Yalnız Mesajı Göster
Eski 06-04-2007, 12:18   #2 (permalink)
Profil
violet
Onursal Üye
 
violet kullanıcısının avatarı
 
Giriş: 11.10.2006
Şehir : İstanbul
Yaş: 24
Cinsiyet : Bayan
Mesaj: 130,868
Konular: 42919
Şukella : 10,641
Rep Gücü : 9767
Rep Puanı: 963336
Seviye : violet Rep Üstadviolet Rep Üstadviolet Rep Üstadviolet Rep Üstadviolet Rep Üstadviolet Rep Üstadviolet Rep Üstadviolet Rep Üstadviolet Rep Üstadviolet Rep Üstadviolet Rep Üstad
Varsayılan

Doğum ve Ölüm

İnsanın ölümsüz ruhu, bir dünya hayatında, ondan önceki yaşamlarında yaptığı işlerin sonuçlarıyla karşılaşmaktadır. Dünya hayatımız esnasında, gelecekteki kaderimizi de bizzat tayin etmekteyiz.

Fizik beden öldüğünde, ruh varlığı aşağı bir hâlden yüksek bir hâle geçer: Bu bir evolüsyondur. Tersine, yeni bir bedende doğmak icap ettiğinde ise varlık, yüksek bir hâlden aşağı bir hâle geçer: Bu da bir envolüsyondur.

Bu evolüsyon ve envolüsyon dizileri esnasında fizik, astral ve psişik evren, zamanda ve mekânda ileri doğru olan yürüyüşünü sürdürmektedir. Küresel olarak ifade edersek, genelde geçerli olan Tekâmül Yasası'dır. Gerileme yoktur. Zaten evolüsyon gelişim, envolüsyon da gerileme anlamına gelmekle beraber, her ikisi de bir merkezde, Tekâmül Yasasında birleşirler. Yani gerileme yoktur. Yine tekâmül içinde oluşan bir hâl değişimi, şuurlu ve maksatlı bir kabalaşma, bir alçalma söz konusudur. Amaç, evrimin hızlandırılması, belli bir tekâmül merhalesinin katedilmesidir.

Evreni büyük bir transatlantiğe benzetelim. Köprüden, en aşağılardaki kamaralara dek inip çıkan yolcuların bu hareketleri, şaşmaz şekilde rotasını takip eden geminin seyrim etkilemez. Geminin belli bir amaca ve yöne doğru seyretmesine bağımlı olmaları dışında, yolcular tam anlamıyla özgürdürler.

Evolüsyon (ölüm) ve envolüsyon (doğum, bedene bağlanma) dizileri esnasında ölümsüz varlık, geçmiş yaşamlarına bağlı olarak farklı koşullarda tecrübeler yapar. 5. yüzyıl düşünürlerinden Hierocles şöyle diyor:

İnsan, kaçınılmaz şekilde yaşadığı bahtsızlıklarının kaynağını tanımak zorundadır. Liyakatine ve geçmişteki eylemlerine göre iyileri ye kötüleri kendisine dağıtan İlâhî Hikmet'i itham etmekten sakınarak, şayet geçmiş hatalarından dolayı engelleyemediği bir dizi ıstırap yaşamaktaysa, bundan sadece ve sadece kendini sorumlu tutmalıdır. Çünkü Fisagor, geçmişteki birçok yaşamı kabul ediyordu ve bizi etkilemekte olan şimdinin ve tehdit etmekte olan geleceğin, eskiden meydana getirdiğimiz eserlerin, geçmişin bir ifadesi olduğunu savunuyordu.

Malını ve servetim kötüye kullanan bir zenginin, gücünü kötüye kullanan bir imtiyaz sahibinin tüm hayatı boyunca talihsizliklerle mücadele eden bir insan bedenine enkarne olmaları gayet doğaldır.

diyor, Papus ve şunu da ekliyor:

Bu talihsizlikler Tanrı'dan gelmemektedir. Bunlar, ölümsüz ruh varlığının geçmiş yaşamlarında, kendi iradesi ile yaptığı uygulamalardan gelmektedir. Ama bu hayatı esnasında varlık, eprövlerindeki sabır ve mücadelelerindeki sebatı sayesinde yitirdiği bölgeyi yeniden fethedebilir.

16. yüzyıl teolog ve okültistlerinden Agrippa ise şöyle diyor:

Tanrı'nın yasalarının önlenemez gücü, gelecek yüzyıllarda her bir kişiye, geçmiş yaşamlarını sürdürüş biçimi meticesinde, lâyık olduklarını verecektir. Öyle ki, bir yaşamında haksızlıklar yaparak hüküm süren bir kişi, diğer bir hayatında hizmet eden olacaktır.

Tekâmül tüm evrende mevcuttur. Her varlık bu yasaya bağımlıdır ve gelişmek zorundadır. Ayrıca her varlık, toplum yaşamında gerek hayatı esnasında, gerek tekrardoğuşları esnasında, inişler ve çıkışlar gösterme durumunda kalır. Envolüsyon ve evolüsyonun her türlüsünü yaşamakta ve şuurlanmaktadır.

Ezoterik öğretiye göre, dünya beşerinin macerası da bir envolüsyon-evolüsyon düalitesi içindedir. Bir yükselişe geçmeden önce aşağılara iniş vardır. Ayakların tabana değmesi olarak da ifade edilebilecek olan bu hâl, günümüzde tamamen maddî değerlere tutunan insanın durumu ile örneklenmiş olmaktadır. Bu tam bir envolüsyon hâlidir. Okültistler bu düşüşün bir çıkış tarafından izleneceğini belirtirler. Kıyamete dek süren bu düşüş, envolüsyon, bunun akabinde bir yükselişi doğuracaktır. Tabiî kastedilen kıyamet, insanın kendi iç kıyametidir. Uyanışı, yaşamının amacını kavramaya başlayışıdır.

Bu, alışılmış, bağlanılmış pek çok değerlerin batması, insanın içindeki o kıtaların sulara gömülüşü ve yaşanacak yeni iç kıtalar bulmaya mecbur olunuşu nedeniyle bir iç kıyamet olarak nitelenmektedir. Yoksa fizik kıtaların batması değil. O, dünyanın kendi yaşamı ile ilgili bir husustur. Ve denmektedir ki, artık bu iç kıyametin oluşması için tüm insanlık, giderek artan bir hızla hazırlanmaktadır.

Eski devirlerde binlerce yıl zarfında oluşan değişimler günümüzde artık, sadece 10-20 sene zarfında gerçekleşebilmektedir. Tüm bu hızlanışa uygun olarak da insanların realiteleri süratle değişikliğe uğramaktadır. Geçmişte binlerce yılda oluşan iç hâl değişimleri, günümüzde çok kısa sürelerde gerçekleşmektedir.
violet Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla