Konu: Nietzsche
Yalnız Mesajı Göster
Eski 09-27-2006, 22:50   #21 (permalink)
Üye Bilgileri
Uzaklar
Usta
 
Uzaklar kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jul 2006
Mesaj: 29,942
Rep Gücü: 1171
Rep Puanı : 113985
Rep Seviyesi: Uzaklar RepstarUzaklar RepstarUzaklar RepstarUzaklar RepstarUzaklar RepstarUzaklar RepstarUzaklar RepstarUzaklar RepstarUzaklar RepstarUzaklar RepstarUzaklar Repstar
Varsayılan

Kuşkusuz Nietzsche bu şaşırtıcı şiirde okuyucusuna soluk aldırmamayı tasarlıyordur. Bunu başarabilmek için de ona bulmacalar sunuyordur: Şiirdeki dramatik unsur bazen ara veriyor, daha sonra yine hızlanıyordur. Tarzı için şunu söyler: "Okuyucuyu en basit boşa çıkarmalardan yoksun kılmak ustalık da değildir, dürüstlük de..."
Şiirin ilk ili bölümü müzikal konuları içermemektedir. İşte, acıklı ve karmaşık andante üçüncü bölümle başlar:
"Zavallı Zerdüşt!" diye yazar Nietzsche, "Zavallı Zerdüşt çok zor deneyimler geçirmeye razı olmuştur; bu üçüncü bölümde gerçekten karanlık dönemler geçirir."
Gerçeği ve hayali de hesaba katarak şöyle devam eder:
"Ama bu bölümü oluşturabilmem için, benim kendim olmam ve derin bir mutluluk içinde olmama gerekiyor."
Sonda her şey aydınlanır.

Bu üçüncü ve en güzel olan bölüm Nice'de yazılmıştır. Kuzey rüzgârının canlılık dolu esintisi Nietzsche'yi kamçılamıştır. Nietzsche'nin dans ederek tırmandığı kayalıklardaki keçi yollarındaki Éze Burnu bulunuyordu. Oradan, denizin üzerinde duran bir eli anımsatan Ferrat Yarımadası'nın burnu görünüyordu. Yalnız yaşamının en mutlu anlarını hiç kuşku yok ki burada geçirmişti: Pişmanlıkları hafiflemiş Zerdüşt'ün dans eden adımı, ağırlığından kurtulup hafif bir havanın ritmine karışmıştı. Mesajın içeriği böylesi bir atmosferin içinde silinip gidiyordu. Ama pansiyonda kendi kendisiyle yalnız kaldığında, orada kalan diğer misafirlerin basit olan konuşmalarına sabretmek zorunda kalıyordu. Bir günlük pansiyon arkadaşlarının meraklı bakışlarını görmezlikten geliyordu. Koyu renkli halıların süslediği yoksul odasında kendisini yalnız duyumsuyordu. Yanında tek bir arkadaşı yoktu, susmayı tercih ettiği ve yaşamının sonuna kadar düşüneceği şu açıklamayla yüz yüze kalmıştı.
"Düz olan her şey yalan söyler." diye mırıldandı cüce küçümseyerek. "Her gerçek eğridir, zaman bile değirmidir."
Böylece, bir görüntü Nietzsche'yi kandırıyordu: Kapının her iki yönünden çıkan iki yol aslında bir taneydi ve görülmez bir şekilde kendi üzerinde dönüp Nietzsche'yi aynı noktaya götürecekti: Bugünün geçmişi, yarının geleceği olacaktı. Kendisi de kesinlikle aynı şekilde geri dönecekti. Kendisini yine aynı düşünceye adayacak, yine aynı bavullarla yolculuk eden sonsuz yolcu olacaktı. Bu böyle binlerce kez sürüp gidecekti. Yazgı, değişmez ve hiçbir amacı olmayan bir sıraya göre sonsuza dek birbirlerine karışmış olan olayların devamıdır:
"Peki her şey daha önce var idiyse, bu ana ne dersin cüce? Bu geçit bile, önceden varolmuş olmalı değil midir?
Ve herşey birbirine öyle bağlı ki, bu an, bütün gelecek şeyleri kendine çekmekte, dolayısıyla kendini de çekmekte, öyle değil mi?
Çünkü her yürüyebilen, bu uzun yolu daha bir yürümelidir ileri doğru!
Peki ayışığında sürünen şu yavaş örümcek, peki ayışığının kendisi, peki geçitte fısıldaşan, sonrasız şeylerle fısıldaşan senle ben, hepimiz daha önceden de var olmuş olmalı değil miyiz?
Ve dönmeli ve önümüzdeki öbür yolda, o uzun, korkunç yolda yürümeli, sonrasızca dönmeli değil miyiz?"
Zerdüşt'ün ikinci deneyimi daha da dramatiktir. Kuşkusuz bilinçliliği, tanıdık hayvanlarının yokluğunda etkisiz olacaktı. İçgüdünün doğruluğu, kendisini akıllılığın dolambaçlılığından daha etkili bir şekilde ifade eder. Çünkü içgüdü akıntıya doğru kürek çekmez. Üstelik varoluşun hareketini benimser. Onun saf onaması acının üstesinden gelir. Onun belleğinde mesajdan yalnızca yaşamın kutsal karakteri, onun sonsuz zaferi kalır.
"�Ey Zerdüşt!� dediler hayvanları o zaman, �Bizim gibi düşünenler için, bütün nesneler hora tepmektedirler: Gelirler ve el uzatırlar ve gülerler ve kaçarlar ve geri gelirler�
Her şey gider, her şey gelir, sonrasıca döner varlık çarkı. Her şey ölür, her şey yine çiçeklenir, sonrasızca sürer varlık yılı.
Her şey parçalanır, her şey yine birleşir, sonrasıca kurar kendini aynı varlık evi. Bütün nesneler ayrılırlar, bütün nesneler yine esenleşirler, sonrasıca bağlı kalır kendine varlık halkası.
Her an yeniden başlar varlık, �Ora� denen top döner her �Bura�nın çevresinde. Orta her yer yerdedir. Eğridir yeri sonrasızlığın."
İnsanın, varoluşun bu gerçeği benimsemesi gerekir, kendisinin de içinde bulunduğu �Sonsuz Dönüşü� sevinçle karşılaması gerekir. Ama bu "canavara" nasıl dayanılır. Nietzsche İxion tekerleğinin üstünde kaybolmuş bu bedene bağlanmaya- çabalar. Aslında isyan etmeye her zaman hazırdır.
Lou Salomé Şöyle yazmıştır:


"�Sonsuz Dönüşü� ve onun bütün sonuçlarını kesinliğini kabul etmek için gösterilen çabanın Nietzsche'nin sinirlerini yıprattığını ve onun deliliğine neden olduğunu her zaman düşünmüşümdür."

...Bundan sonra artık "Yalnız Yolcunun" başucundaki gölge büyür ve Nietzsche'nin kulağına garip sözler "ve bazen de intihar düşünceleri" fısıldar. Başka türlü ne yapabilirdi ki? Yönelimini kendisi serbest bir seçim sonrasında kabul etmemiş, sanki onun yazgısıymış gibi kendisine zorla kabul ettirilmişti. Önseziler ve seçilmiş olmanın korkusu çoğalır. �Niçin ben? Böylesi bir mesajın ağır yükünü taşımak için niye ben seçildim�"
"Bana neler oluyor? Ben bile kendimi anlayamıyordum, ama beni yöneten şey sanki bana emir veriyor. Yaşamımız uzunca bir süre bir bilmecedir. Olayların seçimi, müdahaleler, ani arzular, bizim için en güzel olan şeyden aniden uzaklaşma, en çok saygı duyduğumuz şeyden uzaklaşma: Tüm bunlar keyfi bir iradenin fışkırması gibi bizi ilgilendirir. Belki de yaşamımın uzun cümlesi �kendi kendime sormuşumdur� tersine doğru okunmak istiyordu! Bir zamanlar yalnızca doğru yönde okuduğumda sözcüklerin kesinlikle bir anlamı yoktu."
�Tersine Doğru� ifadesinin altını çizmek gerekir. Çünkü bu ifade, anormal bir şekilde hızlanan zamanın yarattığı izlenimi tarif ediyor. Bununla birlikte bazen Nietzsche kendini toparlıyordu: Başka bir çıkış yolunun mümkün olabileceğini duyumsar. Kötü düşünceleri aklından atmaya çalışır. Uzun deniz gezisinin onu fırtınadan kurtarıp limana götürmesini, eski arkadaşlarının kurdukları masada onun yerini almasını beklediklerini hayal eder. "Evet koşu işte böyle başlar." der bir gün Lou Salomé. "Bu koşu nereye kadar devam eder? Yol bittikten sonra nereye koşulur? Tüm çareler tükendikten sora ne olacaktır? İmana dönmek gerekmez mi? Belki de Katolik inancına?"
Nietzsche'nin Katolik mezhebi hakkında yaptığı imayı dikkate almak gerekir. Nietzsche Katolik inancında, çocukluğunda onu sıkan ağırlık düşüncesini ve aşırı derecede can sıkan bir ortam görmez. Çocukluğunda yazgıcılık dogmasının kara gölgesi altında ezilmişti. Nietzsche için, kortej ve törenlerle coşan, zoraki bir inancı değil de yaşama sevincine kaynak olan bir inancı benimseyen mutlu bir topluluğun mezhebini benimsemesi daha kolaydı. Fakat bu değişimin ve uzlaşmanın olasılığı gelgeç bir istek olmaktan ileriye gitmez. Nietzsche'ye üstlendiği görevde dürüstlük en ön plandadır. Nietzsche'ye göre dürüstlük bozulmamış kalan tek erdemdir.
Lou Salomé Şöyle yazmıştır:

"Yeni ve farklı düşünceler, karşıt saptama ve içgüdüler durmadan ortaya çıkıyorlar ise bunun nedeni onların korkunç bir koruyucunun kalkanı altında olduklarındandır. Yeni bir düşüncenin yolunu her zaman delilik düzleştirir. Bir adım daha atalım... Herhangi bir ahlakın tutsak edici zincirinden kurtulmaya karşı konulamaz bir güçle zorlanan ve yeni kanunlar ilan eden bu üstün insanlar için yapabilecek başka bir şey yoktu... Eski medeniyetin en seçkin insanlarının neredeyse hepsi bu can sıkıcı soruyu kendi kendilerine sormuşlardır. Tüm zamanların en verimli insanlarının olasılıkla yok oldukları en acı ve en gereksiz ahlak korkularının cehennemine kim cesaret edip de bir göz atabilecek? Yalnızların ve terk edilenlerin iç çekişlerini dinlemeye kim cesaret edebilecek? Ne yazık! Öyleyse bırakın deli olayım, deli olayım ki sonunda kendime inanabileyim! bana sarsıntılar ve coşkunluklar verin, aydınlık ve karanlık yeraltı saatleri verin, hiçbir ölünün duyumsamadığı büyüklükte bir korku verin! Ben kanunu yadsıdım, ben cehennemliklerin arasındaki bir cehennemliğim."

Aslında, Zerdüşt'ün iki mesajının arasındaki çelişkiler çok büyüktüler: �Üstinsan�a doğru yürüme ve �Sonsuz Dönüş�, insanın Tanrısallaştırılması ve nedenler ve sonuçlar içinde hapis olması, varlığını ve olması gereken arasında bir eşitlik sağlamak için sarf ettiği çaba anlamında mutlak bir özerklik savı, reddedilemez bir yazgının kabulü ile sınırlandırılan bir hürriyet. Dönüş, Nietzsche'nin umut verici tanlara doğru olan tüm girişimlerini iptal eder. Onu, hiçbir tasanın bulunmadığı Mutlu Adalar'dan uzaklaştırır. Bundan böyle tek bir maske taşınabilir: Dionysos'un maskesi ya da kendi çelişkileri tarafından yırtılan bir maske. Antik çağlardaki trajedi oyuncularının taktıkları bu maske Nietzsche'nin maskesi haline gelecektir... Nietzsche on iki yıl boyunca büyük beyaz bir kefene sarılı kalacaktır. On yıl erken doğan dramın son sahnesinin üzerine perde iner. Bu dramı korku ve sempatiyle izleyen bizler için tamamlanması gereken bir görev kalır: Eski saplantılardan kurtulup, insandan geçen ve bugün hâlâ gereksiz bir bilinçliliğe kendisini adamış olan yolu bulmalıyız ve belki de bizi oluşumun diğer tarafına götürecek olan çıkış yolunu keşfetmeliyiz. Burada �Büyük Midinin Işığı� üzerimizde parlayabilecektir.





Sa Nu-mi Iei Niciodata Dragostea...
Uzaklar Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla