İstanbul’un şiirleri martıların kanat sesindedir kimi zaman,
Kimi zamansa bir sokak çocuğunun yediği midye dolmasındadır.
İstanbul’un şiirleri, balkonlar arasındaki çamaşır iplerinde dalgalanır kimi zaman,
İstanbul’un şiirleri denize bakar kimi zaman,
Kimi zaman saray bahçelerinin fısıltılarına dolanır.
Öyle İstanbul’dur ki bu
Her şeyinizi alır elinizden açgözlü bir tüccar gibi.
Öyle bir İstanbul’dur ki bu,
Huysuzluklarıyla lanet ettirir size kaprisli bir aşık gibi.
Öyle bir İstanbul’dur ki bu,
Zamanınızın çoğunu alır elinizden sessiz bir hırsız gibi.
Ama siz öyle bir İstanbul olmuşsunuzdur ki artık,
Başka bir şehre sevdalanamaz yüreğiniz.
Başka bir şehir sığmaz ve sığmazsınız başka bir şehrin caddelerine.
İstanbul’a karışmak lazımdır velhasıl.
Pierre Loti’de günü uyandırmak,
Hisar’da Menemen yemek,
Ortaköy’de tavşan kanına tavla karıştırmak,
Bebek’te bir yudum deniz içmek
Ve Salacak’ta güneşi uyutmak gerekir…
Aşk kokar İstanbul’un şarkıları
hasret kokar, dua kokar, sevda kokar,
Küfür kokar, İstanbul kokar.
Ve siz yürürken şarkılar çalınır yüreğinize,
Usul usul, bangır bangır.
İstanbul’un şiirleri martıların kanatlarına takılmıştır,
Gelir yüreğinize dolanıverirler.
Ve siz İstanbul olursunuz artık,İstanbul siz olur.
İstanbul’u sevmek lazımdır velhasıl,
İstanbul’u sevmezse gönül, aşkı ne anlar.
|