Hayko Cepkin Blue Jean Ropörtaji
HAYATIN BITTIGI ZAMAN STAR OLDUN DEMEKTIR
''Sakin Olmam Lazim'' albümüyle rock sahnemize siki bir giris yapan Hayko Cepkin, ''Tanisma Bitti'' adini tasiyan ikinci albümünün kayitlarina bir süre önce basladi. Hayko ile geçmiste albüm ve müzik üzerine bolca konustugumuzdan bu sefer farkli bir seyler yapalim istedik ve sahne haricindeki Hayko Cepkin nasildir diye kapisini çaldik. Onunla bes gün boyunca dört ayri ortamda birlikte olduk. Konserde, yolculukta, evde ve arkadaslariyla beraberken. Iste bilmediginiz ama merak ettiginiz pek çok yönüyle Hayko Cepkin.
Bazi insanlar vardir; onlari anlatmak için kelimeler yetmez ya da bazen bir söz bile tanimlar onlari. 2005 yilinda yayinladigi "Sakin Olmam Lazim" albümüyle hayatimiza giren Hayko Cepkin de bu tip insanlar biri. Bazen onu anlatmak için tek bir kelime bile yeterken bazen de anlat anlat bitmeyecek tiplerden birine dönüsüyor. Sahne üzerindeyken gözünü kirpmadan, acaba simdi ne yapacak diye pür dikkat izlediginiz Hayko Cepkin, sahneden indiginde o pür dikkat izlenme durumunu koruyan azinliktan biri. Sahnedeki samimiyetini nasil algiliyorsaniz, sahne arkasinda da ayni derecede bir samimiyet bulmaniz isten bile degil. Çünkü bu adam en kisa ve öz tabiriyle neyse o! Kendisinden imza isteyen hayranlarini nerede olursa olsun geri çevirmeyen, ayaküstü bir-iki dakika onlarla sohbet etmek için o andaki durumun feragat edebilen ve en önemlisi tüm bunlari içinden geldigi için yapan ve bu pozitifligi, sicakkanliligi karsisindakine geçirebilen biri Hayko. Kendisiyle beraber müzik yapan, ayni sahneyi paylasan arkadaslariyla sahnede nasil bir frontman gibi duruyorsa, sahne arkasinda da en basitinden konsere giderken trende ya da otobüste ya da uçakta onlarin en yakin arkadasi olarak yanlarinda yer alan biri. Her ne kadar Hayko Cepkin olarak tek basina bir isim olarak var olsa da bir grubun parçasi oldugunun o derece farkinda olan ve iyi müzisyen olmalarinin yani sira iyi birer arkadas, daha da ötesi dost, kanka olan bu dört insanla geçirdigim bes günün ardindan söylenecek çok fazla sey olmasina ragmen aslinda söylenebilecek tek sey var; belki de en önemlisi bu: Kendilerini grup olarak adlandiran çogu olusumda böylesine bir arkadaslik, böylesine bir bag çok zor bulunur! Hayko Cepkin basta olmak üzere Umut (gitar), Poyraz (bas) ve Murat (bateri) günümüzde birçok kisinin basini yiyen ego sorunlarini çoktan asmis, kendileriyle olan dertlerini kendi içlerinde çoktan halletmis insanlar. Özellikle ana merkezimiz Hayko üzerinden gidecek olursam stüdyoda, sokakta, evinde, konser yolunda, kuliste ya da sahnede her daim samimiyetini, içtenligini koruyan ve isini en iyi derecede yapma odakli insanlardan biri oldugunu söylemek hiç de zor olmaz. Sahnede inanilmaz bir enerjiyle sarkilarini söyleyip, ülkemizde esine hiç rastlanmayan sovunu yapan da o, Istiklal Caddesi'nde yürürken hayranlarinin imza taleplerini geri çevirmeyen de o, o çok ünlü magazin sözü 'sanatçidan sanatçiya dost olmaz'i arkadas çevresiyle ters yüz eden de o, konserinin ardindan kuliste hayranlarini tüm samimiyetiyle dinleyen de o. Uzun lafin kisasi; beyler bayanlar buyurun Hayko Cepkin'in günlük hayatta neler yaptigina ve Hayko Cepkin'in nasil biri oldugunu anlamaya...
YÜXEXES DOGUM GÜNÜ PARTISI
15 Mart Persembe günü Balans'ta gerçeklesen Yüxexes Dogum Günü Partisi'nde sahne alan Hayko Cepkin, her konserinde oldugu gibi soundcheck için mekanda hazir bulunuyordu. Sahneye gece yarisindan sonra çikmasi planlanan Hayko, bütün müzisyen arkadaslariyla saat 15:00'te Balans'ta hazir bulunuyordu. Davulun kurulmasi ve ses ayarinin yapilmasinin ardindan sirasiyla gitar ve bas ayarlari yapilip mikrofonlarin kurulmasiyla devam ediyor soundcheck. Soundcheck esnasinda Hayko, hem menajerligini hem de tonmaysterligini yapan Sinan Yener ile son derece titiz bir hazirlik asamasi geçiriyorlar. Murat'in davulunun tonlarini konser mekanin farkli yerlerinden dinleyerek nereye ne kadar ve nasil bir ses geldigini tartarak ilerleyen soundcheck, istenilen sesin elde edilmesiyle tek tek diger enstrümanlara da uygulaniyor. En son ise biraz önce de belirttigim gibi Hayko'nun mikrofon basina geçmesi oluyor ki burada direk olarak sarkilardan birer kuple söylendigini zannetmeyin. Mikrofon için gerekli düzenlemelerin, ayarlarin yapilmasinin ardindan üç sarki tam performans icra edildikten soundcheck nihayete eriyor. Soundcheck mevzusunu isterseniz bir de Hayko'yla bir seneden beri çalisan basçisi Poyraz'dan dinleyelim ve klasik bir Hayko Cepkin konser günü ve soundcheck'i nasil oluyormus birinci agizdan ögrenelim:
"Sabah zar zor kalkiyoruz, isin en zoru kalkmak oluyor. Soundcheckler erken oluyor, özellikle sehir disina gittigimiz zaman yolda uyuyup geyik yaparak vakit geçiriyoruz. Ondan sonra mekana gidip soundcheck'e basliyoruz. Önce davulu dinliyoruz, sonra bas, olmadi tekrar bas, sonra gitar." Burada sözü Hayko devraliyor ve ekliyor: "Soundcheckler biraz uzun sürerse ben sinirlenmeye basliyorum, gerilirim, biraz o konuda kasarim. Isler daha çabuk yürür." Hemen bu noktada Hayko'ya konser öncesinde belirledigi yapilacaklar ve yapilmayacaklar tarzinda bir seyleri var mi diye soruyorum. "Ilk yola çiktigimiz zaman çok fazla kurallarim vardi; ama o kurallar zamanla yerine oturdugu için ekstra bir çaba harcamama gerek yok. Herkes su anda neyi yapmasi neyi yapmamasi gerektigini çok iyi biliyor. O açidan kafamiz çok rahat. Eskiden biraz daha terapi seklinde çikiyorduk. Simdi o terapi biraz daha azaldi. Ruhen herkes biraz daha serbest. Ama bir yerde bir enerji yükleme hikayemiz vardi. Mesela en son bu enerji yükleme, terapi hikayesini Saklikent'te yaptik. O önemli bir konserdi çünkü. Orada da kuliste hep beraber oturup konustuk, öyle sahneye çiktik." Bu enerji yüklemesinin haricinde konser öncesinde dinginlik aradigini belirten Hayko, bu dinginligi biraz kaybettiklerini söylüyor. "Çünkü içeriye girenimiz, o dinginligi bozanimiz çok oldu. Onun için biraz dagiliyor konsantrasyon. Ama elimizden geldigince son 15 dakika kendi kendimize kalmaya çalisiyoruz." Hayko Cepkin ve grup arkadaslari her gün baska bir kimlikle sahneye çiktiklarini belirtiyorlar. Mesela bazen AC/DC, bazen Iron Maiden ya da Manowar modunda olduklarini söylüyorlar. Birkaç saat sonraki performansin modunu sordugumda henüz belirleyemediklerini dile getiren Hayko'ya yanit Poyraz'dan geliyor: "Soundcheck'te biraz AC/DC'ye kaçtik." Ancak Poyraz da konser modunun sahne öncesi kuliste belirlenecegini hemen sözlerine ekliyor. Konserlerle ilgili her zaman için en merak konulardan biri playlist'in nasil olustugudur. Karsinizdaki bir grupsa bütün grup üyelerinin bir araya gelmesiyle hazirlanan playlist mevzusu Hayko Cepkin cephesinde nasil bir hal aliyor diye sordugumda yanit gayet net bir sekilde geliyor Hayko'dan: "Ben belirliyorum. Zaten sistemimiz belli bizim. Degismez bir sistemimiz var. Onun disina çikmayiz. O, sabittir bizim için. Ama mesela bugün daha farkli bir playlist'imiz olacak. Onu da zaten belirleyecegiz. Zaten belirlesek bile sahnede ufak tefek degisiklikler yapabiliyoruz. Ruh haline ya da seyirciye göre degisiyor o hikaye. Ama genel olarak sabitiz yani." Sahnede ortaya koydugu görselligiyle müziginin yani sira dikkati üzerinde tutan Hayko, bu aksamki performansi için beyaz giyecegini söylüyor ve nedenini ise söyle açikliyor: "Bugünü sahnede istiyorum. O yüzden de beyaz giyecegim."
Box'taki koyu muhabbetin ardindan saatlerimiz 22:30'u gösterirken kalkiyoruz ki Balans'a geçip Hayko'nun ve ekibinin konser için son hazirliklarini rahat rahat yapacak zamanlari olsun. Kalabalik bir grup halinde ara sokaklar Balans'a giris yapiyoruz ve dogruca kulisin yolunu tutuyoruz. Kulis'e girer girmez bizi Sertaç, Umut ve EMI'dan Arzu karsiliyor. Hayko'nun kulisi gelenin gidenin hiç eksik olmadigi bir kulis. O geceki ziyaretçileri arasinda Kurban'dan Burak, Çilekes'ten Ali, Deja-Vu'dan Cenk ve Baris benim görebildigim ziyaretçileriydi. Yüxexes partisi bir yandan devam ederken, yukarida da Hayko konser öncesi hazirliklarina basliyor. Bu esnada ben de Poyraz'la, Second'i merak ettigimizden asagi iniyoruz; biraz bakinip tekrar yukari çikiyoruz. Gecenin ikinci performansi Zakkum'dan geliyor. Zakkum'un performansi sirasinda Hayko'nun kulisinde de hazirliklar son asamaya geliyor. Beyazlar içindeki Hayko ve siyahlar içindeki arkadaslari artik son hazirliklarini yapiyor. Hayko, Batmanvari makyajinin ardindan grup arkadaslarinin göz makyajlarini yapiyor ve tüm bunlarin ardindan saatler 01:00'i gösterirken gecenin ana performansi yani Hayko Cepkin konseri basliyor. Bir saat kadar sahnede kalan Hayko, yeni albümünden de yer verdigi sarkilarla hazirladigi playlist'ini seslendirip yine kendisini henüz daha basimdayiz dedigi görselligini sahneye koyduktan sonra alkislar arasinda sahneden iniyor.
FEH TV IFTIHARLA SUNAR
Hayko Cepkin'in en iyi arkadaslari arasinda istisnasiz iki isim var: maNga'dan Ferman ve Ege Çubukçu. Simdi size bu üçlünün bir araya gelmesi hepsinin müzikle ilgilenmesinden dolayi normal geliyor; ama üçünün siki birer dost olmasi biraz garip gelebilir. Bence hiç öyle düsünmeyin. Hani Ferman ve Hayko en azindan içinde bulunduklari müzikal kategori dolayisiyla birbirlerine daha yakin olabilir diye düsünürken araya bir rapçinin girmesi resmin seklini bir hayli ilginçlestiriyor dogrusu. Hayko'nun en çok takildigi mekanlardan biri olan Box'ta bir araya gelen Hayko, Ferman ve Ege görünen köy kilavuz istemez misali aralarindaki arkadasligi daha ilk saniyeden ortaya koyuyorlar. Mekana ilk gelen için kayit cihazimi Ege Çubukçu'ya yöneltip Hayko ile nasil tanistiklarini soruyorum. "Bizim Dream TV'de çalisan, çok sevdigimiz Izmirli bir arkadasimiz var, Öykü Onur Tanyel. Beni izlemeye geliyordu. Bir keresinde bir rock organizasyonu vardi galiba, organizasyondan sonra Hayko'yu, Çilekes'in davulcusu Cumhur'u onlari da alip getirmis. Beni izlediler, kulise geldiler, kuliste biraz muhabbet ettik. Birbirimiz hakkinda begenmedigimiz yönlerimizden bahsettik. O bana 'Hey DJ' güzeldi degildi; ama 'Bir Gün' çok güzeldi, dedi. Ben de ona, 'Albümündeki her sarki güzel degil' dedim. Böyle bir elestirel tavirla basladik. Çok dürüst basladik." Burada Hayko sözü devraliyor: "Mesela Ege'ye 'Hey DJ'yi begenmedim, dedim. Ege de bana 'Senin albümünde de böyle seyler var' dedi. Sonra konusuyoruz falan, seyi algila dedim, samimiyim, yalanim yok. Çok iyi oldugunu da söyleyebilirdim, dedim. Ama sen de bana 'Bütün albüm sahane, yavrum benim harika isler yapmissin' diyebilirdin. Her sey samimiydi." Ege'ye göre bu konusmada her sey çok samimi bir biçimde birbirlerine yansimis. Hatta bu durum onlarin daha bir içli disli olmasina ön ayak olmus. "Onun klibini gördügüm zaman görmüyorsam onu uzun zamandir, arayip ne yapiyorsun, çok özledim diyebiliyorum" diyor Ege. Bu tanisikligin ardindan Hayko'nun sarkilarini dinlediginde Ege, sarki sözleri üzerinde dinleyici olarak daha çok çaba harcanmasi gerektigini anladigini, müzikal anlamda birbirlerini elestirebildiklerini söylüyor. Hayko da Ege'nin albümünü çok net bir biçimde dinlemedigini ancak daha sonra dinlediginde daha farkli düsündügünü ifade ediyor. Ege, bu durumun aslinda bir açidan iyi oldugunu düsünüyor; "Tanismadan önce insanlara karsi düsüncelerimi daha da tartmami saglayan bir durum oldu. Hakikaten kulak dolgunluguyla dinliyorsaniz kimseyi yargilamayin tarzinda bir olaya yol açti. Ama böyle bir arkadasim olmasindan dolayi çok memnunum, çok iyi bir dost." Bu tarz bir durum Hayko için de geçerli. Daha önce kulak dolgunluguyla dinledigi Ege Çubukçu sarkilarini Ege'nin evinde oturup dinlerken arkadasinin yazdigi sözlerin iyi oldugunun ayrimina vardigini ve bunu direk kendisine söyledigini belirtiyor. "Mesela yeni çikacak projesinin sarkilarini dinletiyor. Onun sözleri daha iyi mesela. Üstüne o bahsettigimiz kademe var ya, bir kademe daha konmus. Bu süper bir sey mesela." Hayko'nun yeni albümünü dinledigi zaman kendisinin de ayni tip düsüncelere sahip oldugunu söyleyen Ege, sözlerine söyle devam ediyor. "Simdi körler sagirlar birbirini agirliyor gibi olacak; ama Hayko'nun yeni projesindeki her sarkiyi çok begeniyorum. Hatta bir sarki var, '777' artik beynimden çikmiyor. Onu duymak istiyorum. Onun öyle bir sarki yaptigini görmek acayip keyifli bir sey."
Ilerleyen zaman içerisinde bu iki arkadasi bir projede beraber görme ihtimaline söz dönüp dolasip geldiginde bir proje için arkadasliklarini kullanmanin bir anlami olmadigini, zaten manevi anlamda birbirlerinin projelerine destek olduklarini ve birbirlerine ihtiyaçlari oldugu anda orada olacaklarini bildiklerini belirtiyorlar. Hemen burada Hayko devreye giriyor; "Ben böyle arkadas, es dost projeleri daha çok geyige dayali yapmayi isteyen biriyim. Yapacaksak geyik yapalim, klip çekilecek bir sarki olmasin. Gelecekse bonus track gibi bir sey olsun."
Bu esnada içeri üçlünün son halkasi Ferman geliyor ve FEH projesi tamamlaniyor. Bu proje kapsaminda Hayko, Ferman ve Ege'nin çok fena projeleri var simdiden belirteyim. Hani bu ikili çok can yakar durumu vardir ya magazin basininda alin size en tazesinden, en güzelinden ve de en samimisinden bir üçlü: Hayko-Ferman-Ege. Bir araya geldikleri andan itibaren ortaya çikan sinerjiden etkilenmemek imkansiz. Onlarin birbirleriyle olan diyalogunu izlerken bu tip bir arkadasliga hayran kalmamak elde degil. Keske hepimizin bu denli birbirine dürüst yaklasan ve ego tatmininden uzakta arkadaslari ve arkadasliklari olsa temennileri kafamin içerisinde dönerken bir yandan da onlari izlemekteydim. Ferman, bir sonraki gün kayitlari oldugu için Yüxexes konserine kalamayacagi için üzülürken, diger yandan Hayko'nun albümünün ne durumda oldugunu soruyor. Öte yandan da kahve içme projesini bir türlü gerçeklestiremediklerinden gem vurup bunu bir gün mutlaka hayata geçireceklerinden umutlu olduklarini söylüyorlar. Bu arada Hayko ve Ege'nin arasinda inanilmaz bir Playstation çekismesi var. Söylediklerine göre su anda durum berabere ve önümüzdeki günlerde aralarinda son bir maç yapip galibi belirlemeyi düsünüyorlar. Bu karsilasmanin sonunda ise kim yenilirse her röportajinda digeri hakkinda olumlu seyler söylemek durumundalar. Hani ilerleyen zaman içerisinde Hayko, bir röportajinda Ege ile ilgili bir seyler söylüyorsa ya da tam tersi, nereden çikti bu simdi demeyin.
Hayko ile Ferman'in nasil tanistigini sordugumda Ferman'in biraz hafizasini yoklamasi gerekiyor, bu esnada Hayko da pür dikkat Ferman'in verecegi yaniti bekliyor; ama Ferman ilk etapta ne zaman tanistiklarini hatirlamadigini söylüyor. Hayko'nun hatirladigini söylemesi üzerine Ferman da sesli düsünerek geriye dogru hafizasini yokluyor. Balans, Nokia Supersound derken sonunda mekani buluyor Mojo! "Mojo'dan içeri girdim, Ferman barin orada duruyor. Abi röportaji okuduk, söyledigin her seye katiliyoruz, ayni kafadayiz, ayni seyleri düsünüyoruz, dedi. Orada zaten ray koptu." diyor Hayko. Dostluklarinin ilerleyisi ise Nokia Supersound gecesinde olmus. "Bazi insanlara merhaba dedigin zaman çok fazla insandan böyle sicak tepki gelmez; ama Hayko o anlamda çok sicak bir adam. Ikincisi ilk tanistigimizda da söylemistim, yaptigi müzik benim kafamin bir yerlerinde olan bir müzik, o yüzden yaptigi müzigi çok seviyorum. O anlamda da sonuna kadar destekçisiyim onun. Kafamda bir yerde onun yapmak istedigi sey var. Albümü dinledigim zaman onu hissediyorum."
EV DURUMLARI
Hayko Cepkin'in bir günü nasil geçiyor diye merak ediyorsaniz, hemen söyleyeyim; su aralar özellikle konser ve albüm çalismalari nedeniyle Hayko'nun evde vakit geçirme gibi bir sansi olmuyor. Bu aralar en çok özledigi sey suursuzca oturmak. Ancak o gün evdeyse plazmasinin tam karsisina yerlestirdigi koltugunda oturup müzik kanallarina bakmayi, Türkiye'de neler olup bittigini ögrenmek için haberlere bakmayi, odasinda yeni kayitlar ya da var olan kayitlar üzerinde çalismayi tercih ediyor. Ya da playstation oynamak en büyük zevki. Arkadas canlisi bir insan oldugundan evinin geleni gideni de bir hayli fazla oluyor. Tabii demirbas konumundakiler grup arkadaslari ve playstation'daki en büyük rakibi Ege Çubukçu. Evde vakit geçiremediginden ya da evdeyse de odasinda müzik çalismalarini devam ettirdiginden televizyona pek bakmadigini, bu yüzden de dizi kültürünün olmadigini söylüyor. Lost'a henüz baslayamadigini; ancak yerli yapimlardan arada sirada Yaprak Dökümü'ne denk gelirse baktigini belirtiyor. Sabaha karsi denk gelirse onun da tekrarlarina baktigini söylüyor. Ama eger cumartesileri evdeyse ve yapmasi gereken bir sey yoksa bu aralar Survivor'a baktigini da itiraf ediyor. Bir Besiktasli olarak Galatasaraylilarla Fenerbahçeliler'in çekismesini izlemek tabii ki de keyifli geliyor. Yemek yapmak ve yemekle arasinin iyi oldugunu söyleyen Hayko, sirke ve sarimsagin vazgeçilmezleri oldugunu belirtiyor. Evde sirke kullanilmiyorsa bu duruma gicik oldugunu da tüm samimiyetiyle söylüyor. Kizartmalarda çok basarili oldugunu belirten Hayko, esas kültürünün salata oldugunu söylüyor. Kendine has tariflerinin oldugunu da söylemeden geçmiyor.
Evdeyken Hayko'nun dinlemeyi tercih ettigi hatta tek geçtigi bir isim var: Bach. Bach'in müziginin çok rahatlattigini söyleyen Hayko, yeni çikan albümleri alip dinliyor. Hemen soruyorum haliyle yenilerden kimi begendigini. "Malt'i begendim. Öz rock. Özellikle evde degil de; arabada dinlemek isterim." Sinemada ise psikolojik filmleri tercih ediyor. Crow haricinde Amerikan Güzeli, Pi, Braveheart, Sin City, David Lynch filmleri özellikle de Lost Highway Hayko'nun diger favorileri. Birazcik beyin yoran filmleri sevdigini belirtiyor.
IKINCI ALBÜM ÜZERINE
Konserlere ara vermeden bir yandan da ikinci albüm üzerine çalisiyorsun ki bu pek de alisildik bir durum degil. Genelde albüm öncesi bir kabuga çekilme süreci yasanir; ama sende tam tersi mevcut.
Dogrusu odur. Normalde biz su anda tarih olarak albümü bile çikartmayabiliriz. Su an bu albüm hala gidiyor. Öyle bir sey söyleyeyim. Ama simdi neyi yaptik, neyi yapabilecegimizi konserlerde gösterdik. Insanlar artik o yapabilecegimizi albümde de görmek istiyor. O, ayni zamanda benim de göstermek istedigim bir sey. Onlarin sabirsizlandigi kadar biz de sabirsizlaniyoruz. Çünkü hayvan gibi bir kayit geliyor, hayvan gibi bir albüm geliyor ve ilk bastan beri yapmak istedigimiz seyi iste buyurun yaptik, simdi gönül rahatligiyla dinleyebilirsiniz demeyi biz de çok çabuk istiyoruz.
Çikis tarihi olarak su anda hangi tarih planlaniyor?
Nisan sonuna anca. Çünkü sen de biliyorsun, miksteyim. Onu bitirmeye çalisiyorum. Ama arada bir sürü konser var. Her konsere gidiyorum, sabah erkenden kalkip mikse gidiyorum. Yetistirebildigim kadarini mikste yetistiriyorum. Hop oradan mesela bugün buraya geldim, simdi Evrim orada mesela çalisiyor. Gerçi % 80'ini bitirdik, o orada öyle devam ediyor. Ama orada olsaydim, büyük ihtimalle bugün dördüncüye girerdim. Ama mesela bunlar biraz vakit kaybettiriyor.
Konserlerinde zaten yeni sarkilarina yer veriyorsun. Tepkiler nasil?
Yeni sarkilardan su anda 7 tanesi biliniyor. Sarki bilinirligi açisindan hiçbir derdim yok.
Insanlar albümü aldiklarinda yabancilik çekmeyecek...
Onlari iste canavar gibi dinleme sanslari var. Su anda internette konser kayitlarimizi *** haline getirip dinliyorlar. Ya televizyondan ya da videodan kaydedilmis kayitlar. Çok tatmin edici degil. Ama albüme baktigin zaman daha tatmin edici geliyor mesela. Simdi istiyorum ki mesela bir an evvel paldir küldür dinleyebilsinler. Onun için hizli çalisiyorum; ama araya konserler falan bir sürü program giriyor. Aksiyor biraz.
Bakildiginda uzun bir zamandir bu albümün kayitlarinda oldugun görülüyor...
Diger stüdyo asamasi kayitti. Simdi ise miks yapiliyor. Öbür stüdyo dedigimizde vokaller stüdyoda yapildi, davullar stüdyoda yapildi. Geri kalan her sey benim evde yapildi. Gitarlar mesela yine benim odamdan çikti. O bas gitar tonu mesela, hepsi gene odamdan çikti o sound. Zaten klavyeler fiks yani ister istemez. Yani % 70'i ev olan bir albüm kaydi. Ama farki ortaya çikacak! Önemli olan zaten davulun canliligiydi, vokalin canliligiydi, gitarin canliligiydi. Bas sound'u konusunda hala kendi klavyemin baslarini kullanabilirim; yani öyle bir fikir vardi. O sound'u seviyorum. Ama o sound'a yakin - biz Poyraz'la devamli konusuyorduk - bir bas sound'unu o gitardan çikartabildik. Böylece zaten hani madem ayni bas sound'u çikiyor, bir basçinin kendi elleriyle çalmasi isi daha bir degistiriyor; çünkü klavyede çalmak bir basçinin tellere vurdugu ayni sirayla degil, çok degisiyor. Onun için simdi daha böyle bir yerli yerinde hikaye. Ama çikaramasaydik o baslari kullanacaktik. O, sound'la alakali bir sey. Çünkü gitari mesela stüdyoda kaydettik ilk önce, hiç begenmedim. 70'ler gitari çikti koskoca anfilerle beceremedik yani o isi yapamadik. Keramet bizim evde deyip yürüyün eve gidiyoruz, dedim. Eve gittik, höldür höldür gitarlar çikarttik yani.
Senin ilk albüm tamamen ev, ikinci albüm % 70 ev seklinde ilerliyor.
Öbür albüm % 50 ev, %25... sonra komple stüdyo.
Bu kadar bas sound'u üzerine konusmusken ve de hazir Poyraz da yanimizdayken hemen ona soralim... Hayko'nun istedigi bas sound'unu ortaya çikarmada zorlandigin durumlar oldu mu?
Poyraz: Yoo.. Kayitlar 2 saat, 2 saat, toplam 4 saat. Hiç zorlanmadik. Kafamizda belirli bir sey vardi.
Hayko: Çok konustuk zaten. Bir sey getirdi, dedi ki "Bunu bir deneyelim, bundan ne çikacak". Cuk diye çikti.
Poyraz: Ne istedigimizin farkinda oldugumuz için kolay oldu.
Hayko: Ivirip kivirmadik yani, aci çekmedik. Isin özü; Türkiye'de miladi, bir sürü seyi degistirecek bir albüm, çok iddialiyim. Agir iddialiyim.
Son dönemde yapilan albümlerde daha sert soundlar ön plana çikmaya basladi.Stüdyoda sarkilari dinlerken "bundan sertini kim yapacak bakalim" dedin.
Su an yok, yapamaz. Olamaz yani.
Peki sen bu akimi nasil degerlendiriyorsun. Ilk albümü bakiyorsun pop-rock tarzinda bir sound var ortada. Ikinci albüm daha sert.
Ne güzel. Ben yapanlar adina gurur duyuyorum. Çünkü zaten yapanlar bizim tanidigimiz adamlar. Yüreklerinde hepsini biliyorum. Hepsi aslinda böyle seyler yapmak istiyor. Simdi iste büyük bir sans yani. Herkes diledigi gibi, diledigine yakin bir kademe daha korteji yükseltti herkes. Süper. Iste bunu görmek çok keyif veriyor bana. Gripin'in mesela son klip parçasini çok begendim. Birol'un vokalini çok begendim, girtlak yapmis bayagi. Iste bunu duymak istiyorum.
Buna vesile oldugunu düsünüyor musun biraz da olsa. Çünkü en sert sound sende çikti o ilk furyada çikanlar arasindan.
O ilk furyanin en yumusak albümüne sahibim. Ama hikayenin sertlesmesinde çok büyük payim var. Nasil bir tezatlik bu? Ancak konserde anlatabilirim. Iyi anlatabildik. Anlatamasaydik kapak olurdu bize, bu bir gerçek. Payimiz isin içinde güzel bir yerde olarak var. Buna inaniyorum. Böyle bir misyonum yok. Ama düsünce olarak yapmak isteyen herkesin yapmasini istiyorum. Hirsim o. Misyonum yok; ama hirsim o.
ESKISEHIR'DE KONSERIMIZ VAR
18 Mart gecesi Eskisehir Hayal Kahvesi'nde konser sebebiyle sabah saat 10:00'da kalkacak Baskent Ekspresi'ne binmek için üç gündür peslerinden ayrilmadigim Hayko Cepkin ve ekibiyle beraber saat 09:00 gibi Haydarpasa Tren Gari'nda bir araya geldik. Ayak üstü muhabbetin ardindan baktik ki trenin hareket etmesine az bir vakit var, ellerimizdeki esyalari koltuklarimiza biraktiktan sonra istikamet bütün bir tren yolculugu boyunca muhabbetin durmamacasina dönecegi yemekli vagondu. Yolculugun ilk dakikalarinda daha Murat yorgun oldugunu belirtip biraz uyumak için yerine geçerken biz de Hayko, Umut, Poyraz, Sertaç, ben ve Burak olarak basladik muhabbete. Yan masamizda ise sirf bu konser için Istanbul'dan kalkip Eskisehir'e gelen ve Hayko'yu bütün konserlerinde takip eden hayrandan öte arkadaslari var. Kah onlarin masada kah bizim oturdugumuz masada muhabbet inanilmaz güzellikte sürüp giderken bir yandan da Hayko ve ekibinin planlarini da ögreniyorum alf arasinda. Özellikle Hayko-Umut-Poyraz-Sertaç dörtlüsünün öyle bir plani var ki, eger bundan sonra trende yemekli vagonda yan tarafinizdaki masada dört kisi ellerinde psp, gözleri baska bir sey görmeden bütün yol boyunca oynuyorsa bilin ki onlar Hayko, Umut, Poyraz ve Sertaç'tan baskasi degildir. Öyle ki psp'yi aldiktan sonraki ilk konser seyahatlerinde ekibi çekmek için daha orada anlasma yapiyoruz. Anlasilan bana bir Adana yolu gözüküyor.

'Bir PSP olsaydi' diye baslayan muhabbet, Eskisehir'e gelmemizle son buluyor. Daha trenden adimimizi atar atmaz Hayko Cepkin fan kulübün Eskisehir subesindekiler Hayko'nun etrafini sariyor. Arabalara esyalari yükleyip dogruca Hayal Kahvesi'ne soundcheck için gidiyoruz. Yine itinali ve titiz bir çalismanin ardindan enstrümanlar kuruluyor. Bu esnada Hayko Cepkin fanlari da soundcheck'i takip ederken bir yandan da Hayko'yla fotograf çektiriyorlar. Soundcheck'in ardindan kisa bir yemek arasi ve dinlenme için otele gidiyoruz. Hep beraber eglencesi bol yemegimizin ardindan bir-iki saatlik dinlence için odalarimiza çekiliyoruz. Saatler 22:00'yi gösterdiginde yavas yavas otelin lobisinde bir araya geliyoruz ve 22:30'a dogru Hayal Kahvesi'nin yolunu tutuyoruz tekrar. Mekana girdigimizde geçtigimiz yil Roxy'de birinci olan Yeni Harman sahnedeydi. Kulisten duydugum kadariyla çok yakin zaman içerisinde Yeni Harman adini siklikla duyacagimiz hissine kapiliyorum. Yeni Harman'in sahneden inisinin ardindan Hayko ve arkadaslari da makyajlarini tamamlayip yavas yavas sahneye dogru yol aliyor.
Introyla beraber kirmizilar içinde Hayko sahneye çikiyor. Hemen ardindan 'Yarasi Sakli'nin ilk notalarinin duyulmasiyla birlikte Eskisehir Hayal Kahvesi'ni dolduran kitlenin de coskusu tavan yapiyor. Sirasiyla 'Görmüyorsun', 'Son Kez', 'Hüzünle Karisik', 'Firtinam' geliyor ardi ardina. Hayko ve ekibinin arasindaki paslasmalar da son derece keyifli bir seyir sunuyor. Umut'un gitariyla sahne üzerinde kendi basina yarattigi dünyasinin disavurumu Hayko'nun o tarif edilemez enerjisiyle birlesince ortaya müthis bir görüntü çikiyor. Bu ikiliye aralarda Poyraz'in da katilmasiyla beraber iyice enerji yükseliyor. Sahneden indikten sonra bile Poyraz'in bir ara basini havaya kaldirmasi, Umut'un kendinden geçmisçesine gitarini çalmasi, Murat'in davullarinin basinda apayri bir dünya yaratmasi konusuluyor grup içerisinde. "Sakin Olmam Lazim" albümündeki favori sarkilarimdan biri olan 'Firtinam'i da büyük bir keyifle izledikten sonra 'Eller Aldi', yeni sarkilardan '777', 'Ölüyorum', 'Siren', 'Kaos', 'Yalniz Kalsin', 'Hangimiz Masumuz' geliyor. Gecenin finali ise 'Zaman Geçti'ile yapiliyor. Coskulu kalabaligin tezahüratlari ve alkislariyla sahneden inen Hayko'yu hayranlari kuliste de yalniz birakmiyor. Konser bitiminden yaklasik bir 10 dakika sonra Hayko'nun kulisi dinleyicilerinin akinina ugruyor. Sirf bu konser için Antalya'dan kalkip gelenler mi istersiniz, yoksa Istanbul'dan bir 10 saatligine gelenler mi. Hepsiyle tek tek ilgileniyor Hayko, tek tek fotograf çektiriyor ve oturup birkaç dakika da olsa muhabbet ediyor. Sahneden inmesinden saatler sonra Hayal Kahvesi'nden ayriliyoruz. Karnimizi da doyurduktan sonra otele dönüp dogruca odalarimiza çikiyoruz. Dönüs trenimiz saat 13:00'te oldugundan uykuya bol zaman ayirip kisa süreli bir hazirliktan sonra yine garin yolunu tutuyoruz. Ancak burada bizi bir sürpriz bekliyor; tren yaklasik bir saat rötar yapmis! Olsun, biz de oturup gece biraktigimiz muhabbetimize devam ediyoruz. Tabii yanimizda Eskisehir'e adim attigimizdan beri Hayko'yu bir dakika bile yalniz birakmayan fan kulüp üyeleri var. Saat 14:00 civari ufukta trenimiz gözüküyor. Sistem yine ayni, esyalari birakip dogruca yemekli vagona. Tipki gelis yolunda oldugu gibi dönüste de ekibin konusma konusu belli oluyor: PSP. En kisa zamanda psp'ler alinip turnuvalara baslanacak. Bu durum karara baglandiktan sonra Umut dinlenmeye çekildiginden Murat, Hayko ve Poyraz arasinda bir müzik muhabbeti basliyor. Bu muhabbetimiz de Bostanci sinirlarina gelmemizle son buluyor. Sertaç ve Poyraz'i Bostanci'da ugurladiktan sonra biz de esyalarimizi toparlamak üzere yerlerimize gidiyoruz. Kisa bir süre sonra da Haydarpasa'ya geliyoruz ve yolculugumuz da burada bitiyor.
HAYKO ILE KISA KISA
SAHNE KAVRAMI
Türkiye'de sahnesini begendigin isimler kimler?
Sound olarak herkes hayvan gibi sound'unu çikarip hayvan gibi çaliyorlar. O açidan bir seyim yok. Benim ekstra olarak gördügüm sey; biraz daha objeli, biraz daha kilik kiyafetli bir sisteme geçmek. Ama bu kesinlikle bir tarz meselesi. Simdi bunu yapmak isteyenler de var tarz olarak, yapmak istemeyenler de. Kesinlikle dogal günlük kiyafetleriyle gözükmek isteyen bir kültür de var, dogal gözükmeyip baska türlü gözükmek isteyen bir kültür de var. Zaten ikiye ayriliyor bunlar. Ben digerindeyim, yani görsele de önem veren hikayenin içerisindeyim. Görsele önem vermeyip yapmak istemeyene bir sey diyemem. O bir tarz, Seattle diye bir tarz var hayatta. Adam normal gömlegiyle, yelegiyle, hirkasiyla çikiyor çaliyor. Benim isimde o yok. Ben onu istemiyorum. Hani sahne denince akla en çok gelenlerden bir tanesi Madonna'dir mesela. Kadin günlük kiyafetiyle hiçbir zaman çikip sovunu yapmiyor. Ama ben onu seyrettigim zaman agzimin suyu akiyor. Dansiyla, objeleriyle, geleniydi gideniydi ile hepsi planli programli bir tiyatro, bir oyun, bir sinema var. Ben, bu sistemi seviyorum. Bugün sahnede giyecegim kiyafetle yolda yürürsem gelir beni ekip arabasi alir götürür. Demek ki o sahneye yakisan bir kiyafet.
Hayko Cepkin'i olusturan ögeler olarak müzigin, imajin ve sahnen gösteriliyor zaten...
Daha bir sahne sovu yapmis degiliz.
Kimin sahnesi aklinda kaldi denince ama senin adin hemen geçiyor konusma sirasinda...
Bu güzel bir sey. Ama kendimi bildigim, ekibimi bildigim için daha biz hiçbir sey yapmadik. Hiçbir sey yapmadan eger böyle güzel bir isme bizi kondurdularsa ne güzel. Demek ki biz bir seyler yaptigimiz zaman felaket seyler olacak. Daha hiçbir sey yapmadik; çünkü yapmak istenilen seyler biraz maddi kuvvetlere dayanan seyler. Bugün diger gruplar için de geçerli. Belki onlar da yapmak istiyorlar, yapmak istemeyenler ayri, yapmak isteyenler için de bu gücü ele geçirmek ve o hayali kurabilmek gerekiyor. Belki su anda kuvvetlenen gruplar var, alttan gelenler var, destekleyicileri vardir. Mesela Zakkum... Biraz daha böyle imaj görünümlü bir sekil yaptilar vs. Bunlar iyi seyler, olmasi gerekiyor. Seveni olur, sevmeyeni olur, nefret edeni olur, bayilani olur. Kimseye bir seyi begendiremezsin; yani genele hitap edebilme sansin yok. Bugün en popüler, en popülist ürüne bile baksan gene de genele hitap edemez. Öyle bir sey yok. Hele ki bizimki daha uç noktalarda bir olay. Tamamen genele seslenmemiz zaten imkansiz. Kendi çekirdegimizde büyüyecegiz. Bizim hikayemiz bu.
Mesela Rock'N Coke'taki sahnenize baktigimizda orada sen ne kadar yok desen de bir görsellik vardi en azindan.
O, bizim dogalimiz. Söyle söyleyeyim; o dogala objeler ekledigin zaman, o objelerle oynadigin zaman, isiklarla oynadigin zaman - mesela benim Rock'N Coke'ta eksigim isikti; geceki isik bende olsa mesela üstüne eklenecek.
Gündüz vakti çikmanin getirdigi bir durum oldu.
Tabii. Ama abartmaya da gerek yok. Yeni yeni filizlenen bir albümüm var. Senin saatin o. Kademenin yerini bilmen gerekiyor. Ama ilk açilis yapiyor olsak bile hikaye açilis ve degisim konsepti, gene degisik hikaye kurdugumuz ve öyle yansitildigi için diger Rock'N Coke'lardan on bin kisi daha fazla açilis gerçeklesti. Açilista 22.500 kisi vardi.
Hangi sahnelerde olmayi seviyorsun? Konser sahnesi mi, bar sahnesi mi?
Hepsinin yeri farkli. Hepsine göre zaten o bahsettigimiz ruh haline bürünüyoruz. Mesela her yere giydigim rengin bile benim için bir anlami var. Mesela beyazla çiktim ben, beyaz bana göre yaptigim müzige göre daha temizligi, pakligi anlatan bir sey. Ama bazen o beyazin içerisinde kendimi çok yalniz hissediyorum. Çok tek hissediyorum. Onun için rengi gitgide daha koyulastiriyorum. Kendimi daha acayip hissediyorum, o gün kirmizi giyiyorum. Daha güvenli hissettigim zamanlarda, mesela beyaz çok patlayan, isiklar vurdugu zaman çok gözüken bir renk. Büyük sahnelerde, mesela Rock'N Coke'ta da beyaz giydim. Orada patlayan, gözüken, kendinden çok emin bir ifade vardi. Bazen böyle çok kapanmak istiyorum, içim koyu oluyor, kararmak istiyorum; o gün çok siyaha bürünüyorum mesela.
Peki bu renk durumunu grubuna yansitiyor musun?
Genelde su anda grubun bir giyim sistemi var. Ama çok böyle hani içimize sinen bir sey degil; Umut'unki hariç. Umut'un kendine has gömlegi, pantolonu vs.'i var. Ama Poyraz'la Murat'in Reebox sponsorum oldugu için o vesileyle giydigimiz seyler vardi; ama simdi Reebox'la olan anlasmamiz bitti. Simdi biraz daha sahneye herkesin kendine has seylerini bulacagiz bir yerden. Ama benim esas seyim diktirmek, mesela bu MTV Türkiye'nin açilisinda oldugu gibi. Ama iste o, maddi bir sey. Bayagi külfetli bir seye dikildi o. Böyle bir seyin sponsoru olmadigi sürece böyle bir seyin arkasinda durmak mümkün degil. Bütün ekibi de isin içine katmak istiyorum, çok fena patlar yani. Ama yapacagiz, yapmak zorundayiz. Benim isim bu. Onun üstünde de istiyorum böyle kollari salinan bir kiyafeti olsun, yaptigi hareketleri destekleyen kiyafeti olsun. Bunlar gelismesi gereken güçler.
Soundcheck'lerde belirli bir sahne koreografisi üzerinde de çalisiyor musunuz?
Ilk basta yaptik. Mesela Poyraz'in sahnede ne yaptigini önce kendisinden görmek istedim. Sonra elestiriler tabii yapmaya basladik hem ekipçe hem de distan gelen elestirilerle beraber. Hep bunlari oturup konusuyoruz. Mesela Poyraz'in ilk gruba girdigi zamanki haliyle simdiki hali arasinda daglar kadar fark var. Bu, ileriye dönük baktigin zaman daha da gelisecektir. Çünkü önce bir kendisinin istemesini istiyorum. Klavyeciyken de ben öyle çaliyordum, manyak manyak çaliyordum. Ben onu hissediyordum çalarken. Onu hissedecegi ani bekliyorum, onu hissedince üzerine bir kademe daha koyacagiz ve zaten isin içine objeler falan girdigi zaman zaten kendinden oturacak. Mesela ilk konserlerde grupla hiç ilgilenmiyordum. Sadece çaliyorduk. Simdi grupla beraber sahnede bir paylasim içerisindeyiz mesela. Her seyi paylasmayi ögreniyoruz.
SEYIRCILER ÜZERINE
Son dönemde özellikle dikkatimi çeken bir durum var. Insanlar konsere gittiklerinde ellerinde cep telefonlari ya da fotograf makineleri düsürmüyor. Onlarin yani sira çok sabit duran bir kitle olusmaya basladi.
Beni bozmuyor; hatta belki öyle seyirciyi daha çok seviyorum. Benim fikrime göre ben bir dinleti yapiyorum. Ben bir is yaptim, is ne? Ben bir müzisyenim ve bir müzik sundum. Yapilan sey çok basit. Bu isi düsünürsen, bu ise yönelirse beyin, böyle bir sey yapar sunarsin. Ondan sonra beklersin neyin olup olmadigini. Her seyi çok hani kafayi böyle disari çikart bütün dünyadan uzaktan bak, çok basit bir sey. Müzige aklim eriyor. Aklimin erdigi seyi yapiyorum. Bunu da sundukça ya yandaslarim oluyor, ya da sevmeyenler oluyor. Bu, bir olusum. Sevenlerle yola devam ediyoruz, ya büyüyoruz ya küçülüyoruz vs. vs. Sevmeyenlerin çok fazla bir tepki göstermesine, herhangi bir sey için gerek yok. Neden? Çünkü yapilan sey çok basit. Zekanla basite indirgedigin zaman; ben sana bir sey sundum arkadas, sen sevmediysen bunu gerçekten seyretmemeye ve dinlememeye hakkin var. Simdi mesela basima gelse, ilk basta hirslarim vardi, bunlara cevabini verirdim; ama simdi cevabim çok daha iyi. Yaptigimiz sey bu. Senin orada yirtinip yuhalaman ya da el kol hareketi yapman isine yaramayacak. Beni etkilemeyecek. Ben en fazla senin suratini mimleyecegim, bizim elemanlara söyleyecegim, seni yukari aldiracagim yani, senin basin derde girecek. Bu kadar rahat. Esas yüzüme karsi söyleyebilecek olsa, iki kelam etsek büyük ihtimalle fikri ve zikri degisecek, iyi ya da kötü; fark etmez. Ama o benle orada diyalog kurmuyor. Onun yapmaya çalistigi sey sadece aksiyona geçmek, bir heyecan ariyor. Ben ona o heyecani yasatirim, hiç merak etmesin. Konu nereden geliyor da olay kendi içinde çok basit bir konu. Bir sey sunuyorsun, suratin aptal kutusunda daha çok gözükmeye basliyor, yolda daha zor yürümeye basliyorsun, imzan kiymete biniyor, saçma sapan bankalarda imza atarken simdi kiymetli bir hal aliyor. Aslinda kendi içinde çok küçükler. Hepsi belki de kendi içinde hatiralar onlari aldigin zaman. Aslinda ben bu iste psikolojiyle ilgileniyorum. Psikoloji isi. Seyircinin aldigi haz, o psikoloji. Onun için ben mesela ODTÜ'deki ilk konserim kapali amfitiyatrodaydi. Tiyatro sahnesinde çaliyorduk ve oturma grubu hesabiyla. Herkes oturdu ve bir seyir oldu. Seyir oldugu zaman baska bir ruha büründük, daha teatral takildik, daha mimiklerin kiymete bindi. Ben, o seyirciyi de seviyorum. Kudurani da seviyorum. Kuduranda bir adrenalin, bir desarj oluyor. O desarji evinde gidip sagi solu dökecegine, ailesini mesela rahatsiz edecegine gelsin orada yapsin. Eskisi gibi mesela pogo çok yapilan bir sey degil. Simdi pogo yaptigin zaman etraf bundan rahatsiz olup kavgaya dönüsme ihtimalleri var. Çünkü insanda sabir denen sey kalmis degil. Bu müzigin içerisinde pogo denen sey var. Gerçi benim müzigimde su anda pogo yapilir hal yok. Çünkü ritmi yüksek bir müzik degil benimki, daha yavas bir müzik. Ama yine de ben bakiyorum seyirciye o pogo hattinin etrafinda önüne geleni itenler, onlarla tartisma çikartanlar, kavga çikaranlar olabiliyor. Bu, daha sert müzik yapanlar için daha zor bir deneyim, onlarda daha çok oluyordur. maNga'da mesela oluyor, Kurban'da mesela oluyor vs. vs.
Insanlar birbirini uyariyor da bu tip durumlarda. Bizim basimiza zaman zaman geliyor. Arkadaslarimiz kafa sallamak için öne gittiginde gerisin geriye yanimiza geliyor. Nedenini sordugumuzda yanindakilerin rahatsiz oldugunu söyledikleri ifade ediyorlar.
Herkesin bir begenesi var iken o konserden haz alacak duygu da kendi içinde degisiyor. O adam, kendi içinde böyle bir sisteme basvuruyor. Bu onu rahatlatacak belki eve gittigi zaman. Digeri de dinlemek istiyor. Mesela ben de dinleyicilerdenim. Oturur müzisyen gözüyle dinlerim. Kimin ne yaptigini, ne çaldigini, ne tavir sergiledigini seyredenlerdenim. Ama yanimdaki adam kuduruyorsa "Yapma ulan" diyemem. O, bunu yapmak istiyor. Ya ben bir yere gidecegim ya da o anlayacak benim rahatsiz oldugumu baska bir tarafa dogru yüklenecek. Ama insanoglunda sabir diye bir sey kalmadigi için o konser atmosferi bile bir anda kavga durumuna girebilir. Stagediving mesela yapacak adam, bir tanesi orada tutmak istemiyor. Hafif çekilse bile digerinin surati koluna gelebilir.
Uzun zaman sonra stagediving'i zaten Juliette Lewis konserinde gördük.
Yani. Simdi Juliette Lewis'te yüzük var, yanlislikla herifin yüzüne gelse 'napiyorsun Juliette' der. Avrupa'nin yasam standartlari içerisinde sabir sinirinin daha yukaridadir diye düsünüyorum. Ama bu her yer için geçerli bir durumu var. Herkesin sabir siniri bitmis durumda. Hemen sikilabilir. Ama kimseyi her dakika kontrol altinda tutamazsin, çok zor bir sey.
INTERNET MEVZUSU
Internetin hiçbir seyiyle ilgilenmiyorum. Bir mail adresim var, bir de kendi internet sitem var. Baska hiçbir seyle alakam yok. Ne MSN'im var, ne MySpace'tekiler benim. Hiçbiri ben degilim. Bir süre Hayko Cepkin var; ama sohbet ediyorlar. Muhabbetleri iyiymis, ögrendim. Bir de girdim baktim, MySpace diyorlar. Bir baktim esim dostum ne kadar adam varsa var sayfalarda.
TÜRKÇE MI? INGILIZCE MI?
Benim israrim sonuna kadar Türkçe ile bu isi yapmak. Ingilizce yapmak, zaten Ingilizce yapiliyor. Ingilizce yaparsam zaten hani çok bir degerimin olacagini düsünmüyorum. Bu albümü Ingilizce sözlerle yaptim, yurtdisina açiliyorum bana çok geyik geliyor. Burada yapiyorum bu müzigi, Türkçe sözlerle konusuyorum, buradaki dinleyici kitlesi yapiyorum. Onlar için bir seyler yapacak olursam, o zaman buradakiler için ne yapmis olurum diye düsünüyorum. Hepsi birbirine giriyor. Bu dilde yapmam gerektigini düsünüyorum. Ben nasil ki Ispanyolcasini, Ingilizcesini dinliyorsam burada o da benim Türkçemi dinlesin. Artik uymayan bir dil de degil. Sözler çok müzigin içerisine oturmaya basladi. Eskiden böyle degildi, Ingilizce'ye yakinlastirilmis bir Türkçe kullaniliyordu. Simdi olgun dilde seyler rock müzigin içerisine oturmaya basladi. Artik kulaga çok igreti geldigini düsünmüyorum. Eurovision'a da Ingilizce katilmalarina gicik oluyorum dibine kadar. Resmen begendirmeye çalisiyorsun. Anlatmaya çalisiyorsun. Seni anlamak istiyorsa, ne anlatiyor diye Ingilizcesine çevirsin. Seni arastirsin. O kadar da armut pis agzima düs hikayesi degil. Olacagi varsa oluyor.
YURTDISI DURUMLARI
Hürriyet'ten Sinem, Hayko ile röportaj yaparken Hayko'nun bir sözü çok dikkatimi çekti. "Hedefim Kuzey ve Japonya". Bunun nedenini sordugumda ise Hayko'nun verdigi yanit aynen söyle oldu: "Oralara daha çok gitmek istiyorum. Buradan gidip de Avrupa'da bir teklif alip konsere gittigimde mesela Hollanda'ya gittigimde isterim ki gerçekten Hollandalilara, gerçekten yabanci kesime seslenebilmek. Eger yabanci kesime seslenemiyorsan o çok fazla Avrupa'ya açilmak gibi gelmiyor bana. Orada iste seni bilen, senin dilini yasayan Türklere hitap etmis oluyorsun. Aslinda burada verdigin konserin aynisini vermis oluyorsun. Seni hiç bilmeyen, o sirada dilini anlamayan; ama ne biliyim sahnedeki durumunu, grubunu, müzigini begenen seni hiç anlamayan adama açilirsan eger o Avrupa'ya açilmak gibi geliyor. Ama benim yaptigim müzigin hedefi, kitlesi olarak kendime belirledigim noktada Kuzey karanlik kesim ve bir de Japonya en çok kafaya taktigim nokta. Oralara gitmeyi çok isterim. Özellikle Japonya. Bir de Japonya'da eger güzel bir sey yapiyorsan benimsiyorlar, aliyorlar. Öyle bir durum var. Ancak bunu yaparken de kendimizden taviz vermeyelim. Onlar gelsin bize."
GELECEK PLANLARI
Bugünden yarini planlarim ben zaten. Burada konusurken de o günleri yazmam gerekiyor diye, ta ki nisan ayini planliyorum. Nisan ayinin 30'undan sonraki albümün mesela çikis tarihinden bilmem nesine kadar bitti. Yakin vade benim için birkaç ay önü oluyor. O ayi komple planlayip ona göre sistemli gitmek, strateji kurmayi zaten yapiyorum. Hayatimin içerisinde en yakin vadesi 3 ay, 4 ay iken önümdeki 5-10 seneyi de hesap ediyorum aslinda. Bunlarin bana yillar sonra neler getirecegini vs. vs. Ama kendi planim bu 5-10 yillik süre içerisinde bugün trenden camdan bakarkenki gibi müstakil bir eve tasinip hayatimda neyden zevk aliyorsam o eve hepsini döseyip bir daha oradan çikmak istemiyorum. Planim bu.
STARLIK KAVRAMI
Günümüzde çok konusulan starlik ve rockstarlik kavramlariyla ilgili neler söyleyebilirsin? Sana bu kavramlar neleri ve kimleri ifade ediyor? Türkiye'de star ya da rockstar diyebilecegin isimler var mi?
Türkiye'de starlik kavrami diye bir sey yok. 'Patlak star' ismi verilmis birçok ürün var. Ama hiçbiri yurtdisinda Madonna ya da Michael Jackson gibi bir konumda, bir durumda degil. Bir kere biraz starlik kavrami sanirim yasadigin hayatin da sansasyoneliyle beraber pesi sira geliyor. Çok normal bir yasamin varsa ve insanlarin yüzünde sadece mükemmeliyetçi bir tavrin varsa o starliga girmiyormus gibi geliyor. Bugün mesela Madonna'nin hayati da birçok çetrefilden geçmistir. Michael Jackson zaten sansasyonlarin adami. En büyük gözümde o ikisi idol olarak sayabilecegim, tarih olarak kalabilecek iki isimden örnekler veriyorum. Benim gözümde onlar stardir. Çünkü tarihe damgasini vurmustur. Starlik kavraminin olusmasi için harbiden tarihe damga vurman gerekiyor. Sadece kendi yerel ülke bazinda bir klonun içerisinde kalip süper zengin, süper ünlü bir hal alabilirsin; ama sadece aslinda bir komünün içerisindedir, dünya üzerinde ufacik bir seysindir. O kendi bünyende bir starliktir, kendini öyle görüyor da olabilirsin. Ama yasadigin bütün dünyaya mal edilmissen iste o zaman starsin. O da ne demek oluyor? Ömrü billah tek basina sokakta tek basina yürüyemeyecegin, hayatinin bittigi, hayatinin tükendigi anlamina geliyor. Herhangi bir bara gidip bar çikisi kameralara 'ah ah' muhabbeti yapamayacagin demektir. Mesela benim kendi çapimda 5-10 yillik mesafe içerisinde kendi evime kapanip tamamen oraya odaklanip, tabii evin koca bir kismi stüdyo olarak kalip müzikal hayat devam ediyor, öyle bir sey kurup öyle bir sey yapmak var. Adam ada satin aliyor, kendini dünyadan soyutlamak zorunda kaliyor. Yasami o hal aliyor. O adam, en büyük star; ama hayati bitmis. Hayatin bittigi zaman star olabilirsin. Böyle bir kavram bizim memlekette yok. Ama star gibi yasayan, rock'n roll gibi yasayan konusuna gelirsen tek örnegi var: Teoman. Rock'n roll o yasiyor. Biz sahnede daha sert, daha agresif, daha boyali, daha garip gözüküyor olabiliriz; ama ben onun kadar rock'n roll yasamiyorum. Dikkat ettigim birçok sey var. Onun kadar rahat degilim hayatta. O, çok her seyden soyutlamis kendini hayatta. Seviyorum onu, çok zeki bir adam.
KORSAN OLAYLARI
Korsana karsi degilim, olamam. Çok saçma. Dünyanin hiçbir yerinde Türkiye gibi korsan CD satip da dükkan açabilme hakkina sahip bir ülke yok. Burada korsan CD satan vergi levhali dükkan var. Böyle sistemin kendi içinde el-kol verdigi bir yerde ben televizyona çikip da 'Korsan satin almayin arkadaslar, yapmayin etmeyin' gibi bir saçmaliga girmem yani. Bunu söyleyecek olan ben degilim, ben kimseye yalvarmak zorunda degilim. Benim bir tek kaygim var. Bir tek seyden dolayi sikinti duyarim. Biri albümümü alip da *** olarak paylasmaya basladigi zaman o *** dolastikça, o indirimler gerçeklestikçe üzerinde muhtesem dijital hatalar olusuyor. Normalde bir sarkiyi yaptigin zaman o sarkinin mesela 4 dakikalik bir sarkinin 60 mb'lik bir kütlesi var. Sen onu ***'e indirdigin zaman o sana oluyor 6 mb bir sey. Ben mesela çabaliyorum stüdyoda hayvan gibi bir sound çikartiyim diye, 60 mb'lik bir sey üretiyorum orada. Sen onu küçük bir programla 5 mb'a indirip benim 55 mb'lik emegimi mahvediyorsun. Dinledigin sey çitirli mitirli, üzerinde bir sürü dijital hatali ve seni dinlerken tatmin edemeyecek kivamda bir sey. Benim takildigim tek nokta o. Çünkü ben ömrü hayatimda hiç, zaten internetle alakam olmadigi için, sarki indirmis degilim. Kuzenim, esim dostum bilgisayardan indiriyor. Indirip de evde dinledigimiz seyler beni dinlerken tatmin etmiyor. Çünkü bas frekanslari gidiyor, tiz frekanslari yükseliyor, üzerinde dijital hatalar var. Dinlerken bana herhangi bir lezzet katmiyor. Alabiliyorsam o albümü, param varsa aliyorum. Alamiyorum bir sonrakini bekliyorum, bu daha çok yabanci albümler için. Çünkü yabanci albümler günümüzde pahali. Herkes alabilecek diye bir sey yok. Benim tek kaygim kaybolan o 55 mb'la rezil bir sound dinleyip sonra herhangi bir yerde 'abi çok kötü olmus soundlari' diyebilmeye cüret edebilecek kisiler. Böyle bir sey demeye arkadasim hakkin yok. Çünkü bunun bu duruma gelmesinin sebeplerinden bir tanesi de hem internet, internetle beraber sizlersiniz. Siz böyle bir seye indirmeye karar verdiniz *** olarak. Bu sektörde bu sebeplerden dolayi patladi, geberdi, gitti. Benim belki de son stüdyoya girip de kayit yapabilme sansim bu. Belki bir sonrakini komple evde yapmak durumunda kalabilirim. Bu maNga için de geçerli, Ege için de geçerli, Çilekes için de geçerli, digerleri için de geçerli.
CROW
Sene 1994 Aralik. Film gösterime girdi. O döneme kadar sadece klasik müzikle alakadarim. Rock müzik nedir zerresini bilmiyorum. Filmin fragramini görüp gitmistim. Çok böyle o taraklarda bezim yoktu. Ama tabii lise çaglari, tiyatrocu olmak istiyorum. Sanatin böyle dallariyla ugrasmak istiyorum. Ailemle problemlerin arttigi, problem genç olmaya basladigim dönemler. Crow'u seyrettigim zaman sey oldu bana. Adam kararli, sevdigi bir sey için kararli bir vaziyette mezardan çikip geliyor. Neticede bunlar bir karga vesilesiyle ruhani bir durum kazaniyor. O ruhani durum, mistiklik, kararlilik hosuma gitti. Degismesine sebep oldu fikirlerimin. Gençlik döneminde kendine bir idol ararsin ya benim için o bir idol oldu. Özellikle o kararlilik biraz onun üzerine yapisti. Sonra soundtrack'i aldim. Ilk parça The Cure'un parçasi. Çok sert geldi bana. Bu ne dedim. Öyle ki soundtrack'te Panteralar falan var. Bir fenalar geldi bana, öyle ki bir müddet dinlemedim. Sonra o dönemin yazinda bisikletimi kullanirken walkman'le bisikleti onunla kullanirken baktim iyi bisikleti kullandiran bir albüm. Bu müzik, böyle adrenalin islere yariyor. Aslinda rock müzige geçisimi de saglayan bir sey oldu.
OKUL YILLARI
Okul döneminde de bu hiperaktiflik var miydi?
O zaman daha hiperaktiftim. Aynisiydi aslinda. Bir sey degismedi, sadece daha akillandim, o bir gerçek.
Idarenin mimledigi tiplerden miydin?
Tabii canim. Mesela bütün okul yukarida ayni kantin yemegini yerdi bizde. Bizim yukarida ögretmenlerin yedigi yere ayri masa kuruldu. Biz ögretmenlerin yaninda yiyecegiz, böylece yaramazlik yapamayacagiz diye. Okul tarihinde ilk ve tektir o. Ama biz bu sefer ögretmenlere bulasiyorduk. Çok giciklik yapiyorduk. Adamlara yalanci hizmet ediyorduk. 'Buyurun hocam, sandalyeniz', 'yemeginiz tuzsuz galiba, tuz dökeyim'. 'Oglum dökme', 'sizin için hocam, seviyorum sizi' vs. vs. O zaman Levent Kirca var, o ekmegi ortadan bölme kültürü. Çorba çikmis yapmazsak olmaz. Ekmegi böyle yerinden kesiyorduk, hocanin yaninda tam bir ekmegi ortadan bölüp çorbaya banmalar, uzun bardaklar alip suyun içine hafif yogurt katip raki muhabbeti yapmalar. Hocalar bir geliyor raki içiyoruz biz sözde, kafalar iyi olmus. Bardakta raki var resmen. 'Napiyorsunuz' diye azar isitmeler falan. 'Hocam yani artik bu dersler de bizde bir stres yaratti' falan. Yogurt katmisiz içine iste. Ama süper sizmisiz masada falan. Biz mimliydik yani. Mesela baskasinin yaptigi seylerde üzerimize ihale kalirdi. Ama Allah'tan esas olanlar bulunurdu da biz arada siyrilirdik. Ama bir sey oldugu zaman bizden bilinirdi. Yaramazdim, ders çalismadim, full kopya çektim. Kopyayla bes dönemde bitirdim okulu. Devamli yukarida spor salonunda top oynardim. Derslerden nefret ederdim. Devamli gürültü yaratirdim.
Ilgi gösterdigin bir ders var miydi?
Sevdigim hocanin dersinde çok fazla artistlik yapmamaya çalisirdim. Ama hani hem dersi sevmiyorum, hem hocayi sevmiyorum ona zindan ederdim dersi.
ANILAR
• Baska bir grupla çalarken zamaninda bir programa konuk olmustuk. Standart grup elemanlarini da taniyalim geyigi vardir ya böyle programda. Biz de böyle duruyoruz. Basinizdan geçen bir seyi anlatir misiniz, dediler. Biz gülmeye basladik. "Ooo, demek ki çok olay var" falan diyorlar. "Oooo... bir sürü, bir sürü" yaptik. "Bir tane anlatir misiniz" dediler. Kaldik öyle. Ömer o sirada daha çok gülüyordu, "sen anlat, senin aklina bir sey geldiyse" dedik. "Bir gün bir yere gidiyorduk, otobüs bozuldu, çok güldük" dedi.

Canli yayinda programdayiz, spikerler kaldi böyle. Devamli bir seylere gülüyoruz; ama kendi aptalliklarimiza gülüyoruz. Birbirimizle çok dalga geçiyoruz. Herkes birbirini kovuyor mesela grupta. Ben devamli Poyraz'i kovuyorum mesela. Poyrazlar devamli baska bir vokalist arama pesinde. Devamli böyle bir durumumuz var.
• Yazlikta herkes saat 12 oldugu zaman yukari çikiyordu. Biz asagida oturup Braveheart'in soundtrack'ini dinleyip, alkolün dozunu arttirip kiliçlari çekip kiyafetlerle denize atlardik Braveheart misali.
• Birçok arkadasimin fanzini vardi. Onlar dediler ki sen de bir seyler yaz. Yazamam dedim; ama yazarsin yazamazsin derken 'sizinle yazdiklarinizla dalga geçersem yazabilir miyim?' dedim. Tamam, dediler. Benim öyle bir yazi karakterim çikti. Hatta nickname'im de Hayko Yayin'di.

Bir paragraf okuyorsun; ama hiçbir sey yok o paragrafta. Öyle seyler yaziyordum. Öyle bir tarz olusturdum kendime. Hatta bir dergiye yazar olma teklifi geldi. 'Gözünüzü seviyim, yapmayin yazik' dedim. Ilk üç yazida bir seyler anlatmaya çalistim, düzgün cümleler kurmaya çalistim; ama elim öbürüne gidiyor. 'Lütfen bana yazdirmayin, beni serbest birakin, ben olmayayim bu isin içerisinde, benim olayim degil' dedim. 'Ya da bunu da illa yazacaksam hani o sayfa su an bos kaldiysa, sizi zora sokacaksam kendi yazdigim gibi yaziyim ve son yazim olsun, bitsin. Zaten onu görürseniz yazdirmazsiniz sizin de içiniz rahat eder' dedim. Neticede kendi bildigim gibi abuklar ve sabuklar üzerine yazi yazip zaten de bir daha telefon almadim.
• Bir dönem Migros'un kaset satis reyonunda çalistim. Orada üç iyi arkadas birlestik; Emrah, Ugur ve ben. Ugur, daha böyle rock müzigin özüne sahipti; böyle Led Zeppelin falan. Emrah da daha grunge, modern dönemi Silverchairlari, Pearl Jamleri bilen bir adamdi. Ben de hiç, klasik müzik alin bunu dinleyin diyen bir adamdim. Onlar vesilesiyle çok hizlandirilmis bir tura geçtim ben. Bir yanda böyle bir sürü bilgi birikimi, zaten bütün kasetler elimin altinda. Baktim Black Sabbath, Testament ortamina girmisim. Hatta Migros'ta yayin olarak bir keresinde Cannibal Corpse verdik. Çok fena oldu. Reklam kültüründe vardir ya marketlerde böyle pozitif seyler çalarken insanlar daha çok alisveris yapma arzusuyla dolar. Cannibal Corpse çalinca herhalde bir düsüs oldu, bizi postaladilar oradan.
GRUBUNA DAIR
Biz grup olarak devamli birbirimiz kovuyoruz. Onlar devamli baska bir vokalist ariyor. Bir de böyle bir sey var mi? Benim sarkilarimi kullanip baska vokalist ekrana koyacaklar. Her firsatta birbirimizi kovuyoruz. Onun haricinde sürekli bir basçi arayisimiz var. Mesela Yüxexes'in kulisine bizim eski basçi geldi. "Abi nerde kaldin? Giy kiyafetlerini çabuk" dedigimde Poyraz, bakakaldi. Umut, benim 10 senelik arkadasim. Grubun babasi. Birçok konuda grubu o toparliyor. Onun Poyrazla arasindaki geyik de sudur mesela; Poyraz 22 yasinda olup Umut 30 yasinda olunca, Umut simdi 'ay ay belim agriyor' dediginde Poyraz 'tabii abi yastan' diyor. Devamli bir yasli muamelesi var grubun gençleri tarafindan. Mesela 'Basim agriyor'diyor, 'abi tabii sesten' diyorlar. Devamli onunla o sekilde ugrasiyorlar. Öte yandan Murat da baba. Normalde Murat; ama Murat Baba oldugu dönemler var. Birden bire Murat Baba'ya dönüsüyor o. Çünkü Murat'in her seyle ilgili bilgisi var. Bayagi bir o da eve kapanip kafasini internet üzerinden bilgiyle doldurmus bir manyak o da. Hepimizin çok güzel oturmus materyalleri var. Onlarla didisiyorum böyle. Çok güzel ve de keyifli.
Konserden konsere giden bir grup degiliz. Istedigim de o zaten. Müzisyenle vokalist arasinda bag kopuk olursa arkandan kulis olusur. Bizim kulis yaptigimiz çok is oldu müzisyenler arasinda. Bizde kural seydir; sorunu olan sorununu anlatsin ki; çünkü mesela bir konu oluyor su konserler bitsin sonra konusurum dersin ben tam tersini düsünüyorum. Çünkü o konserler geçene kadar o mevzuyu sen konusmayip aklinda düsünürsen ya da baskalariyla paylasirsan bizim de o adama hata yapti diye bakis açimizda hatalar olusabilir. Gizli sakli sevmem, yalan sevmem. Grup içi kimse birbirine yalan söyleyemez. Yalani suratina vururum.
HAYKO ILE ILGILI NELER DEDILER?
UMUT
10 sene öncesine dayaniyor. Beraber barlarda, bir yerlerde çaldik. Ondan sonra Roxy'ye katildik Alt Geçit grubuyla. Orada Hayko, bize klavye çaldi. Sonra Mogollar'a roadielik yaptik. Hayko'nun hep devamli bir çalisma hali vardi, kendi parçalarini yapiyordu. Deneme yanilmalari, kayitlarinin ilk evrelerinde beraber çalistik. Sonra Hayko, Roxy'ye katildiginda yine Alt Geçit'ten bir baterist arkadasla çaldik. Ben, albümün ilk basinda yoktum. Teklif bile etmedi biraz isim gücüm vardi, biraz ben teklif etmis gibi oldum. Ondan beri beraber çaliyoruz. Hayko ile ben çalistigimi hissetmiyorum. Çok egleniyorum. Hayko bir de çok rahat birakiyorsun. O konuda çok açik biri.
MURAT
Hayko ile yaklasik iki sene oldu. Her sey bir telefonla basladi. Hayko, 'bak bakalim, begenecek misin? Eger begenirsen baslayalim abi' dedi. Ben de albümü çok begendim ve ondan sonra çalismaya basladik. Ilk profesyonel projem. Gerçekten çok zevkli zamanlar geçiriyoruz ve insallah da böyle devam edecek. Çok özgür oldugumuzu düsünüyorum sahnede. Su andaki gidisattan çok memnunum. Hepimiz dengesiziz, o da dengesiz. Böyle anlasiyoruz iste. Bu, aslinda bir anda açiklayabilecegim bir sey degil. Zaman zaman her sey degisiyor. Ama Hayko çok iyi bir dost bir kere. Çalistiginiz müzisyenlerle iyi anlasabiliyorsaniz, çok siki baglar kurabiliyorsaniz sinerji zaten bir sekilde ortaya çikiyor. Aksi takdirde sadece görev adami moduna geçiyorsunuz bu sizin çalismanizi da kesinlikle etkiliyor
POYRAZ
1 Mart 2006'dan beri Hayko ile çalisiyorum. Ilk Bursa konserinde beraber sahneye çiktik. Hayko ile çalismak çok zevkli. Öncelikle Hayko, benim için bir arkadas, dost ve agabey. Ama Hayko'yu müzikal açidan tatmin etmek çok zor; müzik konusunda çok dikkatli, çok hassas oldugu için. Aslinda zorlanmiyoruz; ama uyumu saglamak ilk basta benim için zordu. Artik bu uyumu sagladigimi düsünüyorum. Her sey daha iyiye dogru gidiyor.
EVRIM (Stüdyo Marsandiz)
Hayko ile çalismak çok iyi. Bir kere benim isimi de az da olsa biliyor. Frekans bilgisi oldugu için beni çok rahatlatan seyleri var. Bana getirdikleri çok absürd seyler degil ki öyle aranjör çok var. Tonlayamadigimiz, isin içinden çikamadigimiz çok is oluyor. Ama Hayko öyle degil. Hayko, stüdyoda agresiftir. Bir kere Hayko'nun normal solist istekleriyle pek bagdasmayan istekleri vardir. Türkiye'deki genel vokal anlayisinda bütün solistler yukarida tutuldugu için hep müzik altta kaldigi için tonmayster kendini gösteremez. Hayko'nun isinde bu tam tersi. Solisti direk asagi gömüyor ve rahat aslinda miks yapabiliyorsun. Bunun disinda arkadas hep alt sevdalisi. Hep baslar yogunlukta oldugu için biraz öyle ugrasiyoruz.
SINAN YENER
Bizim firmanin komsusu EMI. EMI'in genel müdürü Hakan Kursun, bize gelip menajerlik yapar misin diye sordu. Biz de pek beceremeyiz dedik. O zamanlar düsünmüyorduk böyle bir seyi. Devaminda bize menajerlik islerinden anladigini düsündügümüz bir arkadas katildi, onun ardindan Hayko ile çalisalim dedik ve öyle bir birliktelik dogdu. Fakat bir süre sonra Hayko ile tamamen ben ve Suat çalismaya basladik. Kendi içimizde bir görev dagilimimiz oldu. Ben daha teknik konulara bakiyorum. Suat da daha çok konserlerle ilgili olan seylere bakiyor. Hayko ile çalismak hem kolay hem de zor. Aslinda kolay yanini olusturan sey zor yanini da olusturuyor. Her seyden çok haberdar olmasi. Konsept olarak bir müzisyen olmasi. Ben mesela Hayko'nun tonmaysterligini yapiyorum. Isimi çok kolaylastiriyor. Ama diger taraftan zorlastiriyor da. Çünkü sürekli bir seyleri itiyoruz. Bunun olmasinin nedeni de her yerde bulmakta zorlanmamizdir. Belli seyleri optimumda kullaniyoruz. Kolay olmuyor istedigimiz sound'u yaratmak. Bizim aramizda bir de tiyatro vardir bunu yaparken. Çok güzel o konuda atisiriz. Bunlarin disinda Hayko ile kisisel çok güzel eglenirsiniz, çok güzel vakit geçirirsiniz.
SUAT OK
Temmuz 2005'ten beri Hayko ile çalisiyorum Sinan ile birlikte. Sinanla beraber farkli kariyerlerden gelen insanlariz. Ilk basladigimizda belli bir network'ümüz yoktu. Ama Sinanla beraber görev tanimlamalari, kurallar, süreler vs. gibi islere çok aliskin oldugumuz için çok fazla zorluk çekmedik. Bir proje kovalarken, Hakan Kursun'a bir seyler sunmak için gittigimizde bize Hayko'nun menajerligi teklif edildi, biz de kabul ettik. Bir süre sonra ne kadar dogru bir is yaptigimizi düsünüyorum. Çünkü çalismasi çok kolay bir sanatçi. Daha önce bir sanatçiyla çalismadim; ama sonrasinda çalistim ve çalisamadigim için bunu söyleyebiliyorum. Hayko ile basladik. Tabii ki ufak tefek anlasmazliklar ve karsilikli çelistigimiz noktalar oluyordu; ama bunlarin normal oldugunu düsünüyordum. Farkli projelerde çalismayi denedikten sonra Hayko'nun ne istedigini çok iyi bilen birisi oldugunu, her seyi planli bir sekilde yaptigini, özellikle bu camia içinde çok deneyimli oldugunu söyleyebiliyorum. Gergin saatlerimiz soundcheck saatlerimizdir. Sonrasini bilmiyorum; çünkü Hayko sahnede yalniz oluyor. Kendi içimizdeki baglarimiz çok güzeldir, keyiflidir. Stratejik olarak da Hayko ile bir seyleri paylasmak çok kolay. Çünkü müzik dünyasini, Türkiye'yi çok iyi taniyor, kendisine çok güveniyor. Git-gelleri hiç yok. Bir konuda karar verdigi zaman geriye dönüp bakmaz. Sadece isimizi yapiyoruz. Sorun çözmekle ugrasmaktan ziyade isin getirdigi gereklilikleri yapmak, önümüze çikan ufak tefek engelleri asmak bizim yaptigimiz seyler. Hayko ile çalismak bize de hem prestij olsun, hem is iliskileri bakimindan çok sey kazandirdi