Yani konumuz fabl ve üstad Lafontaine değil mi? Buyur bi tane daha yazıvereyim:
BACAKLAR MI? BOYNUZLAR MI?
Susuzluktan dili damağı kuruyan bir geyik, suya inmiş. Kana kana içmiş. Tam gidecek, sudaki yansımasını görünce durmuş. Aman Tanrım, o ne güzel boynuzlar, çatal çatal, ay ay. Geyikçik vurulmuş boynuzlarının güzelliğine, varsa yoksa boynuzlarım demiş, başka dememiş.
Ama gözleri kalem bacaklarına erişince coşkunluğu duman olup uçuvermiş. Nerde ay çatalı boynuzlar, nerde o kalem gibi çırpı bacaklar ... Kahırlanmış, kararmış. Kös kös durmuş. O, öyle dururken köşelerden bir yerden bir aslan harr diye bir fırlamış üzerine: geyikçik, tez toparlanmış ok gibi ileri atılmış. Ağır . vücutlu aslan ne yapsa, geyik kısmının koşmasına yetişemez.
Geyik, göz açıp kapayıncaya kadar şu başından ormanı buldurmuş. O korkuyla kaçarken ay çatalı boynuzları ağaç dallarına takılmış, yolunu engellemiş.
Aslan da bir koşu yetişip geyiği oracıkta paralamış.
Geyikçik son soluğunda:
- Ah, ah! demiş. Bir de kalem gibi diye bacaklarımı karalıyordum, boynuzlarım gibi var mı diyordum. Karaladığımdan iyilik gördüm de, övdüğüm bana edeceğini etti işte!
Yaaaa!! İşte böyle..Boynuzlarla fazla övünmemek lazım!!! Kalem gibi bacaklar varken...
|