey için var olduğumuzdan kim kuşkulanır ki..? Şayet ilişki bizleri kendi kendimize karşı gerçekçi olmak adına eğitmek ise değişiklikler otamatiktir. AŞK karşılıklı oturup birbirinin gözünün içine bakmak değil,el ele verip ileride aynı noktaya bakmak ve gene el ele o noktaya doğru ilerlemektir. AŞK,yanındakinin bir şeyler yapma hakkını teslim etmektir,saygıdır. AŞK zaaflarımızın olduğunu ortaya çıkarır,kabullenmektir. AŞK korumaktır, sorumluluktur. AŞK sizi kucaklayan kolların gittikçe daha çok sarılmasıdır.mutluluktur. AŞK kocaman yatağın üçte birine sığmaktır yakınlıktır. AŞK uyandığınızda rüyanızı yanınızda bulmanızdır.düşlerin gerçek olmasıdır. AŞK tanıdığını zannettiğin insanın yeni yanlarını keşfetmektir tazeliktir. AŞK asla anlatılmayacak özel bir hikayedir. Hiç kimse uzun süre evli kalmadıkça gerçek aşkın ne olduğunu anlayamaz...! |
|
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Aşk delilik mi?
Uzmanlar, beyinde aşk kıvılcımını tutuşturan kimyasal maddeler kokteylinin uzun süreli bağlılıkları besleyen karışımdan tamamen farklı olduğunu keşfediyor. Peki aşk denilen şey gerçekte nedir? Bilimsel tanımıyla aşk... İSTANBUL - National Geographic Türkiye, Şubat sayısında insanlık tarihiyle yaşıt "Aşk delilik mi?" sorusuna cevap arıyor... Derginin kapak konusu olan aşk dosyasında, aşık olan kişilerin beynindeki kimyasal hareketliliğin, obsesif-kompülsif davranış bozukluğuyla benzerlik gösterdiğine dikkat çekiliyor ve önemli varsayımlar sıralanıyor. NG Türkiye Şubat sayısı alışılmışın dışında iddialı bir kapak konusuyla çıktı: "Aşk delilik mi?"... Lauren Slater imzalı dosyada, aşkın beyindeki belirli merkezleri harekete geçirerek hiperaktivite, konsantrasyon bozukluğu ve aşırı heyecan gibi birtakım patolojik sonuçlara yol açtığı anlatılıyor. Aşıkların beyinlerindeki aktivite, obsesif-kompülsif davranış bozukluğu olan kişilerinkiyle benzeşiyor. Ayrıca beyinde aşk kıvılcımını tutuşturan kimyasal maddeler kokteyli, sadakate dayalı uzun süreli birliktelikleri besleyen karışımdan da tamamen farklı. National Geographic Türkiye, kapak konusunda aşkı bilimsel açıdan tanımlamaya çalışıyor. * BİLİMSEL TANIMIYLA AŞKI * Aşkın karmaşıklığını anlatmak için öykülerden, kıskanç tanrılara ve aşk oklarına dair masallardan yararlandık. Oysa artık bilim işin içine girerek, bizim oldum olası bir efsane, bir sihir olduğunu düşündüğümüz şeyi açıkladıkça, tüm uygarlıkların öylesine ayrılmaz bir parçası olan bu öyküler değişmeye başlayabilir. Tarihte ilk kez olarak, aşkın beynin neresinde bulunduğunu, kimyasal bileşenlerinin özelliklerini aydınlatacak yeni araştırmalar yapılmaya başlandı. Miami'de (ABD) yaşayan Joaldo Sauza yeni yaptırdığı dövmesiyle, insanların onsuz yapamadığı, insan aklı ve bedeninin bir çeşit varolma biçimi olarak nitelendirilen "aşk"ı bedenine işlemiş. Antropolog Helen Fisher, bugüne dek "arzunun duayeni" tanımına en uygun gibi duran kişi. 60 yaşındaki bu kadın, ipek gibi saçları ve ince bedeniyle cinsellikli bir özgüven yayıyor çevresine. Rutgers Üniversitesi'nde profesör olan Fisher, New York'ta, yazın ağaçların yemyeşil yapraklarla donandığı, patikalarında el ele çiftlerin gezindiği Central Park yakınlarında, duvarları kitaplarla dolu bir apartman dairesinde yaşıyor. Fisher, kariyerinin büyük bölümünü aşkın şehvet, tutku, bağlılık gibi tüm görünümleri ve bunların nasıl artıp azaldığına ilişkin tüm biyokimyasal patikaları incelemeye adamış. Rahatça bacak bacak üzerine atmış, bardağındaki buzları şıngırdatarak, sevimli açık sözlülüğü ve başkalarının emlak fiyatlarından bahsettiğindeki serinkanlılığıyla, aşkın iniş çıkışlarını tartışıyor. "Kadın, bilinçdışı olarak, orgazmı bir erkeğin kendisine uygun olup olmadığına karar vermekte kullanır. Eğer erkek aceleci ve kaba ise ve kadın orgazm olmazsa, içgüdüsel olarak o erkeğin iyi bir eş ve baba olamayacağını hisseder. Bilim insanları, o hercai kadın orgazmının, kadının Bay Doğru'yu Bay Yanlış'tan ayırmasına yardım etmek için gelişmiş olabileceğini düşünüyorlar." Son on yıldır Fisher'in üzerinde çalıştığı başlıca konulardan biri, aşkı sözcüğün gerçek anlamıyla MR (manyetik rezonans) aracılığıyla incelemekti. Fisher, meslektaşları Arthur Aron ve Lucy Brown'la birlikte, ortalama yedi aydır "çılgınca aşık" olan denekler topladılar. MR makinesine giren deneklere, biri tanımadıkları, diğeri sevgililerine ait iki fotoğraf gösterildi. Fisher gördükleri karşısında adeta büyülendi. Her denek sevgilisine baktığında, MR'da beynindeki ödül ve haz ile bağlantılı bölümler -ventral tegmental ve nucleus caudatus- aydınlanmıştı. Fisher'i en çok heyecanlandıransa, aşkın yerini, adresini bulmaktan da öte, onun özgül kimyasal yollarını keşfetmekti. Aşk, nucleus caudatus'u uyarır, çünkü burası dopamin adı verilen nörotransmitter reseptörlerinin yoğun biçimde yayılma yeridir; dolayısıyla Fisher dopaminin beynimizin ürettiği aşk iksirinin bir parçası olduğunu düşündü. Doğru oranlarda dopamin, büyük bir enerji, neşe, dikkat yoğunlaşması ve ödül kazanma motivasyonu yaratır. İşte bu nedenle yeni bir aşk yaşarken bütün gece uyanık kalabilirsiniz, güneşin doğuşunu seyredebilirsiniz, koşarak yarışabilirsiniz, aslında kayak becerinizi aşan bir yokuştan aşağıya hızla kayabilirsiniz. Makalenin tamamını National Geographic dergisinin sayfalarında bulabilirsiniz. Hindistan'ın Racastan eyaletinde, süslü giysiler içindeki bu gelinin annesine vedasında görüldüğü gibi, düğün törenlerinde sevinç ve üzüntü birarada yaşanır. Hindu geleneği uyarınca, nikâhın ertesi günü gelin, yeni eşi ve onun ailesiyle birlikte yaşamak üzere anne babasından ayrılır. Bu gelin eşini önceden tanıyor ve seviyor. Ama Hindistan'da evliliklerin çoğu hâlâ görücü usulü yapılıyor. Yeni evliler şanslıysa, eski bir Hint atasözü olan "Evlilik önce gelir, aşk sonra" deyişi gerçekleşiyor. *BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?* *Zıt Kutuplar Çeker Vücut kokusunun insanlardaki çekicilikle ve aşkla ne ilgisi var? Belki de çok. Bilimsel bir çalışma sonunda araştırmacılar Manfred Milinski ve Claus Wedekind, bağışıklık sistemindeki bir genin, kadınları erkek vücudu kokularına çekmede etkili olduğunu saptadı. Yazar Lauren Slater'ın makalesinde açıkladığı gibi, çalışma kapsamındaki kadınların, genleri kendilerininkinden çok farklı erkeklere karşı çekim duyduğu gözlendi. Milinski ve Wedekind, deneyin kapsamını genişletti ve aynı genotipi paylaşan insanların benzer parfüm tercihleri olduğunu gördü. Ayrıca, bu tercihlerin, eşlerinde bulunmasını istedikleri kokularla değil, aslında kendileri için seçtikleri kokularla ilgili olduğu saptandı. Milinski ve Wedekind insanın kendi kusursuz kokusunu, yani romantik bakımdan dayanılmaz hale gelmesini sağlayabilecek kokuyu bir büyük mağaza tezgâhında veya bir derginin reklam ekinde bulma çabasının büyük olasılıkla yararsız olacağını belirtiyor. Onlara göre, çözüm bir uzman parfümcünün "ideal parfümü kişiye göre hazırlaması"nda yatıyor. Parfümler her ne kadar insanları biraraya getiremezse de, bu uzmanların "insan uygarlığının pis kokulu şamatası" dediği şeyle başa çıkmak için doğal vücut kokularını güçlendirmede kullanılabilir.* Roma'da Via del Corso'ya bakan bir kilisenin hemen dışında birbirine sarılmış çift için bu, bir amore belirtisi. "İtalyanlar sevgilerini göstermede çok pervasız, çok açık davranır," diyor fotoğrafçı Jodi Cobb. "Her yaşta ve her yerde kol kola girer, birbirlerine dokunur, öpüşürler." *NATIONAL GEOGRAPHIC TÜRKİYE, ŞUBAT SAYISINDA...* Derginin şubat sayısındaki bir diğer önemli dosya da Alpler... Küresel ısınmaya paralel olarak Avrupa'nın kış turizmi merkezi olan Alpler'de sıcaklığın arttığına dikkat çekilen dosyada, kayak merkezi sahiplerinin karların erimesini önlemek için "sentetik battaniyeler" kullanmak zorunda kaldığı aktarılıyor. National Geographic Türkiye'nin Şubat sayısında yer alan diğer ilginç dosyalar: [image: *] *Kamçatka'nın Boz Ayıları* Sovyetler Birliği'nin çöküşü, beraberinde boz ayı popülasyonlarının da çöküşünü getirdi. Günümüzde Kamçatka Yarımadası'nın devleri üzerindeki en büyük tehdit, bu yabanıl topraklarda sürdürülen yasadışı avcılık. [image: *] *Kaliforniya'da Kentleşme Yaban Hayatını Tehdit Ediyor *ABD'nin en yüksek nüfuslu eyaleti -kendisini dünya ekolojik hazineleri haritasına taşıyabilecek kadar çeşitli- endemik bitki ve hayvanların yaşadığı topraklarını koruyabilecek mi? [image: *] *Serengeti Doğal Park Oldu, Masailer Yurtsuz Kaldı * Masailer için yaşadıkları topraklar, sonsuza kadar uzanıyor... Ancak ulusal parka dönüştürülen bölgelerde yabanıl yaşamın korunması amacıyla getirilen kısıtlamalar, her geçen gün Masailerin topraklarından bir bölümünü daha götürüyor. |
|
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Aşk cesaret ister, kocaman bir yürek ister.
Aşk hayata karşı işlenilen en doğru suç ortaklığıdır, Aşk hayatıntekdüzeliğine, bütün sıradanlığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbetteAşkı suçlamak, yargılamak, karalamak inkar etmek de asla yakışık olmaz Niçin aşk?Nedir bu aşk denilen şey, elle tutulmaz gözle görülmez bir şeyse nedir bu yaşanan somut acılar,güzellikler? Tek başına aşkı tanımlamak herşeyden soyutlamak mümkün mü? Hayır ! Aşk bugünlerde bazılarına göre plastikten bile yeniden yapıldı.Dünyada yaşanan suniliğe doğru gidiş aşkın etrafını sardı. Nedir şu aşk...? Aşk hayatın bize hazırladığı en güzel sürprizdir, bu yüzden de kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir. Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz. Aşk; en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o, adı kendisidir zaten. Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur, "Aşık oldum" dediğiniz an akan sular durur, küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlayabilir, çünkü aşkın dili tektir. Aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik,aşkın sırrını da çözerdik herhalde. Ama o zaman da aşkın insanı alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu. Aşk hayata karşı işlenen en güzel ve en doğru suç ortakIığıdır, aşk hayatın bütün tekdüzeliğine, bütün sıradanIığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbette yasanılan aşkı suçlamak ,yargılamak, karalamak, inkar etmek de aşka yakışık kalmaz. Bu önce haksızlık, kendinize saygısızlık olur. İnsan sonuna kadar savunmalı aşkını, karşılık görmesede, acı çekeceğini hissetsede, yarın terkedileceğini bilsede, ailesini karşısına alacağını bilsede taviz vermemeli aşkından, "Seni Seviyorum" diyebilmeli göğsünü gere gere. Aşk iste o zaman aşktır. Ve bunun dogrusu yanlışı yoktur, zaten aşkın kendisi doğrudur, kime karşı duyuluyorsa bu aşk, doğru insanda işte odur. Aşkın zamanı yoktur, hep hazırlıksız yakalar insanı. Evli olmanız, sevgilinizin olması, bir ayrılığın taze yaralarını kurutmaya calışmanız,bağlılıktan korkmanız, ailenizden çekinmeniz, hatta sevilenin hapse girmesi bile onun hiç mi hiç umrunda değildir. İşte aşk bütün bunlara tek başınıza karşı gelebilme yurekliliğidir, belkide yeni hayata geçebilme yolu... Aşkın ne zaman gelebileceği belli olmadığı gibi, ne zaman gideceği de hiç belli değildir. Fazla vakti yoktur onun, uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülü de yoktur. Bir başka göze bakmaya, bir başka tene dokunmaya başlaması o kadar da zor değildir...Aşktan değil, onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savunun aşkınızı. |
|
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
Aşk İçin
Bence kararları ölçtüm de biçtim Neden,aşk olunca kırk yerden geçtim En nihayetinde senide seçtim Özlemle doluyum sana aşk için Gözlerinin içi bir volkan sanki Baktıkça yakıyor beni inan ki Bakışına tutsak öyle bir can ki Özlemle doluyum sana aşk için Kimsede yok benim bu hissiyatım Sevgiyle gelene yanar hayatım Sanma sensizlikten durur takatım Özlemle doluyum sana aşk için Geciktikçe vuslat içim eriyor Gün geçmiyor renkten renge giriyor Sen olan canımdan bir can veriyor Özlemle doluyum sana aşk için |
|
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
Aşk cesaret ister, kocaman bir yürek ister.
Aşk hayata karşı işlenilen en doğru suç ortaklığıdır, Aşk hayatın tekdüzeliğine, bütün sıradanlığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbette Aşkı suçlamak, yargılamak, karalamak inkar etmek de asla yakışık olmaz Niçin aşk ? Nedir bu aşk denilen şey, elle tutulmaz gözle görülmez bir şeyse nedir bu yaşanan somut acılar, güzellikler ? Tek başına aşkı tanımlamak her şeyden soyutlamak mümkün mü ? Hayır ! Nedir şu aşk...? Aşk hayatın bize hazırladığı en güzel sürprizdir, bu yüzden de kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir. Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz. Aşk; en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o, adı kendisidir zaten. Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur, "Aşık oldum" dediğiniz an akan sular durur, küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlayabilir, çünkü aşkın dili tektir. Aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik,aşkın sırrını da çözerdik herhalde. Ama o zaman da aşkın insanı alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu. Aşk hayata karşı işlenen en güzel ve en doğru suç ortakIığıdır, aşk hayatın bütün tekdüzeliğine, bütün sıradanIığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbette yasanılan aşkı suçlamak ,yargılamak, karalamak, inkar etmek de aşka yakışık kalmaz. Bu önce haksızlık, kendinize saygısızlık olur. İnsan sonuna kadar savunmalı aşkını, karşılık görmesede, acı çekeceğini hissetsede, yarın terkedileceğini bilsede, ailesini karşısına alacağını bilsede taviz vermemeli aşkından, "Seni Seviyorum" diyebilmeli göğsünü gere gere. Aşk iste o zaman aşktır. Ve bunun dogrusu yanlışı yoktur, zaten aşkın kendisi doğrudur, kime karşı duyuluyorsa bu aşk, doğru insanda işte odur. Aşkın zamanı yoktur, hep hazırlıksız yakalar insanı. Evli olmanız, sevgilinizin olması, bir ayrılığın taze yaralarını kurutmaya calışmanız, bağlılıktan korkmanız, ailenizden çekinmeniz, hatta sevilenin hapse girmesi bile onun hiç mi hiç umrunda değildir. İşte aşk bütün bunlara tek başınıza karşı gelebilme yurekliliğidir, belkide yeni hayata geçebilme yolu... Aşkın ne zaman gelebileceği belli olmadığı gibi, ne zaman gideceği de hiç belli değildir. Fazla vakti yoktur onun, uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülü de yoktur. Bir başka göze bakmaya, bir başka tene dokunmaya başlaması o kadar da zor değildir...Aşktan değil, onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savun aşkını. Biliyor musunuz , hayat zaten kocaman bir yalan, bu kadar sahteligin içinde gerçek ve doğru olan tek guzellik AŞK.!!. Lütfen ona haksızlık etmeyin .. Aşkına sana aşık olana sahip çık ve onu kaybetme '' SENİ SEVİYORUM '' Demek İçin Geç Kalma |
|
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
|
Dünyanın en güzel, en tuhaf, en yabani ve aynı zamanda en evcil duygusunu
yani aşkı, bu kez de sıradışı sorularla çözümlemeye hazır mısınız? *Neden hep yanlış insanlara aşık oluruz? *Yanlış insanlara aşık oluyoruz çünkü kafamızın içinde "doğru insan" diye bir kavram var. Zihnimizde belli ölçülerden, daha doğrusu kalıplardan meydana gelen bir şema oluşturuyoruz. Durmadan hayatımızın erkeğini arıyoruz ve onu bulma konusunda oldukça sabırsız davranıyoruz. Ayrıca kabul edin ki, aşk söz konusu olduğunda yasakların ve engellerin ayrı bir çekiciliği oluyor. İmkansızlık aşka bambaşka bir lezzet katıyor. Biz de aslında içten içe bu imkansızlığı yaşamaktan hoşlanıyor, bunun içimizdeki tutkuyu arttırmasına göz yumuyor, bir yandan da bir türlü düzenli ve uzun bir ilişki kuramamanın acısını çekiyoruz. *Aşk, her zaman fedakarlık mı demek?* Tabii ki hayır. Bir tarafın diğeri için kendini hiçe sayması aşk değildir. Aşk iki kişilik bir egoizm ve aslında insanın tamamen kendi egosunu tatmin etmek, ruhunu doyurmak, kalp çiçeğinin suyunu vermek için yaşamaya ihtiyaç duyduğu bir süreç. Fakat bu egoizmi olumsuz anlamda ele almamak gerek. Birbirine aşık olan iki insanın ilişkileri, bir yönüyle dünyanın geri kalanına kapalıdır. Onların kendilerine özgü bir dilleri, bir iletişim biçimleri, bazen etraflarındaki hiç kimsenin, en yakınlarının bile içine giremediği bir dünyaları vardır. Aşkın egoist yanı sıradan bir bencillikten çok, bir kabuğuna çekilmişlikten ve mahremiyetten kaynaklanır. Ancak bir tarafın kendini parçalaması ve diğerinin bundan faydalanması aşkın değil, tek yönlü bir bağımlılığın işaretidir. *Aşk filmlerinin hayatımızdaki önemi nedir? * Özellikle biz kadınların zaafı sayılabilecek bu filmler, aşkı daha iyi algılamak üzere gözümüzü açmamızı sağlar. İçimizdeki yoğun duyguya karşı olan güvenimizi arttırır. Aşk filmlerine çok meraklıyız çünkü bizi zaman zaman ümitsizliğe, kuruntulara, endişelere, korkulara, acı çekmeye ve yenilgiye sürükleyen bu hissin bir anlamı olduğunu tekrar tekrar görmemiz gerek. Beyazperdede bu duygu her zaman daha basit görünür ve bu basitlik bizi içine girdiğimiz açmazlardan biraz olsun çıkarır. *İlişkinin özellikle tehlikeye girdiği zamanlar var mı? * İlişkiye üçüncü bir kişinin girmesi -ki bunun mutlaka başka bir kadın ya da erkek olması gerekmez- aşkı en çok tehlikeye sokan durumdur. Bunun en güzel örneği çocuk sahibi olmak... Aşkın var oluşuna katkıda bulunan o özgürlük duygusu bir anda biter ve çiftin üzerine artık bir aile olmanın sorumlulukları yığılır. Eğer birbirine aşık olan iki insan ilişkileri süresince zor durumlarla başa çıkmayı öğrenememişler, kendilerini bu konuda geliştirememişlerse, bu yeni yaşam biçimi onları birbirlerini kırmaya iter ve aşklarının tartışmalar, gerginlikler, yıpranmalar, sinir krizleri ve isyanlar arasında yitip gitmesine neden olur. *Aldatsa bile sizi seviyor mu? * Erkekler için evet... Bir erkek birlikte olduğu kadını çok sevip yine de aldatabilir, çoğunlukla da cinsellikten kaynaklanan sebeplerle... Kadınlar aldatma olayına farklı amaçlarla, planlı programlı girerler. Çoğunlukla da bunu birlikte oldukları erkekten intikam almak için yaparlar. Kadının içinde sadakat duygusuna yer olmayan bir aşk yaşaması, çok daha düşük bir ihtimaldir. *İnsan bir aşkı telefonunda bitirebilir mi?* Bitiremez, bitiriyorsa da yaşadığı şeyin aşk olmadığından emin olabilir. Eğer bir insanı sevmiş ve onunla bir dönem hayatı paylaşmışsak, içimizdeki tutku fırtınası dindiğinde bile o güzel günlerin hatırına en azından gözlerinin içine bakarak ve bir açıklama yaparak ayrılmayı ona borçlu olduğumuzu hissederiz. Yani bir erkeği mesajla başınızdan atıyorsanız, bilin ki ona hiçbir zaman aşık olmamışsınızdır. *Aşkın ne kadar yakınlığa ve uzaklığa ihtiyacı var? * Birbirini tek bir bakışla anlayacak kadar yakın ve bir birey olarak var olmaya devam edebilecek kadar uzak... Aradaki sınır oldukça incedir ve pek çok çift bu sınırı tutturmayı beceremez. Ya ilişkileri yeterince derin değildir ya da tam tersine artık birleşip tek bir varlık haline gelmiş, kişiliklerini kaybetmişlerdir. Oysa aradaki mesafenin doğru tayin edilmesi durumunda aşkın ömrü çok daha uzun olur. *Aşkla ilgili en büyük yanılgılar neler?* Çoğumuz onu avucumuzun içine alıp kontrol edebileceğimizi, isteklerimiz doğrultusunda yönlendirebileceğimizi ve istediğimiz zaman atabileceğimizi sanırız. Çok beğenme, hoşlanma ve etkilenme gibi duygularımızı hemen aşkla karıştırırız. En büyük yanılgılarımızdan biri ise şudur: Hayatımızın bazı dönemlerinde şefkate, ilgiye, sıcak bir dokunuşa o kadar büyük bir özlem duyarız ki, karşımıza çıkan ilk erkeğe aşık olduğumuzu sanırız. Aslında içimizdeki his sevmekten çok, sevmeyi sevmektir. *"Midenize inen yumruğu" biyolojik olarak açıklaması yapılabilir mi? * Hem de kolayca... Aşık olduğumuz sürece kanımızda phenyiethylamin yani aşk hormonu vardır. Ancak zaman içinde bu hormonun seviyesi düşer, ilişkinin ileri aşamalarında aşk, kimyasal etkisini kaybeder ve midede uçuşan kelebekler bir sonraki aşka kadar tarihe karışır. Ancak eğer bu ilk heyecanın yerine karşılıklı güven, şefkat, anlayış, saygı ve dostluktan oluşan bir karışım koyabilmişsek, aşk sevgiye dönüşür ve bu sevgi bir ömür boyu bile sürebilir. *Neden bazılarımız art arda ilişkiler yaşarken bazılarımız aşık olmakta bu kadar güçlük çekiyoruz?* Bir insan aşık olmakta zorlanıyorsa bunun farklı sebepleri olabilir. En klasik sebep, kişinin daha önce yaşadığı ilişkilerden kaynaklanan güvensizliği ve karşı cins hakkındaki olumsuz yargılarıdır. Bunun dışında bir de aşkı her yönüyle yaşayamayanlara, daha doğrusu yaşamaktan keyif almayı beceremeyenlere rastlanır. Bunlara "aşka kabiliyeti olmayanlar" diyebiliriz. Ne kendileri o sihirli sinyalleri gönderebilirler, ne de gönderilenleri alabilirler. Bir de aşkın beraberinde getirdiği zorluklardan kaçan ve kişisel mahremiyetinin azalmasından korkanlar vardır. Kendi kendilerine yeten bu insanlar daha seçici davranırlar ve bulundukları herhangi bir ortamda aşk arayışına girmezler. Yani olaya mantık yönünden bakmayı tercih ederler. |
|
|
|
|
|
|
#9 (permalink) |
|
Aşk mı, zaaf mı?
Senin hiç yoktu Benimse bir tane vardı Seviyordum” (Bertold Brecht) Aşk ve zaaf birbirine sürekli karışan, birbirinin yerine geçen, hangisi gerçekten aşk hangisi sadece zaaf karar vermekte güçlük çektiğimiz çoğu kez birbirlerine gebe, ilişkilerimizin yön atlası iki duygu. Geçen hafta karmaşık bir ilişkiye kulak misafiri oldum, “sevgilimle ayrıyız artık, aslında ben onu o da beni çok seviyor ama birlikte olamıyoruz” diye başlayınca sohbet, dinlemeye başladım. Hikaye aslında bildik, çok aşık olmuşlar, evlenmişler, kısa zaman sonra yormaya başlamış birlikte yaşam, kadın sıkılmış, ayrılmak istemiş ama yapamamış, kavgalar, bağırış çağırış derken adam aşıkken çok severken kadının beceremediğini yapmış, gitmiş boşanma dilekçesi vermiş, ayırmışlar yollarını, üzerinden aylar geçmiş karşılaşmışlar birgün. Kadın adamın omzunda başlamış ağlamaya biz neden kendimize bunu yaptık diye, adam vaktiyle ilişkinin bitmesini isteyen halen aşık olduğu o kadın ağlarken omzunda, zafere benzer bir duygu hissetmiş, kazanmış olmanın, haklı olmanın gururu karışmış kadının göz yaşlarına. O ana kadar ilgiyle dinleyen ben dayanamayıp karıştım söze, “kusura bakma ama aşk değil senin ki, zaaf” diyerek. Aşk kazanmaktan ırak, içinde zafer çığlığına yer olmayan bir duygu değil mi? Kazandığımızı sanarken kaybettiğimiz, severken acı çektiğimiz, o çok sevdiğimiz insanın gözyaşlarının bize haklılığımızı gösterse dahi kalbimizi paramparça ettiği bir “şey” Zaaf ise bile bile ateşe atmak, bütün bize çektireceği acıları, mutsuzlukları, husursuzlukları peşinen kabul etmek, kendimizden nefret ederken bile onu sevmeye devam etmek, her gel dediğinde koşa koşa gitmek, sanki bedenimize bir mikro çip yerleştirilmiş, kumandasını da karşımızdakine vermiş bizi oynatmasına izin vermek. Aşk da bu değil mi dediğinizi duyuyorum, evet aşık olunca da bütün hayatımızı onun avuçlarının içine bırakıyoruz ama bunu yaparken hiç pişman olmadan, bilerek isteyerek yapıyoruz. Güçlü davranmayı beceremediğimiz için değil, onun bakışlarında kaybolmak için, yanından ayrılınca “tamam bitti bir daha asla onun bana bunu yapmasına izin vermeyeceğim”, “bir daha asla boyun eğmeyeceğim” diyeerek değil. O ağlayınca omzumuzda bizi yitirmiş olmanın aslında ne denli acı verdiğini, zafer kazanmaktan mutlu olarak değil. Aşık olunca, o hayatınızdan çıkıp gidince dahi, onun kalbinizdeki yeri ayrı olur, başı sıkıştığında yardım etmek istersiniz, mutlu olsun, iyi olsun istersiniz, sizin kalbinizi parçalara ayıran insanı değil, size dünyanın en kocaman sevdasını yaşatan insanı hatırlarsınız. Aşkın içine karışan kızgınlıktır, bazen kırgınlık ama aşkın içine nefret karışmaz. Nefret girmişse işin içine siz zaafınızın esiri olmuşsunuz demektir, zaafınızın kurbanı olmak canınızı sıkar, hem kendinizden hem ondan hem nefret eder hem de onsuz yapamazsınız. Aşkın ömrü 3 yılsa zaafın ömrü 13 yıl dahi olabilir, aşk ne kadar kısaysa zaaf o kadar uzundur, aşk ne kadar yapıcıysa zaaf o kadar yıkıcıdır, birine karşı duyduğunuz aşk ne kadar kuvvetliyse, zaaflarınız çok daha kuvvetlidir. Ama aşık olunca, diğerine karşı hissettiğiniz zaaf ne kadar büyük olursa olsun, aşkın peşinden gidersiniz. Çünkü aşk tekrar kendinizi bulmanızı, kendinizi büyütmenizi sağlar. Bir kez daha düşünün, sizi yerlerde süründüren ve göklere çıkaran adamların ve kadınların hangilerine aşık olmuş hangilerinin aşkını zaaflarınızla karıştırmışsınız. |
|
|
|
|
|
|
#10 (permalink) |
|
Geçen sezon olduğu gibi bu sezon da televizyonun en çok konuşulan yapımları yerli diziler. Ve o yerli diziler ki, en çok aşklarıyla gündeme geliyor. Kimi iki ülke halkını yakınlaştıracak kadar güçlü, kimi gözyaşı döktürecek kadar duygulu. Kimi tutkulu, kimi nefretle karışık... Ekranda her telden aşk var. İşte en çok konuşulan 10'u... *YABANCI DAMAT Nazlı-Niko* Komşu ile ilişkileri yumuşatan aşk Geçen sezonun en çok konuşulan, sadece kalpleri değil, Türk-Yunan ilişkilerini bile yumuşatan aşkı. Türk kızı Nazlı'yla Yunan delikanlısı Niko'nun aşkı sadece bizde değil Yunanistan'da da büyük ilgi gördü. Dizi gösterildiği Yunan kanalı Mega TV'de de en çok izlenen yapım oldu. Türk-Yunan ilişkilerinde son bir yılda en çok gündeme gelen konulardan olan Yabancı Damat'ta Nazlı-Niko aşkı kadar ilgi çeken bir başka ilişki daha var. Her ikisi de aşırı milliyetçi olan Memik Dede ve Eftelya'nın aşkı. Memik Dede, hastanede Eftelya'yı çiçeklerle ziyaret edecek kadar duygularına yenilirken, Eftalya, basket maçında Panatinaykos'a, Ülker'i yenmesi için 1 milyon Euro verecek kadar hálá sert! Dizinin asıl aşkını ise Özgür Çevik ve Nehir Erdoğan canlandırıyor. *BEYAZ GELİNCİK Ceren-Ömer* Bir nefret-sevgi aşkı 32 yaşında, Tarsus Amerikan Koleji mezunu, ABD'de işletme eğitimi almış Ömer'le, 25 yaşındaki ziraat mühendisi Ceren'in aşkı... Tarlalarda çalışan işçilerin beyaz teni nedeniyle, pamuğa verilen 'Beyaz Gelincik' ismini taktıkları Sezin Akbaşoğulları'nın canlandırdığı Ceren, bir yandan Ömer'e ilgisiz kalamazken diğer yandan yıllar önce ailesini katledenin Ömer'in babası olduğunu düşünüyor. Sevgi ve intikam hattında gidip-gelen bir aşkın merkezde olduğu dizide Erkan Petekkaya, dozunda batılı, dozunda doğulu karakteriyle kadınların gözdesi. Beyaz Gelincik en fazla aşkın yaşandığı dizi. Ceren-Ömer dışında Meryemce-Mustafa ve Memed Ali-Teğmen Maria aşkları da dizide ağırlıkta. Özellikle genç kadın izleyicinin gözdesi Mehmet Günsur (Mustafa), Meryemce'yle aşkında sürekli yarı çıplak geziyor. *KURTLAR VADİSİ Elif-Polat* En gergin aşk öyküsü ağır abiler asla öpmez İşte ekranın en gergin, en karmaşık, en sert, en sıradışı aşkı... Kurtlar Vadisi, aşkıyla gündeme gelmeyen tek dizi ya da bir başka deyişle bu dizide konuşulan en son şey aşk! Polat Alemdar ve avukat Elif'in aşkı ne uzuyor ne kısalıyor. Elif, Ali'ye olan aşkını kalbine gömerken Polat'a aşık yani aslında öldüğünü sandığı nişanlısı Ali'ye. Polat, karmaşık işlerinden Elif'e vakit ayıramıyor. Dizi son 10 bölümüne girerken çift bir kez bile öpüşmüş değil. Hatta geçen yılki bir bölümde Polat, Elif ile 24 saat geçireceğine söz verdi. 24 saatin sonuna gelinirken Elif, Polat'ı öpmek istedi ancak Polat 24 saat doldu dedi ve Elif'i bırakıp gitti. 'Ağır abiler öpmez' dedirten aşkın, dizi sona doğru yaklaşırken nereye varacağı merak konusu. Yine de öpüşmezlerse, mecburen çekilecek filmi bekleyeceğiz. Dizideki bu gerilimli aşkı, Necati Şaşmaz ile Özgü Namal canlandırıyor. *YANIK KOZA Leyla-Galip* Oğluna düşkün, aldatıldığını düşünen bir baba aşık olur mu? Galip'in kısır olup olmadığı mevzuunun iki sezondur devam ettiği, tüm olayın da zaten buradan koptuğu dizi. Tekstilci Galip'in evliliği, oğlu Ömer Asaf'ın kendisinden olmadığından şüphelenmesiyle sarsılır. Bu sırada kendisiyle röportaj yapmaya gelen Bursa Posta gazetesi genel yayın yönetmeni Leyla'yla tanışır. Karısı Hanzade ve Leyla arasında kalan Galip karakterinde izleyiciyi en çok etkileyen unsur ise Galip'in oğlu Ömer Asaf'a düşkünlüğü. Karısının yeniden hamile kalmasıyla Galip'in tekrar eve yöneldiği ilişkiye, Leyla'nın savaş muhabiri eski nişanlısı da girmiştir ki, senaristler bile olayı nereye bağlayacaklarını kara kara düşünüyorlar. Dizide Galip ve Leyla'yı, Yavuz Bingöl ve Ayça İnci canlandırıyorlar. *YAĞMUR ZAMANI Eylül-Fırat* Aktörleri değişen bir üçlü ilişki İki kadın arasında kalan erkek ya da iki erkek arasında kalan kadın 'formatında' ilerleyen dizi. İstanbul'un ünlü gece kulüplerinden birinin sahibi olan ve karısını kaybeden Fırat, halkla ilişkilercisi Aslı'yla ilişki yaşıyor. Kızı Naz'a bulduğu bakıcı Eylül'le birlikte de hayatı karışıyor. Tamer Karadağlı'nın Hollywood'a açılmadan önce başladığı dizi de pek çok aşk hikayesi gibi üçlü bir ilişki üzerine kurulu. Evliliğin eşiğinden dönen Aslı, Fırat'ın hayatından çekilmeye karar verir ki, bu kez de Eylül'ün eski sevgilisi çatkapı çıkagelir. Dizi bu sezonu da götürür... Filmde Eylül'ü de Azra Akın oynuyor. *AVRUPA YAKASI Aslı-Cem* Maço abiye ve aristokrat babaya rağmen Nişantaşı'nda çalıştığı ortam ne kadar Sex and The City tadında olsa da, iş arkadaşı kızlar ne kadar gününü gün etse de Aslı'yla Cem'in aşkı o kadar bizden. Aslı'nın ailesi ve abisi Volkan'la ilişkisi bu aşkı zorlayan en büyük etken. Son olarak Cem'in aristokrat ailesi de katılarak bu ilişkiyi iyice çıkmaza soktu. Tüm bu karmaşa içinde Aslı'yla Cem tüm saf duygularla birbirlerini seviyorlar. Gülse Birsel ve Levent Üzümcü'nün canlandırdığı karakterleri, bugüne kadar dizide ancak el ele görebildik. *IHLAMURLAR ALTINDA Elif-Yılmaz* Eski Türk filmleri gibi fakir kız-fakir oğlan aşkı Beyaz Gelincik'le birlikte bu sezon başlayıp aşk listesinde top 10'a girmeyi başaran iki diziden biri. Geri kalan sekiz aşk hikayesi de geçen sezondan kalan yapımlara ait. Şehrin kenar mahallerinde yaşayan iki gencin aşk hikayesini anlatan dizi, eski Türk filmleri tadında. Annesinin baskısıyla birlikte iyi bir hayat sürmek isteyen, Tuba Büyüküstün'ün canlandırdığı fakir kız ve Bülent İnal'ın oynadığı fakir oğlanın aşkı. Kız, girdiği işyerinde patronun oğlunun ilgisini çekince işler karışır. Zengin bir hayat ve sevdiği yoksul genç ikileminde kalan genç kızın hikayesi başarılı anlatımıyla ve görüntüleriyle izleyicinin beğenisini kazanıyor. Sonu da Türk filmleri gibi biter mi acaba? Kız zengin çocukla evlenir, fakir ama gururlu genç zengin olup bir tomar parayı kızın suratına çarpar! *ALİYE Aliye-Doktor Deniz* Hem anne hem aşık hem mağdur hem güçlü Çocuklarını kaçıran kocasından kurtulmaya çalışırken, sevdiği adam Deniz'e sığınan Aliye, ekranın en çok gözyaşı döktüren aşkını yaşıyor. Başrol oyu |