![]() |
|
|
|
#21 (permalink) |
|
22 Mart 2006 günü, rutin kontrol için doktorumu ziyaret ettiğimde, doktorum karnımın bayağı alçalmış olduğunu ve zaten doğuma hesaplama olarak 15 günün kaldığını söyledi.
Ultrason için yan tarafa geçip karnımı açtığımda ise ‘yoksa 37 haftadır biz yanıldık mı, ikizimiz mi gelecek’ diye espri yaptı. Fakat karnıma dokunmasıyla bunun anormal bir durum olduğunu, ultrasona girmeden direkt NST’ye girmem gerektiğini söyledi. Doktorumuzla NST’den sonra baktık ki, içerde sıkışmış ve bayağı hareketli bir durum var. Doktorum acilen yatışımı verip ameliyata 3 saat içinde alınacağımı söyledi ve saat 15:30’da ameliyathaneye alındım. Bebişim saat 15:50’de dışarıyı ‘ınga’ sesiyle selamladı… O karnımdaki sertlik de bebişimin dışarı çıkmasıyla ortaya çıkmış oldu. Son 3-4 haftadır bebeğimi ve beni rahatsız eden sıkışmalar ve sertlikler, apandistin patlama seviyesine gelmiş olmasıymış meğersem. Neyse, onu da aldılar ve ben şiddetli karın ağrısıyla sadece dışarı bir bebeğin çıktığını düşünerek odama çıkarıldım. Odamda çift geleni öğrenince bazen inat etmemek gerektiğini düşündüm. Doktorumu dinlemeyip normal doğum için inat ederek kendimi zorlasaydım, şuan bebeğim de ben de zehirlenmiş olacaktık. Doktor Bahar Besen hanıma yardımlarından ve güler yüzünden dolayı teşekkür ediyorum… Dilek Adakul |
|
|
|
|
|
|
#22 (permalink) |
|
Doğum Tarihi: 16.08.2006 Çarşamba saat 10:45
Hastane: G.O.Paşa Hastanesi 8 yıl süren o büyük aşkımız nihayetinde sonlanmış ve sevgili eşimle evlenmiştik. Bizden mutlusu yoktu o an. Bitmişti artık, birlikte bir hayata merhaba dedik. 2 yıl çocuk düşünmeyenlerdendik biz de. Ama çevremizde arkadaşlarımızı görünce ‘acaba olsa kime benzer, nasıl olur’ derken; ben hamile kalmıştım! O an ne hissettiğimi tarif dahi edemem. Hamileydim ve içimde sevdiğim adamla ikimizin ortak parçası vardı... Eşime söylediğimde inanmadı, hemen gece 23:00’te nöbetçi hastaneye gittik. Ve doğruydu, eşim de artık inanmıştı. Sonra beni el üstünde tuttu tek kelimeyle. Ben de tüm şımarıklıklarımı yaptım. Her şey çok güzel gidiyordu. Sadece işe giderken midem bulanıyordu çok ama 4. ayımda geçti Allah’tan. Karnım büyüyordu her geçen gün. Bu süper bir şeydi. Her ay eşimle kontrollere düzenli gidiyor, onun da bu duyguyu tatması için doktorumun nöbette olduğu günleri tercih ediyorduk. Çok güzel bir hamileliğim vardı, sadece karnım çok büyümüştü, diğer hiçbir yerimden kilo almadım Allah’a şükür. Kızımız olacaktı… Ama 6. ayımda bir sorunla karşı karşıyaydık; bebeğimizin bağırsaklarında bir kitle tespit ettiler. Araştırılması gereken bir konuydu. Ne yapacaktık? Telaş içerisinde Cerrahpaşa-Çapa koşturduk. Heyetler toplanıp bakıyor ama net bir şey söylemiyorlardı. Bu nasıl kötü bir şey, inanın anlatamam size. Parçama bir şey mi olacaktı? Alacaklar mıydı onu içimden? Zaten orada beklemek insanın psikolojisini felaket bozuyordu. Çünkü sürekli içeri girip çıkanlar ‘gebelik sonlandırılması kararı alındı’ diyordu ve ben daha çok korkuyordum. Nihayetinde bir doktor ‘hiçbir şeyi yok, sadece ufak bir kireçlenme var’ dedi. Kordosentezi de reddettim ve Allah’a dua ettik sadece… Ve işte o an geldi… Gece uykumdan uyandıran bir kasık ağrısı… Ama ben doğumu aklıma getiremiyorum çünkü 3 hafta var daha, gaz sancısı zannediyorum. Gece 4'ten sabah 8'e kadar sancı çektim. Sonra dayanamadım ve eşimi uyandırdım. Hemen hasteneye gittik. Hemşire beni muayene etti. Maalesef ki iğrenç bir şey, canım acayip acıdı. Açılmam 6cm'miş. Bana ‘nasıl dayandın bu sancıyla?’ dedi. Ahhh ne sen sor ne de ben söyleyeyim… Neyse, 1 saat içinde doğum başladı ama ben inanılmaz korkuyorum. Arkadaşım ve eşim beni sakinleştirmeye çalışıyorlar ama nafile. Korkuyorum işte. Doğum anı offf! Hem kötü hem de güzel. ‘Ikın’ dediler, ben ıkınmadım, bir de hava sıcak, istesem de ıkınamıyorum. 45dk. içinde son ıkınmamla birlikte minik sevgilim geldi dünyaya… Bana dikiş attılar ve kanamamın durmasını beklediler, onun için yaklaşık 1 saat doğum odasında tuttular. Herkes dışarıda beni bekliyordu. Ve bebeğimle ilk karşılaşmam… Bundan güzel bir duygu yok dünyada. O an, hayatımda yaşadığım en güzel andı. O kadar mutluydum ki!!! Şu anda 6 aylık ve bıcır bıcırsın. Seni çok seviyoruz güzel kızım Derin'im. Hayatımın anlamı eşim ve kızım Derin, sizi çok seviyorum. Allah mutluluğumuzu daim etsin inşallah. Bu arada doğumda beni yalnız bırakmayan arkadaşım Derya; çok sağ ol, seni de seviyorum. Derin'im, yavrum, hayatımın anlamı, iyi ki dünyaya geldin. Allah'ım sana uzun ömür versin. Nazan Uçan |
|
|
|
|
|
|
#23 (permalink) |
|
Evliliğimizin ikinci yılında karar verdik bir bebek sahibi olmaya…
Arkadaşlarımdan hep 'fazla umutlanma hemen olmayabilir, birkaç ay geçiyor' gibi cümleler dinliyordum. Ancak kendimi alıştırmaya çalışsam da, senin var olduğun haberini duymak için sabırsızlanıyordum. Ve sen de bu sabırsız anneyi bekletmeden, daha ilk ayda mutlu haberi verdin bize. Bu kadar çabuk olmana inanamadığım için herhalde yedi-sekiz kez test yapmıştım. Sonrasında ilk doktora gidişimiz ve senin karnımda büyümeni gördükçe yaşadığımız heyecan... Babanın, doktora her gidişimizde cinsiyetinin kız olduğunu öğrenmemize rağmen 'doktor bey erkek di mi' diye her seferinde sorması… Karlı Bitlis yollarında, sabahları okula giderken düşmemem için başta babacığın olmak üzere seferber olan okul arkadaşlarım… Sayende babanla ilk kez uçağa binmem ve yaşadığım korkular… Şimdi hatırladıkça ne çabuk geçti günler diyorum. Son iki ayımda anneannenle ellerimiz karnımda, senin hareketlerini yorumlamamız... Normal doğumdan çok korktuğum için 5 Haziran günü sezaryenle dünyaya getirdim seni. Kucağıma ilk aldığımda yaşadığım mutluluğu tarif etmem imkansız… Sapsarı saçların, masmavi gözlerinle melek gibi bakarken; biz babanla 'bizim gibi iki esmerden nasıl böyle bir bebiş oldu' diye düşünüyorduk. Şimdi 9. ayına girdin. Tıpkı bir tırtıl gibi sürünüp evin altını üstüne getiriyorsun Yürütecinleyken çöp kutusu başta olmak üzere kurcalamadığın yer yok. İlk kelimenin “anne” olması, babanı ayrıca üzse de artık evde “ba ba ba” diye dolaşman göğsünü kabartıyor hani. Canım kızım, zaman nasıl geçti ve nasıl bu kadar büyüdün… Hayretler içinde izlerken seni, bu duyguyu çocuk sahibi olmak isteyen herkesin tatmasını dilerim... Sen benim meleğim, İrem’imsin… Nihan Altunay |
|
|
|
|
|
|
#24 (permalink) |
|
Tüm Annelere Merhabalar,
İnanın anne olmama rağmen ve doğumda yaşanması gereken her mutluluğu, acıyı yaşamama rağmen; yazılanları okurken gözyaşlarımı tutamıyorum… Ve ben de hikayemi yazayım dedim… 2001 yılı 9 Kasım’da annemi kaybetmenin acısı hala içimi yakıyor. Babam ben 7 yaşındayken vefat etmiş. Anneciğim bana “baba, anne, arkadaş”, kısacası her şey olmuştu. En büyük dileği benim evlenmem ve torununu görmekti, ama olmadı. Annemin vefatından sonra evlenmek falan gibi düşüncelerim yoktu, acım büyüktü çünkü. Ama hayat da devam ediyordu. 2002 yılında arkadaşımın Antalya’da nişanı vardı ve orada şu an eşim olan canımın içiyle tanıştım. 8 ay sonra 30 Ağustos’ta evlendik. Ben hemen bebek istiyordum. Ev hanımı olduğum için sıkılıyordum. 2 ay sonra evde test yaptık eşimle ve mucizem karnımdaydı. Sarılarak ağladık eşimle… Bebeğim beni pek üzmedi. Sadece canım çok kiraz istedi ama kış geliyordu ve kiraz yoktu. İzmir’deki ablamlara ve daha birçok yere haber gönderdik. Fakat sonuç olarak, reçeliyle idare etmek zorunda kaldım. Canım hep şekerli şeyler istiyordu, oysa şekerle aram pek iyi değildi normal hayatımda. Herkes “oğlun olacak” diyordu, bense hep “kızım olacak” diyordum. Ve 4. ayda bebeğim kendini göstermeye karar verdi. O minicik yüreği attıkça ben ağlıyordum. İnanamıyordum, içimde bir can, bir minik yürek vardı. Doktorum sordu “ne istiyorsun?” diye. Ben de “kızım olsun istiyorum” dedim. Ve evet! Benim istediğimi verdi Allah’ım. Her erkek gibi eşim de erkek istiyordu ama sağlıklı olduğunu duyunca o da kızımıza büyük özen gösterdi. 7.5 ayıma kadar her şey güzeldi. “Bebeğin çok tombiş olacak” diyordu doktorum. Doğumum 20 Ağustos’ta olacaktı. Biz de doğumdan önce ablamlar ve abimlerle tatile çıktık. Bir haftalık tatilin ardından doğumu yaptıracak olan doktoruma son kez kontrole gittik. Doktorum, bebeğin hemen alınmasının gerektiğini, bebeğin eşinin yaşlandığını, beslenmenin durduğunu söyledi. Ben şok olmuştum. Hemen tahlillerim yapıldı. Ertesi gün, yani 5 Ağustos’ta sezaryenle bebeğimi dünyaya getirdim… Bebeğimi ablamlara vermişler, benim ayılmam biraz uzun sürmüş, bizimkiler paniklemişler. Beni odaya getirdiklerinde “hemen bebeğimi verin bana” dediğimi hatırlıyorum. Kucağıma verdiler. Allah’ım ne kadar küçüktü… 2.500gr doğmuştu, üzülmüştüm tombik bir bebek beklerken. Ama sağlığı yerindeydi, hafif sarılığı vardı ve bebeğim 4 gün kuvözde kaldı. Çok acılar çektim… Bebeğimi emzirirken tüm acılarım son buluyordu. Hastaneden çıktık ve bebeğimle yeni ve güzel bir hayata başladık. Ben hamileyken ablam, rüyasında annemi görmüş. “Leyla’nın bir kızı olacak, adını Müge koyun” demiş. Biz de kızıma “Müge Su” adını verdik. Müge’nin anlamı, inci çiçeği demek… Bu arada eşim askerliğini yapmamıştı. Kızımız 3 aylıkken askere gitti ve kızımla 15 ay süren bir hayata atıldık. Çok zor günler geçirdik. Ama dayandık, kızım bana dayanma gücü verdi, canım kocam olmadan kızımı büyüttüm. Kızım şu an 2,5 yaşında. Anlayacağınız eşim hazır bir çocuğa kavuştu. Uykusuz geceleri ben kızımla çektim, o da vatan borcunu ödedi. Şu anda Allah’a çok şükür her şey bitti ve yeni bir hayat yelken açtık. Her yeni doğan güne kızımla başlamak, ona sarılmak en büyük mutluluğum. Allah çocuğu olmayan herkese bu duyguyu tattırır inşallah. Kızım ve eşimle çok mutluyum. Tek mutsuzluğum, bu mutluluğumu annemle yaşayamamak. Annemin kıymetini biliyordum ama şimdi daha çok anlıyorum. Canım annem… Ben de kızıma senin gibi bir anne olmak için elimden geleni yapacağım. Seni çok özledim, sana o kadar muhtacım ki… Leyla Özdemir |
|
|
|
|
|
|
#25 (permalink) |
|
Kızım Olcay doğmadan önce hayatta önemli olduğunu düşündüğüm her şey, o doğduktan sonra önemini yitirdi. “Gerçek olan tek şey bu” dedim. “Bir hayat…”
Hamile kaldığımı öğrendiğimde çok sevindik. Bizim için isteyerek ve hazırlanarak yaptığımız bir şeydi. Çok mutlu olduk. En çok da kızımız olacağını öğrendiğimizde mutlu olduk. Her şey çok güzel geçti. İlk dört ayı saymazsak tabii… İlk aylar aşırı derecede bulantılarım vardı. Çalıştığım için yolda gelip giderken duyduğum kokular beni deli ediyordu. Ancak dört ayın sonunda sanki bir gecede her şey düzeldi. Kızımı artık karnımda hissediyor ve hareketlerini anlıyordum. Nerede ne yapıyor biliyordum. Çok hareketli bir çocuktu ve hala öyle. Yerinde duramıyor. Sanırım hayatı boyunca böyle olacak. İşimden ayrıldım. Çalıştığım yer evime çok uzaktı. Ben de kendim kızımla ilgilenmek istiyordum. En az üç yıl onu bırakmak istemediğim için işimden ayrıldım. Ve en güzel günlerimiz başladı. Her şey yolunda gitti. Ramazan Bayramı’nın ikinci günü idi. 15 Kasım 2004… Sabahtan kontrole gittik. Çünkü doğum süresi gelmiş ve Olcay hala yerinde duruyordu. Her şey normal… Sinemaya gittik, “Gora” filmine. Filmin ikinci yarısında bende bir şeyler oldu. İşaret gelmişti. Biz filmi bitirip hastaneye koştuk. Hastane bomboştu. Bayram nedeniyle kimse yoktu. Doktorum ve hemşireler sürekli benimle beraber beklediler. Ama Olcay gelmiyor… Sezaryen?! Aslında istemediğim bir doğum şekliydi. Ama kızımı tehlikeye atamazdım. Ameliyathaneye girdiğimde çok huzurluydum. Birçok kişi benim için koşturuyordu. Saat 22.00’yi gösterdiğini hatırlıyorum bir tek. 22.05’te Olcay doğmuş… Ayıldım ve kızımı verdiler. O anı anlatamam ve yazamam. Yani ifadesi olamayacak bir duygu. Sanki bedeniniz yok ve her yerinizi o küçücük şey kaplamış. Küçücük ama bütün bedeninizi sarmış. O andan sonra sadece onun için yaşadığımı anladım. Şu anda Olcay iki yaşında. Hayatımda, gözlerine her baktığımda heyecanlandığım ve içimin eridiği tek varlık… Yazımı okuyan tüm annelere sevgilerimle… Özgen Gülden |
|
|
|
|
|
|
#26 (permalink) |
|
Beş yıllık evliydim… Eşim çocukları çok seviyordu ve benim de istememe rağmen, doğumdan çok korktuğum için “kendimi hazır hissetmiyorum” demelerimi artık kabul etmiyordu. Hamileliğimin son gününe kadar bunu söylediğimi hatırlıyorum…
Çok şükür biz şanslı ailelerdendik. Karar verdikten bir ay sonra hamile olduğumu öğrendim. Eşimle sabahın altısında test çubuğunun başındaki meraklı bekleyişimizi unutamıyorum… Tabi ki sonrasında gelen mutlulukla kaygı arasındaki çığlıklarımızı… Doğumdan çok korkan biri olarak artık ben de bir anne adayıydım. Bir taraftan kendimi bu fikre alıştırıyor, bir taraftan da evle iş arasında koşuşturuyordum. Hamileliğimin 16. haftasında, sabah uyandığımda kendimde anormal bir durum hissettim. Lavaboya gitmek için kalktığımda bütün yatağın kan içinde olduğunu görünce neler hissettiğimi anlatamam… Hemen annemi aradım. Eşimle giysilerimi hazırlarken bir taraftan da sürekli ağlıyordum… Hastaneye giderken hepimizin aklında tek bir şey vardı: Bebeğimi düşürdüğüm düşüncesi… Eşim ve annem hastaneye gidene kadar sürekli bu yönde bana teselli vermeye çalıştı. Ultrasona girdiğimde artık bu fikri kendime kabullendirmiştim. Doktorum, bebeğime bir şey olmadığını söylediğinde dünyalar benim olmuştu. Bu sefer mutluluktan ağlıyordum… Hemen sevinçli haberi eşim ve annemle paylaştım. Eşimin de ağlaması beni çok duygulandırmıştı… Fakat bir sorun vardı, düşük tehlikem devam ediyordu ve kendime çok dikkat etmem gerekiyordu. 3 gün hastanede ve 21 gün de evde lavabo harici ayağa kalkmadan, hatta sağa ve sola dönmeden yatmıştım. Yedinci aya gelene kadar hamileliğim sorunsuz devam ediyordu. Bir gün korkunç bir sancıyla tekrar hastaneye koştuk. Ultrason, tahliller derken erken doğum tehlikem olduğunu ve doğumhaneye gideceğimi öğrendiğimde ne yapacağımı şaşırmıştım… Bir taraftan ağlıyor, bir taraftan da anneme sarılmış “daha çok erken, şimdi doğum yapamam” diyordum. Tabi ki her şeyden fazla bebeğime bir şey olacağı korkusu kaplamıştı içimi… O geceyi doğumhanede gözetimde geçirdim. Açıklık yoktu, sancım da kalmamıştı ama benim için doğumhanedeki bu erken deneyim pek iyi olmamıştı. Psikolojik olarak çok etkilenmiştim. Eşimin, bebeğin doğumunun kendi memleketinde olmasını çok istediğini bildiğimden, doktorun da herhangi bir sorun olmayacağını söylemesiyle İzmir’e gittik. Buna çok pişman olduğumu söylemeliyim… Çünkü ben normal doğum istiyordum ve oradaki doğumların %90’ı sezaryen veya ağrısız doğumdu. Doktoruma normal doğum istediğimi söylediğimde bana tuhaf tuhaf baktığını ve “bu dişini uyuşturmadan çektirmek gibi bir şey, niçin bunu istiyorsun?” dediğini hatırlıyorum. Zaten korkusu olan biri olarak kendi düşüncelerim ve çevremdekilerin düşünceleri arasında sıkışıp kalmışken bir ağrı nöbeti daha geçirip, 1 gecelik doğumhane deneyimi daha yaşadım Tüm korkularıma rağmen kararımı vermiştim, ne olursa olsun normal doğum yapacaktım. Her şeyin olması gerektiği gibi olmasını istiyordum… Yaşadığım o kadar şeye rağmen bebeğim bana sıkı sıkıya bağlanmıştı. Allah’ıma güvenmiştim ve her şeyin en iyi şekilde olacağına inanıyordum… Doktorların doğum günü olarak belirledikleri zaman gelmişti fakat bende sancı ya da herhangi bir açıklık yoktu. Erken doğum olarak beklenen bebek, bir hafta geçmesine rağmen hala doğmamıştı Genel kontrol için hastaneye gittiğimizde bana, bebeğimin suyunun bitmek üzere olduğu ve hemen sezaryene almaları gerektiği söylendi. Ama ben nedense doktoru samimi bulmamıştım ve sezaryenle doğum istemiyordum. Kesin karar vermek için başka bir hastaneye daha gittik. Orada her şeyin normal olduğu cevabını aldık… Hangisinin doğru olduğunu düşünüp, ne yapmamız gerektiğine karar vermenin bana düşmüş olması beni en çok üzen ve sinirlendiren şey olmuştu. Nasıl olurdu da doktorlar (tabi ki hepsini kastetmiyorum), sırf para almak uğruna böyle bir yalana başvururlardı?.. O geceyi bunları düşünerek ve bebeğime bir şey olmaması için dua ederek geçirdim… Ertesi gün tekrar kontrole gittiğimde doktor beni muayene etti ve 4cm açıklığım olduğunu, doğumun başlamak üzere olduğunu söyledi… İnanamamıştım çünkü sancım yoktu, suyum gelmemişti ve her şey normal gözüküyordu. Yatış işlemlerim yapıldı ama ben daha önce doğumhaneyi iki defa ziyaret eden deneyimli biri olarak Sancılarım gelmeye başladı ve 2 dakikaya düştüğünde hastaneye girdik. Hemen doğumhaneye alındım. Çok şükür kolay bir doğum yaptım… Çektiğim bütün sıkıntılara değmiş, dünyalar tatlısı bir oğlum olmuştu… Oğlum şimdi 18 aylık… Allah tüm bebek isteyen ailelere bu duyguyu tattırsın inşallah… Tabi ki sorunsuz ve sağlıklı olması dileğiyle… Aylin Erdem |
|
|
|
|
|
|
#27 (permalink) |
|
Doktora gitmeye başladım. Tabi günden güne kocaman oluyordu benim prensesim ve heyecanım gittikçe artıyordu.
Doğumdan hiç korkmuyordum ve ısrarla normal doğum olmasını istiyordum. Tabi zamanı gelince öğrenecektik nasıl olacağını… Zaman geçiyordu ve doğum vakti de yaklaşıyordu, içimde sadece seni görebilmenin heyecanı vardı, o kadar… 9. ayıma girmiştim ve artık heyecan iyice fazlalaşmıştı. Ne zaman olacak, ne zaman olacak??? Doktor ‘9 Temmuz’ demişti doğum için. Ve 9 Temmuz geldi çattı ama sende tık yoktu. O gün doktora gittik, beni muayene etti ve “daha hiçbir belirti yok” dedi (( Üzülmüştüm çünkü bir an önce seni kollarıma almak istiyordum artık. Konuştuk doktorla ve 1 hafta daha beklemeye karar verdik. O bir hafta nasıl geçti anlatamam, bir asır gibi geldi bana...Ve 17 Temmuz’da doğum olacak yani sezaryene girecektim artık, çünkü zaman geçmiş ve benim korkularım olmaya başlamıştı. 17 Temmuz’da doktora gittik, ben normal doğum olmasını istiyordum hala. Doktor suni ağrı vermeyi önerdi, ben de kabul ettim ve hastaneye yattım. Ağrılar gitgide fazlalaşmaya başladı ve heyecanım da tabi... Saat 1.30 sıraları doktorla konuştum ve doğumun akşam 8-9 gibi olabileceğini söyledi. “Ben bu kadar dayanamam” dedim ve sezaryen olmasına karar verdik. Saat 14.00 sıraları doğuma girdim. Baban o kadar heyecanlıydı ki... Teyzen, anneannen, babaannen, halan... Ve 14.35’te sen dünyaya geldin… Ben odaya alındım, o kadar ağrım vardı ki… 3.200gr doğdun, dünya güzeli bir kız Seni kucağıma aldığım anı hiç unutamam... O an ağrım falan kalmamıştı. Şimdi 7aylıksın prensesim… Senin bir gülüşün için canımı verecek kadar çok seviyorum seni... İyi ki doğdun böceğim. İyi ki doğurmuşum seni UĞUR BÖCEĞİM... Jale Kirişçi |
|
|
|
|
|
|
#28 (permalink) |
|
Eve gidip testi yaptım. Evet, sen benimleydin...
Dondum kaldım. Nutkum tutuldu. Kimi arayacağım şaşırdım. Babanı aradım, o da inanamadı… Ertesi gün hastaneye gittiğimizde o kadar ufak, o kadar ufaktın ki; aylar geçtikçe gelişimine inan bebeğim ben de şaşırdım. Dünyanın en güzel, en özel annesiydim sanki. Hele ilk kımıldaman, tekmelemelerin… İnan asla unutulacak şeyler değildi. Çalışan anneydim. Bana hiç zorluk çıkarmadın. Beni hiç üzmedin. Gerçi geceleri son aylarda uyutmuyordun ama buna değerdi. Yeter ki sen rahat ol bebeğim… Artık son aylarımdı, işten ayrıldım. Sana kavuşmamıza çok az zaman kalmıştı. Son kontrolüme gittiğimde doktorum bana sezaryen olacağını, normal doğurmamın zor olacağını söyledi ve bana 04.04.2006 Salı sabahı saat 09.30’da hazır olmamı söyledi. Allah’ım 4 gün vardı oğluma kavuşmama… Heyecanlı günlerin sonuna gelmiştim. Artık hastanedeydim ve sana kavuşmaya dakikalar kalmıştı. İşte oğlum, beni ameliyathaneye aldılar. Biraz sabret, biraz dayan az sonra birlikteyiz. Yeter ki sağlıkla dünyamıza gel… Gözlerimi açtığımda acımdan çok sen vardın aklımda, nerdeydin göremedim seni. Sonra hemşireler getirdi seni yanıma… Allah’ım bu benim oğlumdu... Bu güzel, tombiş şeker şey benimdi. Ben büyütmüştüm onu karnımda. Artık yanımda, benimle ve hatta göğüslerimdesin. Çok açtın, hemen emzirdim seni. Dünyalar benimdi artık. Hiçbir mucize beni böyle mutlu edemezdi. Şimdi 9 aylıksın. Çok tatlı bir bebek oldun. Artık kendi isteklerini öyle bir yaptırıyorsun ki bize. 9 aydır uyku uyumadan işe geldiğim olsa da iyi varsın. İyi ki benimlesin ve iyi ki benim oğlumsun… |
|
|
|
|
|
|
#29 (permalink) |
|
Ama yaptım, hem de çok kolay!..
Hamileliğimin ilk aylarında tanışmıştım sitemizle. Ağlayarak okuduğum “Doğum Hikayeleri”ne ben de bir gün yazabilecek miyim, o günleri görecek mi gözlerim diye çok merak ediyordum. Ve nihayet ben de sizlerle paylaşabileceğim minnoşumun hikayesini... Eşimle bir arkadaş ortamında tanışmıştım, başta hiç dikkatimi çekmemişti (eşim bu düşünceme asla katılmıyor, onu ilk gördüğümde tamam dediğimi söyleyip durur). Tanışmamızı takip eden günlerde onun bir konuşmasına tanık olmuştum ve ses tonundaki o ince tınıya ve evet hemen olmasa da o konuşmadan sonra kalbimde bir kıpırdanma başlamıştı. Tanışmamızı takip eden 14. günde bana evlenme teklif etmişti ve ben de kabul emiştim. Kader denen şey bu olsa gerek, bir ay sonra nişan ve dört ay içersinde de düğünümüz olmuştu. İlk başlarda her yeni evli çift gibi bebek fikri bize uzak gelmişti ancak yedi ay dayanabildik ve 7 ayın sonunda artık bizim de bir bebişimiz olsun düşüncesi fırtınalar estirmeye başlamıştı bile. Ama fırtına çabuk sakinleşti çünkü 15 Ekim günü regli tarihime henüz bir hafta olmasına rağmen içimdeki minik kalbi hissediyordum. Herkes “saçmalama” falan dese de ben son iki haftadır kendimi değişik hissediyordum. Evet, ben hamileydim. Sizlerde de oldu mu bilmem ama ben hamile kaldığımı ilk günlerde anlamıştım. Zaten yaptırdığım kan testi de bunu doğruladı. Evet, tam üç haftalık hamileydim... Kan sonucunu laboratuardaki arkadaşım arayıp söylediğinde attığım çığlığı duysanız şaşardınız. Akşamı nasıl ettim bilmiyorum, eşimi aramamak için kendimi zor tuttum, işten eve giderken sanki yürümüyor uçuyordum. Bu arada ben ebeyim. Akşam yemeğinde kayınvalidemler de bendeydi ama onlara hamile olduğumu söylememiştim çünkü onlar bu bebeği dört gözle bekliyorlardı ve herhangi bir sorun çıkarsa üzülmelerini istemiyordum. Onlar gidince kanepeye uzanan eşimin yanına gittim, o zaten bende bir gariplik olduğunu anlamıştı, “ne oldu sana?” diye sordu, ben “hiç” diyince biraz sinirli baktı, ben de “bana öyle bakma, ben hamile bir kadınım, benim psikolojimi bozma” dedim! O anda eşimin yüzünün aldığı şekli kelimelerle ifade edemem... Ve zorlu bir 40 hafta başlamıştı… İlk aylardaki bulantı ve kusmalar yüzünden tam 3 kilo vermiştim, sadece elma yiyebiliyordum. 14. haftamıza girdiğim gün, akşam namazımı kılarken karnımda bir hareket hissettim, evet bu minik maymuncuğumdu ve şaşkınlığım geçmeden yine hareket etmişti. Zaten doğana kadar da bu böyle devam etti, kimi zaman attığı tekmeler yüzünden sadece beni değil babasını bile uyandırmıştır. Öyle ki toplulukta otururken sürekli elimle karnımı kapatmak zorunda kalıyordum çünkü gören biri olsa bu kadın niçin göbek atıyor diye kendi kendine sorardı herhalde 16. haftamızda benim baştan beri tahmin ettiğim gibi bir oğlumuz olacağını öğrendim. Hamileliğim oldukça güzel geçmişti. Doğuma üç hafta kala izne ayrıldım ama evde boş boş ancak bir gün oturabildim ve dayanamayıp ev temizliğine başladım. Karnımdan dolayı ayağımın ucunu bile göremiyordum ama yine de evin tüm duvarlarını, kapı pencere her yeri dip köşe sildim. Tabi eşim her gün panik halde eve geliyor ve “lütfen yeter” diye yalvarıyordu ama ben duymamazlıktan geliyordum. Ne var ki temizliğin son günü mutfak tezgahından düşmekten son anda kurtulmuştum, eşim hala bundan habersizdir. O gün çok kokmuştum ama bebişim “korkma anne ben iyiyim” deyip tekme atana kadar da ağlamıştım… Derken 40. hafta geldi çattı. Hastaneye kontrole gittiğimde sancılarım vardı zaten. Kapıda beklerken diğer hastalar “ne kadar gününüz var” diye sormuşlardı, ben de “bugün” deyince kapıda küçük bir arbede olmuştu, tüm hastalar zorla sıralarını bana vermiş ve beni içeri sokmuşlardı. Kontrolde 2-3 santim açıklık ve %40 silinmeyle yatışımı yaptılar ancak ben kağıt imzalayarak işlemi durdurdum çünkü biliyordum henüz çok erkendi. Eve giderek son hazırlıklarımı yaptım ve tüm aile beklemeye başladık, hatta eşim çiğköfte partisi bile verdi oğlunun gelişine ama nafile, bizim beyefendi vazgeçmişti sanki, bende tık yok! Aradan bir hafta daha geçmişti, ben artık “yok ben doğuramayacağım” derken bizim maymuncuk tam bir saat olmasına rağmen hareket etmemişti. Uyardım ama nafile, tam o sırada eşim işten geldi, durumu ona da anlattım. Hemen ablasını da alarak kayınvalidemin ağlamaları ve duaları eşliğinde hastaneye giderken bizimki oynamaya başladı, ama bir kere çıkmıştık yola, artık dönmek olmaz dedik. Tam hastaneden içeri girerken suyumun geldiğini hissettim. Kontrolde yine %40 silinme, 2-3 santim açıklık ama bu sefer kaçış yoktu ve yatışım yapıldı. Yattıktan bir iki saat sonra NST’ye bağlandığımda diğer ebe arkadaşlar şaşırmışlardı, bende ne karın ağrısı ne bel ağrısı ama sancılara cihaz yetişemiyor. Tamam bir iki saate doğururuz diyorum, bir taraftan da telefonda tüm aile bireylerine son durumlar hakkında bilgi veriyorum derken saat 23:00 civarı aniden sancıları hissediyorum, ama ne sancı… açıklık 3-4 cm. Ve o kara an… İlk defa bir meslektaşımdan utanç duyduğum an… Tüm ikaz ve uyarmalarıma rağmen muayene esnasında suyu tamamen patlatıyor ve bir anda bebişim sıkıntıya giriyor, benim tansiyonum yükseliyor, bu da yetmezmiş gibi duyarsız bir insan olan ebe, bana bebeğimin ölmek üzere olduğunu söylüyor… O anda akıl almaz düşünceler içinde ağlamaya başladım ama Allah’ıma şükürler olsun kendimi bir anda topladım ve bebeğime “hayır hiçbir yere gitmiyorsun” dedim. Ve o kadını dinlemeden, önce Allah’ıma sonra kendi bilgime güvenerek nefes alış verişimi düzelttim, pozisyonumu rahat bir şekilde aldım ki bebeğime giden kan miktarı dolayısıyla oksijen miktarının artmasını sağladım. Ve bebeğim normale döndü… Ama o kadın bir daha yanıma gelmedi. Saatler böylece geldi geçti. Sabah gelen doktor beyin talimatıyla ağrıyı azaltmak için iğne yapıldı ve ben kendimi topladım. Kısa bir süre sonra doktor beyin “hadi arkadaşlar, ebe hanımı alıyoruz” demesiyle tarifi imkansız bir heyecan kapladı içimi ve genelde birçok gebeyi doğuma aldığımda bana söylediği sözleri şimdi ben söylüyordum: HAYIR BEN HENÜZ DOĞUM YAPAMAM!!! İnanın şimdi düşünüp düşünüp gülüyorum bu sözlerime… Ve masadaydım. Ebe arkadaşlar “hadi ebe hanım, bir ıkının” dedi, “ve bir daha…” Ama üçüncü kez ıkınmama gerek kalmamıştı çünkü bebişim doktor amcasının elinde bas bas bağırmaya başlamıştı, hem de nasıl bir sesle... O anda ne sancım kalmıştı, ne acı, ne de o geceye dair kötü bir an, hepsi bitmişti işte, sadece 2 dakika içinde… Hemen bebişime seslendim, “tamam anneciğim ağlama, ben buradayım” diye ve inananın beni duydu, sustu. Ancak biraz sonra tekrar başladı, ne yapsın ama çok acıkmıştı maymuncuğum Hemen ebe hanıma dönerek “telefonumu verebilir misiniz?” dedim ve eşimi aradım. Telefonu telaşlı ve ağlamaklı bir sesle açmıştı çünkü o da bütün bir gece perişan olmuştu (canım benim). Ona, “canım, bebişimiz doğdu” dedim, inanamadı. Herhalde en az üç dört kez tekrarlamak zorunda kaldım Yaklaşık bir saat sonra odamızdaydı ve yatağımıza yatmıştık ama bizimki hala bas bas bağırıyor, herkes mutlu… Daha göğsümü ağzına yaklaştırır yaklaştırmaz kaptı bizimki ve doyana kadar da bırakmadı o minnacık ağzıyla. Biraz uzattım ama o anlar aklıma gelince bile gözlerim doluyor. Şimdi bebişim yedi aylık oldu. Her sabah kalktığında (gerçi geceleri pek uyumuyor ama) onu biraz daha büyümüş ve güzelleşmiş buluyorum. Tam bir baba delisi, işten eve gelene kadar babası da ben de helak oluyoruz ama onu görür görmez dünyalar bizim oluyor. Hamile arkadaşlar, benim anlattıklarıma bakıp da sakın korkmayın. İnanın aslında normal doğum en güzel ve en kolay olan. Düşünün; sancıyı çektim ama ona kavuşmam sadece 2 dakikamı aldı. Çok büyük bir anatomik sorununuz yoksa kesinlikle normal doğumu tavsiye ederim. Ailenizle mutlu günler geçirmeniz dileğiyle... Asu Duru |
|
|
|
|
|
|
#30 (permalink) |
|
Bir sabah şiddetli yumurtalık ağrılarımla uyandım. En yakınımdaki doktora gittim ve yüksek dozda 4 tane ağrı kesici ve aynı şekilde antibiyotik aldım. Ama benim aklımda gelen bir şey vardı. “Hamile olabilir miyim?” demeyi düşünebileceğim bir zamandı. Test yaptım ve sonuç pozitifti… İlk başta çok sevindim ama sonradan korkmaya başladım; ya bebeğime ilaçlar dokunduysa? Kendi doktoruma ulaşamadığım için başka bir doktora gittim ve bana hamileliği sonlandırmamızı söyledi. İnanmak zordu ve eşimin yüzüne bakarak “neden?” diye sordum… Doktorun bana anlattığı; bebeğin sakat doğabileceği veya kolunun, bacağının ya da dudağının eksik olabileceğiydi! Dünyam başıma yıkıldı! Anne olmak istiyordum ve 2 yıldır hamile kalmak için dua ediyordum. Başka bir doktora gittim, o da aynı şeyi söyledi… Ne yapacağımı şaşırmıştım. Eşim benden kötü bir durumdaydı. Sonunda dünyalar tatlısı doktoruma ulaştım; bana, “6 haftalık bir hamilelikten söz ediyorsun, kullandığın ilaçlar hiçbir şey yapmaz” dedi. O an duyduğum bu cümlelerin bana ne ifade ettiğini anlatamam… İlk aylar güzeldi… Bebeğimin cinsiyetini öğrenmek için merakla her ay doktordan haber bekliyordum. Sonunda 5 aylıkken belli etti kendini bize; erkekti! Beyefendi 7 aylık olduğunda korkulu dakikalar başladı. Stresliydim ve bunun bebeğime de yansıdığının farkındaydım ama elimde olmadan kendimi daha çok strese soktum ve hastaneye gitme zamanı geldi. Hastanede ‘erken doğum’ dediler ve beni odaya alıp beklediler. O gece hastanede kaldım, sabah çıktım. 2 gün sonra tekrar hastanedeydim ve bu böyle 9 ay olana kadar devam etti… “Ciğerleri ya gelişmezse, ya kuvöze girerse” diye kendimi sürekli strese soktum. Her gece “ya erken doğum olursa, ya bebeğime bir şey olursa” diye beynimi yedim. Ama gelin görün ki beyefendi tam 9 ay 10 günlük doğdu |