Yalnız Mesajı Göster
Eski 05-25-2007, 12:59   #8 (permalink)
Üye Bilgileri
Majeure
AŞTI..
 
Majeure kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Oct 2006
Şehir : İstanbul
Mesaj: 27,811
Blog Başlıkları: 3
Rep Gücü: 7000
Rep Puanı : 216154
Rep Seviyesi: Majeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure RepstarMajeure Repstar
Varsayılan

Merhaba Sevgili,


Ataol Behramoğlu nun "Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şeyler var"mısrası ile başlayan, "Ve hayat sunulmuş bir armağandır insana" şeklinde biten şiirinin tümünü burada sana yazmam olanaklı görünmüyor. Ama zaman yaratıp okumanı salık veririm. "Değişmemelisin hiç bir şeyle, bir bardak içmenin mutluluğunu" diyor ara mısralardan birinde...


Daha da güzeli sen o sevdiğim sesinle bu şiiri oku ve ben yarı örtük kirpiklerimin ıslaklığında kumsala vuran dalga beyazı tadında sesini duyumsamaya çalışayım. Ne dersin? Hayatın insana sunulmuş bir armağan olduğunu kaçımız kabul ediyoruz? Evler ediniyor, en iyi şekilde içlerini döşüyor, bütçemiz elverdiği ölçüde en güzel mobilyalarla donatıyor, itina ile koruyoruz. Arabalar alıyoruz, yağına suyuna hiç aksatmadan bakıp, sigorta elzem deyip bir kenarında oluşan en ufacık bir çizikle dünyayı kaldırıyoruz ayağa. Ya, çok uzun sürdüğünü sandığımız hayatımız için ne yapıyoruz? Bize sunulan bu en değerli armağanı, yılları, yaşananları geri getiremeyeceğimizi bilebile nasılda hoyratça kullanıyoruz. Kendi hayatımızı hoyratça kullanmak bir yana, bu süreç içerisinde başka hayatları da hoyratça kullanma hakkı buluyoruz kendimize. Hele bir de karşımıza bu ya da şu şekilde çıkan bir başka kişinin hayatı size bağımlı kılınmışsa öyle bir parçalıyoruz ki; ama ne parçalama!!..

Kendi hayatımızı bize sunulan bir armağan olarak kabul etmeyi öğrenmediğimizden olsa, karşımızdakinin hayatının da onun en değerli armağanı olduğunu göz ardı ediyoruz. Benim, hayatımı bana sunulmuş bir armağan olarak kabul ettiği mi bilirsin. Kabul etmenin ötesinde hayatımı güzelliklerle, inceliklerle, sevecenliklerle donatmak yolunda çaba gösterdiğimi de bilirsin. Zaman zaman hayatımıza giren insanlar ve yaşadığımız kimi olaylar bu güzel gidişin önüne set çeker gibi olsalar da kederi de namusluca yaşadığı, yaşadım mı büyük yaşadığımı, girdim mi kavgaya bedenimle tutkumla girdiğimi, yaşadım mı yoğunluğuna yaşadığımı her şeyi bilirsin. Yaşamak; zor zanaat.....
Yaşadıkların söylediklerinle ,duyumsamalarınla, eylemlerinle bire bir örtüşecek. Bütün benliğin seslerle, ezgilerle dolarcasına balıklama dalacaksın hayatın içine. Kanın karışacak hayatın tüm dolaşımına. Böyle yaşadığında hayatını hiç bir şeyle değişmemeyi öğreniyorsun ve doğduğun gün sana sunulan bu armağanı ,ömür boyu paha biçilmez bir mücevher olarak korumayı başarıyorsun herkese ve her şeye rağmen. Yıllar boyu "yaşamak"serüvenin yorucu olsa da, bu yolda verdiğin emek değerli kılıyor hayatı. Bu nedenle, dost dediğini kucakladın mı sımsıkı kucaklıyor, Sevdin mi tüm benliğinle seviyorsun. Bu nedenden ana, arkadaş, sevgili, yoldaş, çocuk ve kardeş oluşun...

Şimdi soracaksın bana; tüm bu süreç içerisinde geri çekilmek durumunda kaldığın, tökezlediğin, sersemlediğin ve hatta yere düştüğün anların olmadı mı diye? Oldu elbette..... Ama inandığım şu ki; size sunulan hayat denilen bu değerli armağanı kim sizden daha fazla önemseyebilir? Ben mi ne yapıyorum? Karşımdaki insanın bana yapmış olduğu yanlışın hesabını, çetelesini tutmamayı öğrendim artık. Böyle bir durumda kaçmadan, bir yerlere sığınmadan içsel bir yolculuk yapıyorum. Benim doğrularımla karşımdakinin doğrularının kimi zaman örtüşmeye bileceği ihtimalini göz ardı etmeksizin soruyorum karşımdaki insana yapılan yanlışın nedenlerini. Bu kez karşımdakini bırakıyorum kendi iç yolculuğu ile baş başa. O yanlışını bulmuş, kabul etmiş, ya da hayırlamış, doğrulamış onun bileceği bir iş. İnsan ancak kendi iç hesaplaşmasında yalansız ve yalın olabilir ki bunun sonrasında kendini bir başkasına çırılçıplak sunabilsin ve cesaretle......

Yaşamım boyunca en büyük desteğim doğru kurgulanmış olan iç dünyam oldu. Bu nedenle olsa gerek dostum deyip de sımsıkı sarıldığım insanların gün gelip beni aynı sıcaklıkta kucaklıyor olmamalarının sebebini yine o dostlara bırakmam. Dostlar!!..... Onların bana sımsıkı sarılmak istememeleri, benim onlara sımsıkı sarılma isteğimi neden etkilesin ki? Ben birey olarak kendi davranış ve duyumsamalarımdan sorumlu isem bir dost bana sımsıkı sarılmaktan vazgeçti diye ben neden vazgeçeyim? Bir insan size yalan söyledi diye nasıl siz yalan söylemek durumunda değilseniz, ya da birisizi aldattı diye siz, sizi aldatan, örseleyen kişiye aynı şekilde yanıt vermek durumunda değilseniz bu da onun gibi, dostunuz sizi sımsıkı sarmıyor diye, siz bu sıcaklığı ondan esirgeyemezsiniz. Aslına bakarsan uygulanabilirliği kolay ama biz insan oğlu "yaşamak"ı içinden çıkılmaz bir hale getirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Zor gelmesi bu yüzden. "Yaşamak"ı bir savaş olarak algılayıp kısasa kısas yapmamız bu yüzden. Eğer sahici iseniz, eğer kendinizi hesapsız, çıkarsız, çırılçıplak sunmuşsanız, eğer duyumsamalarınızdan sorumluluk duyuyorsanız karşınızdakine kollarınızın hep açık durması en olağan durum. Ve bilmelisiniz ki siz birilerini her zaman kucaklama hakkına sahipsiniz. Kayıp söz konusu ise bırakın karşınızdaki üzülsün bu duruma. Çünkü siz kaybedilmeyecek kadar değerlisiniz kendiniz ve yaşamınıza giren bütün ötekiler için. Dostların kollarının sizi kucaklamaya kapalı olmasının nedenini ve sonrasını onlara bırakın.

İleriye baktığımda yaşanacak hayatın, yaşadıklarımdan daha az olduğunu biliyorum. Hayat bana kimi zaman acıları bal eylemeyi, kimi zaman inceliklerden güzelliklere doğru bir dantel işlemeyi, insanı olduğu gibi kabul etmeyi, yargılamamayı, örselememeyi, yanlışın çetelesini tutmamam gerektiğini öğretti.

Ve "YAŞAMAK"ı......

Ve sevgiyi......

Çıkarsız, hesapsız, yalansız, beyaz bir dilim ekmek kadar bereketli........

Hayat sana teşekkür ederim!!!!

En sahici yanımla sunduğum sevgi armağanlarıyla sevinçler iletiyorum gülüşlerine......

Hoşça kal,

Seni öperim,yüreğini de........

Majeure Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla