Yalnız Mesajı Göster
Eski 04-14-2007, 20:51   #2 (permalink)
Üye Bilgileri
ReDD
..ѕυѕмαктı/r уαzgıм..
 
ReDD kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jun 2006
Şehir : Belirtilmedi
Yaş: 22
Mesaj: 26,793
Blog Başlıkları: 36
Rep Gücü: 5626
Rep Puanı : 559798
Rep Seviyesi: ReDD RepstarReDD RepstarReDD RepstarReDD RepstarReDD RepstarReDD RepstarReDD RepstarReDD RepstarReDD RepstarReDD RepstarReDD Repstar
Varsayılan

KUSUR

Hekimin kusuru “ihmâl” olarak karşımıza çıkar. Yukarıda açıkladığımız hekimin tedavi sözleşmesinden doğan ve yerine getirmesi gereken yükümlülüklerinden birini ihmâl ettiği takdirde kusurlu sayılır.
İhmâlin olup olmadığı ilke olarak objektif ölçütlere göre belirlenir. Yani normal ve makûl bir hekimin göstereceği özen dikkate alınır. Ancak, bazı durumlarda sübjektifleştirme yapılabilir. Örneğin, bir pratisyenle bir profesörün gösterecekleri özen farklıdır. Bu ölçütlerin tespiti için hakim tıbbî bilirkişiler dinler. Örneğin, Resmî Sağlık Kurulu’nun raporuna başvurur.

ZARAR

Hastanın hekimden maddî ya da mânevî tazminat talep edebilmesi için hekimin kusurlu olması yetmez; bir zararın da vuku bulmuş olması gerekir. Örneğin, hastayı aydınlatma yükümlülüğünün ihlali mânevî zarar olarak sadece mânevî tazminata konu olabilirken, sır saklama yükümlülüğünün ihlali hem maddî hem mânevî tazminata konu olabilir.

UYGUN İLLİYET BAĞI

Hekimin davranışı hayat tecrübelerine göre kusurluysa ve zararı meydana getirmeye elverişli ise, kusur ve zarar arasında neden sonuç ilişkisinin olduğu kabul edilir.

SONUÇ

Tüm bu koşullar gerçekleştiği takdirde hekim, tedavi sözleşmesini ihlalden dolayı hastaya karşı sorumlu duruma düşer. Hasta, sözleşmeye aykırılıktan dolayı tazminat davasını zararın meydana geldiği andan itibaren 10 yıl içinde açmazsa, dava zamanaşımına uğrar. Hekim çoğunlukla maddi tazminat ödemeye mahkûm edilir. Tazminatın miktarı hesaplanırken, meydana gelen zararın hastanın malvarlığı üzerindeki etkisi dikkate alınır. Fiilî zarar, malvarlığının aktifinde azalma ve pasifinde artmayla oluşan zarardır. Örneğin, tedavi nedeniyle hastanın aldığı borç ve çektiği kredi pasifte artış teşkil eder. Hastanın ödediği tedavi masrafları ise, aktifte azalıştır. Hasta, bu tedavi sürecinde mesleğini icra edemediyse ve mesleğine devam etseydi kazanç elde edebilecek idi ise, yoksun kalınan kâr sözkonusu olur ve bu da tazmin edilecek zarara eklenir. Ailenin geçimini sadece zarar gören hasta sağlıyorsa, bunun yakınları da destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilirler.
Zarar, hastanın ölümü şeklinde gerçekleşirse, hastanın yakınları maddi ve mânevi tazminat davası açabilirler.
Tıp Meslekleri Uygulamalarına Dair Kanun’un 71. maddesine göre, hekimlerle hastalar arasındaki tedavi ücreti uyuşmazlıklarında, miktar ne olursa olsun Sulh Hukuk Mahkemesi görevlidir. Davanın açılabilmesi için 2 yıllık hak düşürücü süre öngörülmüştür.
Hekim, tıbbî müdahaleyi yardımcısına ya da hemşireye yaptırırsa, zarar doğduğu takdirde BK md. 100 uyarınca sorumlu olur. İlgili maddeye göre, bu bir kusursuz sorumluluk halidir ve kurtuluş kanıtı getirme şansı tanınmamıştır. Dolayısıyla, hekim kusursuz olduğunu ileri süremez. Yardımcı kişi hekimden tamamen habersiz olarak tıbbî müdahalede bulunur ve hekimin bunu engelleme olanağı olmazsa, BK md. 55 uyarınca yardımcı kişi haksız fiilinden ötürü bizzat sorumlu olur ve hekim mes’uliyetten kurtulur.
Hekim, hastasıyla yapacağı bir anlaşmayla sorumluluğunu ortadan kaldırabilir mi?
BK md. 99’a göre, hile ve ağır kusur (ağır ihmal) sorumsuzluk kaydıyla bertaraf edilemez.
Bu tip sözleşmeler butlanla sakat olur. Örneğin, hastanın ölümünden hekimin sorumlu olmayacağına dair yapılan sözleşme geçersizdir. Ölüm gerçekleştiği takdirde, hastanın yakınları tazminat davası açabilir. Bu, kamu düzeni ve güvenliği düşüncesiyle vazedilmiş bir hükümdür. Sorumsuzluk kaydıyla ancak hafif ihmalden dolayı sorumluluk kaldırılabilir. Zarar meydana geldikten sonra yapılan sorumsuzluk anlaşması batıldır; yani yok hükmündedir.

Kamu hastanelerinde sorumluluk:

Devlet hastanelerinde yapılan hizmet, kamu yararı amacı taşıyan kamu hizmetidir ve kamu hizmetiyle ilgili zararlarda devlet birinci derecede sorumludur. Devlet hastanesinde yapılan tedavide zarara hekim sebep olsa bile hukuken devlet sorumlu olur. Çünkü devlet hastanesine bağlı hekim bir kamu görevlisidir ve Anayasanın 129. maddesinin 5. fıkrasına göre de, kamu görevlilerinin bu görevlerini yerine getirirken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları ancak idare aleyhine açılabilir. Bu bağlamda, hasta tazminat davasını idarî yargıda “tam yargı davası” adı altında sadece Sağlık Bakanlığı’na karşı açabilir. Çünkü kamu hastanelerinden sorumlu olan en üst idarî birim Sağlık Bakanlığı’dır. Bakanlık tazminata mahkûm edilirse, daha sonra hekime karşı rücu davası açarak kusuru oranında ona rücu eder.

Özel hastanedeki hekimin sorumluluğu:

Özel hastanelerde hekimle hasta arasında bir sözleşme ilişkisi kurulmaz. Dolayısıyla da hekimin sözleşmeden doğan sorumluluğundan bahsedilemez. Sözleşme, hasta ile özel hastane işleticisi arasında kurulur. Burada hekim, BK md. 100 anlamında hastane işleticisinin yardımcı kişisi niteliğindedir ve bu nedenle hekimin sebep olduğu zararlardan hastane işleticisi sorumludur. Hekimin de haksız fiilden ötürü sorumluluğuna gidilebilir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2005 yılında verdiği bir karara göre de, özel hastanelerde çalışan hekimlere karşı doğrudan tazminat davası açılabilecektir. Burada “sorumlulukların telâhuku (yarışması)” vardır. Zarara maruz kalan hasta, isterse sözleşmenin ihlaline binaen hastane işleticisine karşı, isterse haksız fiile binaen hekime karşı tazminat davası açabilir. Dilerse, bu davaları her ikisine karşı ayrı ayrı da açabilecektir.
Hasta ile hastane işleticisi arasında kurulan sözleşmeye “hastaneye kabul sözleşmesi” denir. Bu sözleşmenin içeriğindeki unsurlar; bakım, yeme, içme, konfor ve yataklı tedavidir. Hâkim görüşe göre, bu sözleşmeye vekalet sözleşmesi hükümleri kıyas yoluyla uygulanmalıdır.
Hastaneye kabul sözleşmesi, üç şekilde akdedilebilir:
1. Tam hastaneye kabul sözleşmesi:
Kural olan budur. Yani, hastaneye kabul sözleşmesi kurulurken özel koşullar kararlaştırılmamışsa, kendiliğinden tam hastaneye kabul sözleşmesi vuku bulmuş olur. Buna göre, tüm hizmetler eksiksiz olarak sunulur. Burada hasta ile hekim arasında hiçbir sözleşme bağı mevcut değildir.
2. Bölünmüş hastaneye kabul sözleşmesi:
Sadece tedavi ile ilgili sözleşme hekimle hasta arasında akdedilir. Tedavi sözleşmesi dışındaki tüm hususlar için sözleşme, hastane işleticisi ile hasta arasında kurulur. Burada tedavi ile ilgili zararlardan sadece hekim sorumlu tutulabilir. Diğer tüm zararlarda mes’uliyet hastane işleticisine yükletilir.
3. Hekimlik sözleşmesi ilaveli tam hastaneye kabul sözleşmesi:
Hekimle hasta arasında ayrı bir tedavi sözleşmesi kurulur. Hasta, ayrıca hastane işleticisi ile tedavi sözleşmesini de kapsayan bir tam hastaneye kabul sözleşmesi akdeder. Hekimlik sözleşmesi ilaveli tam hastaneye kabul sözleşmesinin en önemli özelliği, tedaviden doğan zararlardan hastane işleticisi ile hekimin müteselsilen sorumlu olmalarıdır. Bunun dışındaki tüm zararlardan ise, sadece hastane işleticisi mes’uldür.


.


  • "İyi ki varsın can sıkıntısı,
    Hiç olmazsa hatırlatıyorsun bir canım olduğunu.."

Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir. Uye Olmak Icin Tiklayiniz...

Bu mesaj en son " 04-14-2007 " tarihinde saat 20:53 itibariyle ReDD tarafından düzenlenmiştir...
ReDD Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla